📖 Ra‘d Suresi 42. Ayette “Onlardan Öncekiler de Planlar Kurmuşlardı; Fakat Bütün Planların Hükmü Allah’a Aittir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Ra‘d Suresi 42. Ayette “Onlardan Öncekiler de Planlar Kurmuşlardı; Fakat Bütün Planların Hükmü Allah’a Aittir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,423
2,736,288
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Ra‘d Suresi 42. Ayette “Onlardan Öncekiler de Planlar Kurmuşlardı; Fakat Bütün Planların Hükmü Allah’a Aittir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Ra‘d Suresi 41. ayette dünyadaki güç alanlarının değişebileceği, Allah’ın hükmünü nihai olarak bozacak bağımsız bir gücün bulunmadığı ve O’nun hesabı çabuk gördüğü bildirilmişti. 42. ayet bu düşünceyi insanların kurduğu planlar üzerinden devam ettirir: ‘Onlardan öncekiler de planlar kurmuşlardı; fakat bütün mekrin hükmü Allah’a aittir. O, her nefsin ne kazandığını bilir. İnkâr edenler de bu yurdun güzel akıbetinin kime ait olduğunu yakında bileceklerdir.’ Ayette geçen “mekr” kelimesi bağlama göre plan, düzen, karşı tarafı hazırlıksız yakalamaya yönelik tertip veya hileli strateji anlamlarına gelebilir. Allah hakkında kullanıldığında bunu insanlardaki ahlaksız yalan, kandırma veya haksız hile anlamında düşünmek doğru değildir. Buradaki vurgu, insanların ne kadar güçlü planlar kurarlarsa kursunlar Allah’ın bilgisini ve nihai hükmünü aşamayacaklarıdır. Ayet ayrıca Allah’ın her insanın ne kazandığını bildiğini söyler; fakat bu ilahî bilgi, insanlara başkalarının özel hayatını sınırsız biçimde gözetleme veya delilsiz suçlama yetkisi vermez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Ra‘d Suresi 42. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Onlardan öncekiler de planlar kurmuşlardı. Fakat bütün planların hükmü Allah’a aittir. O, her nefsin ne kazandığını bilir. İnkâr edenler de bu dünyanın/yurdun güzel akıbetinin kime ait olduğunu yakında bileceklerdir.” Ayetin Arapçası ise “Ve kad mekerallezîne min kablihim fe-lillâhi’l-mekru cemî‘â. Ya‘lemu mâ teksibu kullu nefs. Ve seya‘lemu’l-kuffâru limen ukbe’d-dâr.” şeklindedir.

Ayet üç büyük gerçeği aynı yerde buluşturur: İnsanların plan kurabilmesi, Allah’ın bütün planları kuşatan egemenliği ve her insanın yaptığının Allah tarafından bilinmesi. Sonunda ise bütün bu mücadelenin nihai sonucunun dünyadaki geçici güç görüntüsüyle değil, “ukbe’d-dâr”, yani güzel ve nihai akıbetle değerlendirileceği hatırlatılır.

Bu nedenle Ra‘d 42 yalnız geçmişte peygamberlere karşı düzen kuran insanları anlatan tarihsel bir ayet değildir; güç, strateji, hesap, görünür başarı ve nihai sonuç arasındaki farkı düşünmeye çağıran evrensel bir uyarı da taşır.

2️⃣ “Onlardan Öncekiler de Planlar Kurmuşlardı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet, Hz. Muhammed’e karşı çeşitli planlar kuran insanların tarihte ilk olmadığını hatırlatır. Ondan önceki peygamberlerin karşısında da mesajı engellemek, elçiyi itibarsızlaştırmak veya mevcut düzeni korumak için çeşitli tertiplere başvuran insanlar bulunmuştur.

Bu, peygamber için bir tesellidir. Karşısındaki muhalefet ne kadar organize görünürse görünsün, peygamberlik tarihinin daha önce de benzer süreçlerden geçtiği bildirilir.

Aynı zamanda insan için bir tarih dersidir: Güçlü plan yapmak, haklı olmak demek değildir. Tarihte son derece iyi örgütlenmiş yanlış hareketler de olmuştur.

3️⃣ Ayetteki “Mekr” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

Arapçadaki “mekr” kelimesi, bağlama göre gizli plan, düzen, stratejik tertip ve karşı tarafın fark etmediği biçimde sonuç almaya yönelik planlama anlamları taşıyabilir. Türkçedeki yalnız “hile” kelimesi bazen bu anlam alanını fazlasıyla daraltabilir.

İnsan hakkında kullanıldığında “mekr”, özellikle zarar vermek amacıyla kurulan kötü planları ifade edebilir. Bir kişi doğruyu açıkça tartışmak yerine rakibini tuzağa düşürmeye çalışıyorsa bu bağlama uygun bir örnek olabilir.

Ancak kelimenin anlamı öznesine ve bağlamına göre değerlendirilmelidir. Aynı kelimenin Allah’a nispet edilmesi, Allah’ın insanlardaki kusurlu ahlakla nitelendirilmesi anlamına gelmez.

4️⃣ “Bütün Mekr Allah’a Aittir” Allah’ın Hile Yaptığı Anlamına mı Gelir ❓​

Allah hakkında ahlaksız kandırma, yalan söyleme veya masum insanı haksız biçimde tuzağa düşürme düşünmek doğru değildir. Ayetteki ifade, insanların kurduğu planların nihai kontrolünün Allah’ın egemenliğini aşamayacağını gösterir.

İnsan bir plan kurabilir fakat planın bütün sonuçlarını kontrol edemez. Bilmediği gelişmeler ortaya çıkabilir, hesaba katmadığı insanlar devreye girebilir veya planı tamamen tersine dönebilir.

Allah ise bütün süreçleri bilir. Bu nedenle “fe-lillâhi’l-mekru cemî‘â”, insan planlarının üzerinde Allah’ın kuşatıcı bilgisi ve karşılık verme kudreti bulunduğunu anlatan güçlü bir ifadedir.

5️⃣ Allah’a Nispet Edilen “Mekr” ile İnsanların Hilesi Arasında Ne Fark Vardır ❓​

İnsanın kötü hilesi çoğu zaman bilgi eksikliği, çıkar, yalan, zulüm veya karşı tarafın hakkını çiğneme üzerine kurulabilir. Allah hakkında bunların hiçbiri düşünülemez.

Kur’an’da Allah’a nispet edilen bu tür ifadeler, kötülük planlayan insanların planlarının boşa çıkarılması, tersine çevrilmesi veya hak ettikleri karşılıkla yüzleşmeleri bağlamında anlaşılır.

Dolayısıyla aynı kelimeyi görünce aynı ahlaki niteliği Allah’a taşımamak gerekir. Dil bağlam içinde çalışır ve ilahî fiiller yaratılmış insanların kusurlu özelliklerine indirgenemez.

6️⃣ İnsanların Plan Yapması Yanlış mıdır ❓​

Hayır. Plan yapmak kendi başına kötü değildir. İnsan işini planlar, bütçe hazırlar, seyahat programı yapar, güvenlik önlemi alır ve geleceği için çeşitli senaryolar düşünür.

Kur’an’ın eleştirdiği şey planlamanın kendisi değil, planın kötülük ve haksızlık amacıyla kullanılmasıdır. İnsan başkasını aldatmak, zulmünü devam ettirmek veya hakikati bastırmak için plan kuruyorsa ahlaki sorun ortaya çıkar.

Bu nedenle “mekr” eleştirisini “Hiç plan yapmayın, tamamen plansız yaşayın” şeklinde anlamak doğru değildir.

7️⃣ Tevekkül Plan Yapmayı Terk Etmek midir ❓​

Hayır. Ra‘d Suresi 30. ayette Hz. Peygamber “Ben O’na tevekkül ettim” demişti. Tevekkül ile planlama birbirine karşıt değildir.

İnsan bütün meşru tedbirlerini alabilir ve yine de sonucunu Allah’a bırakabilir. Çünkü plan yapmak bize düşen görevdir; planın kesin olarak gerçekleşeceğini garanti etmek bizim gücümüzde değildir.

Bu nedenle doğru anlayış “Planımı yaparım ama planımı ilahlaştırmam” şeklinde özetlenebilir.

8️⃣ Çok İyi Plan Yapmak Başarıyı Garanti Eder mi ❓​

Hayır. İyi plan başarı ihtimalini artırabilir; fakat hayat matematiksel olarak tamamen insanın kontrolünde değildir.

İş dünyasında çok iyi hazırlanmış bir proje beklenmedik ekonomik gelişmeyle başarısız olabilir. Tıp alanında bütün doğru tedaviler uygulanmasına rağmen istenen sonuç alınamayabilir. İnsan ilişkilerinde de karşı tarafın özgür tercihleri vardır.

Bu nedenle plan sebep, garanti değildir. Ra‘d 42 insana kendi stratejik zekâsını mutlak güç gibi görmemeyi öğretir.

9️⃣ İnsan Planlarının Allah Tarafından Bilinmesi Özgür İradeyi Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır. Allah’ın insanın yapacağını bilmesi, insanı o davranışı yapmaya zorladığı anlamına gelmez. Bilmek ile zorlamak aynı şey değildir.

İnsan gerçek tercihler yapar ve yaptığı tercihlerin sorumluluğunu taşır. Allah’ın bu tercihleri kuşatıcı biçimde bilmesi ise O’nun bilgisinin sınırsızlığıyla ilgilidir.

Bu nedenle “Allah zaten biliyordu, o hâlde benim sorumluluğum yok” şeklindeki kaderci sonuç doğru değildir. Kur’an insanı seçimlerinden sorumlu tutmaya devam eder.

🔟 “O, Her Nefsin Ne Kazandığını Bilir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ya‘lemu mâ teksibu kullu nefs”, yani “Her nefsin ne kazandığını bilir” denilir. Buradaki “kazanmak” yalnız ekonomik kazanç anlamına gelmez; insanın eylemleri, tercihleri ve ahlaki sonuçları da bu ifade içindedir.

İnsan bazı davranışlarını toplumdan gizleyebilir. Bir haksızlık mahkemeye ulaşmayabilir veya tarih bir mağdurun yaşadığını unutabilir. Fakat ayet, Allah’ın bilgisinde hiçbir davranışın kaybolmadığını bildirir.

Bu, özellikle gizli yapılan kötülük karşısında güçlü bir hesap bilinci oluşturur: İnsanlardan saklamak, Allah’tan saklamak değildir.

1️⃣1️⃣ Allah’ın Her Şeyi Bilmesi İnsanlara Başkalarını Gözetleme Yetkisi Verir mi ❓​

Hayır. Allah’ın bilgisinin sınırsızlığı ile insanların birbirlerini izlemesi aynı şey değildir. İnsan sınırlı, yanılabilir ve başkasının mahremiyetine saygı göstermekle yükümlüdür.

“Allah zaten her şeyi görüyor, ben de insanların özel hayatını araştırabilirim” düşüncesi yanlıştır. İlahi omniscience, insanlara sınırsız gözetleme yetkisi vermez.

Mahremiyetin ihlali için ayrıca meşru bir gerekçe ve hukuki sınırlar gerekir. Allah’ın bilgisi bizim merakımıza ruhsat değildir.

1️⃣2️⃣ “Allah Onun Ne Yaptığını Biliyor” Sözü Mahkemede Delil Yerine Geçer mi ❓​

Hayır. Allah gerçeği eksiksiz bilir; insan mahkemesi ise kanıt ve usulle çalışmak zorundadır.

Bir kişi başka biri hakkında “Ben biliyorum o suçlu, Allah da biliyor” diyerek onu hukuken suçlu ilan ettiremez. Delil, tanıklık, belge ve adil yargılama gerekir.

İlahî bilgi, insanın bilmediği şeyi biliyormuş gibi davranmasına izin vermez. Tam tersine kendi bilgi sınırımızı kabul etmemizi gerektirir.

1️⃣3️⃣ İnsanların Gizli Planlarını Allah Biliyorsa Neden Hemen Engellemiyor ❓​

Allah’ın bir şeyi bilmesi ile onu aynı anda engellemesi zorunlu olarak aynı şey değildir. Dünya, insanların gerçek tercihler yaptığı ve bu tercihlerin sonuçlarıyla karşılaştığı bir sorumluluk alanıdır.

Allah kötü bir planın bir süre işlemesine izin verebilir; fakat bu o planı onayladığı anlamına gelmez. Ra‘d Suresi’nin önceki ayetlerinde mühlet ile onayın aynı şey olmadığı zaten vurgulanmıştı.

Bazen kötülük dünyada sonuç üretir ve mağdurlar gerçekten zarar görür. İlahî adaletin varlığı, dünyadaki bütün acıların anında ortadan kalkacağı sözü değildir.

1️⃣4️⃣ Kötü Bir Planın Başarılı Olması Allah’ın Onu Onayladığını mı Gösterir ❓​

Hayır. Bir insan hileyle para kazanabilir, bir zalim uzun süre iktidarda kalabilir veya bir manipülasyon geçici olarak başarılı olabilir.

Dünyevî başarı = ilahî onay şeklinde bir denklem yoktur. Aynı şekilde kısa vadeli yenilgi de bir insanın mutlaka yanlış olduğunu göstermez.

Kur’an nihai ölçüyü yalnız “Şu anda kim kazanıyor?” sorusuna bırakmaz; “akıbet” kavramıyla daha uzun ve nihai bir perspektif sunar.

1️⃣5️⃣ “İnkâr Edenler Yakında Bilecekler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda inkâr edenlerin “ukbe’d-dâr”, yani bu yurdun nihai ve güzel akıbetinin kime ait olduğunu bilecekleri bildirilir. Bu, bugün görünen güç tablosunun son söz olmadığını anlatır.

İnsan bir dönemde kendisini kazanan taraf sanabilir; fakat Kur’an değerlendirmeyi nihai akıbete taşır.

Bu nedenle ayet kısa vadeli zaferin insanı kibirlendirmemesi, geçici yenilginin de hakikatin sonu sanılmaması gerektiğini öğretir.

1️⃣6️⃣ “Güzel Akıbet” Dünyevî Zenginlik ve Güç müdür ❓​

Hayır. Kur’an’da güzel akıbet esas olarak Allah’ın rızası ve ahiret başarısı bağlamında anlam kazanır. Dünyadaki zenginlik, güç ve şöhret bunun otomatik göstergesi değildir.

Takvâ sahibi bir insan fakir olabilir veya hayatında birçok zorluk yaşayabilir. Aynı şekilde ahlaken yanlış yaşayan biri dünyada çok güçlü olabilir.

Bu nedenle servet, takipçi sayısı, siyasi iktidar veya ün manevî başarı sertifikası değildir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet “Kötülük Yapanın Başına Dünyada Kesin Kötülük Gelir” mi Diyor ❓​

Hayır. Ayetten mekanik bir “karma” sistemi çıkarılamaz. Kötü davranışların bazı doğal sonuçları olabilir; fakat her kötülüğün dünyada aynı biçimde ve hemen karşılık bulacağı söylenemez.

Bazı zalimler dünyada uzun süre rahat yaşayabilir. Bazı iyi insanlar da ciddi sıkıntılar çekebilir. Kur’an’ın nihai akıbet vurgusu tam da dünyanın bütün hesabı tamamlayan yer olmadığını hatırlatır.

İlahî karşılık düşüncesini “Bugün başına kötü bir şey geldiyse geçmişte kesin kötü bir şey yaptın” şeklindeki acımasız bir formüle çevirmemek gerekir.

1️⃣8️⃣ Ra‘d Suresi 41 ve 42 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Ra‘d Suresi 41. ayet insanların kalıcı sandıkları hâkimiyet alanlarının daralabileceğini ve Allah’ın hükmünü nihai olarak geri çevirecek kimsenin bulunmadığını söylemişti. 42. ayet ise bu egemenlik mücadelesinin arka planındaki planlara dikkat çeker: Öncekiler de plan kurmuşlardı; fakat bütün planlar Allah’ın bilgisi ve hükmü içindedir.

Böylece iki ayet, güç ve planın mutlaklaştırılmaması konusunda birleşir. İnsan strateji kurar, mücadele eder ve bazı sonuçlar elde eder; fakat tarihin bütününü elinde tutamaz.

Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 43. ayet, sûrenin son ayetidir ve “İnkâr edenler ‘Sen gönderilmiş bir peygamber değilsin’ diyorlar. De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitab’ın bilgisi bulunan kimse yeter” buyuracaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle peygamberlik iddiası, Allah’ın şahitliği, ‘yanında Kitab’ın bilgisi bulunan kimse’ ifadesi hakkındaki farklı tefsirler, bunun tek bir kişiye kesin biçimde indirgenmemesi, şahitliğin insan gözetimiyle karıştırılmaması, Ehl-i kitap içindeki bilgi sahipleriyle ilişkilendirilen yorumlar ve sûrenin tevhid-vahiy-hesap çizgisinin nasıl tamamlandığı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Ra‘d Suresi 42. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Ra‘d Suresi 42. ayet insanın plan yapabilen ama bütün sonuçları kontrol edemeyen bir varlık olduğunu hatırlatır. Önceki toplumlar da peygamberlere karşı planlar kurmuş, güçlü ittifaklar oluşturmuş ve mesajın önünü kesmeye çalışmışlardır. Bazıları belli bir süre başarılı da görünmüş olabilir. Fakat Kur’an, görünür başarı ile nihai sonucu birbirinden ayırır. Bir planın kısa vadede işe yaraması onun ahlaken doğru veya Allah tarafından onaylanmış olduğunu göstermez.

Ayetteki “mekr” kelimesi bu yüzden dikkatli okunmalıdır. İnsanların mekrinde hile, baskı ve kötülük bulunabilir; fakat Allah’a nispet edilen mekrı aynı ahlaki kusurlar üzerinden anlamak doğru değildir. Allah yalan söyleyerek masumu kandıran bir insan gibi düşünülemez. Buradaki vurgu, insanın kötücül planlarının Allah’ın bilgisini aşamayacağı ve Allah’ın bunlara karşılık vermekte aciz olmadığıdır. Yaratılmışın planı sınırlı, Allah’ın bilgisi kuşatıcıdır.

Bu ayrım günlük hayatımız açısından da önemlidir. Ayet planlamayı yasaklamaz. İnsan işini, ailesini ve geleceğini planlayabilir. Hatta sorumluluk çoğu zaman plan yapmayı gerektirir. Sorun, planı ahlakın yerine geçirmek veya başarı uğruna her aracı meşru görmekle başlar. Bir hedef iyi olsa bile kullanılan yöntem adaletsizse sırf sonuç istendi diye o yöntem temiz hâle gelmez. İyi amaç, her kötü aracı otomatik olarak iyi yapmaz.

Ayetin “Allah her nefsin ne kazandığını bilir” cümlesi ise görünmez sorumluluğu gündeme getirir. İnsan başkalarının görmediği yerde farklı davranabilir, yaptığı haksızlığı belge bırakmadan gizleyebilir veya toplum önünde son derece iyi bir imaj oluşturabilir. Fakat Allah’ın bilgisi imaja değil gerçeğe yöneliktir. İnsanın dışarıdan nasıl göründüğü ile gerçekten ne yaptığı aynı şey olmayabilir. Bu nedenle iman yalnız toplumun bizi nasıl gördüğüyle değil, kimsenin görmediğini sandığımız anlarda nasıl davrandığımızla da ilgilidir.

Bununla birlikte Allah’ın bu bilgisi insanlara sınırsız gözetleme hakkı vermez. Biz Allah değiliz. İnsanların telefonlarını, özel yazışmalarını veya kişisel hayatlarını yalnız merakımızı gidermek için takip etmek ilahî bilgiye ortak olmak değildir; mahremiyet ihlali olabilir. Aynı şekilde “Allah biliyor” sözü mahkemede kanıtın yerine geçmez. Kur’an’ın ilahî bilgiyi vurgulaması, insanın kendi bilgisinin sınırlarını unutmasına değil, tam tersine daha dikkatli olmasına yol açmalıdır.

Ayet ayrıca başarı ile haklılık arasındaki yanlış bağı koparır. İnsan bazen birinin güçlü olduğunu görünce onun mutlaka doğru tarafta bulunduğunu sanabilir. Şirket büyüyorsa, lider kazanıyorsa veya grup çok kalabalıksa “Demek ki Allah bunları destekliyor” sonucu çıkarılabilir. Oysa dünya başarısı tek başına ilahî rıza belgesi değildir. Tarihte son derece güçlü fakat zalim yapılar da bulunmuştur. Kur’an bu yüzden bakışı “Şu anda kim güçlü?” sorusundan “Nihai güzel akıbet kime aittir?” sorusuna taşır.

Bu “akıbet” vurgusu aynı zamanda acı yaşayan insanı suçlamamayı gerektirir. Bir insan bugün zor durumda diye Allah’ın onu reddettiğini söyleyemeyiz. Aynı şekilde kötülük yapan birinin bugün rahat olması da onun sonsuza kadar hesapsız kalacağı anlamına gelmez. Dünya nihai ilahî hesabın tamamen görüldüğü yer değildir. Bu yüzden ahiret inancı, dünyadaki eksik adaletin unutulmadığını bildirirken insanı burada mümkün olan adaleti sağlama sorumluluğundan da kurtarmaz.

Ra‘d Suresi 42. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Plan yap ama planını Allah’a rakip mutlak güç gibi görme. Kötü amaçla kurulan düzenin kısa vadeli başarısını haklılık sanma. Allah’a nispet edilen “mekr” ifadesini insanlardaki ahlaksız hileyle eşitleme. Allah’ın her nefsi bildiğini kabul et ama bunu başkalarının mahremiyetini ihlal etme veya delilsiz hüküm verme bahanesine dönüştürme. Dünya başarısını Allah’ın kesin rızası, dünya sıkıntısını da O’nun kesin gazabı sayma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan plan kurabilir, fakat bütün planların üstünde Allah’ın kuşatıcı bilgisi vardır; bugün kimin güçlü göründüğünden daha önemli olan, sonunda güzel akıbetin kime ait olacağıdır.”

Bir sonraki ayet olan ve Ra‘d Suresi’nin son ayeti olan 43. ayette, Hz. Muhammed’in peygamberliği hakkındaki inkâr doğrudan ele alınacaktır: “İnkâr edenler, ‘Sen gönderilmiş bir peygamber değilsin’ diyorlar. De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitab’ın bilgisi bulunan kimse yeter.” Bu son ayeti ele alırken özellikle “Kitab’ın bilgisine sahip olan kimse” ifadesi hakkındaki farklı tefsirlerin, bunun kesin biçimde tek bir tarihsel kişiye indirgenmemesi, Ehl-i kitaptan vahiy bilgisine sahip kimselerle ilişkilendirilen açıklamalar, Allah’ın şahitliğinin insan gözetlemesi anlamına gelmemesi, peygamberliğin popüler kabul ile belirlenmemesi ve sûrenin başından beri devam eden vahiy, tevhid, hidayet, tevekkül ve hesap temalarının nasıl son bir cümlede birleştiği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Ra‘d Suresi 42. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Planlarımızın başarılı olmasını mı, yoksa doğru ve adil olmasını mı daha çok önemsiyoruz? Bir hedefe ulaşmak için kullandığımız yöntemleri gerçekten sorguluyor muyuz? Güçlü ve başarılı insanları sırf kazandıkları için haklı mı sayıyoruz? Allah’ın insanların gizli yaptıklarını bildiğine inanırken kendi gizli davranışlarımızı ne kadar ciddiye alıyoruz? Başkalarının mahremiyetini araştırıp bunu dinî merak gibi mi sunuyoruz? Ve en önemlisi, bugünün kısa vadeli kazancıyla mı yaşıyoruz, yoksa sonunda nasıl bir insan olarak Allah’ın huzuruna çıkacağımızı da hesaba katıyor muyuz?

“Ra‘d 42, ‘Onlardan öncekiler de planlar kurmuşlardı; fakat bütün planların hükmü Allah’a aittir. O, her nefsin ne kazandığını bilir’ buyurarak insan stratejisinin sınırlarını ortaya koyar. Allah’a nispet edilen “mekr”, insanlardaki haksız yalan ve aldatma gibi anlaşılmamalıdır; asıl vurgu, kötülük planlarının Allah’ın bilgisini ve nihai hükmünü aşamayacağıdır. Allah’ın her şeyi bilmesi ise insanlara sınırsız gözetleme veya delilsiz suçlama yetkisi vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Kısa vadede kimin planının kazandığına değil, planın ne kadar adil olduğuna ve sonunda güzel akıbetin kime ait olduğuna bak; çünkü insan plan yapar, fakat nihai hüküm Allah’ındır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt