Âl-i İmrân Suresi 93. Ayette “Tevrat İndirilmeden Önce İsrail’in Kendisine Haram Kıldığı Şeyler Dışında Bütün Yiyecekler İsrailoğullarına Helaldi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir hükmün çok eski olması, onun başlangıçtan beri değişmeden var olduğu anlamına gelmez. Âl-i İmrân 93, dinî iddiaları yalnız gelenekle değil, tarih ve vahiy kaynaklarıyla da sınamaya çağırır.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 93. ayetinde şöyle buyrulur:
“Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in kendisine haram kıldıkları dışında bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. De ki: Eğer doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun.”
Bu ayet ilk bakışta yalnızca:
helal,
haram,
yiyecekler
hakkında bir hüküm gibi görünebilir.
Fakat arka planında çok daha büyük bir tartışma vardır:
Dinî hükümler tarih boyunca hep aynı ayrıntılarla mı var olmuştur?
Kur’an’ın cevabı:
Hayır.
Temel tevhid ve Allah’a teslimiyet çizgisi ortak olabilir;
ancak şeriatların bazı ayrıntıları tarih içinde farklılaşabilir.
Âl-i İmrân 93 bu gerçeği özellikle yiyecek hükümleri üzerinden ortaya koyar.
Ayet aynı zamanda çok önemli bir yöntem öğretir:
Bir dinî iddia ortaya atıldığında:
“Kaynağını getirin ve okuyun.”
Başka bir ifadeyle:
Gelenek ile vahyi birbirine karıştırmayın.
“Bütün Yiyecekler İsrailoğullarına Helaldi” Ne Demektir
Ayet:
“kullu’t-ta‘âmi kâne hillen li-benî İsrâîl”
ifadesini kullanır.
Yani:
“Bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi.”
Buradaki ifade, sonraki dönemde ortaya çıkan bazı yiyecek yasaklarının:
başlangıçtan beri aynı biçimde var olmadığını
göstermektedir.
Dolayısıyla Kur’an:
dinî hukuk tarihinin değişmez ayrıntılardan oluşmadığını
hatırlatır.
“İsrail” Kimdir
Buradaki İsrail, İslam geleneğinde ve genel İbrahimî gelenekte:
Hz. Yakub
olarak anlaşılır.
Hz. Yakub:
Hz. İshak’ın oğlu,
Hz. İbrahim’in torunudur.
Onun soyundan gelen topluluklar:
Benî İsrail — İsrailoğulları
olarak adlandırılır.
Dolayısıyla ayetteki:
“İsrail’in kendisine haram kıldığı”
ifadesi Hz. Yakub’la ilişkilidir.
Hz. Yakub Kendisine Neyi Haram Kılmıştı
Kur’an bunu açıkça belirtmez.
Bu nokta çok önemlidir.
Klasik tefsirlerde:
deve eti,
deve sütü
veya belirli bazı yiyeceklerle ilgili rivayetler aktarılmıştır.
Bazı rivayetlerde Hz. Yakub’un yaşadığı bir rahatsızlık nedeniyle belirli bir yiyeceği kendisine yasakladığı anlatılır.
Ancak bunlar:
Kur’an ayetinin açıkça söylediği ayrıntılar değildir.
Bu nedenle kesin biçimde:
“Ayet kesin olarak şu yiyeceği kastediyor.”
demek yerine rivayet ile ayetin açık ifadesini birbirinden ayırmak daha doğrudur.
“Kendisine Haram Kıldı” Allah’ın Haram Kılmasıyla Aynı Şey midir
Hayır.
Ayet özellikle:
“İsrail’in kendisine haram kıldığı”
der.
Bu ifade:
kişisel bir kaçınma,
bir adak,
sağlık veya başka bir sebeple kendisine koyduğu sınırlama
olarak yorumlanmıştır.
Burada önemli ayrım şudur:
Bir insanın:
“Ben bunu yemeyeceğim.”
demesiyle;
Allah’ın:
“Bu bütün topluma haramdır.”
hükmü aynı şey değildir.
Dinî hukuk açısından bu ayrım son derece önemlidir.
Tevrat İndirilmeden Önce Denmesi Neden Önemlidir
Çünkü ayet tarihsel bir sınır koymaktadır:
“Tevrat indirilmeden önce…”
Bu şu anlama gelir:
Tevrat’la birlikte ortaya çıkan bazı yiyecek hükümlerini:
Hz. İbrahim dönemine,
hatta daha önceki bütün peygamberlere
otomatik biçimde taşımak doğru olmayabilir.
Kur’an burada adeta:
kronolojik bir delil
kullanır.
Bir hükmün hangi dönemde geldiği önemlidir.
Bu Ayetin Hz. İbrahim Tartışmasıyla İlişkisi Nedir
Âl-i İmrân’ın önceki ayetlerinde Hz. İbrahim’in:
Yahudi veya Hristiyan olarak tanımlanamayacağı
vurgulanmıştı.
Çünkü:
Tevrat da,
İncil de
ondan sonra indirilmişti.
- ayet aynı mantığı yiyecek yasalarına uygular.
Yani:
“Tevrat’taki sonraki hükümleri İbrahim’in dininin başlangıçtan beri değişmez parçası gibi gösteremezsiniz.”
Bu, tarihsel anakronizme karşı güçlü bir uyarıdır.
Kur’an Burada Yahudiliğin Bütün Yiyecek Hükümlerini Reddediyor mu
Hayır.
Ayetin söylediği şey:
bu hükümlerin hiçbir zaman bulunmadığı
değildir.
Tam tersine:
Tevrat sonrası dönemde belirli yasakların bulunduğunu
kabul eden bir yapı vardır.
Mesele şudur:
Bu yasakların:
başlangıçtan beri,
bütün peygamberler için,
değişmeden geçerli olduğu
iddiası sorgulanmaktadır.
Yani ayet:
varlığı değil, tarihsel başlangıcı
tartışır.
Şeriat Hükümleri Peygamberden Peygambere Değişebilir mi
Kur’an’ın genel yaklaşımında evet.
Temel inanç:
Allah’ın birliği,
kulluk,
adalet,
ahlaki sorumluluk
gibi esaslarda büyük süreklilik vardır.
Fakat:
yiyecekler,
ibadet ayrıntıları,
hukuki düzenlemeler
konusunda farklı peygamberlerin şeriatlarında farklılıklar bulunabilir.
Bu yüzden:
dinî hakikatin birliği
ile
bütün hukuk ayrıntılarının aynı olması
aynı şey değildir.
Bir Şey Bir Dönemde Helal, Başka Bir Dönemde Haram Olabilir mi
Vahiy perspektifinden evet.
Allah farklı dönemlerde farklı topluluklara:
farklı hukuk düzenlemeleri
verebilir.
Bu durum:
Allah’ın bilgisinin değişmesi
anlamına gelmez.
Daha çok:
farklı toplumların,
farklı şartların,
farklı ilahî amaçların
gerektirdiği hükümler olarak anlaşılır.
Tıpkı bir doktorun farklı hastalara farklı tedavi uygulaması gibi:
ilkenin kaynağı aynı olabilir;
uygulama farklılaşabilir.
Helal ve Haram Hükümleri Keyfî midir
Kur’an açısından hayır.
Hükmün nihai sahibi Allah’tır.
İnsan her hükmün bütün hikmetini:
tam olarak bilemeyebilir.
Bazı yasaklarda:
sağlık,
disiplin,
kimlik,
imtihan,
ahlaki eğitim
gibi hikmetler bulunabilir.
Ancak bu ayetin temel konusu:
neden bazı yiyeceklerin yasaklandığını açıklamak değil; bu yasakların tarihsel başlangıcına ilişkin yanlış iddiayı düzeltmektir.

İsrailoğullarına Sonradan Bazı Yiyeceklerin Haram Kılınmasının Sebebi Neydi
Kur’an’ın başka ayetlerinde İsrailoğullarına bazı iyi şeylerin:
yaptıkları haksızlıklar ve birtakım davranışları nedeniyle
yasaklandığına ilişkin açıklamalar bulunur.
Dolayısıyla bazı hükümler:
sadece beslenme tercihi
değil;
aynı zamanda:
ahlaki ve tarihsel bir sürecin
parçası olarak sunulabilir.
Fakat Âl-i İmrân 93’ün kendisi bu ayrıntıyı anlatmaz.
Burada ana vurgu:
Tevrat öncesi dönemde genel helallik
üzerindedir.

“Tevrat’ı Getirin” Meydan Okuması Ne Anlama Gelir
Ayet:
“fe’tû bi’t-Tevrâti”
der.
Yani:
“Tevrat’ı getirin.”
Bu son derece güçlü bir yöntemdir.
Kur’an:
“Ben söylüyorum, kabul edin.”
demekle yetinmez.
Karşı tarafın dayandığı metne yöneltir:
Kaynağınızı ortaya koyun.
Bu yaklaşım bize:
dinî tartışmada iddianın:
delille desteklenmesi
gerektiğini öğretir.

“Onu Okuyun” İfadesi Neden Özellikle Vurgulanıyor
Ayet:
“fe’tlûhâ”
yani:
“Onu okuyun.”
der.
Bu çok önemli bir ayrıntıdır.
Çünkü bazen insanlar:
bir kitabın ne söylediğini değil,
o kitabın ne söylediğini sandıklarını
savunurlar.
Nesiller boyunca tekrar edilen bir yorum:
zamanla kutsal metnin kendisi
gibi algılanabilir.
Ayet ise:
metne dönün
der.
Bu, kaynak eleştirisinin çok temel bir biçimidir.

“Eğer Doğru Söylüyorsanız” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet:
“in kuntum sâdikîn”
ifadesiyle sona erer.
Yani:
“Eğer doğru söylüyorsanız.”
Burada iddia ile delil arasında bağlantı kurulmaktadır.
Bir insan:
“Din bunu söylüyor.”
diyorsa;
soru şudur:
Nerede söylüyor?
Bu yaklaşım dinî konuşmalarda çok önemlidir.
Çünkü Allah adına hüküm vermek:
çok ağır bir sorumluluktur.

Gelenek ile Vahiy Birbirine Nasıl Karışabilir
Bir davranış yüzlerce yıl tekrarlandığında insanlar onu:
“Allah’ın başlangıçtan beri emri”
sanabilir.
Oysa başlangıçta:
kültürel alışkanlık,
kişisel tercih,
alim yorumu,
tarihsel uygulama
olabilir.
Zamanla kaynak unutulur.
Sadece uygulama kalır.
Sonra uygulama:
ilahî hüküm
gibi görülür.
Âl-i İmrân 93 bu tehlikeye karşı şu soruyu öğretir:
“Bunun gerçekten vahiydeki kaynağı nedir?”

Bu Ayetin Mesajı Müslümanlara da Uygulanabilir mi
Elbette.
Ayetin tarihsel bağlamı İsrailoğullarıyla ilgili olabilir.
Ama yöntem evrenseldir.
Müslüman toplumlarda da bazen:
gelenek,
mezhep yorumu,
yerel kültür,
aile alışkanlığı
doğrudan:
“Allah’ın kesin emri”
gibi sunulabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken şey şudur:
Kur’an başka şeydir.
Sahih sünnet başka bir delil seviyesidir.
Fıkıh yorumu başka şeydir.
Gelenek başka şeydir.
Bunları birbirine karıştırmamak:
dine saygının bir gereğidir.

Bir Şeyi “Haram” İlan Etmek Neden Çok Ciddi Bir İddiadır
Çünkü “haram” demek:
Allah’ın:
“Bunu yapmayın.”
hükmünü O’na nispet etmek anlamına gelir.
Bu nedenle kişisel olarak sevmediğimiz bir şeyi:
“Haramdır.”
diye ilan etmek doğru değildir.
Bir şey:
sağlıksız olabilir.
Zararlı olabilir.
Kültürel olarak uygun görülmeyebilir.
Kişisel olarak tercih edilmeyebilir.
Ama bunların hiçbiri otomatik biçimde:
dinî haram
anlamına gelmez.
Helal-haram dili:
delil ve sorumluluk gerektirir.

