Yunus Suresi'nin Türkçe Meali
1. Elif, Lâm, Râ. Bunlar, hikmet dolu kitabın âyetleridir.2. İçlerinden bir adama, "İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında yüksek bir makamları olduğunu müjdele" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? Kâfirler, "Bu, elbette apaçık bir sihirbazdır" dediler.
3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a hükmeden Allah’tır. O, işleri düzenler. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte bu, Rabbiniz olan Allah’tır. O hâlde O’na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?
4. Hepinizin dönüşü yalnız O’nadır. Allah’ın vaadi gerçektir. O, yaratmaya başlar, sonra iman eden ve salih ameller işleyenleri adaletle ödüllendirmek için onu yeniden yapar. Kâfirler için ise, inkârlarından dolayı kaynar sudan bir içecek ve acı bir azap vardır.
5. O, Güneş’i bir aydınlık, Ay’ı bir ışık yapan ve yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir kavim için âyetleri detaylı bir şekilde açıklar.
6. Şüphesiz gece ile gündüzün ardı ardına gelişinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında Allah’a karşı gelmekten sakınan bir kavim için elbette ibretler vardır.
7. Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatından razı olup onunla tatmin olanlar ve âyetlerimizden gaflette olanlar,
8. İşte onların kazandıklarından dolayı varacakları yer cehennemdir.
9. Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları, imanlarından dolayı altlarından ırmaklar akan nimet cennetlerine kılavuzlar.
10. Oradaki duaları, "Allah’ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz"dir. Orada karşılıklı sağlık temennileri "Selâm"dır. Dualarının sonu da "Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun"dur.
11. Allah, insanlara hayrı acele olarak istediği gibi şerri de acele verseydi, onların eceli elbette hemen gelirdi. Ancak biz, bizimle karşılaşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalar bir hâlde terk ederiz.
12. İnsana bir zarar dokunduğu zaman, yan üstü yatarken, otururken veya ayakta iken bize dua eder. Fakat biz ondan zararını giderince, sanki kendisine dokunan zarardan dolayı bize hiç dua etmemiş gibi geçip gider. İşte ölçüyü aşanlara, yapmakta oldukları şeyler böyle güzel gösterildi.
13. Andolsun, sizden önceki nesilleri zulmettikleri ve peygamberleri kendilerine apaçık deliller getirdiği hâlde inanmadıkları için helâk ettik. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
14. Sonra onların ardından, nasıl davranacağınızı görelim diye sizi yeryüzünde onların yerine getirdik.
15. Onlara âyetlerimiz apaçık bir şekilde okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir" derler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Şayet Rabbime isyan edersem, şüphesiz o büyük günün azabından korkarım."
16. De ki: "Eğer Allah dileseydi, ben onu size okumazdım ve Allah da onu size bildirmezdi. Ondan önce, aranızda bir ömür boyu bulundum. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?"
17. Allah’a iftira edenden veya âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Şüphesiz suçlular iflah olmazlar.
18. Allah’ı bırakıp kendilerine zarar vermeyen ve yarar sağlamayan putlara tapıyorlar ve "Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" diyorlar. De ki: "Siz Allah’a göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
19. İnsanlar, ancak tek bir ümmetti. Sonra ihtilaf ettiler. Eğer Rabbinden, önceden verilmiş bir söz olmasaydı, ihtilaf ettikleri şeyler hakkında aralarında hemen hüküm verilirdi.
20. "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Gayb ancak Allah’a aittir. O hâlde bekleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."
21. İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda onunla sevinirler. Kendi elleriyle işlediklerinden dolayı başlarına bir kötülük gelirse, hemen ümitsizliğe düşerler.
22. Sizi karada ve denizde gezdiren O’dur. Gemide olduğunuz zaman, güzel bir rüzgârla gemiler onları alıp götürür. Onlar da bununla sevinirler. Ansızın şiddetli bir fırtına gelir, dalgalar her taraftan onları kuşatır ve onlar, çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar. Dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarır ve "Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız" derler.
23. Fakat Allah, onları kurtarınca, hemen yeryüzünde haksız yere azgınlık yaparlar. Ey insanlar! Sadece dünya hayatının geçici menfaatlerinden faydalanın. Sonunda dönüşünüz bize olacaktır. O zaman yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.
24. Dünya hayatının durumu, ancak gökten indirdiğimiz bir suya benzer ki, onunla yeryüzünde insanların ve hayvanların yediği bitkiler çıkar. Nihayet yeryüzü, süsünü alır ve güzel bir hâle bürünür. Sahipleri de buna sahip olduklarını zannederler. Halbuki ona gece veya gündüz emrimiz gelir de onu biçilmiş bir hâle getiririz. Sanki dün hiç yokmuş gibi olur. İşte biz, düşünen bir topluluk için âyetleri böyle açıklarız.
25. Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru yola iletir.
26. Güzel davrananlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir karalık bulaşır ne de bir horluk. İşte onlar, cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
27. Kötülük işleyenlere gelince, kötülüğün cezası misliyle verilir. Onların yüzlerini bir zillet kaplar. Onları Allah’a karşı bir koruyucu yoktur. Onların yüzleri sanki karanlık bir geceden bir parçaya bürünmüş gibidir. İşte onlar, ateşin halkıdır ve orada ebedî kalacaklardır.
28. O gün, hepsini bir araya toplayacağız. Sonra şirk koşanlara, "Siz ve ortaklarınız yerlerinizde durun" diyeceğiz. Böylece aralarını ayırırız. Onların ortakları, "Siz bize tapmıyordunuz" derler.
29. "Bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Doğrusu, biz sizin ibadetinizden habersizdik."
30. İşte orada, herkes geçmişte yaptıklarını tartar. Hepsi gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülmüşlerdir. Uydurdukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitmiştir.
31. De ki: "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Kulaklara ve gözlere kim sahiplik ediyor? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yönetiyor?" "Allah" diyecekler. De ki: "O hâlde O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
32. İşte sizin gerçek Rabbiniz Allah’tır. Gerçeğin ötesinde sapıklıktan başka ne vardır? O hâlde nasıl çevriliyorsunuz?
33. Rabbinin, fasıklar hakkında, "Onlar inanmazlar" sözü işte böylece gerçekleşti.
34. De ki: "Allah’ın dışında, sizin ortak koştuklarınızdan ilk defa yaratacak ve sonra onu tekrar iade edecek biri var mı?" De ki: "Allah, yaratmayı başlatır, sonra onu tekrar eder. O hâlde nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?"
35. De ki: "Allah’ın dışında sizin ortak koştuklarınızdan gerçeğe hidayet edecek biri var mı?" De ki: "Allah, gerçeğe hidayet eder. O hâlde gerçeğe hidayet eden mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa doğru yolu bulamayan, ancak kendisine yol gösterildiğinde o yolu takip edebilen mi? O hâlde size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?"
36. Onların çoğu zandan başka bir şeye uymazlar. Zan ise, haktan hiçbir şey kazandırmaz. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını bilir.
37. Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekileri doğrulayan ve kitabı detaylı bir şekilde açıklayandır. Onda hiçbir şüphe yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
38. Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, onun benzeri bir sûre getirin ve Allah’tan başka çağırabildiklerinizi çağırın."
39. Hayır! Onlar, ilmî bakımdan kavrayamadıkları ve henüz kendilerine yorumu gelmemiş olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Bak, zalimlerin sonu nasıl oldu!
40. Onlardan ona inanan da vardır, inanmayan da. Rabbin, bozguncuları en iyi bilendir.
41. Eğer seni yalanladılarsa de ki: "Benim amelim bana, sizin ameliniz de sizedir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım."
42. Onlardan seni dinleyenler de vardır. Fakat sağır olanlara, akılları olduğu hâlde sen mi duyuracaksın?
43. Onlardan sana bakan da vardır. Kör olanlara, akılları olduğu hâlde sen mi yol göstereceksin?
44. Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar, kendilerine zulmediyorlar.
45. Allah’ın onları bir araya toplayacağı gün, dünyada sadece bir saat kadar kaldıklarını sanırlar. İşte onlar, yalanı yaşayanlardır.
46. Onlara vaadettiklerimizin bir kısmını sana göstersek de, seni vefat ettirsek de, onların dönüşü ancak bizedir. Allah, onların yapmakta olduklarına şahittir.
47. Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlar zulme uğratılmazlar.
48. "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu vaat ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
49. De ki: "Ben, kendime bile Allah’ın dilediğinden başka bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri geldiğinde ne bir saat geri kalırlar, ne de ileri geçebilirler."
50. De ki: "Söyleyin bakalım! O’nun azabı gece veya gündüz size gelirse, suçlular ondan neyi acele isteyecekler?"
51. Gerçekleştiğinde mi ona iman ettiniz? Şimdi mi? Oysa siz, onu acele istiyordunuz.
52. Sonra zulmedenlere, "Tadın ebedî azabı! Kazandıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılacaksınız?" denilecektir.
53. Senden, onun gerçek olup olmadığını soruyorlar. De ki: "Evet, Rabbim hakkı için, o gerçektir. Siz onun önüne geçemezsiniz."
54. Zulmeden herkes, yeryüzündeki bütün servete sahip olsaydı, kıyamet günü onu fidye olarak verirdi. Azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler. Onlara adaletle hükmedilir. Onlar zulme uğratılmazlar.
55. Bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Bilin ki, Allah’ın vaadi gerçektir. Fakat onların çoğu bilmez.
56. O, hem diriltir hem öldürür ve yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
57. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, kalplerdekine bir şifa, iman edenler için bir hidayet ve rahmet geldi.
58. De ki: "Allah’ın lütfu ve rahmetiyle işte bunlarla sevinsinler. Bu, onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır."
59. Allah’ın, kulları için indirdiği rızık hakkında "Bu helâldir, şu haramdır" diyenleri gördün mü? De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?"
60. Allah’a karşı yalan uyduranlar, kıyamet günü hakkında ne zannediyorlar? Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
61. Sen hangi durumda olsan, ona dair Kur’an’dan hangi âyeti okusan ve siz hangi işi yapıyor olsanız, mutlaka biz, size o işe daldığınız anda şahidiz. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak kalmaz. Bundan daha küçüğü veya büyüğü, her şey mutlaka apaçık bir kitaptadır.
62. Bilesiniz ki Allah’ın velilerine korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.
63. Onlar, iman etmiş ve takva sahibi olmuş kimselerdir.
64. Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah’ın sözleri asla değişmez. İşte bu, büyük kurtuluştur.
65. Onların sözleri seni üzmesin. Çünkü izzet bütünüyle Allah’a aittir. O, her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.
66. Bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa Allah’ındır. Allah’ın dışında bir takım ortaklara tapanlar, gerçekte neye uyuyorlar? Onlar, ancak zanna ve yalandan başka bir şeye uymuyorlar.
67. Geceyi içinde dinlenesiniz diye yaratan O’dur. Gündüzü de aydınlık kıldı. Şüphesiz bunda işiten bir kavim için âyetler vardır.
68. "Allah, çocuk edindi" dediler. O, münezzehtir. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Bu konuda sizin yanınızda hiçbir delil yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
69. De ki: "Allah’a iftira edenler kurtuluşa eremezler."
70. Onlar, dünyada azıcık faydalanır, sonra dönüşleri bizedir. Sonra inkâr ettiklerinden dolayı onlara şiddetli azabı tattıracağız.
71. Onlara Nuh’un kıssasını oku. Hani o, kavmine "Ey kavmim! Eğer benim aranızda durmam ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geldiyse, ben yalnızca Allah’a güvenmişim. Artık siz ve ortaklarınız toplanıp işinizi kararlaştırın. Sonra işiniz size dert olmasın. Sonra bana karşı hükmünüzü verin ve bana mühlet tanımayın" demişti.
