Müzzemmil Suresi 20. Ayette Gece İbadetinin Kolaylaştırılması, Kur’an’dan Kolay Gelenin Okunması, Namazın Kılınması, Zekâtın Verilmesi Ve Allah’a Güzel Bir Borç Sunulması Ne Anlama Gelir
“Allah kullarına sorumluluk verirken onların gücünü, hastalığını, geçim mücadelesini ve hayatın değişen şartlarını da bilir; gerçek kulluk, insanı tüketmek değil, gücü ölçüsünde samimiyetle Allah’a yönelmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Müzzemmil Suresi’nin 20. ayetinde şöyle buyrulur:
“Şüphesiz Rabbin, senin gecenin üçte ikisine yakın bir kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini ve beraberindekilerden bir topluluğun da böyle yaptığını bilir. Geceyi ve gündüzü Allah ölçüp belirler. Sizin bunu tam olarak yerine getiremeyeceğinizi bildiği için size kolaylık gösterdi. Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizden hastalar bulunacağını, bazılarının Allah’ın lütfundan rızık aramak için yeryüzünde dolaşacağını, bazılarının da Allah yolunda mücadele edeceğini bilir. O hâlde Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun; namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında daha hayırlı ve ödülü daha büyük olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”
Müzzemmil Suresi’nin son ayeti, surenin başında verilen uzun gece ibadeti emrinin kolaylaştırıldığını açıklamaktadır.
Allah, Hz. Muhammed’in ve beraberindeki bazı Müslümanların gecenin önemli bir bölümünü namaz, Kur’an, dua ve zikirle geçirdiklerini bilmektedir. Ancak hastalık, çalışma, yolculuk, geçim mücadelesi ve diğer ağır sorumluluklar nedeniyle herkesin bu ibadeti aynı ölçüde sürdüremeyeceğini de bildirmektedir.
Bu nedenle insanlardan güçlerini aşan bir ibadet değil; imkânları ölçüsünde Kur’an okumaları, namazlarını kılmaları, zekâtlarını vermeleri, iyilik yapmaları ve Allah’tan bağışlanma dilemeleri istenmektedir.
Bu ayet, Allah’ın kullarının ibadetlerini, niyetlerini, güçlerini ve hayat şartlarını eksiksiz biçimde bildiğini açıklamaktadır.
Surenin başlangıcında Hz. Muhammed’e gecenin yarısı, yarısından biraz azı veya biraz fazlasında ibadet etmesi emredilmişti. İlk Müslümanlardan bazıları da bu ağır gece ibadetini yerine getirmeye çalışmıştı.
Fakat zamanla:
• İnsanların yorulması
• Gecenin süresini tam olarak hesaplayamaması
• Hastalıkların ortaya çıkması
• Geçim için çalışılması
• Yolculukların yapılması
• Toplumsal sorumlulukların artması
nedeniyle bu uygulama kolaylaştırılmıştır.
Ayet, ibadetin insanı tüketen katı bir yük değil; insanın gücü, samimiyeti ve hayat şartlarıyla dengelenen bir kulluk olduğunu göstermektedir.
Ayette Hz. Muhammed’in bazı geceler:
• Gecenin üçte ikisine yakınını
• Gecenin yarısını
• Gecenin üçte birini
ibadetle geçirdiği bildirilmektedir.
Bu sürelerin farklı olması, gece ibadetinin her gece aynı uzunlukta yapılmadığını gösterir.
Bazı geceler ibadet daha uzun, bazı geceler ise daha kısa olabiliyordu. Mevsimler, gecenin uzunluğu, yorgunluk ve günlük sorumluluklar ibadet süresini etkileyebilirdi.
Buradaki amaç, değişmez bir dakika hesabı oluşturmak değil; gecenin belirli bir bölümünü Allah’a yönelerek değerlendirmektir.
Evet. Ayette Hz. Muhammed’le birlikte bulunan bir topluluğun da gece ibadetine kalktığı bildirilmektedir.
İlk Müslümanlar geceleri:
• Namaz kılıyor
• Kur’an okuyordu
• Dua ediyordu
• Allah’ı zikrediyordu
• Vahiy üzerinde düşünüyordu
• Karşılaşacakları zorluklara hazırlanıyordu
Bu uygulama, ilk Müslüman toplumun manevi eğitiminde önemli bir yere sahipti.
Ancak herkesin bedensel gücü ve günlük şartları aynı olmadığı için uzun gece ibadetinin sürekli uygulanması zorlaşmıştı. Allah bu zorluğu bilerek kullarına kolaylık sağlamıştır.
Gece ve gündüzün süresini, başlangıcını, sonunu ve mevsimlere göre değişimini belirleyen Allah’tır.
Geceler:
• Yazın kısalabilir
• Kışın uzayabilir
• Farklı coğrafyalarda değişebilir
• İnsanlar tarafından tam hesaplanamayabilir
Özellikle hassas saatlerin bulunmadığı dönemlerde gecenin üçte birini, yarısını veya üçte ikisini tam olarak belirlemek kolay değildi.
Allah ise:
• Gecenin gerçek süresini
• İnsanın ne kadar uyuduğunu
• Ne kadar ibadet ettiğini
• Ne zaman yorulduğunu
• Hangi şartlarda zorlandığını
eksiksiz biçimde bilir.
Ayet, insanın yaptığı yaklaşık hesabın arkasındaki gerçek ölçünün Allah tarafından bilindiğini hatırlatmaktadır.
İnsanların her gece belirli bir süreyi tam olarak hesaplamaları ve uzun süre ayakta kalmaları zor olabilirdi.
İnsan:
• Hastalanabilir
• Yorgun düşebilir
• Uykusuz kalabilir
• Sabah erken çalışmak zorunda olabilir
• Ailesiyle ilgilenebilir
• Yolculuğa çıkabilir
• Günlük görevlerini yerine getiremeyecek hâle gelebilir
Allah insanın yaratılışını ve gücünün sınırlarını bildiği için bu ağır uygulamayı kolaylaştırmıştır.
Bu ifade, insanın zayıflığının küçümsenmesi değil; Allah’ın kullarına merhamet etmesidir.
Kolaylaştırma, gecenin belirli bir oranında ibadet etme yükümlülüğünün hafifletilmesi anlamına gelir.
Bundan sonra insanlardan:
• Her gece gecenin yarısını hesaplamaları
• Uzun saatler boyunca ayakta kalmaları
• Sağlıklarını tehlikeye atmaları
• Gündüz görevlerini aksatmaları
istenmemiştir.
Bunun yerine kişinin gücü ölçüsünde Kur’an okuması ve ibadet etmesi yeterli görülmüştür.
Bu kolaylık, ibadetin değersizleştirilmesi değildir. İbadetin sürdürülebilir, samimi ve insanın hayatıyla uyumlu hâle getirilmesidir.
Bu ifade, insanın gücü, zamanı ve bilgisi ölçüsünde Kur’an okumasını bildirmektedir.
Kişi:
• Birkaç ayet okuyabilir
• Kısa bir sure okuyabilir
• Uzun bir bölüm okuyabilir
• Namazda bildiği sureleri okuyabilir
• Kur’an’ın anlamını inceleyebilir
• Okuduğu ayetler üzerinde düşünebilir
Herkesin aynı miktarda Kur’an okuması beklenmez.
Önemli olan, Kur’an’la bağın tamamen koparılmaması ve kişinin imkânı ölçüsünde düzenli biçimde devam etmesidir.
Kur’an’ı çok okumak değerlidir. Ancak insanın kendisine ağır bir program belirleyip kısa süre sonra tamamen bırakması doğru değildir.
Bir kişi her gün:
• Bir sayfa
• Birkaç ayet
• Kısa bir sure
• Bir ayetin anlamı
• Bir ayetin hayatındaki karşılığı
üzerinde durabilir.
Az fakat düzenli, bilinçli ve anlayarak yapılan okuma insanın hayatında daha kalıcı etkiler oluşturabilir.
Kur’an’ın amacı yalnızca sayfaları bitirmek değil; insanın düşüncesini, vicdanını ve davranışlarını değiştirmektir.
Hastalık, insanın gücünü, dikkatini ve günlük düzenini değiştirebilir.
Hasta bir insan:
• Uzun süre ayakta duramayabilir
• Uykusuz kalamayabilir
• Kur’an okumakta zorlanabilir
• Namazını normal biçimde kılamayabilir
• Tedaviye ve dinlenmeye ihtiyaç duyabilir
Allah hastaların durumunu bildiğini açıkça ifade etmektedir.
Bu durum, hastalık nedeniyle ibadetlerini istediği şekilde yerine getiremeyen insanın kendisini gereksiz yere suçlamaması gerektiğini gösterir.
İnsan ibadetini sağlığına ve gücüne göre yerine getirir. Allah kişiyi yapamadığı şeyden değil, imkânı bulunduğu hâlde bilinçli biçimde terk ettiği sorumluluklardan hesaba çeker.
