Talâk Suresi 7. Ayette Varlıklı Kişinin İmkânına Göre, Rızkı Dar Olanın Da Allah’ın Verdiği Ölçüde Harcaması Ve Allah’ın Zorluktan Sonra Kolaylık Vermesi Ne Anlama Gelir
“Adalet, herkesten aynı miktarı istemek değil; herkesi gücü ölçüsünde sorumlu tutmaktır. Allah, insanı taşıyamayacağı yükle ezmez; darlığın ardından mutlaka yeni bir kolaylık yaratabilir.”
Ersan Karavelioğlu
Talâk Suresi 7. Ayet Meali:
“Varlıklı olan, varlığından harcasın. Rızkı kendisine daraltılmış bulunan da Allah’ın kendisine verdiğinden harcasın. Allah hiç kimseyi kendisine verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Allah bir güçlüğün ardından bir kolaylık meydana getirecektir.”
Talâk Suresi 7. ayet, boşanma sonrası nafaka, barınma, çocuk bakımı ve geçim sorumluluklarının kişinin maddî gücüne göre yerine getirilmesini emretmektedir.
Bir önceki ayette:
- Boşanmış kadının barındırılması,
- Hamile kadının geçiminin sağlanması,
- Emziren anneye ücret verilmesi,
- Anne ve babanın çocuk konusunda güzelce anlaşması
istenmişti.
Bu ayet ise harcamanın ölçüsünü açıklamaktadır.
Zengin olan kişi imkânını gizleyip az harcamamalı; rızkı dar olan kişi de gücünün yetmediği bir yük altında ezilmemelidir.
Kur’an böylece iki aşırılığı da reddeder:
- İmkânı olduğu hâlde sorumluluktan kaçmayı,
- İmkânı sınırlı olan kişiye gücünün üzerinde yük bindirmeyi.
Ayetin sonunda verilen:
“Allah bir güçlüğün ardından bir kolaylık meydana getirecektir.”
müjdesi ise maddî ve duygusal sıkıntı yaşayan insana umut vermektedir.
Varlıklı Kişinin Varlığından Harcaması Ne Anlama Gelir
Varlıklı kişinin varlığından harcaması, sahip olduğu maddî imkâna uygun şekilde sorumluluklarını yerine getirmesi demektir.
Varlıklı kişi:
- Nafakayı düşük göstermek,
- Malını gizlemek,
- Gelirini olduğundan az göstermek,
- Karşı tarafı ekonomik baskı altında bırakmak
amacıyla hareket edemez.
Allah, kişiden servetine ve gerçek gücüne uygun bir harcama beklemektedir.
Zengin Kişinin En Az Miktarı Vermesi Yeterli Midir
Her zaman yeterli değildir.
Bir insanın çok geniş imkânı bulunduğu hâlde ailesine veya çocuğuna yalnızca hayatta kalacak kadar destek vermesi, ayetin ruhuna uygun olmayabilir.
Harcama belirlenirken:
- Kişinin gerçek geliri,
- Yaşam standardı,
- Çocuğun ihtiyaçları,
- Barınma ve eğitim şartları,
- Toplumdaki makul ölçüler
dikkate alınmalıdır.
Zenginlik sorumluluğu azaltmaz; aksine genişletir.
Rızkı Daraltılmış Kişi Kimdir
Rızkı daraltılmış kişi, maddî imkânları sınırlı olan insandır.
Bu kişi:
- Düşük gelirli,
- İşsiz,
- Borçlu,
- Sağlık sorunları nedeniyle çalışamayan
- Veya geçici ekonomik sıkıntı yaşayan
biri olabilir.
Ayet, böyle bir kişiden zenginle aynı miktarda harcama yapmasını istemez.
Ancak elindeki imkân ölçüsünde sorumluluğunu yerine getirmesini ister.
Maddî Sıkıntı Sorumluluğu Tamamen Ortadan Kaldırır Mı
Hayır.
Maddî sıkıntı, sorumluluğun miktarını azaltabilir; fakat mümkün olan her durumda sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmaz.
Rızkı dar olan kişi:
- Elinden geleni yapmalı,
- Gelir aramalı,
- İsrafı bırakmalı,
- Önceliklerini doğru belirlemeli,
- Çocuğun temel ihtiyaçlarını ihmal etmemelidir.
“Param yok.” sözü, gerçek bir yetersizliği ifade edebileceği gibi sorumluluktan kaçmanın bahanesi de olabilir.
Allah kişinin gerçek durumunu bilir.
Allah Neden Harcamayı Kişinin İmkânına Göre Belirlemiştir
Çünkü adalet, herkesin aynı miktarı vermesi değildir.
Adalet:
- Güçlüden gücü kadar,
- Zayıftan gücü kadar,
- Zenginden varlığı kadar,
- Dardan geçinen kişiden imkânı kadar
sorumluluk istemektir.
Herkese aynı maddî yükü yüklemek, görünüşte eşitlik olsa bile gerçekte haksızlık doğurabilir.
Kur’an, eşitlikten daha derin olan adalet ölçüsünü esas alır.
Nafaka Miktarı Nasıl Belirlenmelidir
Nafaka belirlenirken hem veren kişinin imkânı hem de alan kişinin makul ihtiyaçları dikkate alınmalıdır.
Bu ihtiyaçlar arasında:
- Barınma,
- Beslenme,
- Giyim,
- Sağlık,
- Ulaşım,
- Çocukların eğitim ve bakım giderleri
bulunabilir.
Miktar:
- Ezici olmamalı,
- İhtiyaçları karşılayamayacak kadar düşük tutulmamalı,
- Gerçek gelir gizlenerek belirlenmemelidir.
Amaç taraflardan birini cezalandırmak değil, hakkı adaletle teslim etmektir.
Nafaka Bir İntikam Aracı Hâline Getirilebilir Mi
Hayır.
Nafaka:
- Karşı tarafı cezalandırmak,
- Zenginleşmek,
- Eski eşi kontrol altında tutmak,
- Sürekli kavga üretmek
için kullanılmamalıdır.
Aynı şekilde nafaka ödemekle yükümlü kişi de:
- Ödemeyi geciktirerek,
- Gelirini gizleyerek,
- Çocuğun ihtiyacını küçümseyerek
karşı tarafı cezalandıramaz.
Nafaka bir intikam değil, hak ve sorumluluk meselesidir.
“Allah’ın Kendisine Verdiğinden Harcasın” Ne Demektir
Bu ifade, insanın sahip olduğu her imkânın Allah’ın bir nimeti olduğunu hatırlatır.
İnsan:
- Kazancını kendi emeğiyle elde eder,
- Fakat sağlık, akıl, fırsat ve güç Allah’ın lütfudur.
Bu nedenle malın bir kısmını sorumluluklar için harcamak, insanın kendi malından eksilmesi gibi görülmemelidir.
Kul, Allah’ın kendisine emanet ettiği imkânı yine O’nun belirlediği adalet ölçüsünde kullanır.
İnsanın Geliri Yalnızca Kendisine Mi Aittir
İnsan kazancının sahibi olmakla birlikte, malında başkalarının hakları da bulunabilir.
Bunlar:
- Aile sorumlulukları,
- Çocuğun nafakası,
- Borçlar,
- Zekât,
- Kul hakları
olabilir.
Mal sahibi olmak, onu dilediği gibi ve sorumsuzca kullanma yetkisi vermez.
Mülkiyet hakkı, ahlâkî ve hukukî sorumluluklarla birlikte gelir.
Allah Hiç Kimseyi Verdiğinden Fazlasıyla Yükümlü Tutmaz Ne Demektir
Bu ifade, Allah’ın insana gücünü aşan bir maddî yük yüklemediğini bildirir.
Kişiden:
- Sahip olmadığı parayı vermesi,
- Karşılayamayacağı harcamayı yapması,
- İmkânsız olanı gerçekleştirmesi
istenmez.
Allah, kulun gerçek gücünü, gelirini, borçlarını ve şartlarını bilir.
Bu ilke hem ilâhî adaletin hem de insan hukukunun temel ölçülerinden biridir.

