Mâide Suresi 18. Ayette “Yahudiler ve Hristiyanlar ‘Biz Allah’ın Oğulları ve Sevgilileriyiz’ Dediler; De Ki: Öyleyse Günahlarınızdan Dolayı Size Neden Azap Ediyor?” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 18. ayet, hiçbir topluluğun yalnızca taşıdığı isim, geçmişi veya dini aidiyeti sebebiyle Allah katında otomatik bir ayrıcalığa sahip olmadığını hatırlatır. İnsan değerini iddiasıyla değil, sorumluluğuyla ortaya koyar.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 18. ayet, dini kimlik ile ilahî ayrıcalık iddiası arasındaki ilişkiyi sorgulayan son derece dikkat çekici bir ayettir.
Ayet, bazı Yahudi ve Hristiyan topluluklarının:
“Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.”
şeklindeki iddialarını aktarır.
Ardından son derece güçlü bir soru gelir:
“Öyleyse Allah günahlarınızdan dolayı size neden azap ediyor?”
Bu soru, dini aidiyetin insanı otomatik olarak sorumluluktan kurtarmadığını gösterir.
Ayetin temel mesajı şudur:
Allah karşısında üstünlük, yalnızca bir topluluğa mensup olmakla kazanılmaz.
“Biz Allah’ın Oğulları ve Sevgilileriyiz” Sözü Ne Anlama Gelir
Ayette geçen ifade, belirli toplulukların Allah ile kendileri arasında özel ve ayrıcalıklı bir ilişki bulunduğu düşüncesini eleştirir.
Buradaki “oğullar” ifadesi biyolojik anlamda anlaşılmak zorunda değildir.
Daha çok:
Allah’a özel yakınlık, seçilmişlik ve ayrıcalıklı konum
iddiasını anlatan bir ifade olarak değerlendirilir.
Kur’an bu iddiayı sorgular.
Allah’ın “Oğlu” Olmak Kur’an Açısından Mümkün Müdür
Kur’an’ın tevhid anlayışında Allah’ın biyolojik veya ontolojik anlamda çocuğu yoktur.
Allah;
doğurmamış,
doğmamış
ve hiçbir varlığa benzemeyen
mutlak yaratıcıdır.
Dolayısıyla Allah ile insan arasındaki ilişki yaratıcı-kul ilişkisi olarak tanımlanır.
“Allah’ın Sevgilileriyiz” İddiası Neden Eleştiriliyor
Allah’ın sevgisini istemek veya Allah tarafından sevilmeyi umut etmek başlı başına yanlış değildir.
Eleştirilen şey:
“Biz hangi davranışı yaparsak yapalım zaten Allah’ın özel kullarıyız.”
şeklindeki ayrıcalık düşüncesidir.
Kur’an bu anlayışa karşı sorumluluk ilkesini öne çıkarır.
“Öyleyse Günahlarınızdan Dolayı Size Neden Azap Ediyor?” Sorusu Ne Anlama Gelir
Bu soru ayetin mantıksal merkezidir.
Eğer bir topluluk gerçekten mutlak ve koşulsuz biçimde Allah’ın ayrıcalıklı kulları olsaydı, günahlarından dolayı hesap vermemeleri beklenebilirdi.
Kur’an ise:
Günah işleyen herkes sorumludur.
mesajını verir.
Dolayısıyla ilahî adalet, toplumsal kimliğe göre ortadan kalkmaz.
Dini Kimlik İnsanı Hesaptan Kurtarır Mı
Ayetin mesajına göre hayır.
Bir insan;
Yahudi,
Hristiyan,
Müslüman
veya başka bir topluluğun mensubu olabilir.
Fakat dini kimliğin adı tek başına insanın ahlaki hesabını ortadan kaldırmaz.
Kur’an sürekli olarak:
iman, amel ve sorumluluk
arasındaki bağı vurgular.
Ayet Müslümanlara da Bir Uyarı Taşır Mı
Kesinlikle.
Ayet doğrudan Yahudi ve Hristiyanlardan söz etse de ortaya koyduğu ilke evrenseldir.
Bir Müslüman da:
“Ben Müslümanım, dolayısıyla ne yaparsam yapayım kurtulurum.”
şeklinde bir anlayış geliştirirse aynı ahlaki probleme düşebilir.
Dini kimlik sorumluluğun yerine geçmez.
“Hayır, Siz de O’nun Yarattığı İnsanlardansınız” Ne Demektir
Ayet son derece açık biçimde şöyle cevap verir:
“Hayır, siz de O’nun yarattığı insanlardansınız.”
Bu cümle bütün ayrıcalık iddiasını ortadan kaldırır.
Herkes Allah’ın yaratmasıdır.
Hiçbir insan veya topluluk Allah karşısında yaratılmış olma statüsünün dışına çıkamaz.
Bu, insanlar arasında temel bir ontolojik eşitlik ortaya koyar.
İnsanlar Allah Karşısında Eşit Midir
Yaratılmış olma bakımından evet.
İnsanların;
ırkı,
soyu,
milleti
ve toplumsal statüsü
onları Allah’ın yaratması olmaktan çıkarmaz.
Kur’an’ın başka ayetlerinde insanların değerinin takva ve ahlaki sorumlulukla ilişkilendirilmesi de bu anlayışı tamamlar.
Seçilmişlik Düşüncesi Neden Tehlikeli Olabilir
Bir topluluk kendisini mutlak anlamda seçilmiş ve dokunulmaz kabul ederse şöyle düşünmeye başlayabilir:
“Bizim yaptığımız yanlış bile olsa biz ayrıcalıklıyız.”
Bu düşünce ahlaki hesap duygusunu zayıflatabilir.
Kur’an’ın itirazı burada ortaya çıkar:
Hiçbir kimlik adaletten muafiyet sağlamaz.
“Dilediğini Bağışlar, Dilediğine Azap Eder” Ne Anlama Gelir
Ayet Allah’ın bağışlama ve hüküm verme yetkisinin tamamen kendisine ait olduğunu bildirir.
Bu ifade ilahî egemenliği vurgular.
İnsanlar:
“Biz kesinlikle bağışlanacağız.”
şeklinde Allah adına kesin hüküm veremez.
Bağışlamak da hükmetmek de nihai olarak Allah’a aittir.