Âl-i İmrân 92 ve 93 Arasında Nasıl Bir Geçiş Vardır
- ayette:
sevdiğimiz şeylerden infak etmedikçe birre ulaşamayacağımız
anlatılmıştı.
- ayette konu:
yiyeceklerin helal ve haramlığına
geçer.
İlk bakışta iki konu ilgisiz görünebilir.
Fakat her ikisinin merkezinde:
mal ve nimetlerle ilişki
vardır.
Birinde:
sahip olduğumuz nimeti paylaşma ahlakı.
Diğerinde:
hangi nimetlerin ilahî olarak helal veya haram sayıldığı.
Böylece Kur’an:
nimet üzerinde hem:
ahlaki sorumluluğu
hem de:
hüküm koyma yetkisinin sınırını
öğretir.

İnandığımız Bir Dinî Hükmün Gerçekten Allah’tan Geldiğini mi Biliyoruz, Yoksa Yıllardır Öyle Söylendiği İçin mi Doğru Kabul Ediyoruz
Âl-i İmrân 93’ün bugünün insanına yönelttiği en güçlü sorulardan biri budur.
İnsanların büyük bölümü dinlerini:
sıfırdan araştırarak
öğrenmez.
Aileden duyar.
Çevreden öğrenir.
Bir hocadan dinler.
Bir kitapta okur.
Bir gelenek içinde büyür.
Bu son derece doğaldır.
Ama burada bir tehlike vardır:
Kaynak ile aktarım birbirine karışabilir.
Bir gün biri:
“Dinimizde kesinlikle böyledir.”
der.
On yıl sonra başka biri bunu tekrar eder.
Yüz yıl sonra:
kimse ilk sözü kimin söylediğini
hatırlamaz.
Ve sonunda:
insan sözü,
Allah’ın sözüymüş
gibi algılanabilir.
Âl-i İmrân 93 tam burada çok cesur bir yöntem öğretir:
“Tevrat’ı getirin ve okuyun.”
Yani:
iddia varsa:
kaynağa dön.
Bu ilke yalnız Tevrat için değil;
düşünce hayatının tamamı için önemlidir.
Bir hadis aktarıldığında:
Gerçekten hadis mi?
Bir ayet söylendiğinde:
Gerçekten ayette öyle mi yazıyor?
Bir alim adına söz aktarıldığında:
Gerçekten o mu söyledi?
Bir hüküm:
farz mı,
haram mı,
mekruh mu,
yorum mu,
gelenek mi?
Bunları ayırmak:
dini zayıflatmaz.
Tam tersine:
dini insan eklemelerinden korur.
Belki insanın din karşısındaki en büyük dürüstlüklerinden biri:
“Bilmiyorum.”
diyebilmektir.
Çünkü bilmediğimiz bir şeyi:
Allah’a nispet etmektense;
araştırmak,
kaynağı görmek,
emin olduktan sonra konuşmak
çok daha güvenlidir.
Âl-i İmrân 93 bu nedenle yalnız eski bir yiyecek tartışmasını anlatmaz.
Bize bilgi ahlakı öğretir:
İddia etmeden önce kontrol et.
Gelenekle vahyi ayır.
Tarihsel sıralamayı dikkate al.
Allah adına konuşuyorsan delilini bil.
Ve belki ayetin bize bıraktığı en zor soru şudur:
Bugün “Allah böyle emretti” dediğimiz şeylerin kaçını gerçekten kaynağından kontrol ettik, kaçını yalnız başkalarından duyduğumuz için tekrar ediyoruz?
“Dinî sadakat, duyduğumuz her sözü kutsallaştırmak değil, Allah’a ait olanla insan yorumunu dürüstçe ayırabilmektir. Âl-i İmrân 93, inancı kör tekrarın değil, kaynağa dönme cesaretinin de koruduğunu öğretir.”
Ersan Karavelioğlu