72. "Eğer yüz çevirirseniz, ben sizden bir ücret istemedim ki. Benim mükâfatım, ancak Allah’a aittir. Ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum."
73. Onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber olanları gemide kurtardık ve onları yeryüzünde halifeler yaptık. Âyetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Bak işte, uyarılmış olanların sonu nasıl oldu!
74. Sonra onun ardından birçok peygamberi kavimlerine gönderdik. Onlara apaçık deliller getirdiler. Ancak daha önce yalanladıklarına inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.
75. Sonra onların ardından Musa ve Harun’u, Firavun ve ileri gelenlerine âyetlerimizle gönderdik. Ancak onlar kibirlenip günahkâr bir kavim oldular.
76. Katımızdan kendilerine gerçek gelince, "Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir" dediler.
77. Musa, "Size hak gelince, onun hakkında böyle mi konuşuyorsunuz? Bu sihir midir? Sihirbazlar kurtuluşa eremez" dedi.
78. "Bizi atalarımızın üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük taslamak için mi bize geldin? Biz sana inananlardan olmayacağız" dediler.
79. Firavun, "Bana bütün bilgili sihirbazları getirin" dedi.
80. Sihirbazlar gelince, Musa onlara dedi ki: "Ne atacaksanız atın."
81. Attıklarında Musa, "Sizin getirdiğiniz şey sihirdir. Allah onu boşa çıkaracaktır. Şüphesiz Allah, bozguncuların işini düzeltmez" dedi.
82. Allah, kelimeleriyle gerçeği gerçekleştirecektir. Suçlular hoşlanmasa da.
83. Musa’ya kavminden, sadece oğullarının bir kısmı, Firavun’dan ve ileri gelenlerinden duydukları korku sebebiyle iman ettiler. Çünkü Firavun, yeryüzünde üstünlük taslayan ve haddi aşan birisiydi.
84. Musa dedi ki: "Ey kavmim! Eğer Allah’a iman ettiyseniz, O’na güvenin. Müslüman olmuşsanız."
85. Onlar da, "Allah’a güvendik. Rabbimiz! Bizi, zalim kavmin fitnesine maruz bırakma."
86. "Bizi rahmetinle kâfirlerden kurtar."
87. Musa ve kardeşine, "Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın. Evlerinizi kıbleye çevirin. Namazı dosdoğru kılın ve müminleri müjdeleyin" diye vahyettik.
88. Musa dedi ki: "Rabbimiz! Sen Firavun’a ve ileri gelenlerine dünya hayatında zinet ve mallar verdin. Rabbimiz! Onlar, insanları senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz! Onların mallarını sil ve kalplerine sıkıntı ver. Çünkü onlar acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler."
89. Allah, "Her ikinizin de duası kabul edildi. Düzgün olun. Sakın, bilmeyenlerin yoluna uymayın" dedi.
90. İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri, zulüm ve düşmanlıkla peşlerine düştüler. Firavun, boğulacağı anda dedi ki: "İsrailoğullarının iman ettiğinden başka ilâh olmadığına inandım. Ben, Müslümanlardanım."
91. "Şimdi mi? Oysa sen daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun."
92. "Bugün, senden sonrakilere bir ibret olman için seni cesedinle kurtaracağız. Fakat insanların çoğu bizim âyetlerimizden habersizdir."
93. Andolsun, İsrailoğullarını çok güzel bir yere yerleştirdik ve onları temiz şeylerle rızıklandırdık. Ancak, kendilerine ilim gelene kadar ihtilaf etmediler. Şüphesiz Rabbin, ihtilaf ettikleri şeylerde kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
94. Eğer sana indirdiğimiz şey hakkında şüphen varsa, senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde sakın şüphecilerden olma.
95. Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan olma. Yoksa kaybedenlerden olursun.
96. Hakkında Rabbinin kelimesi gerçekleşenler, iman etmezler.
97. Onlara her türlü mucize gelse, acıklı azabı görünceye kadar iman etmezler.
98. Keşke Yunus’un kavmi gibi, iman etselerdi de imanları kendilerine fayda sağlasaydı! Onlar iman edince, dünya hayatında rezil edici azabı kaldırdık ve bir süre onlara faydalandırdık.
99. Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi iman ederdi. O hâlde, insanlar mümin oluncaya kadar sen mi onları zorlayacaksın?
100. Allah’ın izni olmadan hiç kimse iman edemez. O, aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır.
101. De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bir bakın!" Fakat inanmayan bir kavme ne âyetler ne de uyarılar fayda sağlar.
102. Onlar, kendilerinden önce gelip geçenlerin günleri gibi bir gün mü bekliyorlar? De ki: "Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."
103. Sonunda peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. Müminleri kurtarmak bize bir borçtur.
104. De ki: "Ey insanlar! Eğer benim dinimden bir şüpheniz varsa, ben Allah’ı bırakıp sizin taptıklarınıza tapmam. Fakat sizin canınızı alacak olan Allah’a taparım. Bana müminlerden olmam emredildi."
105. "Dosdoğru bir şekilde yüzünü dine çevir ve sakın müşriklerden olma."
106. "Allah’ın dışında, sana fayda veya zarar vermeyen bir şeye yalvarma. Eğer bunu yaparsan, o takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun."
107. Allah, sana bir zarar dokundurursa, onu yine O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu geri çevirecek yoktur. O, lütfunu kullarından dilediğine verir. O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
108. De ki: "Ey insanlar! İşte Rabbinizden size hak gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendi lehinedir. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Ben, sizin üzerinizde bir vekil değilim."
109. Sana vahyedilene uy ve Allah hükmünü verene kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
Yunus Suresi'nin Anlamı
Yunus Suresi, adını, kıssasının geçtiği Hz. Yunus’tan alır ve inanç, peygamberlik ve Allah’ın kudreti üzerine birçok öğüt ve ibret sunar. Sure, Kur'an'ın hakikatini, Allah'ın kudretini ve peygamberlerin gönderiliş amacını anlatır. İşte surenin ana temaları ve anlamı:Ana Temalar ve Mesajlar:
- Allah’ın Kudreti ve Yaratışı:
- Allah’ın gökleri ve yeri yaratması, insanları uyarıcı olarak peygamberler göndermesi, O’nun kudretini ve hikmetini yansıtır. Allah, her şeyin yaratıcısı ve yöneticisidir.
- İman ve İnkar:
- İnsanların dünya hayatına dalmaları ve Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri eleştirilir. İnkar edenlerin ahirette pişman olacakları vurgulanır.
- Peygamberlerin Görevi:
- Peygamberler, insanları doğru yola iletmek için gönderilmiş elçilerdir. İnsanlara Allah’ın mesajını iletmekle yükümlüdürler.
- Kur'an’ın Hakikati:
- Kur'an, Allah’tan gelen bir vahiydir ve hiçbir beşer sözü değildir. İnsanlara doğru yolu gösteren bir rehberdir.
- Yunus’un Kıssası:
- Yunus peygamberin kavminin imana gelmesi ve Allah’ın onları kurtarması örnek verilir. İman edenler için Allah’ın rahmeti ve bağışlaması vardır.
- İmtihan ve Sınav:
- Dünya hayatı, Allah’ın kullarını denemek için yarattığı bir imtihan yeridir. Herkes yaptıklarının karşılığını görecektir.
Yunus Suresi, insanlara Allah’a iman etmeleri, O’nun emirlerine itaat etmeleri ve peygamberlerin getirdiği mesaja kulak vermeleri gerektiğini hatırlatır. İnsanlar, dünya hayatının geçici olduğunu ve ahirette Allah’ın huzurunda hesap vereceklerini unutmamalıdır. Sure, iman edenleri Allah’ın rahmetiyle müjdelerken, inkârcıları ise uyarır. Allah’ın kudreti, adaleti ve hikmeti, her zaman ve her durumda geçerli olan bir gerçektir.
Son düzenleme: