Âl-i İmrân Suresi 104. Ayette “İçinizden Hayra Çağıran, İyiliği Emreden ve Kötülükten Sakındıran Bir Topluluk Bulunsun; İşte Kurtuluşa Erenler Onlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir toplum yalnız kötülük yapmadığı için değil, iyiliğin yaşaması ve kötülüğün yayılmaması için sorumluluk aldığı ölçüde ahlaki bir toplum olur. Âl-i İmrân 104, iyiliği sadece bireysel bir tercih olmaktan çıkarıp ortak bir sorumluluğa dönüştürür.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 104. ayetinde şöyle buyrulur:
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”
Bu ayet, 103. ayetteki:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanmayın.”
emrinin hemen ardından gelir.
Bu sıralama son derece anlamlıdır.
- ayet:
birliği
kurmuştu.
- ayet ise bu birliğin ne için kullanılacağını gösterir:
Hayrı çoğaltmak.
İyiliği savunmak.
Kötülüğün yayılmasını engellemek.
Çünkü birlik tek başına yeterli değildir.
Bir toplum son derece birlik içinde olabilir ama:
zulüm,
yalan,
baskı
üzerinde birleşmiş olabilir.
Kur’an’ın istediği birlik:
hak ve hayır üzerinde birleşen toplumdur.
“İçinizden Bir Topluluk Bulunsun” Ne Demektir
Ayette:
“ve’l-tekün minkum ümmetun”
ifadesi kullanılır.
Yani:
“İçinizden bir topluluk bulunsun.”
Buradaki “ümmet” kelimesi:
belirli bir amaç çevresinde birleşmiş topluluk
anlamına gelebilir.
Bu ifade, iyiliğe çağırma sorumluluğunun:
örgütlü,
bilinçli,
süreklilik taşıyan
bir toplumsal görev olduğunu düşündürür.
Yani iyilik:
sadece rastgele bireysel davranışlara
bırakılmaz.
Bu Görev Her Müslümana mı, Yoksa Belirli Bir Gruba mı Aittir
Bu konu klasik İslam düşüncesinde tartışılmıştır.
Bazı yorumcular ayetteki:
“içinizden bir topluluk”
ifadesini, bu görevin özellikle eğitimli ve yeterli kişiler tarafından yürütülmesi gereken toplumsal bir sorumluluk olarak anlamıştır.
Bunun yanında her Müslümanın:
gücü,
bilgisi,
şartları
ölçüsünde iyiliği destekleme ve kötülükten uzak durma sorumluluğu da vardır.
Yani:
özel görevli bir topluluk bulunabilir;
ama ahlaki sorumluluk bütünüyle diğer insanların üzerinden kalkmaz.
“Hayra Çağırmak” Ne Demektir
Ayette:
“yed‘ûne ile’l-hayr”
denir.
Yani:
“Hayra çağırırlar.”
“Hayr”:
iyilik,
doğruluk,
fayda,
Allah’ın razı olduğu güzel şeyler
gibi geniş anlamlara sahiptir.
Bu nedenle hayra çağırmak sadece:
namaza çağırmak
değildir.
Adalete,
merhamete,
dürüstlüğe,
bilgiye,
yardımlaşmaya,
barışa
çağırmak da bunun kapsamına girebilir.
Hayra Çağırmak ile “İyiliği Emretmek” Aynı Şey midir
Yakın kavramlardır ama aralarında anlam farkı düşünülebilir.
Hayra çağırmak daha geniş bir yönlendirme olabilir.
İnsanlara:
iyiliğin yolunu,
hakikati,
doğru hayatı
göstermektir.
İyiliği emretmek ise toplumda bilinen ve tanınan doğru davranışların:
aktif biçimde desteklenmesi
anlamını taşır.
Biri:
genel davet,
diğeri:
ahlaki davranışın korunması
gibi düşünülebilir.
“Ma‘rûf” Ne Demektir
Ayette:
“ye’murûne bi’l-ma‘rûf”
ifadesi vardır.
“Ma‘rûf” kelimesi:
tanınan,
iyi olduğu bilinen,
akıl ve vahiy tarafından güzel görülen
davranışları ifade eder.
Örneğin:
adalet,
dürüstlük,
emanete sadakat,
ana babaya iyilik,
muhtaca yardım
ma‘rûf kapsamına girer.
Ma‘rûf yalnız kültürel alışkanlık değildir.
Bir şey toplumda yaygın diye otomatik olarak ma‘rûf olmaz.
Ahlaki doğruluk ölçüsü gerekir.
“Münker” Ne Demektir
“Münker”:
reddedilen,
çirkin görülen,
ahlaken ve dinen yanlış kabul edilen
davranış anlamına gelir.
Zulüm,
aldatma,
haksızlık,
yalan,
emanete ihanet
gibi davranışlar buna örnek olabilir.
Kelimenin kökünde:
tanınmayan,
yabancı,
reddedilen
anlamı vardır.
Yani sağlıklı vicdan ve vahiy açısından:
yadırganması gereken kötülük
kastedilir.
“Kötülükten Sakındırmak” İnsanların Hayatına Karışmak mıdır
Bu görev sınırsız biçimde:
herkesin özel hayatını kontrol etmek
anlamına gelmez.
Burada:
bilgi,
hikmet,
yetki,
ölçü
çok önemlidir.
İnsanların mahremiyetini ihlal etmek,
sürekli kusur aramak,
dedektif gibi günah takip etmek
Kur’an’ın ahlakıyla bağdaşmaz.
Kötülükten sakındırmak:
gerçek ve açık kötülük karşısında:
hikmetli sorumluluk
almaktır.
İyiliği Emretmek Zor Kullanmak Anlamına Gelir mi
Hayır.
“Emretmek” kelimesi her durumda:
fiziksel zor
anlamına gelmez.
Nasihat,
uyarı,
eğitim,
toplumsal düzenleme,
hukuki sorumluluk
gibi farklı biçimleri olabilir.
Kimin:
hangi kötülüğe,
hangi yetkiyle,
nasıl müdahale edeceği
ayrı bir meseledir.
Bireysel insanın kendi kendine:
sınırsız zor kullanma yetkisi
olduğu sonucu çıkarılamaz.
İyiliği Emretmeden Önce İnsan Kendisinin İyi Olması Gerekmez mi
İnsan elbette kendi davranışını düzeltmeye çalışmalıdır.
Başkalarına:
dürüstlük
öğütleyip kendisi sürekli yalan söyleyen kişinin sözü etkisini kaybeder.
Fakat:
“Ben mükemmel değilim, o hâlde hiçbir doğruyu söylemeyeyim.”
demek de doğru değildir.
İnsan hem:
kendini düzeltmeli
hem de:
bildiği doğruyu uygun biçimde savunmalıdır.
Asıl problem:
başkasını düzeltirken kendi yanlışını hiç görmemektir.
Bir İnsan Bilmediği Konuda “İyiliği Emredebilir” mi
Bu çok tehlikeli olabilir.
Çünkü kişi:
aslında helal olanı haram,
caiz olanı yasak,
yorum olanı kesin din hükmü
gibi sunabilir.
Bu nedenle iyiliğe çağırmanın ön şartlarından biri:
bilgidir.
Bilmeden yapılan dinî müdahale:
iyilik yapmak isterken
kötülük üretebilir.
Bu ayet:
ahlaki cesaret kadar
ilim sorumluluğu
da gerektirir.

