📖 Tevbe Suresi 29. Ayette “Kendilerine Kitap Verilenlerden Allah’a ve Ahiret Gününe Gereğince İman Etmeyenlerle, Cizye Verinceye Kadar Mücadele Edin”

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 3 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    3

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,932
2,732,012
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 29. Ayette “Kendilerine Kitap Verilenlerden Allah’a ve Ahiret Gününe Gereğince İman Etmeyenlerle, Cizye Verinceye Kadar Mücadele Edin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Bir hükmü anlamak için yalnızca kelimelerine değil, hangi dünyada, hangi çatışmanın içinde ve hangi hukuk düzenini kurmak üzere söylendiğine de bakmak gerekir. Tarihi bağlamından koparılan hüküm, bazen adalet üretmek yerine anlamını kaybedebilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 29. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe gereğince iman etmeyen, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, boyun eğerek cizye verinceye kadar savaşın.”

Bu ayet Kur’an’ın savaş ve devlet düzeniyle ilgili en çok tartışılan ayetlerinden biridir.

Çünkü burada artık müşriklerden değil, özellikle Ehl-i Kitap olarak anılan topluluklardan söz edilmektedir.

Ayet aynı zamanda klasik İslam hukukundaki cizye kurumunun temel dayanaklarından biri olmuştur.

Bu nedenle ayeti yalnızca birkaç kelime üzerinden değil:

tarih,

savaş,

devlet,

vergi,

din özgürlüğü

ve klasik hukuk

bağlamlarıyla birlikte anlamak gerekir.

2️⃣ “Kendilerine Kitap Verilenler” Kimlerdir ❓​

Kur’an’da “Ehl-i Kitap” ifadesi esas olarak Yahudiler ve Hristiyanlar için kullanılır.

Çünkü onların vahiy geleneğine dayanan kutsal kitapları ve peygamberlik mirasları vardır.

Kur’an onları müşriklerle tamamen aynı kategoriye koymaz.

Birçok ayette Ehl-i Kitap ayrıca ele alınır.

Onlarla:

evlilik,

yiyecek,

teolojik tartışma

ve toplumsal ilişkiler

hakkında farklı hükümler vardır.

Tevbe 29 da bu ayrı hukuki kategorinin savaş ve siyasi düzen boyutuyla ilgilidir.

3️⃣ Ayet Bütün Yahudi ve Hristiyanlarla Her Zaman Savaşmayı mı Emrediyor ❓​

Ayeti böyle sınırsız bir emir hâline getirmek doğru değildir.

Tevbe Suresi’nin tamamı:

savaş,

antlaşmalar,

ihanetler,

Arap yarımadasındaki siyasi düzen

ve dönemin dış tehditleri

bağlamında ilerlemektedir.

Ayet klasik hukukta Ehl-i Kitapla savaş ve cizye ilişkisi bakımından geniş biçimde yorumlanmış olsa da bunun kapsamı konusunda İslam düşüncesinde farklı yaklaşımlar gelişmiştir.

Bu ayeti bugün yaşayan her Yahudi veya Hristiyana karşı bireysel bir savaş emri gibi okumak hem tarihsel hem hukuki açıdan yanlıştır.

4️⃣ Bu Ayetin Tebük Seferiyle İlişkisi Var mıdır ❓​

Tevbe Suresi’nin bu bölümü çoğunlukla Tebük Seferi ve kuzeydeki Bizans etkisiyle ilişkilendirilir.

Hz. Muhammed döneminde Müslüman toplum artık yalnızca Mekke çevresindeki kabilelerle değil, kuzeydeki daha büyük siyasi güçlerle de karşı karşıya gelmeye başlamıştı.

Bizans İmparatorluğu Hristiyandı ve onunla bağlantılı Arap kabileleri bulunuyordu.

Bu nedenle ayetin dış siyasi ve askerî gerilim bağlamında indiği yönünde güçlü bir tarihsel okuma vardır.

Ancak ayetin bütün ayrıntılarını yalnızca tek bir olaya indirgemek de doğru olmayabilir.

5️⃣ “Allah’a ve Ahiret Gününe İman Etmeyenler” Denirken Ehl-i Kitap Zaten Bunlara İnanmıyor muydu ❓​

Yahudiler ve Hristiyanlar Allah’a ve ahirete inandıklarını söylerler.

Kur’an’ın burada kullandığı ifade kendi teolojik ölçüsü içindedir.