Bu İfade Keyfî Bir İlahi Karar Anlamına mı Gelir
Kur’an’ın bütünü içinde Allah’ın hükmü adalet ve hikmetle ilişkilendirilir.
Bu nedenle “dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder” ifadesi, sebepsiz ve rastgele davranış anlamına gelmez.
Vurgu şudur:
Nihai hüküm insanın elinde değil, Allah’ın elindedir.
İnsan kendi kurtuluşunu garanti edilmiş göremez.

Allah’ın Sevgisini Kazanmak Nasıl Mümkündür
Kur’an’ın farklı ayetlerinde Allah’ın;
iyilik yapanları,
adaletli davrananları,
sabredenleri,
tövbe edenleri
ve takva sahiplerini
sevdiği belirtilir.
Dolayısıyla Allah’ın sevgisi yalnızca kimlik iddiası değil, ahlaki yöneliş ve davranışla ilişkilidir.

Ayette Neden Günah Kavramı Özellikle Öne Çıkarılıyor
Çünkü günah insanın sorumluluğunu görünür hâle getirir.
Bir topluluk kendisini özel kabul edebilir.
Fakat eğer yaptığı yanlışların sonuçları varsa, ayrıcalık iddiası sorgulanır.
Bu nedenle ayetin sorusu basittir:
Eğer mutlak ayrıcalığınız varsa neden günahlarınızın hesabı var?

“Göklerin, Yerin ve Aralarındakilerin Hükümranlığı Allah’ındır” Ne Demektir
Ayet daha sonra yeniden Allah’ın mutlak egemenliğini hatırlatır.
Gökler,
yer
ve bütün varlıklar
Allah’a aittir.
Bu ifade insanın kendi kimliğini mutlaklaştırmasını engeller.
Çünkü hiçbir topluluk evrenin sahibi değildir.
Mülkün gerçek sahibi Allah’tır.

Bu İfade İnsan Kibrine Nasıl Bir Cevap Verir
İnsan kendisini;
soyu,
dini,
milleti,
serveti
veya gücü
sebebiyle diğerlerinden üstün görebilir.
Ayet bütün bu üstünlük iddialarını daha büyük bir gerçek karşısında küçültür:
Hepiniz yaratılmışsınız.
Bu, insanın kibrini sınırlayan çok güçlü bir düşüncedir.

“Dönüş Allah’adır” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda:
“Dönüş O’nadır.”
anlamındaki ifade yer alır.
Bu, ölümden sonra Allah’ın huzurunda hesap verme düşüncesine işaret eder.
İnsan dünyada kendisi hakkında istediği kadar iddia kurabilir.
Fakat nihai değerlendirme kişinin kendi söylediği sözlere göre değil, Allah’ın hükmüne göre gerçekleşecektir.

Ayet Grup Üstünlüğünü Nasıl Eleştiriyor
Mâide 18’in en güçlü yönlerinden biri budur.
İnsanlar kendi topluluklarını merkez alarak:
“Biz daha değerliyiz.”
diyebilir.
Kur’an ise:
“Siz de diğer insanlar gibi Allah’ın yarattığı insanlarsınız.”
cevabını verir.
Bu, toplumsal kibri kıran son derece güçlü bir ilkedir.

Mâide 17 ve 18 Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Mâide 17’de Hz. İsa’nın ilahlaştırılması eleştirilmişti.
Mâide 18’de ise dini toplulukların kendilerini ilahî ayrıcalığın sahibi görmesi eleştirilir.
İki ayetin ortak noktası tevhiddir.
Birincisinde:
Bir insan Allah değildir.
İkincisinde:
Bir topluluk da Allah üzerinde ayrıcalık iddia edemez.
Böylece yaratıcı ile yaratılmış arasındaki sınır iki farklı yönden korunur.

Mâide Suresi 18. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 18. ayet, insanların en eski eğilimlerinden birine karşı güçlü bir uyarıdır:
Kendi grubunu ayrıcalıklı görmek.
İnsan kendi topluluğunu sevmesi doğal olabilir.
Kendi dini geleneğine bağlı olabilir.
Atalarıyla gurur duyabilir.
Fakat bu duygu:
“Biz ne yaparsak yapalım diğerlerinden üstünüz.”
noktasına geldiğinde ciddi bir ahlaki tehlike başlar.
Kur’an bu noktada bütün insanları aynı temel gerçeğe geri getirir:
“Siz de Allah’ın yarattığı insanlardansınız.”
Bu cümle son derece güçlüdür.
Çünkü insanın bütün kibir duvarlarını yıkar.
Soy insanı kurtarmaz.
İsim insanı kurtarmaz.
Topluluk insanı otomatik olarak kurtarmaz.
Geçmişte yaşamış büyük insanların torunu olmak da tek başına kurtuluş garantisi değildir.
İnsanın kendi sorumluluğu vardır.
Bu nedenle ayetin mesajı yalnızca Yahudi veya Hristiyan topluluklara yöneltilmiş tarihsel bir eleştiri değildir.
Her insan şu soruyu kendisine sorabilir:
Ben sahip olduğum kimliği, ahlaki sorumluluğumun yerine mi koyuyorum?
Gerçek iman, insanı ayrıcalıklı hissettirerek kibirlendirmek yerine sorumluluğunu artırmalıdır.
Çünkü Allah karşısında insanın en temel gerçeği değişmez:
O yaratan, biz yaratılanız.
“Mâide Suresi 18. ayet, insanın en kolay sığındığı üstünlük duygusunu parçalar: ‘Ben şu topluluktanım, o hâlde ayrıcalıklıyım.’ Kur’an ise insanı yeniden sorumluluğa çağırır. Allah’a yakınlık bir isim değil; iman, ahlak ve samimiyetle yaşanan bir yöneliştir.”
Ersan Karavelioğlu