İyiliğe Çağırırken Üslup Önemli midir
Evet.
Doğru söz:
yanlış üslupla
etkisizleşebilir.
İnsanları:
aşağılayarak,
hakaret ederek,
küçümseyerek
iyiliğe çağırmak bazen tam tersine onları uzaklaştırabilir.
Kur’an’ın başka ayetlerinde:
hikmet,
güzel öğüt,
en güzel şekilde tartışma
ilkeleri vardır.
Dolayısıyla amaç doğru diye:
her yöntem doğru olmaz.

İyiliği Emretmek Sadece Dinî İbadetlerle mi İlgilidir
Hayır.
Toplumdaki:
rüşvet,
yolsuzluk,
aile içi şiddet,
adaletsizlik,
yoksulun hakkının yenmesi,
çevreye zarar verilmesi
gibi meseleler de ahlaki sorumluluk alanıdır.
Bir toplum yalnız insanların:
ibadet ayrıntılarını
denetleyip;
büyük adaletsizlikleri görmezden geliyorsa:
ma‘rûf ve münker kavramlarını
daraltmış olabilir.

Kötülüğe Sessiz Kalmak Onu Güçlendirebilir mi
Evet.
Kötülük bazen sadece:
kötü insanların gücüyle
değil;
iyi insanların sessizliğiyle
de büyüyebilir.
Bir yerde herkes:
“Beni ilgilendirmez.”
derse;
zulmeden kişi daha rahat hareket eder.
Bu nedenle ayet:
ahlakı sadece bireysel temizlik olarak görmez.
Toplumsal sorumluluk
ister.

Her Gördüğümüz Yanlışa Müdahale Etmeli miyiz
Her durumda aynı yöntemle değil.
Bazen doğrudan konuşmak gerekir.
Bazen ilgili kuruma bildirmek gerekir.
Bazen özel bir nasihat daha doğrudur.
Bazen müdahale daha büyük zarar doğurabilir.
Bu nedenle İslam hukukunda:
sonuç,
yetki,
imkân,
zarar ihtimali
gibi konular üzerinde düşünülmüştür.
İyiliği emretmek:
düşünmeden tepki vermek
değildir.

Devletin “İyiliği Emretme” Görevi Var mıdır
Toplum düzenini sağlayan kamu otoritesinin:
adaleti koruma,
suçu önleme,
hakları savunma
sorumluluğu vardır.
Ancak din adına devlet gücünün kullanımı:
adalet,
hukuk,
temel haklar,
yetkinin sınırı
gibi ciddi meseleler doğurur.
Bu ayeti:
sınırsız devlet müdahalesinin
tek başına gerekçesi olarak kullanmak doğru değildir.
Ayetin temel amacı:
ahlaki toplum sorumluluğu
oluşturmaktır.

