Mâide Suresi 43. Ayette “İçinde Allah’ın Hükmü Bulunan Tevrat Yanlarında Olduğu Hâlde Seni Nasıl Hakem Yapıyorlar, Sonra da Verdiğin Hükümden Yüz Çeviriyorlar? İşte Onlar Gerçekten İnanmış Kimseler Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 43. ayet, insanın hakikati gerçekten arayıp aramadığını zor bir soruyla sınar: Elindeki ilke hoşuna gitmediğinde başka bir hüküm arıyorsan, aradığın şey hakikat mi, yoksa yalnızca kendi arzunun onaylanması mıdır?”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 43. ayet, önceki iki ayette ele alınan seçmeci hukuk anlayışının devamıdır.
Bazı kişiler Hz. Muhammed’e bir mesele hakkında hüküm vermesi için başvurmaktadır.
Fakat ayet onların zaten kendi kutsal metinleri olan Tevrat’ta bu konuyla ilgili hüküm bulunduğuna dikkat çeker.
Buna rağmen başka bir karar aramaları ve ardından Hz. Muhammed’in verdiği hüküm de işlerine gelmediğinde ondan yüz çevirmeleri eleştirilir.
Burada asıl mesele yalnızca hangi mahkemeye gidildiği değildir.
Çok daha derin bir problem vardır:
İnsan hükmü mü arıyor, yoksa istediği sonucu mu?
“Seni Nasıl Hakem Yapıyorlar?” Sorusu Neden Soruluyor
Ayet şaşırtıcı bir duruma dikkat çeker.
Bu kişiler kendi ellerinde Tevrat bulunduğu hâlde Hz. Muhammed’e başvurmaktadır.
Buradaki soru adeta şunu söyler:
“Kendi kabul ettiğiniz vahiyde hüküm varken neden başka bir karar arıyorsunuz?”
Sorun farklı bir hakeme başvurmak değil, bu başvurunun ardındaki niyetin samimiyetsizliğidir.
“Yanlarında Tevrat Var” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet, o dönemdeki Yahudi toplulukların ellerinde Tevrat bulunduğunu açıkça belirtir.
Ayrıca Tevrat’ın içinde Allah’ın hükmünün bulunduğu da söylenir.
Bu nokta önemlidir.
Kur’an burada Tevrat’ı bütünüyle değersiz veya hükümsüz bir metin gibi sunmaz.
Tam tersine onun vahiy kökenine ve içerdiği ilahî hükümlere dikkat çeker.
“İçinde Allah’ın Hükmü Bulunmaktadır” Ne Demektir
Bu ifade Tevrat’ın ilahî vahiy geleneği içindeki yerine işaret eder.
Kur’an’ın genel anlatısında Tevrat, Hz. Mûsâ’ya verilen bir vahiydir.
Dolayısıyla ayette eleştirilen şey:
“Tevrat’a sahip olmak”
değildir.
Asıl eleştirilen şey:
Tevrat’taki hükmü işine gelmediği için görmezden gelmektir.
İnsan Neden Kendi Kabul Ettiği Hükümden Kaçmak İster
Çünkü hüküm çıkarına ters düşebilir.
İnsan bazen bir ilkeyi teoride kabul eder.
Ama o ilke kendisine uygulandığında rahatsız olur.
Adalet başkasına uygulanırken güzel görünür.
Kendisine dokunduğunda ise zorlaşabilir.
İşte gerçek bağlılık tam burada sınanır:
İlke senin aleyhine olduğunda da onu kabul edebiliyor musun?
Başka Bir Hakem Aramak Neden Eleştiriliyor
Başka bir görüş veya hukuki değerlendirme aramak kendi başına yanlış değildir.
Sorun, yalnızca işine gelen sonucu bulana kadar hakem değiştirmektir.
İnsan şu zihniyetle hareket ediyorsa:
“Biri benim istediğim kararı verene kadar soracağım.”
artık adalet aramıyordur.
Kendi arzusuna hukuki veya dinî meşruiyet arıyordur.
Bu Davranış Günümüzde de Görülür Mü
Çok sık görülür.
Bir kişi;
doktora,
avukata,
din âlimine,
uzmana
veya danışmana
aynı soruyu defalarca sorabilir.
Dokuz kişi istemediği cevabı verir.
Onuncu kişi istediğini söyleyince:
“Demek ki doğrusu buymuş.”
diyebilir.
Bu, bilgi arayışı değil, onay arayışı olabilir.
“Sonra da Yüz Çeviriyorlar” Ne Anlama Gelir
Ayetin en çarpıcı kısmı budur.
Bu kişiler Hz. Muhammed’e başvuruyor.
Ama hüküm işlerine gelmeyince onu da kabul etmiyorlar.
Yani başvurdukları hakemi aslında hakem olarak görmüyorlar.
Onu yalnızca istedikleri sonucu verebilirse kabul edilecek bir araç olarak görüyorlar.
Bu, adalet anlayışının ciddi biçimde bozulduğunu gösterir.
İnsan Neden Kendi Seçtiği Hakemin Kararını Bile Reddedebilir
Çünkü baştan beri karar aramamıştır.
Onay aramıştır.
Bu fark çok büyüktür.
Adalet arayan insan şöyle der:
“Karar aleyhime de olsa delile bakacağım.”
Onay arayan ise şöyle düşünür:
“Benim istediğim çıkarsa kabul ederim.”
Mâide 43 tam olarak bu ikinci tavrı eleştirir.
Bu Ayet Hukukta “Forum Alışverişi” Gibi Bir Davranışı mı Eleştiriyor
Modern hukukta insanlar bazen kendilerine daha avantajlı sonuç verecek mahkemeyi veya yargı alanını seçmeye çalışabilir.
Mâide 43 doğrudan modern hukuk terimlerinden söz etmez.
Ancak ahlaki açıdan benzer bir davranışı düşündürür:
Kararı değil, sonucu seçmeye çalışmak.
Bu nedenle ayetin mesajı hukuk etiği açısından son derece günceldir.
“Onlar Mümin Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda iman konusunda ağır bir eleştiri vardır.
Buradaki bağlamda sorun yalnızca bir hukuki tercih değildir.
İnsan Allah’ın hükmünü bildiğini iddia ediyor ama işine gelmediğinde ondan kaçıyorsa, bu davranış iman iddiasıyla ciddi bir çelişki oluşturur.
Yani gerçek iman yalnızca:
“İnanıyorum.”
demek değildir.
İmanın sonuçları davranışlarda da görünmelidir.