Güç Yetirememe İle İstememe Arasındaki Fark Nedir
Güç yetirememe, kişinin gerçekten yeterli imkâna sahip olmamasıdır.
İstememe ise kişinin imkânı bulunduğu hâlde:
- Cimrilik,
- Öfke,
- İntikam,
- Sorumluluktan kaçma
sebebiyle harcamayı reddetmesidir.
Bu ikisi aynı değildir.
İnsanları kandırmak mümkün olabilir; fakat Allah gerçek yetersizlik ile bilinçli ihmali bilir.

Borçlanarak Nafaka Ödemek Zorunlu Mudur
Bu durum kişinin şartlarına, hukukî yükümlülüğüne ve temel ihtiyaçlarına göre değerlendirilmelidir.
Kur’an’ın genel ilkesi, insanın gücü ölçüsünde sorumlu tutulmasıdır.
Ancak kişi:
- Lüks harcamalarını sürdürüp,
- Temel sorumluluklarını ihmal edemez.
Öncelikle gereksiz giderleri azaltmalı ve elindeki imkânı adaletli biçimde kullanmalıdır.
Gerçekten güç yetirilemiyorsa, konu uzmanlar ve yetkili hukuk mercileri tarafından adaletle değerlendirilmelidir.

Çocuğun Geçimi Anne Ve Babanın Kavgasına Bağlanabilir Mi
Hayır.
Çocuk:
- Nafaka anlaşmazlığının,
- Velayet kavgasının,
- Eski eşler arasındaki öfkenin
bedelini ödememelidir.
Çocuğun:
- Beslenme,
- Sağlık,
- Eğitim,
- Barınma,
- Güvenlik
hakları vardır.
Anne ve baba birbirine kırgın olsa bile çocuğun ihtiyaçlarını birlikte gözetmek zorundadır.

Allah’ın Zorluktan Sonra Kolaylık Vermesi Ne Anlama Gelir
Bu ifade, mevcut sıkıntının sonsuza kadar sürmeyeceğini bildirir.
Kolaylık:
- Yeni bir iş bulunması,
- Gelirin artması,
- Borçların azalması,
- Tarafların anlaşması,
- Masrafların hafiflemesi,
- Psikolojik gücün artması
şeklinde gelebilir.
Allah bazen zorluğu kaldırır, bazen de insana zorluğu aşacak güç ve imkân verir.

Her Zorluğun Ardından Kolaylık Hemen Mi Gelir
Hayır.
Ayet, kolaylığın mutlaka aynı gün veya insanın istediği biçimde geleceğini söylemez.
Bazı zorluklar:
- Kısa sürede,
- Bazıları uzun bir sabır döneminden sonra
hafifleyebilir.
İnsan için önemli olan:
- Ümitsizliğe düşmemek,
- Helâl çabayı sürdürmek,
- Sorumluluklarını yerine getirmek,
- Allah’a güvenmektir.
Kolaylığın zamanını Allah bilir.

Zorluk Döneminde İnsan Nasıl Davranmalıdır
İnsan maddî darlık yaşadığında:
- İsrafı azaltmalı,
- Bütçe yapmalı,
- Helâl iş imkânları aramalı,
- Borçlarını düzenlemeli,
- Ailesiyle açık iletişim kurmalı,
- Yardım istemekten utanmamalıdır.
Dua ve tevekkül önemlidir; fakat bunlar plan, çalışma ve tedbirle birlikte olmalıdır.
Zorluk, insanı harama veya başkasının hakkını yemeye yöneltmemelidir.

Bu Ayet Fakir İnsanları Aşağılar Mı
Hayır.
Ayet yoksulluğu bir değersizlik işareti olarak görmez.
Rızkı geniş olan da dar olan da Allah’ın kuludur.
Aralarındaki fark:
- İnsanlık değerinde değil,
- Maddî sorumluluklarının miktarındadır.
Allah kişiyi malının çokluğuna göre değil, sahip olduğu imkânı ne kadar doğru kullandığına göre değerlendirir.
Az imkânla samimi biçimde sorumluluğunu yerine getiren kişi, Allah katında çok değerli olabilir.

Bu Ayet Günümüz Ekonomik Hayatına Ne Söyler
Günümüzde aileler:
- Yüksek kiralar,
- İşsizlik,
- Borçlar,
- Çocuk bakım giderleri,
- Hayat pahalılığı
sebebiyle zorlanabilmektedir.
Talâk Suresi 7. ayet şu dengeyi öğretir:
- Varlıklı kişi gerçek gücünü gizlememelidir.
- Dar gelirli kişi gücünün üzerinde ezilmemelidir.
- Her iki taraf da çocuğun ve ailenin temel haklarını korumalıdır.
- Harcamalar gerçek gelir ve makul ihtiyaçlar üzerinden belirlenmelidir.
Ayet, ekonomik sorumluluklarda hem merhameti hem de adaleti birlikte korur.

Talâk Suresi 7. Ayetin Verdiği Büyük Mesaj Nedir
Talâk Suresi 7. ayet, boşanma sonrasında yapılacak harcamaların kişinin gerçek maddî gücüne göre belirlenmesini emretmektedir.
Ayetin temel mesajı şudur:
Allah zenginden imkânına uygun cömertlik, dar gelirli kişiden ise gücü ölçüsünde sorumluluk ister.
Buna göre:
- Varlıklı kişi servetini gizleyemez,
- Sorumluluğunu en düşük miktarla geçiştiremez,
- Maddî gücünü baskı aracı hâline getiremez.
Rızkı dar olan kişi ise:
- Gücünün üzerinde bir yükle ezilmez,
- Sahip olmadığı şeyden sorumlu tutulmaz,
- Fakat elindeki imkânı da sorumluluklarından kaçmak için saklayamaz.
Allah’ın adaleti, herkesten aynı miktarı değil, herkesin gücü ölçüsünde doğru davranmasını istemektedir.
Ayetin sonunda verilen kolaylık müjdesi, maddî darlık yaşayan insana büyük bir umut sunar:
Bugünkü darlık, yarının da mutlaka darlık olacağı anlamına gelmez.
Allah:
- Yeni bir rızık kapısı açabilir,
- Borçları hafifletebilir,
- İnsanların kalplerini uzlaştırabilir,
- Beklenmedik bir çözüm yaratabilir,
- Sıkıntıyı taşıyacak sabır verebilir.
İnsan zorluk içindeyken adaletten vazgeçmemeli, başkasının hakkını yememeli ve sorumluluğunu gücü ölçüsünde yerine getirmelidir.
Çünkü ilâhî ölçüde:
- Sorumluluk imkâna göredir,
- Adalet güçle dengelenir,
- Zorluk kalıcı değildir,
- Allah’ın rahmet kapıları tükenmez.
“Darlık insanın imkânını azaltabilir; fakat vicdanını ve sorumluluğunu yok etmemelidir. Varlıklı olan cömertlikle, dar olan samimiyetle sınanır; Allah ise her ikisinin de gerçek gücünü ve niyetini bilir.”
Ersan Karavelioğlu