“İşte Onlar Kurtuluşa Erenlerdir” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“ve ulâike humu’l-muflihûn”
denir.
“Felâh”:
başarı,
kurtuluş,
esenlik,
amacına ulaşma
anlamlarını taşır.
Kur’an’ın başarı tanımı:
yalnız bireysel servet veya güç değildir.
İyiliği:
koruyan,
çoğaltan,
başkalarına taşıyan
bir toplum gerçek anlamda:
felâha
yaklaşır.

Neden Kurtuluş Sadece Kendi İyiliğimizle Değil, Başkalarının İyiliğiyle de İlişkilendiriliyor
Çünkü insan toplum içinde yaşar.
Bir kişi:
çok iyi olabilir.
Ama yaşadığı toplum:
zulüm,
yolsuzluk,
şiddet
içinde çöküyorsa;
o kötülük eninde sonunda herkesi etkileyebilir.
Bu nedenle Kur’an:
“Ben kendim iyiyim, gerisi beni ilgilendirmez.”
ahlakını yeterli görmez.
Gerçek sorumluluk:
iyiliğin toplumsal olarak da yaşamasını
önemsemektir.

103 ve 104. Ayetler Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Toplum Modeli Ortaya Çıkar
- ayet:
Birlik olun.
der.
- ayet:
Hayra çağırın.
der.
Bu sıra çok önemlidir.
Birlik var ama hayır yoksa:
toplum yanlışta birleşebilir.
Hayır çağrısı var ama birlik yoksa:
her grup kendi hakikatini dayatıp parçalanabilir.
Kur’an’ın modeli:
Allah’ın ipinde birlik + iyiliğin aktif biçimde korunmasıdır.
Yani hem:
ortak merkez,
hem:
ahlaki hareket
vardır.

Biz Kötülüğü Gerçekten Azaltmaya mı Çalışıyoruz, Yoksa Sadece Başkalarının Hatalarını Görerek Kendimizi Daha İyi mi Hissediyoruz
Âl-i İmrân 104’ün insanın önüne koyduğu en zor sorulardan biri budur.
İnsan başkasının hatasını görmekte:
çok başarılı
olabilir.
Kim yanlış giyiniyor?
Kim yanlış konuşuyor?
Kim hangi ibadeti eksik yapıyor?
Kim hangi günahı işliyor?
Bunları konuşmak bazen insana:
ahlaki üstünlük hissi
verebilir.
Ama ayet:
dedikodu edin
demiyor.
Hayra çağırın.
diyor.
İyiliği:
çoğaltın.
Kötülüğü:
azaltın.
Bu ikisi arasında büyük fark vardır.
Bir insanın hatasını:
yüz kişinin önünde yaymak
onu düzeltmeyebilir.
Hatta daha büyük bir kötülük doğurabilir.
Ama özel olarak:
merhametle,
doğru bilgiyle,
uygun zamanda
konuşmak değişim sağlayabilir.
Dolayısıyla gerçek soru:
Ben bu kötülüğü gerçekten ortadan kaldırmak mı istiyorum, yoksa onu konuşmaktan hoşlanıyor muyum?
Bazen insanlar:
kötülüğe karşı olduklarını söylerken
aslında kötülüğün hikâyesini:
sürekli yayarlar.
Bir skandalı:
ahlaki ders için değil,
merak ve dedikodu için
paylaşırlar.
Bu durumda amaç:
ıslah
olmaktan çıkabilir.
Âl-i İmrân 104 ise çok daha ağır bir sorumluluk verir:
İyiliğin:
yaşaması
için çalış.
Kötülüğün:
yayılması
için değil;
azalması için çalış.
İnsanları:
utandırmak değil,
düzeltmek
amaç olsun.
Ve bu sorumluluğu yerine getirirken:
kendini de unutma.
Çünkü başkasına:
“Doğru ol.”
derken kendi hayatımızdaki yalanı görmüyorsak;
başkasına:
“Adaletli ol.”
derken kendi çıkarımızda adaleti bozuyorsak;
iyiliği emretme görevini:
başkalarını denetleme aracına
dönüştürmüş olabiliriz.
Belki ayetin bize bıraktığı en ağır soru şudur:
İnsanları gerçekten hayra mı çağırıyoruz, yoksa din ve ahlak dilini kullanarak başkalarının üzerinde üstünlük kurmaya mı çalışıyoruz?
“İyiliği emretmek, insanları kontrol etmek değil, iyiliğin yaşamasına hizmet etmektir. Âl-i İmrân 104, mümine başkalarının kusurlarını avlamayı değil, bilgi, hikmet ve merhametle hayrı çoğaltmayı ve kötülüğü azaltmayı sorumluluk olarak yükler.”
Ersan Karavelioğlu