📖 Mâide Suresi 47. Ayette “İncil Ehli Allah’ın Onda İndirdiğiyle Hükmetsin; Kim Allah’ın İndirdiğiyle Hükmetmezse İşte Onlar Fâsıkların

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,376
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Mâide Suresi 47. Ayette “İncil Ehli Allah’ın Onda İndirdiğiyle Hükmetsin; Kim Allah’ın İndirdiğiyle Hükmetmezse İşte Onlar Fâsıkların Ta Kendileridir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Mâide Suresi 47. ayet, kutsal bir kitaba sahip olmanın tek başına yeterli olmadığını; vahyin insanın kararlarına, ahlakına ve adalet anlayışına da yansıması gerektiğini hatırlatır. İnanç, yalnızca elde tutulan kitapla değil, o kitabın insanı ne kadar dönüştürdüğüyle sınanır.”
Ersan Karavelioğlu

Mâide Suresi 47. ayet, hemen önceki ayette Hz. Îsâ’ya verilen İncil’in:


“Hidayet ve nur”


olarak tanımlanmasının ardından gelir.


Şimdi ise İncil’in yalnızca okunmak veya kutsal kabul edilmek için verilmediği belirtilir.


Ayet:


“İncil ehli Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsin.”


buyurur.


Ardından güçlü bir uyarı gelir:


“Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.”


Burada mesele yalnızca hukuk değildir.


Aynı zamanda vahye sadakat, dini samimiyet, çıkar karşısında ilkeyi koruma ve bildiği hakikate göre yaşama meselesidir.


1️⃣ “İncil Ehli” Kimlerdir ❓


“İncil ehli” ifadesi tarihsel bağlamda Hz. Îsâ’nın mesajına bağlı olanları, yani Hristiyan toplulukları ifade eder.


Kur’an onları tamamen vahiyden yoksun insanlar olarak görmez.


Bir önceki ayette İncil açıkça:


“Hidayet ve nur”


olarak tanımlanmıştır.


Dolayısıyla burada eleştiri Hristiyan kimliğinin kendisine değil, kendilerine verilen ilahî rehberliğe sadık kalıp kalmamalarına yöneliktir.


2️⃣ “Allah’ın Onda İndirdiğiyle Hükmetsinler” Ne Demektir ❓


Buradaki “hükmetmek” yalnızca mahkeme kararı vermek anlamına indirgenmemelidir.


Daha geniş anlamda;


doğruyu yanlıştan ayırmak,


ahlaki karar vermek,


insan ilişkilerini düzenlemek


ve vahyin gösterdiği ölçülere göre yaşamak


anlamlarını da taşıyabilir.


Yani vahiy yalnızca okunacak bir metin değil, hayata yön verecek bir ölçüdür.


3️⃣ Bir Kutsal Kitabı Okumak Onunla Hükmetmek İçin Yeterli midir ❓


Hayır.


İnsan kutsal kitabı çok iyi okuyabilir.


Ezberleyebilir.


Tartışabilir.


Başkalarına öğretebilir.


Fakat kendi hayatındaki çıkar çatışmasında o ilkeleri terk ediyorsa, bilgi ile hayat arasında kopukluk oluşur.


Mâide 47’nin temel sorularından biri şudur:


Bildiğin hakikat kararlarına ne kadar yansıyor?


4️⃣ İncil Neden Sadece Maneviyat Değil, Hüküm Kaynağı Olarak da Anılıyor ❓


Çünkü vahiy insan hayatının yalnızca duygusal alanıyla ilgilenmez.


Adalet,


ahlak,


ilişkiler,


doğruluk


ve sorumluluk


da dini hayatın parçalarıdır.


Bir insan ibadetinde dindar fakat ticaretinde haksızsa, din hayatın yalnızca bir bölümüne sıkıştırılmış olur.


Ayet vahyin hayatın tamamına dokunan bir rehberlik taşıdığını gösterir.


5️⃣ Hristiyanların İncil’e Göre Yaşaması Neden Kur’an’da Vurgulanıyor ❓


Çünkü Kur’an önceki vahiylerin ilahî kökenini kabul eden bir anlatı kurar.


Tevrat için:


“Hidayet ve nur.”


İncil için:


“Hidayet ve nur.”


denmiştir.


Dolayısıyla vahyi kabul ettiğini söyleyen insanların onu yalnızca kimlik sembolü olarak taşımaması beklenir.


Asıl mesele:


Kitabın varlığı değil, kitaba sadakattir.


6️⃣ Bu Ayet Bütün Hristiyanları Eleştiriyor Mu ❓


Hayır.


Ayet bir ahlaki ve dini ölçü koyar.


Kur’an’ın başka yerlerinde Ehl-i Kitap içinde dürüst, ibadet eden ve doğru davranan insanların bulunduğu da ifade edilir.


Bu nedenle ayeti:


“Bütün Hristiyanlar fâsıktır.”


şeklinde genellemek doğru olmaz.


Eleştiri belirli davranışa yöneliktir:


Allah’ın indirdiği rehberliği bilinçli biçimde terk etmek.


7️⃣ “Fâsık” Ne Demektir ❓


“Fısk”, genel olarak itaat sınırından çıkmak, doğru yoldan sapmak ve ahlaki sınırları aşmak anlamına gelir.


Fâsık kişi;


hükmü bilir,


doğrunun ne olduğunu tanır,


fakat buna rağmen bilinçli biçimde farklı davranabilir.


Bu nedenle kelime yalnızca bilgi eksikliğini değil, davranışsal sapmayı ifade eder.


8️⃣ Fısk İle Küfür Aynı Şey midir ❓


Her zaman değil.


Mâide 44’te benzer bağlamda:


“kâfirler”


ifadesi kullanılmıştı.


Mâide 45’te:


“zalimler”


denilmişti.


Mâide 47’de ise:


“fâsıklar”


ifadesi gelir.


Klasik yorumlarda bu kelimelerin aynı bağlam içinde farklı ahlaki boyutlara işaret ettiği değerlendirilmiştir.


Küfür hakikati reddetmeye,


zulüm hakkı çiğnemeye,


fısk ise itaat sınırından çıkmaya


vurgu yapabilir.


9️⃣ Neden Aynı Konuda Üç Farklı Kavram Kullanılıyor ❓


Çünkü aynı yanlış davranış farklı yönlerden değerlendirilebilir.


Bir insan Allah’ın hükmünü reddederse inkâr boyutu oluşabilir.


Başkasının hakkını çiğnerse zulüm ortaya çıkar.


Allah’ın sınırını bilerek aşarsa fısk söz konusu olabilir.


Bu kavramlar her durumda tamamen eş anlamlı değildir.


Kur’an davranışın farklı ahlaki sonuçlarını farklı kelimelerle gösterebilir.


🔟 Her Allah’ın Hükmüne Aykırı Davranan İnsan Otomatik Olarak Fâsık mıdır ❓


Kavramları insanlara gelişigüzel etiket olarak yapıştırmak doğru değildir.


İnsan;


hükmü bilmiyor olabilir,


yanlış anlayabilir,


zayıflık gösterebilir,


sonra tövbe edebilir.


Kur’an’ın eleştirisinin ağırlığı özellikle hakikati bildiği hâlde bilinçli biçimde terk etmek ve bunu alışkanlık hâline getirmek bağlamında anlaşılmalıdır.


Nihai hüküm Allah’a aittir.


1️⃣1️⃣ Dini Kimlik İnsana Otomatik Ahlaki Üstünlük Sağlar mı ❓


Hayır.


Ayet tam tersini düşündürür.


Bir insan:


“Ben Hristiyanım.”


“Ben Yahudiyim.”


“Ben Müslümanım.”


diyebilir.


Fakat Kur’an sürekli olarak kimliğin yanında davranışı da gündeme getirir.


Dini aidiyet önemlidir ama ahlaki sorumluluğun yerine geçmez.


1️⃣2️⃣ Kitaba Saygı Göstermek ile Kitaba Uymak Arasında Ne Fark Vardır ❓


Bir insan kutsal kitaba fiziksel olarak büyük saygı gösterebilir.


Onu yüksek bir yerde saklayabilir.


Öpebilir.


Güzel okuyabilir.


Fakat kitap:


“Adil ol.”


dediğinde adaletsiz davranıyorsa gerçek bağlılık eksik kalır.


Kutsal metne en büyük saygı yalnızca onu korumak değil, onun ahlaki çağrısını hayatın içine taşımaktır.


1️⃣3️⃣ Din Neden Çıkarla Karşılaştığında Sınanır ❓


Çünkü ilkeye bağlı olmak, ilke bize fayda sağladığında kolaydır.


Asıl sınav, doğru olan şey çıkarımıza ters düştüğünde başlar.


Bir tüccar kazancı azalacak olsa da dürüst davranabilecek mi?


Bir yönetici kendi yakını haksız olsa da adaletli karar verebilecek mi?


Bir din adamı makamını kaybetme pahasına doğruyu söyleyebilecek mi?


İnanç maliyet ortaya çıktığında daha görünür hâle gelir.


1️⃣4️⃣ Bu Ayet Din Adamlarına Özel Bir Sorumluluk da Yüklüyor Mu ❓


Dolaylı olarak evet.


Çünkü dini metni bilen ve öğreten insanlar toplum üzerinde daha büyük etkiye sahip olabilir.


