Mâide Suresi 40. Ayette “Göklerin ve Yerin Hükümranlığının Allah’a Ait Olduğunu Bilmez misin? O Dilediğine Azap Eder, Dilediğini Bağışlar; Allah Her Şeye Gücü Yetendir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 40. ayet, insanın hukuk, tövbe, ceza ve bağışlanma üzerine düşünürken son hükmün kendisine değil Allah’a ait olduğunu hatırlatır. İnsan delile göre karar verir; Allah ise görünenin ötesini, niyeti ve hakikatin tamamını bilir.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 40. ayet, hırsızlık, ceza, tövbe ve ıslahın anlatıldığı ayetlerin hemen ardından gelir.
Mâide 38’de suçun ciddiyeti,
Mâide 39’da ise tövbe ve düzelişin imkânı anlatılmıştı.
Şimdi Kur’an bütün bu konuları daha büyük bir çerçevenin içine yerleştirir:
“Göklerin ve yerin mülkünün Allah’a ait olduğunu bilmez misin?”
Ardından:
“Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar.”
buyurulur.
Bu ayet, ilahî hükümranlık, adalet, rahmet, insanın sınırlılığı ve Allah’ın mutlak bilgisi açısından son derece derin bir anlam taşır.
“Göklerin ve Yerin Hükümranlığı Allah’a Aittir” Ne Demektir
Buradaki “mülk”, yalnızca maddi sahiplik anlamında değildir.
Hükümranlık,
otorite,
yaratma,
yönetme
ve nihai hüküm verme
anlamlarını da içerir.
Yani evrenin nihai sahibi ve hüküm koyucusu Allah’tır.
İnsan sahip olduğunu zannettiği şeylerin gerçek ve mutlak sahibi değildir.
İnsan Hiçbir Şeyin Gerçek Sahibi Değil midir
Dünya hayatında insanın hukuken ve fiilen sahip olduğu şeyler vardır.
Ev,
mal,
para,
arazi,
işletme...
Ancak Kur’an açısından bu sahiplik mutlak değil, emanet niteliğindedir.
İnsan doğarken bunlara sahip değildir.
Ölürken de yanında götüremez.
Bu nedenle mülkiyet vardır ama nihai mülkiyet Allah’a aittir.
Bu Ayet Neden Hırsızlık Ayetlerinin Hemen Ardından Geliyor
Çünkü konu mülkiyet ve cezadan daha büyüktür.
Hırsızlıkta insan başkasının malına haksız yere el uzatır.
Tövbe ayetinde ise dönüş ve bağışlanma gündeme gelir.
Mâide 40 bütün bunların üstüne şunu koyar:
Asıl hükümranlık Allah’ındır.
Yani insan hukuku önemlidir ama nihai ve mutlak değildir.
“Bilmez misin?” Sorusu Neden Soruluyor
Kur’an bazen insanı bilmediği için değil, bildiği gerçeği yeniden düşünmesi için soru ile karşılaştırır.
“Bilmez misin?” ifadesi adeta:
“Bu gerçeği gerçekten hayatının merkezine koyuyor musun?”
diye sorar.
İnsan Allah’ın hâkimiyetine inandığını söyleyebilir.
Ama davranışlarında kendisini nihai ölçü kabul edebilir.
“Dilediğine Azap Eder” Ne Anlama Gelir
Bu ifade Allah’ın mutlak hüküm yetkisini bildirir.
Fakat bunu:
“Allah sebepsiz ve keyfî biçimde istediğini cezalandırır.”
şeklinde anlamak doğru değildir.
Kur’an’ın bütünlüğünde Allah’ın adaletli olduğu, kimseye zulmetmediği ve insanları yaptıklarıyla sorumlu tuttuğu sürekli vurgulanır.
Dolayısıyla ilahî irade adaletten bağımsız keyfîlik anlamına gelmez.
“Dilediğini Bağışlar” Ne Anlama Gelir
Allah’ın bağışlaması rahmetinin genişliğini gösterir.
İnsan ciddi bir yanlış yapmış olabilir.
Fakat gerçek tövbe ve ilahî rahmetle bağışlanma mümkündür.
Önceki ayette de:
“Kim tövbe eder ve durumunu düzeltirse Allah onun tövbesini kabul eder.”
denilmişti.
Mâide 40 bu bağışlanmanın kaynağının Allah’ın hükümranlığı ve rahmeti olduğunu hatırlatır.
Allah’ın Bağışlaması Adaletle Çelişir Mi
Hayır.
Adalet ile bağışlama aynı şey değildir ama zorunlu olarak çelişmez.
Bir insan gerçekten tövbe ettiğinde, zararlarını telafi etmeye çalıştığında ve yönünü değiştirdiğinde bağışlanma ahlaki olarak anlam kazanır.
Kur’an’da Allah hem:
Adil
hem de
çok bağışlayan
olarak tanıtılır.
İlahî hükmün bütün boyutlarını insanın sınırlı bilgisiyle tamamen kavraması mümkün değildir.
İnsan Kimin Bağışlanacağına Karar Verebilir Mi
Hayır.
İnsan başkasının kalbini tam olarak bilemez.
Bir kişinin;
samimiyetini,
niyetini,
son anındaki durumunu
ve Allah ile arasındaki ilişkiyi
tam anlamıyla bilmek mümkün değildir.
Bu nedenle insanların belirli kişiler hakkında kesin biçimde:
“Bu kesin bağışlandı.”
veya
“Bu kesin cehennemliktir.”
demesi doğru değildir.
Nihai hüküm Allah’a aittir.
İnsan Mahkemesi ile Allah’ın Hükmü Arasındaki Fark Nedir
İnsan mahkemesi görünen delillere göre karar verir.
Şahitlere bakar.
Belgelere bakar.
İtirafı değerlendirir.
Kanunu uygular.
Ama Allah’ın bilgisi bundan çok daha geniştir.
Allah;
niyeti,
gizliyi,
gerçeğin tamamını
ve insanın kalbini
bilir.
Bu nedenle dünyevi hukuk ile ilahî hüküm aynı bilgi düzeyine sahip değildir.
Bir İnsan Dünyada Cezalandırılıp Ahirette Bağışlanabilir Mi
İslam düşüncesinde dünyevi ceza ile ahiretteki hüküm birbirinden ayrıdır.
Bir kişi dünyada hukuki ceza alabilir, tövbe edebilir ve Allah’ın rahmetine kavuşabilir.
Tersine, dünyada cezadan kaçmış olması da ahirette mutlaka kurtulduğu anlamına gelmez.
Bu ayrım çok önemlidir:
Mahkeme kararı, Allah’ın nihai hükmünün aynısı değildir.

Bu Ayet İnsan Hakimlerin Kibirlenmesini de Eleştirir Mi
Dolaylı olarak böyle bir ders çıkarılabilir.
Hakim,
yönetici,
din adamı
veya sıradan insan
ne kadar bilgi sahibi olursa olsun mutlak bilgiye sahip değildir.
Bu nedenle hüküm verirken kibir değil ihtiyat ve adalet gerekir.
İnsan:
“Ben gerçeğin tamamını biliyorum.”
diye düşünmemelidir.

“Allah Her Şeye Gücü Yetendir” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda Allah’ın kudreti vurgulanır.
Allah’ın gücü;
yaratmaya,
yok etmeye,
cezalandırmaya,
bağışlamaya
ve bütün varlığı yönetmeye
yeter.
Bu ifade ilahî hükümranlığın yalnızca teorik bir unvan olmadığını, gerçek ve mutlak bir kudrete dayandığını gösterir.

Allah’ın Kudreti İnsanın Özgürlüğünü Ortadan Kaldırır Mı
Kur’an’ın genel anlatımında insanın seçimlerinden sorumlu olduğu açıkça belirtilir.
Allah’ın mutlak kudreti ile insanın ahlaki sorumluluğu birlikte ele alınır.
İnsan seçim yapar.
Yaptıklarından sorumlu tutulur.
Fakat insanın varlığı ve imkânları nihai olarak Allah’ın yaratması içinde gerçekleşir.
Bu konu İslam düşüncesinde kader ve insan iradesi tartışmalarının merkezlerinden biridir.

Bu Ayet İnsanın Kontrol Yanılsamasını Nasıl Kırar
İnsan teknolojiyle,
parayla,
siyasetle,
bilgiyle
ve güçle
çok şey yapabilir.
Bunun sonucunda her şeyi kontrol edebileceğini düşünebilir.
Fakat yaşlanmayı,
ölümü,
zamanı
ve hayatın bütün değişkenlerini
kontrol edemez.
Mâide 40 insanın gücünü küçümsemez ama sınırını hatırlatır.

“Mülk Allah’ındır” Demek Dünyayı Önemsizleştirmek midir
Hayır.
Tam tersine, dünya emanet olduğu için daha ciddi hâle gelir.
Eğer sahip olduğumuz;
mal,
beden,
zaman,
bilgi
ve güç
bir emanet ise bunları nasıl kullandığımız önemlidir.
Mutlak sahip olmadığımız şeyleri sorumsuzca kullanamayız.
Bu anlayış insanın dünyaya karşı daha dikkatli davranmasını gerektirir.

Bağışlanma Umudu İnsanı Günaha Teşvik Eder Mi
Doğru anlaşıldığında hayır.
İnsan:
“Nasıl olsa Allah bağışlar.”
diyerek bilerek kötülüğe devam ederse bağışlanma kavramını suistimal etmiş olur.
Gerçek bağışlanma umudu:
“Ne kadar yanlış yapmış olursam olayım geri dönebilirim.”
duygusu vermelidir.
Rahmet, günah için izin değil; günahtan çıkış kapısıdır.

Mâide 38, 39 ve 40 Birlikte Nasıl Bir Bütünlük Oluşturur
Bu üç ayet çok dengeli bir yapı kurar.
Mâide 38:
Suç ve ceza.
Mâide 39:
Tövbe ve ıslah.
Mâide 40:
Nihai hükümranlık ve bağışlanma Allah’a aittir.
Yani Kur’an yalnızca cezayı anlatıp bırakmaz.
Suçun ardından değişimi,
değişimin ardından ise ilahî hükmün büyüklüğünü hatırlatır.

Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şudur:
Kendini nihai hakim sanma.
İnsan başkalarını çok kolay etiketleyebilir:
“Kötü insan.”
“Affedilmez.”
“Bundan adam olmaz.”
“Bu insan asla değişmez.”
Fakat Mâide 40, son hükmün bizim olmadığını hatırlatır.
İnsan davranışı eleştirebilir.
Hukuk suç hakkında karar verebilir.
Ama bir insanın bütün varlığının nihai hesabı Allah’a aittir.

Mâide Suresi 40. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 40. ayet insana iki şeyi aynı anda öğretir:
Sorumluluğunu ciddiye al.
Ve:
Sınırını bil.
İnsan hukuk kurar.
Karar verir.
Ceza verir.
Affeder.
Tövbe eder.
Başkalarını değerlendirir.
Fakat bütün bunların üzerinde daha büyük bir hakikat vardır:
Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.
Bu ifade insanın kibirini kırar.
Çünkü dünyada çok güçlü görünen insan da sonunda sınırlıdır.
Bir kralın hükmü ülkesinin sınırında biter.
Bir hakimin hükmü kanunla sınırlıdır.
Bir zenginin gücü servetiyle sınırlıdır.
Bir insanın bilgisi gördükleriyle sınırlıdır.
Fakat Allah’ın hükümranlığı için böyle bir sınır yoktur.
Bu nedenle ayet hem korku hem umut taşır.
Korku:
Yaptıklarının gerçek bir hesabı vardır.
Umut:
Ne kadar hata yapmış olursan ol, bağışlama yetkisi de Allah’a aittir.
Belki de insan için en sağlıklı denge tam buradadır:
Kendi günahını küçümsememek,
başkasının kaderi hakkında kibirlenmemek
ve Allah’ın adaleti ile rahmeti arasında umutla sorumluluk içinde yaşamak.
“Mâide Suresi 40. ayet, insanın başkaları hakkında son sözü söyleme hakkına sahip olmadığını hatırlatır. Biz davranışları görürüz; Allah niyetleri, gizlenenleri ve hikâyenin tamamını bilir. Bu yüzden insanın görevi adil olmak, tövbe etmek ve nihai hükmü Allah’a bırakmaktır.”
Ersan Karavelioğlu