Bir İnsan Dini Hükmü Bildiği Hâlde Uygulamakta Zorlanırsa İmansız mı Olur
Bu konuda genelleme yapmak doğru değildir.
Bir hükmü bilmek,
onu zayıflık sebebiyle yerine getirememek,
günah işlemek
ve hükmün kendisini bilinçli biçimde reddetmek
aynı şey değildir.
Mâide 43’teki bağlam daha özel ve daha ağırdır:
Hükmü bilerek manipüle etmek ve yalnızca çıkarına uygun olduğunda kabul etmek.
Bu nedenle ayeti her günah işleyen kişiye doğrudan uygulamak doğru değildir.

Bu Ayet Bütün Yahudileri mi Eleştiriyor
Hayır.
Ayet belirli bir davranış gösteren kişiler ve gruplarla ilgilidir.
Kur’an başka yerlerde Ehl-i Kitap içinde dürüst, ibadet eden ve doğru davranan insanların bulunduğunu da belirtir.
Bu nedenle eleştiriyi bütün Yahudilere yaymak doğru değildir.
Buradaki problem:
etnik kimlik değil, hakikati çıkar için eğip bükme davranışıdır.

Dini Metni Yalnızca İşimize Geldiğinde Kullanmak Ne Kadar Tehlikelidir
Çok tehlikelidir.
İnsan bir kutsal metinden yalnızca kendisini haklı çıkaran bölümleri seçerse, metni rehber olmaktan çıkarır.
O zaman metin insanı yönlendirmez.
İnsan metni yönlendirmeye başlar.
Bu durumda din:
dönüştüren bir hakikat olmaktan çıkar,
kişisel arzuların gerekçesine dönüşür.

Hakikat İnsanı Rahatsız Edebilir Mi
Evet.
Gerçek her zaman rahatlatıcı değildir.
Bazen:
“Yanlış yaptın.”
der.
Bazen:
“Hakkı geri ver.”
der.
Bazen:
“Bu davranışından vazgeç.”
der.
İnsan yalnızca kendisini rahatlatan şeyleri doğru kabul ederse, gerçeği değil konforunu ölçü hâline getirir.

Gerçek İman İnsanın Aleyhine Olan Hükmü Kabul Etmesini de Gerektirir Mi
İman açısından samimiyetin önemli göstergelerinden biri budur.
İnsan adaletin yalnızca kendisine fayda sağladığı yerde yanında olmamalıdır.
Kendi aleyhine olsa bile doğru olanı kabul edebilmek güçlü bir ahlaki tavırdır.
Çünkü gerçek ilke şudur:
Doğru, bana yaradığı için doğru değildir.
Doğru olduğu için doğrudur.

Mâide 41, 42 ve 43 Birlikte Nasıl Bir Tablo Oluşturur
Bu üç ayet birbirini tamamlar.
Mâide 41:
Yalana kulak verme ve sözleri çarpıtma.
Mâide 42:
Haram kazanç ve adil hüküm.
Mâide 43:
İşine gelen kararı bulmak için hüküm arama ve sonra karardan yüz çevirme.
Bütün bunların merkezinde tek bir problem vardır:
Hakikati kendi çıkarına göre biçimlendirmek.

Bir İnsan Kendini Haklı Çıkarmaya Çalışırken Gerçeği Kaçırabilir Mi
Evet.
Bazen tartışmaların amacı gerçeği bulmak değildir.
Amaç:
“Ben kazanayım.”
hâline gelir.
Bu durumda insan karşı tarafın doğru söylediği bir noktayı bile kabul etmek istemez.
Çünkü kabul etmek yenilgi gibi gelir.
Oysa hakikat arayışında:
Yanıldığını kabul edebilmek de kazanımdır.

Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Şu soruyu kendimize sormamız olabilir:
“Ben görüş mü arıyorum, onay mı?”
Bir konuda kararımızı önceden vermişsek ve yalnızca onu destekleyecek insanları dinliyorsak, gerçeği araştırmıyor olabiliriz.
Bu durum;
din,
hukuk,
sağlık,
ekonomi,
bilim
ve günlük ilişkilerde
ortaya çıkabilir.
Dürüst insanın en zor cümlelerinden biri bazen şudur:
“Ben yanılmış olabilirim.”

Mâide Suresi 43. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 43. ayetin anlattığı insan tipi son derece tanıdıktır.
Elinde bir hüküm vardır.
Ama işine gelmez.
Başka yere gider.
Oradan istediği sonucu alamaz.
Bu kez ondan da yüz çevirir.
Sonra belki üçüncü bir kapıyı çalar.
Aslında bütün bu yolculuk boyunca aradığı şey hakikat değildir.
Kendisini haklı çıkaracak bir ses aramaktadır.
Ayet tam bu noktada insanın önüne bir ayna koyar:
Hakikati gerçekten istiyorsan, sana karşı çıktığında da onu dinleyebiliyor musun?
Bir hüküm seni rahatsız ettiğinde onu anlamaya mı çalışıyorsun, yoksa hemen başka bir hüküm mü arıyorsun?
Bir uzman seni eleştirdiğinde düşünmeye mi başlıyorsun, yoksa yalnızca seni onaylayacak başka bir uzman mı arıyorsun?
Bir dinî metin senin arzuna ters düştüğünde kendini mi sorguluyorsun, yoksa metni mi eğip büküyorsun?
İşte Mâide 43’ün büyük ahlaki sınavı budur:
Hakikat senin yanında olduğunda değil, karşına geçtiğinde ona ne yapıyorsun?
Çünkü hakikati yalnızca işimize geldiğinde kabul ediyorsak, aslında hakikati değil kendimizi kutsuyor olabiliriz.
Gerçek samimiyet ise insanın şu cümleyi söyleyebilmesidir:
“Bu sonuç benim hoşuma gitmese de doğruysa kabul edeceğim.”
“Mâide Suresi 43. ayet, insanın adaleti kendi lehine çalıştığında sevip aleyhine döndüğünde reddetmesini eleştirir. Hakikate gerçekten bağlı olmak, onun yalnızca bizi doğruladığı anlarda değil, bizi düzelttiği anlarda da önünde durabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu