Müzzemmil Suresi 14. Ayette Yerin Ve Dağların Sarsılması, Dağların Savrulan Kum Yığınına Dönüşmesi Ne Anlama Gelir
“İnsana değişmez görünen dağların bile dağıldığı gün, sahip olduğu hiçbir dünyevi gücün sonsuz olmadığını anlayacaktır.”
Ersan Karavelioğlu
Müzzemmil Suresi’nin 14. ayetinde şöyle buyrulur:
“O gün yer ve dağlar sarsılır; dağlar dağılıp savrulan bir kum yığını hâline gelir.”
Bu ayet, kıyamet gününde evrenin alışılmış düzeninin bozulacağını, insana sağlam ve değişmez görünen yeryüzünün şiddetle sarsılacağını ve heybetli dağların gevşek kum yığınlarına dönüşeceğini bildirmektedir.
Dağlar dünyada sağlamlığın, büyüklüğün ve kalıcılığın simgesi olarak görülür. Ancak kıyamet geldiğinde insanın değişmez sandığı bu dev yapılar bile parçalanacaktır. Böylece Allah’ın kudreti karşısında hiçbir varlığın bağımsız, sonsuz ve sarsılmaz olmadığı ortaya çıkacaktır.
Ayette geçen “o gün”, kıyamet ve hesap gününü ifade eder.
Bu gün:
• Dünya düzeninin sona ereceği
• İnsanların yeniden diriltileceği
• Gizlenen gerçeklerin açığa çıkacağı
• Herkesin yaptıklarıyla yüzleşeceği
• Dünyevi güçlerin anlamını kaybedeceği
• İlahi adaletin eksiksiz biçimde gerçekleşeceği
gündür.
Kur’an’da kıyamet günü bazen gökyüzünün yarılması, yıldızların dökülmesi, denizlerin kaynaması ve dağların savrulması gibi büyük kozmik değişimlerle anlatılır.
Bu tasvirler, insanın yaşadığı dünyanın sonsuza kadar aynı biçimde kalmayacağını hatırlatır.
Yerin sarsılması, kıyamet sırasında yeryüzünün alışılmış dengesini kaybetmesini ifade eder.
İnsan dünyada yere basarken kendisini güvende hisseder. Toprak onun için:
• Ev kurduğu
• Üzerinde yürüdüğü
• Üretim yaptığı
• Şehirler inşa ettiği
• Güven duyduğu
bir zemindir.
Fakat kıyamet günü bu güven zemini sarsılacaktır.
Bu durum, insanın güvenli sandığı maddi dünyanın gerçekte Allah’ın iradesine bağlı olduğunu gösterir.
Ayetteki sarsıntı sıradan ve bölgesel bir depremden çok daha büyük bir olayı anlatmaktadır.
Dünyadaki depremler:
• Belirli bölgelerde meydana gelir
• Belirli bir süre devam eder
• Yeryüzünün tamamını aynı anda değiştirmez
• Dünya düzenini bütünüyle sona erdirmez
Kıyamet sarsıntısı ise bütün yeryüzünü kapsayan, mevcut düzeni ortadan kaldıran ve dünyanın sonunu getiren büyük bir dönüşümdür.
Dünya depremleri insana bu büyük sarsıntının ne kadar ürkütücü olabileceğini düşündürebilir; fakat ayette anlatılan olay onların çok ötesindedir.
Dağlar insan gözünde:
• Sağlamlığın
• Büyüklüğün
• Kalıcılığın
• Dayanıklılığın
• Görkemin
sembolüdür.
İnsan nesiller boyunca değişirken dağlar yerlerinde duruyor gibi görünür. Bu yüzden dağların sarsılması ve dağılması, kıyametin büyüklüğünü anlatan en güçlü örneklerden biridir.
Dağlar bile dayanamayacaksa insanın serveti, makamı, binaları ve dünyevi gücü hiçbir güvence sağlayamaz.
Dağlar sert kayalardan oluşan, büyük ve ağır yapılardır. Kum ise gevşek, dağılmaya ve savrulmaya açık bir maddedir.
Dağların kum yığınına dönüşmesi:
• Sertliğin yok olmasını
• Bütünlüğün parçalanmasını
• Sağlamlığın dağılmasını
• Heybetin ortadan kalkmasını
• Büyük yapıların savunmasız hâle gelmesini
anlatır.
Bu dönüşüm, Allah’ın kudreti karşısında en sağlam görünen varlıkların bile direnemeyeceğini gösterir.
Ayette dağların “kesîb-i mehîl”, yani dağılan, kayan ve savrulmaya hazır bir kum yığını hâline geleceği bildirilir.
Bu ifade, sıkıştırılmış ve sağlam bir topraktan değil; dokunulduğunda çöken, rüzgârla dağılan gevşek kumdan söz eder.
Bir zamanlar insanların karşısında heybetle yükselen dağlar:
• Tutunamayan
• Dağılan
• Akan
• Savrulan
• Biçimini kaybeden
kum tepelerine dönüşecektir.
Bu tasvir, kıyamet günündeki değişimin ne kadar köklü olacağını gösterir.
Kur’an’ın farklı ayetlerinde dağların:
• Yürütüleceği
• Parçalanacağı
• Savrulacağı
• Renkli yün gibi olacağı
• Seraba dönüşeceği
• Dümdüz edileceği
bildirilir.
Bu anlatımlar birlikte değerlendirildiğinde dağların mevcut yapılarının tamamen bozulacağı anlaşılır.
Bugün sabit ve güçlü görünen dağlar, kıyamet sırasında parçalanacak ve yeryüzü bugünkü görünümünden çıkarılacaktır.
İnsan büyük bir dağı gördüğünde onun karşısında kendisini küçük hisseder. Fakat Allah, dağların da yaratıcısıdır.
Bir varlığı yoktan yaratan Allah:
• Onun düzenini değiştirmeye
• Yapısını parçalamaya
• Başka bir hâle dönüştürmeye
• Tamamen ortadan kaldırmaya
da gücü yetendir.
Ayet, insanın gözünde büyük olan ile Allah’ın kudreti karşısında büyük olanın aynı olmadığını öğretir.
Allah için dağları yaratmak da dağıtmak da güç değildir.
İnsan küçük bir servet, makam veya güç elde ettiğinde kendisini sarsılmaz görebilir.
Oysa:
• İmparatorluklar yıkılır
• Şehirler harabeye döner
• Servetler kaybolur
• Makamlar sona erer
• Bedenler yaşlanır
• İsimler zamanla unutulur
Dağların bile dağıldığı bir evrende insanın kendisini kalıcı ve yenilmez sanması büyük bir yanılgıdır.
Ayet, insanın kibir yerine tevazuya yönelmesini ister.
Evet. Ayet kıyameti ihtimal veya benzetme olarak değil, gerçekleşecek bir olay olarak anlatmaktadır.
İnsan kıyameti uzak görebilir. Ancak uzak görülmesi onun gerçekleşmeyeceği anlamına gelmez.
Ölüm de insana uzak gelebilir; fakat her insan için mutlaka gerçekleşir.
Kıyamet:
• Allah’ın vaadidir
• Dünya düzeninin sonudur
• Yeni bir yaratılışın başlangıcıdır
• Hesap gününe geçiştir
• İnsan tercihlerinin sonuçlarının ortaya çıkmasıdır
Ayetin kesin dili, insanı gafletten uyandırmayı amaçlar.
Kıyamet tasvirleri insan üzerinde korku oluşturabilir. Fakat amaç yalnızca korkutmak değildir.
Bu tasvirler insanı:
• Hayatın geçiciliğini düşünmeye
• Sorumluluklarını fark etmeye
• Kötülükten vazgeçmeye
• Tövbe etmeye
• Kul haklarını gözetmeye
• Dünyevi gücü mutlaklaştırmamaya
çağırır.
Uyarının bulunması merhametin bir göstergesidir. İnsan sonuçlarla karşılaşmadan önce bilgilendirilmekte ve değişmeye davet edilmektedir.
Dünya yaratılmış bir varlıktır. Başlangıcı bulunan her yaratılmış düzenin Allah’ın belirlediği bir sonu vardır.
İnsan bedeninin doğması, büyümesi, yaşlanması ve ölmesi gibi evrenin mevcut düzeni de sonsuz değildir.
Dünyanın sona ermesi:
• Yaratılışın anlamsız olduğunu göstermez
• Hayatın geçici bir sınav olduğunu hatırlatır
• Ahiret hayatına geçişi ifade eder
• İlahi adaletin tamamlanmasına zemin hazırlar
Dünya son durak değil, insanın seçimlerini yaptığı geçici bir alandır.
İnsan güvenini çoğu zaman maddi şeylere bağlar.
Örneğin:
• Sağlam binalarına
• Biriktirdiği parasına
• Sahip olduğu toprağa
• Güçlü insanlarla ilişkilerine
• Devletlerin ve kurumların düzenine
güvenebilir.
Bunlar dünya hayatında gerekli araçlardır; fakat hiçbiri mutlak güven kaynağı değildir.
Dağların bile dağıldığı gün, insanı kurtaracak olan binaları veya serveti değil; imanı, ahlakı ve yaptığı iyilikler olacaktır.
Dağlar yalnızca kıyamet tasvirinin parçası değildir. Aynı zamanda insanın üzerinde düşünmesi gereken büyük tabiat varlıklarıdır.
İnsan dağlara baktığında:
• Yaratılışın büyüklüğünü
• Kendi küçüklüğünü
• Doğanın hassas dengesini
• Allah’ın kudretini
• Dünya hayatının geçiciliğini
düşünebilir.
Dağların bir gün dağılacak olması, bugün onların değersiz olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine insan, kendisine emanet edilen doğayı korumalı ve geçici olduğu için onu sorumsuzca tahrip etmemelidir.
Kıyamete inanmak yalnızca gelecekte gerçekleşecek bir olayı kabul etmek değildir.
Bu inanç insanı:
• Bugün daha adaletli davranmaya
• Haksız kazançtan uzak durmaya
• Kırdığı insanlardan özür dilemeye
• Kul haklarını ödemeye
• Nimetleri paylaşmaya
• Zamanını değerli kullanmaya
• Ölümü unutmadan yaşamaya
yöneltmelidir.
Kıyamet inancı insanı hayattan koparmamalı; hayatı daha sorumlu yaşamasını sağlamalıdır.
Bilimsel ve teknolojik gelişmeler insana büyük imkânlar sunmuştur.
İnsan:
• Dev binalar yapabilir
• Dağları delebilir
• Uzaya araç gönderebilir
• Büyük enerji kaynaklarını kullanabilir
• Doğaya müdahale edebilir
Fakat bütün bu başarılar insanı mutlak güç sahibi yapmaz.
Depremler, salgınlar, fırtınalar ve diğer büyük olaylar insanın kontrolünün sınırlı olduğunu göstermektedir.
Ayet, teknolojik gücün de insanı yaratılmış ve ölümlü olmaktan çıkarmadığını hatırlatır.
İnsan hayatındaki bazı olayların hiç değişmeyeceğini düşünebilir.
Fakat:
• Mutluluklar değişebilir
• Acılar sona erebilir
• Güçlüler zayıflayabilir
• Zayıflar güçlenebilir
• Düzenler dönüşebilir
• İmkânsız görünen şeyler gerçekleşebilir
Dağların bile dağıldığını anlatan ayet, hiçbir dünyevi durumun mutlak olmadığını gösterir.
Bu mesaj zalim için uyarı, mağdur için ise umut olabilir.
Zalim gücünün kalıcı olmadığını; mağdur ise yaşadığı haksızlığın sonsuza kadar sürmeyeceğini bilmelidir.
Müzzemmil Suresi 14. ayet, insanın geçici dünya düzenine güvenerek ahlaki sorumluluklarını unutmaması gerektiğini öğretir.
İnsan:
• Gücüyle kibirlenmemeli
• Servetini sonsuz sanmamalı
• Başkalarını ezmemeli
• Dünyadaki konumunu kurtuluş garantisi görmemeli
• Hesap vereceğini unutmamalı
• Değişmez sandığı şartların değişebileceğini bilmelidir
Dağların sarsıldığı gün, insanın taşıdığı unvanların ve sahip olduğu malların hiçbir değeri kalmayacaktır.
Geriye yalnızca insanın neye inandığı ve nasıl yaşadığı kalacaktır.
Müzzemmil Suresi 14. ayet, kıyamet gününde yerin ve dağların şiddetle sarsılacağını, dağların gevşek ve savrulan kum yığınlarına dönüşeceğini bildirmektedir.
Ayetin temel mesajı şudur:
İnsana en sağlam ve kalıcı görünen varlıklar bile Allah’ın kudreti karşısında geçicidir. Bu nedenle insan güvenini yalnızca dünyaya, servete, makama ve fiziksel güce bağlamamalıdır.
Yerin sarsılması:
• Dünya düzeninin sona ermesini
• İnsanın güven zeminini kaybetmesini
• Kıyametin büyüklüğünü
anlatır.
Dağların kuma dönüşmesi ise:
• Güçlü görünen yapıların çökmesini
• Dünyevi kalıcılık iddiasının sona ermesini
• Allah’ın sınırsız kudretini
• İnsan kibrinin anlamsızlığını
gösterir.
Ayet insanı korkuyla hareketsiz bırakmak için değil; dünya henüz ayaktayken doğru yaşamaya çağırmak için gelmiştir.
İnsan dağlar dağılmadan önce kibrini dağıtmalı, yer sarsılmadan önce ahlaki duruşunu sağlamlaştırmalı ve hesap günü gelmeden önce yanlışlarından dönmelidir.
“Dağların bile kum gibi savrulacağı bir dünyada kalıcı olan insanın malı, makamı ve bedeni değil; hakikat karşısındaki duruşu, yaptığı iyilik ve bıraktığı adalettir.”
Ersan Karavelioğlu