Tevbe Suresi 31. Ayette “Hahamlarını, Rahiplerini ve Meryem Oğlu Mesih’i Allah’tan Başka Rabler Edindiler. Oysa Onlara Yalnızca Tek Bir Allah’a Kulluk Etmeleri Emredilmişti” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Bir insana saygı duymak başka, onun sözünü hakikatin üzerine çıkarmak başkadır. İnsan kimi sevdiğine dikkat ettiği kadar, kime sorgusuz itaat ettiğine de dikkat etmelidir; çünkü bazen putlar taştan değil, mutlaklaştırılmış otoritelerden yapılır.”
Ersan Karavelioğlu
Tevbe Suresi 31. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler. Oysa kendilerine yalnızca tek bir ilaha kulluk etmeleri emredilmişti. O’ndan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından uzaktır.”
Bu ayet Tevbe 30’da başlayan tevhid eleştirisini devam ettirmektedir.
Bir önceki ayette:
Üzeyir,
Hz. İsa
ve “Allah’ın oğlu” anlayışı
eleştirilmişti.
Tevbe 31 ise meseleyi daha da genişletir:
İnsan yalnızca bir peygamberi ilahlaştırarak değil, dini otoriteleri Allah’ın yerine koyacak derecede mutlaklaştırarak da tevhid sınırını aşabilir.
“Hahamlarını ve Rahiplerini Rabler Edindiler” Ne Demektir
Burada “rab edinmek” ifadesini yalnızca:onların önünde secde etmek,
onlara açıkça “tanrımız” demek
şeklinde anlamak yeterli değildir.
Klasik tefsirlerde bu ifade özellikle dini otoriteye Allah’ın hükmünün üzerinde bir yetki vermekle açıklanmıştır.
Yani bir din adamı:
Allah’ın helal kıldığını haram,
haram kıldığını helal
hâle getiriyor
ve insanlar bunu Allah’ın hükmünden üstün görerek sorgusuz kabul ediyorsa ciddi bir tevhid problemi ortaya çıkar.
İnsan Bir Din Adamına İbadet Etmeden Onu “Rab” Edinmiş Olabilir mi
Ayetin önemli mesajlarından biri budur.İbadet sadece secde etmekten ibaret değildir.
İnsanın kime:
mutlak itaat ettiği,
nihai hüküm yetkisi verdiği,
sözünü sorgulanamaz kabul ettiği
de önemlidir.
Bir kişi:
“Ben ona tapmıyorum.”
diyebilir.
Fakat:
“Ne söylerse doğrudur.”
“Allah’ın açık hükmüne aykırı olsa bile onu dinlerim.”
noktasına gelmişse tehlikeli bir otorite ilişkisi oluşur.
Bu Ayetin Adî Bin Hâtim ile İlgili Bir Açıklaması Var mıdır
İslam geleneğinde bu ayetin açıklanması sırasında Adî bin Hâtim’le ilgili meşhur bir rivayet aktarılır.Adî, Hristiyan geçmişinden geliyordu ve Hz. Muhammed’e:
“Biz onlara ibadet etmiyorduk.”
anlamında itiraz ettiği aktarılır.
Hz. Muhammed’in de din adamlarının bazı şeyleri helal veya haram ilan etmeleri ve insanların bunu kabul etmeleri üzerinden açıklama yaptığı rivayet edilir.
Bu rivayet klasik tefsirlerde ayetin anlamını açıklamak için sıkça kullanılmıştır.
Temel mesaj şudur:
Mutlak dini hüküm yetkisi Allah’a aittir.
Haham ve Rahip Kimdir
Haham, Yahudi dini geleneğinde dini hukuk ve öğreti konusunda bilgili kişilere verilen unvanlardan biridir.Rahip ise Hristiyan dini hayatındaki ruhban sınıfıyla ilişkilidir.
Kur’an burada bu kişilerin varlığını başlı başına sorun hâline getirmiyor.
Sorun:
din bilginini bilgin olmaktan çıkarıp
Allah’ın hükmüne ortak olacak ölçüde mutlak otorite hâline getirmektir.
Bilgiye saygı başka,
insanı ilahlaştırmak başka şeydir.
Ayet Din Âlimlerine Uymayı Tamamen Yasaklıyor mu
Hayır.İnsan her şeyi kendi başına bilemez.
Din konusunda:
âlimlere,
uzmanlara,
öğretmenlere
ve güvenilir kaynaklara
başvurmak doğaldır.
Kur’an’ın eleştirdiği şey danışmak değildir.
Sorgulanamazlaştırmaktır.
Bir âlim:
hata yapabilir.
Yanlış yorumlayabilir.
Eksik bilgiye sahip olabilir.
Hiçbir insanın yorumu Allah’ın vahyiyle aynı seviyeye çıkarılamaz.
Bir Âlime Saygı Duymak ile Onu Mutlaklaştırmak Arasındaki Sınır Nedir
Saygı şunu söyler:“Bu insan benden daha bilgili olabilir; onu dinleyeyim.”
Mutlaklaştırma ise şunu söyler:
“Bu insan ne söylerse mutlaka doğrudur.”
Aradaki fark büyüktür.
Sağlıklı dini otorite:
delil sunar,
açıklar,
öğretir
ve gerektiğinde kendi görüşünün tartışılabileceğini kabul eder.
Sorun, kişinin kendi yorumunu Allah’ın tartışılmaz hükmü gibi sunmaya başlamasıdır.
“Meryem Oğlu Mesih’i de Rab Edindiler” Ne Demektir
Burada Hristiyanlığın Hz. İsa’ya verdiği ilahî konum yeniden eleştirilmektedir.Kur’an Hz. İsa’yı:
Mesih,
Allah’ın elçisi,
çok büyük bir peygamber
ve Hz. Meryem’in oğlu
olarak kabul eder.
Fakat onu Allah’ın ilahlığına ortak kabul etmez.
Bu nedenle özellikle “Meryem oğlu Mesih” denmesi, Hz. İsa’nın yüceliğini reddetmeden onun insan ve peygamber oluşuna dikkat çeker.
Kur’an Neden Hz. İsa İçin Özellikle “Meryem Oğlu” Diyor
“Meryem oğlu” ifadesi Hz. İsa’nın insanlık boyutunu hatırlatır.O dünyaya gelmiştir.
Bir annesi vardır.
Hz. Meryem’den doğmuştur.
Kur’an’ın teolojik çizgisinde bunlar onun Allah değil, Allah’ın yaratılmış ve seçilmiş bir kulu olduğuna işaret eder.
Aynı zamanda Hz. Meryem’e de büyük bir onur verilmiş olur.
İslam, Hz. İsa’yı küçültmeden onu Allah’tan ayırır.
“Yalnızca Tek Bir Allah’a Kulluk Etmeleri Emredilmişti” Ne Anlama Gelir
Bu cümle ayetin merkezidir.Bütün eleştiriler sonunda tek bir temel ilkeye dönmektedir:
Tevhid.
Allah birdir.
Kulluk yalnız O’na yapılır.
Nihai dini otorite O’na aittir.
Hiçbir:
peygamber,
rahip,
haham,
âlim,
şeyh,
lider
veya başka insan
Allah’ın yerine geçirilemez.
İslam’ın tevhid anlayışı sadece putları reddetmez.
İnsanların mutlaklaştırılmasını da reddeder.

“O’ndan Başka İlah Yoktur” İfadesi Neden Tekrar Ediliyor
Çünkü ayetin bütün mesajı bu cümlenin etrafında toplanmaktadır.İnsan bazen Allah’ın varlığına inanabilir ama yine de hayatında başka mutlak otoriteler oluşturabilir.
Kur’an’ın tevhidi:
“Allah vardır.”
demekten daha fazlasıdır.
Aynı zamanda:
“Allah’tan başka ilah yoktur.”
demektir.
Yani yalnızca Allah’ın varlığını kabul etmek değil, O’nun eşsizliğini de kabul etmektir.

“Allah Onların Ortak Koştuklarından Uzaktır” Ne Demektir
Bu ifade Allah’ın hiçbir ortağı bulunmadığını bildirir.Allah’ın:
ilahî gücü,
hükümranlığı,
kulluğa layık oluşu
ve mutlaklığı
başka biriyle paylaşılmaz.
Kur’an buna “şirk” der.
Şirk yalnızca taş bir puta secde etmek şeklinde ortaya çıkmayabilir.
İnsana veya başka bir varlığa Allah’a ait mutlaklığı vermek de tevhid açısından problem oluşturur.

Bu Ayet Bütün Yahudi ve Hristiyanları Aşağılamak İçin Kullanılabilir mi
Hayır.Ayet belirli dini inançları ve otorite anlayışlarını eleştirir.
Bir inancı eleştirmek ile o inancın bütün mensuplarını:
aşağılamak,
hakaret etmek,
haklarını yok saymak
veya düşman ilan etmek
aynı şey değildir.
Yahudilik ve Hristiyanlık içinde de tarih boyunca farklı yorumlar, mezhepler ve otorite anlayışları bulunmuştur.
Adalet, eleştiriyi insanların kimliğine değil mümkün olduğunca eleştirilen düşünceye yöneltmeyi gerektirir.

Bu Ayet Müslümanlar İçin de Geçerli Bir Uyarı mıdır
Evet ve belki de ayetin bugünkü Müslüman açısından en önemli yönlerinden biri budur.Müslüman:
“Bu ayet sadece Yahudiler ve Hristiyanlar hakkında.”
deyip kendisini tamamen dışarıda bırakamaz.
Çünkü Müslüman da:
bir hocayı,
şeyhi,
âlimi,
tarikat liderini,
dini kanaat önderini
veya başka bir insanı
sorgulanamaz hâle getirebilir.
Eğer:
“Hocam söylediyse mutlaka Allah’ın hükmüdür.”
denmeye başlanıyorsa tevhid bilinci açısından ciddi biçimde düşünmek gerekir.

Bir Şeyhi veya Âlimi Çok Sevmek Şirk midir
Hayır.Bir insan:
âlimini sevebilir,
hocaya saygı duyabilir,
ondan bilgi öğrenebilir,
manevi olarak etkilenebilir.
Bunlar tek başına şirk değildir.
Sorun sevginin:
mutlak itaate,
hatasızlık iddiasına,
Allah’a ait yetkileri verme
veya açık vahyin üzerinde insan sözü kabul etme
noktasına ulaşmasıdır.
Ölçü sevgiyi yok etmek değil, sevgiyi doğru yerde tutmaktır.

Dini Liderler Hata Yapabilir mi
Evet.Peygamberler dışındaki hiçbir insanın genel anlamda mutlak biçimde hatasız olduğu söylenemez.
Âlim:
çok bilgili olabilir.
Ama yanılabilir.
Bir mezhep imamı:
çok büyük bir hukukçu olabilir.
Ama her görüşü tartışılmaz vahiy değildir.
Bir din görevlisi:
çok samimi olabilir.
Ama yine de insan olarak hata yapabilir.
Bu gerçeği kabul etmek dini otoriteyi küçültmez.
Onu doğru yerine koyar.

Tevbe 30 ile Tevbe 31 Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Tevbe 30’da:Üzeyir,
Mesih
ve “Allah’ın oğlu” düşüncesi
eleştirilmişti.
Tevbe 31 ise problemin yalnızca “oğulluk” kavramıyla sınırlı olmadığını gösterir.
İnsan dini şahsiyetlere:
ilahî konum,
mutlak itaat
ve Allah’a ait hüküm yetkisi
verdiğinde de tevhid bozulabilir.
Böylece iki ayetin ortak mesajı şudur:
İnsanı ne kadar yüceltirsen yücelt, onu Allah’ın yerine koyma.

Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir
Bugün insanları mutlaklaştırmak sadece din alanında görülmez.Bir siyasi lider için:
“O hata yapmaz.”
denilebilir.
Bir düşünür için:
“O ne söylediyse doğrudur.”
denilebilir.
Bir aile büyüğüne:
“O söylediyse sorgulanmaz.”
denilebilir.
Bir din adamına:
“Onu eleştirmek dini eleştirmektir.”
denilebilir.
Bu anlayışların ortak tehlikesi şudur:
İnsan, hakikati kişiye bağlamaya başlar.
Oysa doğru ölçü bunun tersidir:
Kişiyi hakikatle ölç. Hakikati kişiyle değil.

Sonuç: Tevbe Suresi 31. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Tevbe Suresi 31. ayet tevhidi yalnızca putlara karşı savunan bir ayet değildir.Çok daha derin bir meseleye dokunur:
İnsan otoritesinin sınırı.
Kur’an Yahudi ve Hristiyan dini geleneklerindeki bazı uygulamaları ve inanç biçimlerini eleştirerek hahamların, rahiplerin ve Hz. İsa’nın Allah’ın yerine veya Allah’a ortak olacak şekilde yüceltilmesini reddeder.
Buradaki:
“hahamlarını ve rahiplerini rabler edindiler”
ifadesi özellikle dikkat çekicidir.
Çünkü insanların bu din adamlarına mutlaka doğrudan secde etmeleri gerekmiyordu.
Klasik açıklamalarda sorun, dini liderlerin Allah’ın hükmüne aykırı helal-haram belirlemelerine rağmen onların sorgusuz kabul edilmesiyle ilişkilendirilmiştir.
Bu durumda ayetin mesajı yalnızca geçmişteki başka toplumlara ait değildir.
Müslüman da kendisine şu soruyu sormalıdır:
Ben bir âlimi dinliyor muyum?
Yoksa onu sorgulanamaz mı görüyorum?
Bir hocaya saygı mı duyuyorum?
Yoksa onun sözünü vahiy seviyesine mi çıkarıyorum?
Bir dini lidere güveniyor muyum?
Yoksa Allah’a ait mutlaklığı fark etmeden ona mı veriyorum?
Kur’an’ın tevhidi insana yalnızca:
“Putlara tapma.”
demez.
Aynı zamanda:
İnsanları putlaştırma.
Liderleri mutlaklaştırma.
Din adamlarını hatasız kabul etme.
Peygamberi bile Allah hâline getirme.
der.
Çünkü ayetin sonunda bütün konu tek bir cümlede toplanır:
“O’ndan başka ilah yoktur.”
Belki de Tevbe 31’in en güçlü dersi budur:
Bir insan çok bilgili olabilir.
Çok kutsal görülebilir.
Çok sevilebilir.
Çok büyük hizmetler yapabilir.
Ama yine de insandır.
Hakikatin ölçüsü hiçbir zaman bir insanın kişiliği değildir.
İnsanlar hakikatle ölçülür.
Tevbe 31 bize belki de şu soruyu yöneltmektedir:
Saygı duyduğumuz insanların sözlerini akıl, vahiy ve delil süzgecinden geçirebiliyor muyuz, yoksa sevgi ve bağlılık arttıkça onları fark etmeden sorgulanamaz otoritelere mi dönüştürüyoruz?
“Bir öğretmenden öğrenmek güzeldir, bir âlime saygı duymak değerlidir; fakat hiçbir insan hakikatin kendisi değildir. Tevhid, yalnızca Allah’a inanmak değil, Allah’a ait mutlaklığı hiçbir kula vermemektir.”
Ersan Karavelioğlu