Onların metni;


çıkar için eğip bükmesi,


insanların hoşuna gidecek şekilde değiştirmesi


veya güç sahiplerini memnun etmek için hakikati gizlemesi


daha ağır sonuçlar doğurabilir.


Bilgi arttıkça emanetin ağırlığı da artar.


1️⃣5️⃣ Allah’ın Hükmü İnsanların Arzusuna Göre Değiştirilebilir Mi ❓


Ayetin mantığına göre hayır.


İnsanlar bir hükmü sevmeyebilir.


Zor bulabilir.


Kendi çıkarlarına ters görebilir.


Fakat yalnızca hoşumuza gitmediği için doğruyu değiştirmek, hakikati insan arzusuna bağımlı hâle getirir.


Mâide 47 şu soruyu gündeme getirir:


Vahiy bizi mi şekillendirecek, yoksa biz vahyi kendi arzumuza göre mi şekillendireceğiz?


1️⃣6️⃣ Tevrat, İncil ve Kur’an Arasında Bu Ayetlerde Nasıl Bir Bağ Kuruluyor ❓


Mâide Suresi bu bölümde çok belirgin bir vahiy zinciri kurar.


Tevrat:


Hidayet ve nur.


İncil:


Hidayet ve nur.


Bir sonraki ayette ise Kur’an’ın önceki kitapları tasdik eden ve onların üzerinde bir ölçü konumunda olduğu anlatılacaktır.


Böylece Kur’an vahiy tarihini birbirinden kopuk kitaplar dizisi değil, birbirini izleyen ilahî rehberlik süreci olarak sunar.


1️⃣7️⃣ Mâide 44, 45, 46 ve 47 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓


Bu dört ayet birbirini tamamlar.


Mâide 44:


Tevrat, hidayet ve nurdur.


Mâide 45:


Tevrat’taki kısas hükmü anlatılır.


Mâide 46:


Îsâ gelir ve İncil verilir; o da hidayet ve nurdur.


Mâide 47:


İncil ehline, Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetmeleri söylenir.


Ana fikir açıktır:


Vahiy yalnızca sahip olunacak değil, sorumluluk doğuracak bir emanettir.


1️⃣8️⃣ Bu Ayetin Müslümanlara da Dolaylı Bir Mesajı Var mıdır ❓


Kesinlikle düşünülebilir.


Ayet doğrudan İncil ehlinden söz eder.


Fakat ahlaki ilke Müslüman için de son derece güçlüdür.


Bir Müslüman:


Kur’an’ı okuyup,


ona saygı gösterip,


fakat adalet, dürüstlük ve kul hakkı konusunda onun ilkelerini sürekli ihlal ediyorsa,


başkalarının tutarsızlığını eleştirmeden önce kendi hayatına bakmalıdır.


Vahyin çağrısı başkasını yargılamadan önce insanı kendisiyle yüzleştirir.


1️⃣9️⃣ Mâide Suresi 47. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor ❓


Mâide Suresi 47. ayetin en büyük sorusu şudur:


Bir kutsal kitap hayatımızda gerçekten ne işe yarıyor?


Sadece kimliğimizi mi gösteriyor?


Evimizin rafında mı duruyor?


Törenlerde mi okunuyor?


Yoksa kararlarımızı gerçekten etkiliyor mu?


Bir metne:


“Bu Allah’tandır.”


demek büyük bir iddiadır.


Çünkü o zaman insanın önünde ikinci bir soru doğar:


“Peki hayatında bunun karşılığı nerede?”


İncil ehline yöneltilen çağrı tam olarak budur:


Allah’ın indirdiği rehberliği yalnızca sahip olunan bir miras olarak görmeyin.


Onunla yaşayın.


Onun ışığında karar verin.


Onu çıkarınıza göre değiştirmeyin.


Bu ilkenin Müslüman için de güçlü bir aynası vardır.


Kur’an’ı evin en yüksek rafına koymak kolaydır.


Ama Kur’an:


“Adil ol.”


dediğinde adil olmak daha zordur.


“Kul hakkı yeme.”


dediğinde vazgeçmek daha zordur.


“Doğruyu söyle.”


dediğinde bedel ödemek daha zordur.


İşte gerçek bağlılık burada ortaya çıkar.


Belki de Mâide 47’nin bugüne taşıdığı en güçlü mesaj şudur:


Kutsal kitabı taşımak başka, kutsal kitabın insanı taşıması başkadır.


İnsan kitabı elinde tutabilir.


Ama asıl soru, kitabın onun ahlakını, kararlarını ve hayatının yönünü tutup tutmadığıdır.


“Mâide Suresi 47. ayet, kutsal metne bağlılığın sözle değil, hayatla ölçüldüğünü hatırlatır. Bir kitabı kutsal saymak kolaydır; zor olan, çıkarımıza ters düştüğünde bile onun adalet ve ahlak çağrısına sadık kalabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt