Abese Suresi 36. Ayette “Eşinden Ve Çocuklarından Kaçar” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Kıyamet Gününde İnsanın En Çok Sevdiği Eşi İle Çocuklarından Bile Uzaklaşması Neden Anlatılır
“Abese Suresi’nin otuz altıncı ayeti, kıyamet günündeki yalnızlığı insanın en derin iki bağı üzerinden anlatır: eşi ve çocukları. Dünyada insan çoğu zaman hayatını onlar için kurar, onları korumak için çalışır ve onların acısını kendi acısı gibi hisseder. Fakat hesap gününde sevginin değeri yok olmaz; yalnızca hiçbir sevginin insanın kendi sorumluluğunu onun yerine taşıyamayacağı ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu
Abese Suresi 36. Ayet Ne Söyler
Abese Suresi’nin 36. ayetinde:
“Ve sâhibetihî ve benîh.”
buyrulur.
Bu ifade genel olarak:
“Eşinden ve çocuklarından da.”
şeklinde tercüme edilir.
Ayet, 34. ayette başlayan kaçış sahnesinin devamıdır.
İnsan:
kardeşinden,
annesinden,
babasından,
ardından:
eşinden ve çocuklarından
uzaklaşacaktır.
Böylece insanın en yakın aile halkasının neredeyse tamamı sıralanmış olur.
“Sâhibetihî” Kelimesi Ne Anlama Gelir
“Sâhibetihî” kelimesi bağlam içerisinde:
eşi, hayat arkadaşı
anlamında anlaşılır.
Klasik meallerde çoğunlukla:
“eşi” veya “karısı”
şeklinde çevrilmiştir.
Kelimenin kökünde:
birlikte bulunma ve yakınlık
anlamı vardır.
Bu da eş ilişkisinin yalnız biyolojik veya hukuki değil:
hayatın paylaşılmasıyla oluşan yakınlığını
düşündürür.
“Benîh” Ne Anlama Gelir
“Benîh” kelimesi kelime olarak:
oğulları
anlamına gelir.
Ancak ayetin genel mesajı aile bağlarını anlattığı için Türkçe meallerde çoğu zaman:
“çocukları”
şeklinde daha kapsayıcı biçimde aktarılır.
Buradaki vurgu:
insanın kendi neslinden gelen en yakınlarının
bile kıyamet gününde onun bireysel hesabını ortadan kaldıramayacağıdır.
Neden Eş Ve Çocuklar En Son Anılmıştır
Metin bunun gerekçesini açıkça söylemez.
Fakat sıralamanın duygusal yoğunluğunun giderek arttığı düşünülebilir:
Kardeş.
Anne.
Baba.
Eş.
Çocuklar.
Eş ve çocuklar birçok insan için:
hayatının merkezinde bulunan kişilerdir.
İnsan yıllarca:
onların geleceği,
güvenliği,
mutluluğu
için yaşayabilir.
Bu nedenle onlardan bile uzaklaşmak:
kıyamet sahnesinin olağanüstü ağırlığını
gösterir.
İnsan Dünyada Eşiyle Nasıl Bir Bağ Kurar
Eş ilişkisi birçok durumda:
hayatın paylaşılması
demektir.
Aynı ev,
aynı sorunlar,
ortak hayaller,
maddi sorumluluklar,
hastalıklar,
sevinçler
ve yıllarca biriken hatıralar paylaşılabilir.
Bu nedenle eş:
insanın en yakın sırdaşlarından biri
olabilir.
Fakat kıyamet gününde bu yakınlık bile:
kişisel hesabın önüne geçmez.
İnsan Çocuğuna Neden Bu Kadar Güçlü Bağlanır
Anne ve babalar çoğu zaman çocukları için:
zamanlarından,
paralarından,
rahatlarından
ve kendi isteklerinden
fedakârlık eder.
Çocuğun acısı:
ebeveynin kendi acısı gibi
hissedilebilir.
Bu nedenle:
“Çocuklarından kaçar.”
ifadesi son derece çarpıcıdır.
Normal şartlarda çocuğunu korumak için kendisini tehlikeye atabilecek insan:
o gün kendi hesabının ağırlığı altında başka hiç kimseye yönelemeyecektir.
Bu Ayet Aile Sevgisinin Geçersiz Olduğunu Mu Söyler
Hayır.
Aile sevgisi dünya hayatının:
en değerli insanî bağlarından biridir.
Kur’an eşler arasında:
sevgi,
merhamet,
sorumluluk
ve aile hukukundan
söz eder.
Çocukların korunması ve yetiştirilmesi de ciddi bir sorumluluktur.
Abese 36’nın mesajı:
“Ailenizi sevmeyin.”
değildir.
Mesaj:
“Aileniz sizin yerinize hesap veremez.”
şeklinde anlaşılmalıdır.
İnsan Ahirette Eşinin İyiliğine Sığınabilir Mi
Kur’an’ın genel hesap anlayışına göre:
kişisel sorumluluk esastır.
Bir insan:
“Eşim çok iyi biriydi.”
“Çocuklarım çok dindardı.”
“Ailem toplumda çok saygındı.”
diyerek kendi davranışlarının hesabından kurtulamaz.
Aile içindeki iyilikler insanı etkileyebilir.
Fakat nihai hesapta:
her insan kendi iradesiyle yaptıklarından sorumludur.
Anne Baba Çocukları İçin Her Şeyi Yapabilir Ama Hesaplarını Taşıyabilir Mi
Dünyada anne baba çocuk için çok şey yapabilir.
Eğitim sağlayabilir.
Mal bırakabilir.
Doğruyu öğretebilir.
Koruyabilir.
Dua edebilir.
Fakat çocuğun:
kendi iradesini tamamen ortadan kaldıramaz.
Bir noktadan sonra insan:
kendi seçimlerinin sahibi
olur.
Bu nedenle ebeveynin görevi:
çocuğun yerine yaşamak değil,
ona doğruyu göstermek ve kendi sorumluluğunu taşıyabilecek bir insan olmasına yardımcı olmaktır.
Çocukların Başarısını Kendi Kurtuluşumuz Gibi Görmek Doğru Mudur
Hayır.
Bir ebeveyn çocuğunun başarılarıyla:
haklı olarak sevinebilir.
Fakat insan kendi kimliğini bütünüyle:
çocuğunun makamına,
servetine,
başarısına
veya toplumdaki konumuna
bağladığında başka bir sorun ortaya çıkabilir.
Ahiret perspektifi şu ayrımı yapar:
Çocuğunun hayatı onun sorumluluğudur; senin hayatın ise senin sorumluluğundur.
Aile yakınlığı:
ahlâkî bireyselliği ortadan kaldırmaz.

Eşler Birbirlerine Karşı Ahirette Sorumlu Olabilir Mi
İnsan eşine karşı dünyada nasıl davrandığından:
ahlâkî olarak sorumludur.
Eşine:
zulmetmek,
hakaret etmek,
aldatmak,
maddi hakkını yemek,
şiddet uygulamak
veya bilinçli biçimde haksızlık etmek
yalnız aile içi mesele olarak küçümsenemez.
Aile evin kapısı kapanınca:
ahlâkın sona erdiği bir alan değildir.
Tam tersine kişinin gerçek karakterinin en çok ortaya çıktığı yerlerden biri olabilir.

Çocuklara Karşı Sorumluluk Neden Çok Büyüktür
Çocuk küçük yaşlarda:
kendini koruma gücü sınırlı
bir varlıktır.
Bu nedenle yetişkinin:
bakım,
güvenlik,
eğitim,
sevgi
ve temel ihtiyaçlarını karşılama
sorumluluğu vardır.
Çocuğu yalnız:
maddi olarak büyütmek
yeterli olmayabilir.
Ona:
adalet,
merhamet,
sınırlar,
sorumluluk
ve insanlık
öğretmek de önemlidir.

İnsan Ailesi İçin Çalışırken Kendi Hayatını Unutabilir Mi
Evet.
İnsan bazen:
“Her şeyi çocuklarım için yapıyorum.”
diyerek hayatının tamamını:
para,
mülk,
statü
ve miras
biriktirmeye adayabilir.
Ailesini korumak değerlidir.
Fakat bu çaba insanın:
ahlâkını,
sağlığını,
vicdanını
ve hayatın diğer anlamlarını
yok ediyorsa denge bozulabilir.
Çocuğa bırakılabilecek en büyük miras yalnızca:
mal değil, iyi bir karakter örneği
de olabilir.

Mal Ve Miras Kıyamet Gününde Aileyi Kurtarır Mı
Ayetin genel bağlamı böyle bir güvence olmadığını düşündürür.
İnsan dünyada:
ev,
arsa,
para,
şirket
ve başka mallar
bırakabilir.
Fakat kıyamet sahnesinde:
maddi miras insanın ahlâkî hesabının yerine geçmez.
Bu yüzden şu soru önemlidir:
Çocuklarımıza ne kadar mal bıraktığımız kadar, nasıl bir insan örneği bıraktığımızı da düşündük mü?

İnsan Neden En Sevdiklerinden Bile Kaçacaktır
Cevap hemen sonraki ayette gelir.
- ayette:
“O gün herkesin kendisine yetecek bir işi vardır.”
buyrulacaktır.
Yani insan:
kendi durumunun ağırlığıyla tamamen meşgul olacaktır.
Buradaki kaçış:
ailenin değersizliğinden değil,
hesabın dehşetinden
kaynaklanır.
Bu ayrım önemlidir.
Sorun sevginin azalması değil:
kişisel sorumluluğun artık ertelenemeyecek hâle gelmesidir.

Ayetin Psikolojik Mesajı Nedir
İnsan çoğu zaman kimliğini:
ilişkileri üzerinden
kurar.
“Ben onun eşiyim.”
“Ben şu çocuğun babasıyım.”
“Ben bu ailenin parçasıyım.”
Bunların hepsi gerçek ve değerlidir.
Fakat insan bunların altında:
kendi bilinci, seçimleri ve vicdanı bulunan ayrı bir kişidir.
Abese 36, insanı bu en temel kimliğiyle yüzleştirir:
Başkalarının yanında kim olduğundan önce, tek başına kim olduğun önemlidir.

Ayetin Felsefi Mesajı Nedir
İnsan hayatında iki gerçek aynı anda vardır:
bağlılık
ve:
bireysellik.
İnsan başkaları olmadan yaşayamaz.
Sever.
Sevilir.
Aile kurar.
Çocuk yetiştirir.
Fakat hiçbir ilişki insanın:
kendi ahlâkî benliğini tamamen ortadan kaldırmaz.
Kıyamet sahnesi bu gerçeği en uç noktaya taşır:
İnsan başkalarıyla yaşar ama kendi seçimleriyle hesap verir.

34, 35 Ve 36. Ayetlerde Nasıl Bir Yakınlık Haritası Çizilir
- ayet:
kardeşi
anlatır.
- ayet:
anne ve babayı
ekler.
- ayet:
eş ve çocuklarla
devam eder.
Böylece insanın etrafındaki en güçlü aile halkaları tek tek sıralanır.
Dikkat çekici olan şudur:
Ayet yabancılardan söz etmez.
Arkadaşlardan bile başlamaz.
Doğrudan:
insanın en çok bağlandığı kişileri
anlatır.
Çünkü kıyametin büyüklüğünü göstermek için:
en güçlü bağların bile o anda ikinci plana düştüğünü
söylemek yeterlidir.

Sonuç: Kıyamet Gününde İnsanın En Çok Sevdiği Eşi İle Çocuklarından Bile Uzaklaşması Neden Anlatılır
Abese Suresi 36. ayette:
“Ve sâhibetihî ve benîh.”
buyrulur:
“Eşinden ve çocuklarından da.”
Bu ayetin ağırlığını anlamak için:
bir anne veya babanın çocuğuna nasıl baktığını
düşünmek yeterlidir.
İnsan bazen çocuğunun ateşi yükseldiğinde bütün gece uyumaz.
Onun geleceği için yıllarca çalışır.
Kendisinin giymediğini ona alır.
Kendisinin yaşayamadığını onun yaşamasını ister.
Eşiyle:
bir hayat,
bir ev,
bir geçmiş
ve ortak hatıralar paylaşır.
Fakat kıyamet günü bütün bu yakınlıkların ortasında çok sert bir gerçek belirir:
Kimse başkasının yerine yaşayamayacağı gibi, başkasının yerine hesap da veremez.
Bu nedenle ayet sevgiyi küçültmez.
Tam tersine:
sevgiyi sorumluluğa dönüştürür.
Eşini seviyorsan:
ona adaletli davran.
Çocuğunu seviyorsan:
ona yalnız mal değil, karakter bırak.
Aileni seviyorsan:
onların haklarını bugün gözet.
Çünkü kıyamet günü:
“Seni seviyordum.”
demek, dünyada yapılmamış sorumlulukların yerini kendiliğinden doldurmaz.
Belki bu ayetin dünya hayatına uzanan en güçlü sorusu şudur:
Bir gün eşimiz ve çocuklarımız bile kendi hesaplarıyla meşgul olacaksa, bugün onlarla geçirdiğimiz zamanı gerçekten sevgi, adalet ve anlamla dolduruyor muyuz?
“İnsan dünyada eşi ve çocukları için yıllarca çalışabilir; onların bir gülüşü için kendi rahatından vazgeçebilir. Fakat Abese’nin kıyamet sahnesi bana şunu düşündürür: Sevgi, başkasının hesabını taşımak değil, bugün onun hakkını gözetmektir. Bir gün herkes kendi gerçeğiyle baş başa kalacaksa, ailemize bırakabileceğimiz en değerli miras yalnızca mal değil; sevgiyle yaşanmış, adaletle korunmuş bir hayattır.”
Ersan Karavelioğlu