Ayette bazı insanların “Allah’ın lütfundan aramak için yeryüzünde dolaşacağı” belirtilmektedir.
Bu ifade:
• Çalışmayı
• Ticaret yapmayı
• Geçim sağlamayı
• Yolculuğa çıkmayı
• Ailenin ihtiyaçlarını karşılamayı
• Helal kazanç elde etmeyi
anlatmaktadır.
Kur’an, çalışmayı maneviyatın karşıtı olarak görmez.
İnsan helal yoldan kazanmak, ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak ve topluma faydalı işler yapmak için çalıştığında önemli bir sorumluluğu yerine getirir.
Geçim mücadelesi küçümsenmemiş, gece ibadetinin kolaylaştırılmasının sebeplerinden biri olarak gösterilmiştir.
Çalışma, niyetine ve yöntemine göre kulluk değeri kazanabilir.
İnsan:
• Helal kazanç elde ediyorsa
• İşini dürüstçe yapıyorsa
• Başkalarının hakkını yemiyorsa
• Ailesinin ihtiyaçlarını karşılıyorsa
• Üretime katkıda bulunuyorsa
• İnsanlara faydalı oluyorsa
çalışması ahlaki ve manevi bir değer taşır.
Kulluk yalnızca ibadet sırasında değil, insanın işinde, kazancında ve insanlarla ilişkilerinde de ortaya çıkar.
Gece ibadet edip gündüz insanları aldatan kişinin kulluk anlayışı eksik kalır.
Ayette bazı insanların Allah yolunda mücadele edeceği belirtilmektedir.
Bu mücadele:
• Zulme karşı durmayı
• İnsanların can ve güvenliğini korumayı
• İnanç özgürlüğünü savunmayı
• Toplumun huzuru için fedakârlık yapmayı
• Gerektiğinde ağır görevler üstlenmeyi
kapsayabilir.
Böyle görevler insanın bedensel ve ruhsal gücünü kullanmasını gerektirir.
Bu nedenle gece boyunca uykusuz bırakılan bir insanın gündüz ağır sorumluluklarını yerine getirmesi zorlaşabilir.
Allah, kullarının yalnızca ibadetlerini değil, bütün görevlerini dengeli biçimde yerine getirmelerini istemektedir.
Ayette:
“Namazı dosdoğru kılın.”
buyrulmaktadır.
Namazı dosdoğru kılmak:
• Vaktine dikkat etmek
• Bilinçli biçimde kılmak
• Allah’ın huzurunda olduğunu bilmek
• Rükû ve secdeleri ölçülü yapmak
• Okunan sözlerin anlamını düşünmek
• Gösterişten uzak durmak
• Namazın ahlakını hayata taşımak
anlamına gelir.
Namaz yalnızca bedensel hareketlerin tamamlanması değildir.
Namaz, insanı günde belirli zamanlarda dünya meşguliyetinden ayırarak Allah’a, vicdanına ve sorumluluklarına yönelten bir bilinç eğitimidir.
Namaz insanın Allah’la ilişkisini, zekât ise insanın toplumla ve ihtiyaç sahipleriyle ilişkisini düzenler.
Bu iki ibadetin birlikte anılması şu mesajları taşır:
• İman yalnızca söz değildir
• İbadet toplumsal sorumluluktan ayrılamaz
• Malın içinde ihtiyaç sahibinin hakkı vardır
• Allah sevgisi paylaşmaya dönüşmelidir
• Maneviyat cimrilikle bağdaşmaz
• Namaz kılan insan yoksulu görmezden gelmemelidir
Gece boyunca ibadet eden fakat gündüz çalışanın hakkını vermeyen insan, kulluğun temel anlamını kavrayamamış olur.
Zekât, servetin yalnızca kişisel mülk değil, aynı zamanda bir emanet olduğunu hatırlatır.
Allah’ın hiçbir mala veya yardıma ihtiyacı yoktur.
Bu nedenle “Allah’a güzel bir borç vermek” ifadesi mecazi bir anlatımdır.
Allah’a güzel borç vermek:
• Allah rızası için yardım etmek
• Yoksullarla paylaşmak
• İhtiyaç sahibini desteklemek
• Karşılık beklemeden iyilik yapmak
• Topluma faydalı işlere katkı sunmak
• Malı hayırlı amaçlarla kullanmak
demektir.
İnsan Allah yolunda verdiğini kaybetmiş olmaz. Allah, samimiyetle yapılan iyiliğin karşılığını daha güzel ve daha büyük biçimde vereceğini bildirmektedir.
Her yardım aynı manevi değere sahip olmayabilir.
Bir yardımın güzel olması için:
• Helal kazançtan verilmesi
• Gösteriş amacı taşımaması
• Yardım edilen kişinin incitilmemesi
• İyiliğin başa kakılmaması
• Karşılık beklenmemesi
• İnsan onurunun korunması
• Samimi bir niyetle yapılması
gerekir.
İnsan birine yardım edip ardından onu sürekli küçümsüyorsa yaptığı iyiliğin değerini zedeleyebilir.
Gerçek yardım, insanı kendisine bağımlı hâle getirmek değil; onun yükünü hafifletmek ve onurunu korumaktır.
İnsan dünyada yaptığı her iyiliği ahiret hayatı için önceden göndermektedir.
Bu hayırlar arasında:
• Namaz
• Zekât
• Sadaka
• Dürüst çalışma
• İnsanlara yardım
• Güzel söz söylemek
• Affetmek
• Adaletli davranmak
• Bilgi öğretmek
• Faydalı eser bırakmak
• Kul hakkını korumak
bulunabilir.
İnsan öldüğünde dünyadaki malını geride bırakır. Fakat bu malı iyilik için kullandıysa onun manevi karşılığını Allah katında bulur.
Gerçek birikim yalnızca banka hesabında veya kasada bulunan değildir. İnsan için kalıcı olan, iyilik yoluyla önceden gönderdiği değerlerdir.
İnsan ne kadar ibadet ve iyilik yaparsa yapsın kusursuz değildir.
Kişi:
• Namazında dalgın olabilir
• Kur’an okumayı ihmal edebilir
• Yardım ederken niyetini bozabilir
• İnsanları incitebilir
• Zamanını boşa harcayabilir
• Verdiği sözleri tutamayabilir
• Farkında olmadan haksızlık yapabilir
Bu nedenle ayetin sonunda Allah’tan bağışlanma dilenmesi emredilmektedir.
İstiğfar yalnızca büyük günah işleyen insanların değil, ibadet eden ve iyilik yapan herkesin ihtiyacıdır.
İnsan yaptığı iyiliklerle kibirlenmemeli; eksiklerini fark ederek Allah’ın bağışlamasına yönelmelidir.
Müzzemmil Suresi 20. ayet, Allah’ın kullarının gece ibadetlerini, sağlıklarını, işlerini, yolculuklarını, geçim mücadelelerini ve bütün hayat şartlarını bildiğini açıklamaktadır.
Ayetin temel mesajı şudur:
Allah kullarına güçlerinin üzerinde bir yük yüklemez. İnsan, imkânı ölçüsünde Kur’an okumalı, namazını dosdoğru kılmalı, zekâtını vermeli, iyilik yapmalı ve eksikleri için Allah’tan bağışlanma dilemelidir.
Bu ayet:
• İbadette kolaylığı
• İnsan gücünün dikkate alınmasını
• Hastalara gösterilen merhameti
• Helal çalışmanın değerini
• Namazın manevi önemini
• Zekâtın toplumsal sorumluluğunu
• İyiliğin Allah katında kaybolmayacağını
• Tövbe ve bağışlanmanın gerekliliğini
birlikte anlatmaktadır.
Allah’a kulluk yalnızca geceleri uzun süre ayakta kalmak değildir.
Kulluk:
• Gücü ölçüsünde ibadet etmek
• Kur’an’la bağı sürdürmek
• Helal rızık kazanmak
• Ailenin sorumluluğunu taşımak
• Yoksullarla paylaşmak
• İnsanlara faydalı olmak
• Kul hakkından sakınmak
• Hataları kabul ederek bağışlanma dilemek
demektir.
Müzzemmil Suresi, ağır bir gece ibadeti emriyle başlamış; Allah’ın bağışlayıcı ve merhametli olduğunu bildiren kolaylık mesajıyla sona ermiştir.
Bu son ayet, sorumluluk ile merhametin, ibadet ile çalışmanın, namaz ile paylaşmanın ve insanın çabası ile Allah’ın bağışlamasının birbirinden ayrı olmadığını göstermektedir.
“Allah insanın ne kadar uzun süre ayakta kaldığından önce hangi niyetle yöneldiğine, ne kadar çok okuduğundan önce okuduğunu nasıl yaşadığına ve sahip olduklarını yalnızca kendisi için mi yoksa başkalarıyla paylaşarak mı kullandığına bakar.”
Ersan Karavelioğlu