Mâide Suresi 45. Ayette “Tevrat’ta Onlara Cana Can, Göze Göz, Buruna Burun, Kulağa Kulak, Dişe Diş ve Yaralara Karşılık Kısas Yazdık; Kim Hakkından Vazgeçerse Bu Kendisi İçin Kefaret Olur” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 45. ayet, adaletin ölçüsüz intikam olmadığını; verilen zararın sınırlandırılması, hakkın korunması ve affın da ahlaki bir seçenek olarak açık bırakılması gerektiğini öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 45. ayet, Tevrat’ta yer alan kısas ilkesini anlatır.
Ayet son derece açık bir hukuk dili kullanır:
“Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık kısas…”
İlk bakışta bu ifadeler yalnızca sert bir ceza sistemi gibi görünebilir.
Fakat ayetin tamamı okunduğunda iki önemli sınır ortaya çıkar:
Birincisi, ceza verilen zararı aşmamalıdır.
İkincisi, mağdurun veya hak sahibinin affetme ve hakkından vazgeçme imkânı vardır.
Bu nedenle ayet sadece cezayı değil, ölçülü adaleti ve merhameti birlikte ele alır.
“Tevrat’ta Onlara Yazdık” Ne Demektir
Ayet, önceki ayette olduğu gibi Tevrat’ın ilahî hüküm taşıdığını vurgular.
Burada belirli bir hukuk ilkesi İsrailoğullarına verilmiştir:
Kısas.
Yani ağır bedensel zarar veya öldürme karşısında hukuki bir karşılık belirlenmiştir.
Bu, kişisel intikamı sınırlayan ve zararla ceza arasında orantı kurmaya çalışan bir hukuk ilkesidir.
“Cana Can” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Cana can” ifadesi öldürme suçunda kısas ilkesini anlatır.
Bir insanın haksız yere başka bir insanı öldürmesi ağır bir suçtur.
Fakat bu ilke:
“Öldürülen kişinin ailesi istediğini öldürebilir.”
anlamına gelmez.
Kısasın hukuki anlamı, suçun failine ve işlenen fiile bağlı ölçülü bir karşılık fikridir.
Kısas İntikam mıdır
Hayır.
İntikam duygusal olabilir ve sınırı aşabilir.
Kısas ise teorik olarak ölçü koyar.
Örneğin bir kişi birini öldürdü diye onun ailesinden başka insanların öldürülmesini engeller.
Suç şahsidir.
Karşılık da faille ve fiille sınırlıdır.
Bu nedenle kısasın önemli işlevlerinden biri, kan davası ve zincirleme intikamı durdurmaktır.
“Göze Göz” Ne Anlama Gelir
Bu ifade verilen bedensel zararın karşılığının orantılı olması gerektiğini anlatır.
Bir gözün kaybına karşı iki gözün alınması gibi ölçüsüz bir karşılık kabul edilmez.
Yani ayetin sert görünen dili aslında bir sınır da koyar:
Ceza, zararı aşmamalıdır.
Bu, hukuk tarihinde önemli bir orantılılık ilkesidir.
“Buruna Burun, Kulağa Kulak, Dişe Diş” Neden Tek Tek Sayılıyor
Çünkü bedensel zararların da hukuki sonuçları vardır.
Bir insanı yaralamak yalnızca:
“Kavga ettik.”
diye geçiştirilemez.
Beden dokunulmazlığı önemlidir.
Burun,
kulak,
diş
ve diğer organlar
insanın bedensel bütünlüğünün parçalarıdır.
Ayet insan bedenine verilen zararın hesapsız bırakılamayacağını gösterir.
“Yaralara da Kısas Vardır” Ne Demektir
Ayet yalnızca organ kaybından söz etmez.
Yaralanmalar için de karşılık ilkesinden bahseder.
Ancak klasik hukukta uygulanabilirlik için önemli bir şart vardır:
Eşitliğin güvenli biçimde sağlanabilmesi.
Eğer aynı ölçüde karşılık vermek mümkün değilse, bedel veya tazminat gibi başka hukuki çözümler gündeme gelebilir.
Çünkü kısasın amacı yeni bir haksızlık üretmek değildir.
Kısasta Neden Ölçü Bu Kadar Önemlidir
Çünkü insan öfkeliyken daha fazlasını isteyebilir.
Bir kişi yaralanınca ailesi:
“Onlara bunun kat kat fazlasını yapalım.”
diyebilir.
Kısas mantığı ise bu duyguyu sınırlar.
Mesaj şudur:
Hak var ama sınır da var.
Adaletin intikama dönüşmemesi için ölçü gerekir.
Suçun Cezası Suçu Aşarsa Ne Olur
O zaman ceza da yeni bir zulme dönüşebilir.
Bir insan birine zarar verdi diye ona bundan daha büyük zarar vermek, hukuki dengeyi bozar.
Adalet:
“Ne kadar öfkeliyiz?”
sorusuna göre değil,
“Ne oldu ve ölçülü karşılık nedir?”
sorusuna göre kurulmalıdır.
Bu nedenle orantılılık adaletin temel parçalarından biridir.
Ayette Neden Affetme Seçeneği de Var
Ayet çok önemli bir kapı açar:
“Kim bunu bağışlarsa…”
Yani hak sahibi dilerse kısas hakkından vazgeçebilir.
Bu, zorunlu bir af değildir.
Mağdur:
affedebilir,
hakkını talep edebilir
veya hukuki çerçevede başka bir çözüm kabul edebilir.
Bu seçim alanı adalet ile merhameti birlikte düşünmemizi sağlar.
“Kim Hakkından Vazgeçerse Bu Ona Kefaret Olur” Ne Demektir
Ayet, affetmenin büyük bir ahlaki değer taşıdığını bildirir.
Bir insan hakkı olduğu hâlde intikam duygusunu büyütmeden vazgeçerse, bu davranış onun için manevi bir arınma ve kefaret anlamı taşıyabilir.
Bu çok önemli bir dengedir:
Hak korunur.
Ama affetmek de değersizleştirilmez.

Affetmek Zorunlu mudur
Hayır.
Mağdurun affetmesi övülebilir.
Fakat mağdur üzerinde:
“İyi insan olacaksan mutlaka affetmelisin.”
şeklinde baskı kurulması doğru değildir.
Çünkü ayet önce hakkı tanır.
Sonra affı seçenek olarak sunar.
Gerçek af, özgürce seçildiğinde ahlaki değer taşır.

Affetmek Suçu Yok Saymak mıdır
Hayır.
Affetmek:
“Hiçbir şey olmadı.”
demek değildir.
İnsan yaşanan zararı kabul eder.
Fakat hakkının tamamını veya bir kısmını talep etmeyebilir.
Bu, suçu meşrulaştırmak değil; kişinin kendi hakkı üzerinde merhamet kullanmasıdır.

Kısas ile Diyet Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
İslam hukukunda bazı durumlarda kısas yerine diyet, yani belirli bir maddi tazminat gündeme gelebilir.
Özellikle mağdur veya öldürülen kişinin yakınlarının kabulüyle farklı çözümler oluşabilir.
Bu, ceza hukukunun yalnızca tek seçenekten ibaret olmadığını gösterir.
Ancak ayrıntılar mezheplere ve somut olaya göre değişebilir.

Kısas Kişisel Olarak Uygulanabilir Mi
Hayır.
Bir kişi:
“Bana zarar verdi, ben de aynısını yapacağım.”
diyemez.
Çünkü böyle bir durumda;
suçun gerçekten işlenip işlenmediği,
failin kim olduğu,
zararın ölçüsü
ve uygulanacak hüküm
belirlenemez.
Kısas bir hukuk ve yargı meselesidir, kişisel intikam değildir.

Ayet Kan Davalarını Nasıl Sınırlar
Kan davasında bir kişinin suçu bütün ailesine veya kabilesine yüklenebilir.
Sonra bir kişi öldürülür.
Karşı taraf iki kişi öldürür.
Diğer taraf daha fazlasını yapar.
Böylece şiddet nesiller boyunca devam eder.
Kısas ilkesi ise:
Suçu şahsileştirir ve karşılığı sınırlar.
Bu yönüyle sonsuz intikam döngüsünü kesmeye çalışır.

“Allah’ın İndirdiğiyle Hükmetmeyenler Zalimlerdir” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda bu kez:
“zalimler”
ifadesi kullanılır.
Bir önceki ayette benzer bağlamda “kâfirler” ifadesi geçmişti.
Burada vurgu özellikle hakkın çiğnenmesine ve adaletsizliğe yönelir.
İnsan Allah’ın koyduğu adalet ölçüsünü bilerek bozduğunda;
güçlüyü kayırdığında,
zayıfa daha ağır ceza verdiğinde
veya hukuku çıkar için değiştirdiğinde
zulüm ortaya çıkar.

Bu Ayet Bütün Yahudileri Eleştiriyor Mu
Hayır.
Ayet Tevrat’ta yer alan bir hukuk hükmünü anlatır ve belirli tarihsel bağlamdaki ihlalleri eleştirir.
Bütün Yahudilere yönelik bir karakter yargısı içermez.
Tam tersine önceki ayette Tevrat:
“hidayet ve nur”
olarak tanımlanmıştır.
Dolayısıyla problem bir halkın kimliği değil, adalet hükmünün çıkar uğruna bozulmasıdır.

Mâide 44 ve 45 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Mâide 44:
Tevrat’ın hidayet ve nur olduğunu ve Allah’ın hükmünün çıkar için satılmaması gerektiğini anlatır.
Mâide 45:
Bu hükümlerin somut örneklerinden biri olarak kısas ve orantılı adaleti gösterir.
Böylece vahyin yalnızca soyut inançtan ibaret olmadığı ortaya çıkar.
Adalet;
can,
beden
ve haklar
konusunda somut sonuçlar doğurur.

Mâide Suresi 45. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 45. ayet iki büyük insan eğilimini aynı anda sınırlar:
İntikam arzusu
ve
haksızlığı cezasız bırakma eğilimi.
Bir insan bize zarar verdiğinde öfkemiz:
“Daha fazlasını yap.”
diyebilir.
Ayet ise:
“Ölçüyü aşma.”
der.
Diğer taraftan insan bazen güçlü kişilerin suçlarını görmezden gelebilir.
Ayet ise:
“Hak vardır.”
der.
İşte adalet bu iki uç arasında kurulur.
Suçu küçümsemez.
Ama cezayı da sınırsızlaştırmaz.
Ve sonra şaşırtıcı biçimde üçüncü bir kapı açar:
Affetmek.
Hak sahibi isterse hakkını kullanır.
İsterse vazgeçer.
Bu yüzden ayetin dünyası yalnızca:
suç ve ceza
değildir.
Aynı zamanda:
hak, sınır, orantı ve merhamet
dünyasıdır.
Belki de Mâide 45’in bugüne bıraktığı en önemli ilke şudur:
Adalet, “bana ne yaptıysa ben de daha fazlasını yapayım” değildir.
Adalet, zararın sınırını bilmek ve hukuku öfkenin elinden almaktır.
Ve affın değeri de tam burada ortaya çıkar:
İnsan hakkı olmadığı için değil, hakkı olduğu hâlde merhameti seçtiğinde affetmiş olur.
“Mâide Suresi 45. ayet, adaletin iki sınırını aynı anda gösterir: Suç karşılıksız kalmamalı, karşılık da suçu aşmamalıdır. Affetmek ise hakkın yokluğundan değil, hakkın üzerinde merhamet kullanabilme gücünden doğar.”
Ersan Karavelioğlu