Yani Kur’an, Allah hakkındaki bazı inançlarını ve ahiret anlayışlarını kendi vahiy anlayışı açısından doğru ve eksiksiz kabul etmemektedir.

Örneğin Hristiyanlıktaki teslis ve İsa’nın ilahi konumu Kur’an tarafından eleştirilir.

Dolayısıyla ifade:

“Onlar Allah diye bir varlığa hiç inanmıyor.”

demekten çok,

Kur’an’ın kabul ettiği tevhid ve ahiret anlayışına uygun inanmıyorlar

anlamında anlaşılmıştır.

6️⃣ “Allah’ın ve Resulünün Haram Kıldığını Haram Saymayanlar” Ne Demektir ❓​

Burada Müslüman hukukuyla Ehl-i Kitabın dini-hukuki sistemi arasındaki fark vurgulanmaktadır.

İnsanların:

helal,

haram,

ibadet

ve hukuk

anlayışları farklı olabilir.

Kur’an kendi vahiy düzenini hakikat ölçüsü olarak sunmaktadır.

Bu nedenle ayet yalnızca siyasi değil, teolojik bir değerlendirme de taşır.

Ancak teolojik farklılık, günümüzde bireylere kendi başlarına şiddet uygulama yetkisi vermez.

7️⃣ “Hak Dini Din Edinmeyenler” Ne Anlama Gelir ❓​

Kur’an kendisini önceki vahiylerin devamı ve tamamlayıcısı olarak görür.

Bu nedenle İslam’ı “hak din” olarak tanımlar.

Bu, İslam’ın kendi teolojik iddiasıdır.

Her din kendisi hakkında doğruluk iddiasında bulunabilir.

Kur’an da burada kendi inanç çerçevesinden konuşmaktadır.

Fakat bir dini hakikat iddiasıyla benimsemek ile farklı inançtaki herkese zor kullanmak aynı şey değildir.

Teolojik doğruluk iddiası, tek başına bireysel şiddet yetkisine dönüşmez.

8️⃣ “Onlarla Savaşın” Emrinin Bağlamı Nedir ❓​

Ayet bir devlet ve savaş düzeni bağlamındadır.

Burada bireysel bir Müslümana:

“Farklı inançta birini görürsen onunla savaş.”

denilmemektedir.

Savaş:

siyasi otorite,

toplumlar,

antlaşmalar

ve uluslararası ilişkiler

çerçevesinde söz konusudur.

Klasik İslam hukukçuları da bu tür savaş hükümlerini bireylerin kişisel inisiyatifine bırakmamış, devlet otoritesi ve hukuk düzeni içinde değerlendirmiştir.

9️⃣ Cizye Nedir ❓​

Cizye, klasik İslam devletlerinde belirli gayrimüslim tebaanın ödediği kişi başına vergidir.

Genellikle yetişkin ve ödeme gücü bulunan gayrimüslim erkeklerle ilişkilendirilmiştir.

Kadınlar,

çocuklar,

çok yoksullar,

yaşlılar

ve bazı başka gruplar

birçok hukuk yorumunda muaf tutulmuştur.

Ancak tarih boyunca uygulamalar bölgeye ve döneme göre farklılık göstermiştir.

Cizye dini kimlikle bağlantılı özel bir vergi türüdür.

🔟 Cizye Neden Alınıyordu ❓​

Klasik hukukta cizye, gayrimüslimlerin İslam devleti içindeki hukuki statüsüyle bağlantılıydı.

Bu statü karşılığında genel olarak:

can ve mal güvenliği,

dini hayatın belirli ölçülerde korunması,

devlet koruması

ve çoğu klasik uygulamada askerî hizmetten muafiyet

gibi unsurlar bulunuyordu.

Fakat tarihsel uygulamaların her zaman ideal teoriyle birebir örtüştüğünü söylemek doğru değildir.

Adil örnekler de olmuştur.

Ağır veya ayrımcı uygulamalar da görülmüştür.

Tarih idealize edilmemelidir.

1️⃣1️⃣ Cizye Müslümanların Zekâtına Tam Olarak Denk Bir Vergi midir ❓​

Hayır.

Bazen basitçe:

“Müslüman zekât verir, gayrimüslim cizye verir.”

denilir.

Bu karşılaştırma bazı yönlerden açıklayıcı olsa da iki kurum tamamen aynı değildir.

Zekât:

dini bir ibadet ve mali yükümlülüktür.

Cizye ise:

gayrimüslim statüsüyle bağlantılı siyasi-hukuki bir vergidir.

Miktarlar, yükümlüler ve kullanım amaçları tarihsel olarak farklılık gösterebilir.

Bu nedenle ikisini birebir eşit saymak meseleyi fazla basitleştirir.

1️⃣2️⃣ Cizye “Müslüman Ol Ya da Öl” Sistemi midir ❓​

Bunu böyle özetlemek doğru değildir.

Cizye sisteminin varlığı zaten Ehl-i Kitabın kendi dinlerinde kalabildiklerini göstermektedir.

Eğer tek seçenek zorla Müslüman olmak olsaydı cizyenin ayrıca bir hukuk kurumu olarak bulunmasının anlamı kalmazdı.

Klasik düzende Ehl-i Kitap:

Müslüman olmadan,

belirli hukuki statü ve vergi yükümlülüğü altında

İslam devleti içinde yaşayabiliyordu.

Ancak bu sistem modern eşit vatandaşlık anlayışıyla aynı değildir.

Bunu da açıkça belirtmek gerekir.

1️⃣3️⃣ “An Yadin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette cizyenin “an yadin” verilmesinden söz edilir.

Bu ifade farklı şekillerde yorumlanmıştır.

“Elden vermek”,

“gücü yeterek vermek”,

“otoriteye bağlı biçimde ödemek”

gibi anlamlar verilmiştir.

Burada temel fikir, verginin siyasi otorite tarafından fiilen tahsil edilmesi ve kişinin yeni hukuk düzenini kabul etmesidir.

Kelimeden tek başına ayrıntılı bir aşağılama töreni çıkarmak zorunlu değildir.

1️⃣4️⃣ “Ve Hum Sâğirûn” Yani “Boyun Eğmiş Olarak” Ne Demektir ❓​

Bu ifade Tevbe 29’un en çok tartışılan kısımlarından biridir.

“Sâğirûn”:

boyun eğmiş,

otoriteyi kabul etmiş,

üstün siyasi güce tabi olmuş

gibi anlamlarda açıklanmıştır.

Bazı klasik hukukçular bunu cizye ödeme sırasında kişinin aşağılanması biçiminde daha sert yorumlamıştır.

Başka âlimler ise kişinin bilinçli biçimde aşağılanmasını gerekli görmemiş, ifadenin siyasi otoriteye ve hukuk düzenine tabi olmayı anlattığını söylemiştir.

Bu ayrımı bilmek önemlidir.

1️⃣5️⃣ İslam İnsanları Cizye Öderken Aşağılamayı mı Emrediyor ❓​

Ayetin bunu mutlaka fiziksel veya kişisel aşağılama ritüeli biçiminde emrettiğini söylemek doğru değildir.

Tarihsel fıkıhta aşağılayıcı biçimler öneren bazı yorumlar bulunmuştur.

Ancak başka hukukçular insanların onurunu gereksiz yere kıran uygulamaları kabul etmemiştir.

Kur’an’ın genel adalet ilkeleri ve Hz. Muhammed’in eman, ahit ve korunmuş insanların hakları konusundaki öğretileri düşünüldüğünde, verginin tahsili kişisel eziyet ve keyfî aşağılama ruhsatına dönüştürülemez.

Siyasi tabiiyet başka şeydir.

İnsan onurunu ezmek başka şeydir.

1️⃣6️⃣ Cizye Bugünkü Modern Devletlerde Aynen Uygulanmalı mıdır ❓​

Tevbe 29, premodern bir devlet ve savaş sistemi içinde inmiş ve klasik İslam hukukunda o düzenin bir kurumu olarak uygulanmıştır.

Bugünün devlet yapıları ise büyük ölçüde:

eşit vatandaşlık,

genel vergilendirme,

zorunlu askerlik veya profesyonel ordu,

anayasal hukuk

ve uluslararası sözleşmeler

üzerine kuruludur.

Bu nedenle tarihsel cizye sistemini bütün ayrıntılarıyla modern devletlere doğrudan ve mekanik biçimde taşımak ciddi hukuk ve bağlam sorunları doğurur.

Ayetin tarihsel hükmüyle günümüz vatandaşlık düzeninin nasıl ilişkilendirileceği çağdaş İslam hukukunda ayrıca tartışılan bir konudur.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Din Özgürlüğüyle Nasıl Birlikte Okunabilir ❓​

Ayetin kendisi zorlayıcı bir premodern savaş ve vergi düzeninden söz etmektedir; bunu yumuşatarak tarihte hiç güç ilişkisi yokmuş gibi anlatmak doğru olmaz.

Fakat aynı zamanda cizye sistemi, Ehl-i Kitabın Müslüman olmadan İslam yönetimi altında yaşamaya devam edebildiğini de gösterir.

Dolayısıyla tablo:

“Her şey tamamen modern din özgürlüğüydü.”

demek kadar,

“Ya Müslüman ol ya öl.”

demekle de açıklanamaz.

Tarihsel gerçeklik bundan daha karmaşıktır.

Doğru yaklaşım, hem dönemin hukuk yapısını hem de bugünkü hukuk dünyasının farklılığını dürüstçe görmektir.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Tevbe 29 özellikle bize dini metinleri tarih dışına çıkarmanın ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterir.

Bir ayet:

  1. yüzyılın savaş,
imparatorluk,

vergi

ve siyasi tabiiyet düzeni

içinde konuşabilir.

Bunu hiçbir açıklama yapmadan bugünkü komşunuza, iş arkadaşınıza veya farklı dindeki vatandaşınıza taşımak yanlış sonuçlar doğurabilir.

Ayetin anlaşılması için:

metni,

tarihi,

klasik yorumu,

hukuki uygulamayı

ve bugünkü şartları

birlikte düşünmek gerekir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 29. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 29. ayet Kur’an’ın en çok tartışılan savaş ve siyaset ayetlerinden biridir.

Ayet Ehl-i Kitapla ilişkiyi:

savaş,

siyasi hâkimiyet

ve cizye

üzerinden düzenleyen tarihsel bir hukuk çerçevesi ortaya koymaktadır.

Bu ayet klasik İslam devlet düzeninde son derece etkili olmuştur.

Ehl-i Kitap Müslüman olmadan kendi dini kimliklerini koruyabilmiş, buna karşılık cizye adı verilen özel bir mali yükümlülüğe tabi tutulmuştur.

Bu sistem modern eşit vatandaşlık modeli değildir.

Ama aynı zamanda basit biçimde:

“Ya Müslüman ol ya öldürül.”

sistemi olarak da tarif edilemez.

Ayetin:

“onlarla savaşın”

ifadesi bireysel insanlara bugün farklı inançtaki kişilere saldırma yetkisi vermez.

Hüküm tarihsel devletler ve savaş düzeni içindedir.

Cizye de kişisel gasp değildir.

Bir kamu ve hukuk kurumudur.

“Boyun eğmiş olarak” ifadesi ise tarih boyunca farklı yorumlanmıştır.

Bazı hukukçular daha sert ve hiyerarşik yorumlar geliştirmiştir.

Bazıları ise bunu siyasi otoriteye tabiiyet olarak değerlendirmiş ve kişisel aşağılamayı gerekli görmemiştir.

Bu farklılıkları saklamamak gerekir.

Belki de Tevbe 29’u doğru okumanın en önemli şartı, ayeti ne gereğinden fazla yumuşatmak ne de bağlamından koparıp sınırsız şiddet emrine dönüştürmektir.

Metin serttir.

Tarihsel bir güç ve savaş düzeninden söz eder.

Ama bunun sınırları, muhatapları ve hukuki yapısı vardır.

Bugün farklı inançlara sahip milyonlarca insan aynı ülkelerde:

komşu,

iş arkadaşı,

dost

ve vatandaş

olarak birlikte yaşamaktadır.

Bu dünyaya yedinci yüzyılın bütün siyasi kurumlarını hiçbir ayrım yapmadan taşımak yerine, ayetin tarihsel anlamını doğru öğrenmek ve Kur’an’ın daha geniş:

adalet,

ahit,

güvenlik

ve insan sorumluluğu

ilkeleriyle birlikte değerlendirmek gerekir.

Tevbe 29 bize belki de şu soruyu yöneltmektedir:

Dini bir hükmü gerçekten anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa yüzyıllar önceki devlet ve savaş düzeninin bir hükmünü bağlamından koparıp bugünün insan ilişkilerine aynen uygulayarak metnin söylemediği sonuçları mı üretiyoruz?

“Tarihi anlamadan hükmü bugüne taşımak, eski bir anahtarla yeni bir kapıyı zorlamaya benzeyebilir. Hakikate sadakat yalnızca metni tekrar etmek değil, metnin ne zaman, kime, hangi şartlarda ve hangi sorumluluğu kurmak için konuştuğunu da anlayabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt