Kehf Suresi 98. Ayette “Zülkarneyn ‘Bu Rabbimin Bir Rahmetidir; Rabbimin Vaadi Geldiğinde Onu Yerle Bir Eder ve Rabbimin Vaadi Gerçektir’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsanın gerçek büyüklüğü yalnız büyük eserler meydana getirmesinde değil, eser tamamlandığında kimin huzurunda kul olduğunu hatırlayabilmesindedir. Zülkarneyn demiri işledi, insanları örgütledi ve aşılması güç bir engel kurdu; fakat başarının karşısında kendi adına bir anıt dikmek yerine ‘Bu Rabbimin rahmetidir’ dedi. Çünkü tevazu emeği inkâr etmek değil, emeğin, aklın, fırsatın ve sonucun Allah’ın nimeti altında gerçekleştiğini bilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Kehf Suresi 98. Ayetin Anlamı Nedir
Kehf Suresi'nin 98. ayeti, Zülkarneyn kıssasının en güçlü tevazu ve tevhid cümlelerinden birini içerir. Önceki ayetlerde Yecüc ve Mecüc'ün bozgunculuğuna karşı son derece sağlam bir engel kurulmuş, 97. ayette onların bu yapıyı ne aşabildikleri ne de delebildikleri bildirilmişti. Böyle bir başarıdan sonra Zülkarneyn'in nasıl konuşacağı, onun gerçek karakterini ortaya koymaktadır.Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:
Zülkarneyn başarıyı inkâr etmiyor; fakat başarıyı kendisinin mutlak gücüne bağlamıyor. Ortaya çıkan büyük eseri Allah'ın rahmeti olarak görüyor ve aynı zamanda bu yapının sonsuz olmadığını kabul ediyor.“Dedi ki: ‘Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiğinde onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir.’”
Kehf Suresi, 18:98
Ayet böylece iki büyük mesajı birleştirir: Başarı karşısında şükür ve yaratılmış olan her şey karşısında fanilik bilinci.
“Bu Rabbimin Bir Rahmetidir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Zülkarneyn'in bu sözü, yapılan engelin ve elde edilen güvenliğin Allah'ın bir lütfu ve rahmeti olduğunu kabul ettiğini gösterir.Burada dikkat edilmesi gereken şey şudur: Zülkarneyn hiçbir şey yapmadan beklememiştir.
Planlamıştır.
İnsanları organize etmiştir.
Malzeme kullanmıştır.
Teknik bir çözüm üretmiştir.
Buna rağmen sonuç ortaya çıktığında:
“Bu yalnız benim eserimdir.”
dememektedir.
Bu, İslam'ın emek ile şükür arasındaki dengesini çok güzel gösterir.
İnsan çalışır.
Fakat çalışabilme gücünü kendisi yaratmamıştır.
Akıl kullanır.
Fakat aklı kendisine veren Allah'tır.
Fırsat bulur.
Fakat hayatındaki bütün şartların mutlak sahibi değildir.
Bu nedenle mümin başarı geldiğinde:
“Elimden geleni yaptım ve Allah nasip etti.”
diyebilir.
Bu, emeği küçültmez; kibri küçültür.
Zülkarneyn Neden Başarıyı Kendisine Değil Allah’a Nispet Etmiştir
Çünkü sahip olduğu güç ve imkânların kaynağını daha en başından Allah olarak biliyordu. Kehf 84'te Allah'ın onu yeryüzünde güçlü kıldığı ve kendisine çeşitli sebepler verdiği bildirilmişti. Şimdi kıssanın sonunda Zülkarneyn'in kendi sözü aynı bilinci yansıtmaktadır.Başlangıçta Allah:
“Biz ona imkân verdik.”
buyurmuştu.
Şimdi Zülkarneyn:
“Rabbimin bana verdiği…”
bilinciyle konuşmaktadır.
Bu bütünlük çok önemlidir.
Zülkarneyn başarıya ulaştığında nimetin kaynağını unutmadı.
İnsan bazen sıkıntıdayken:
“Allah'ım yardım et.”
der.
Başarı geldiğinde ise:
“Ben yaptım.”
noktasına kayabilir.
Kehf 98 bu çelişkiye karşı güçlü bir uyarıdır:
Zor zamanda Allah’ı hatırladığın gibi, başarı anında da Allah’ı hatırla.
Başarıyı Allah’a Nispet Etmek İnsan Emeğini Yok Saymak mıdır
Hayır.Bu çok önemli bir ayrımdır.
Zülkarneyn'in kıssasında insan emeği son derece belirgindir. Demir kütleleri kendiliğinden gelmemiş, insanlar çalışmış, ateş hazırlanmış ve yapı planlı biçimde oluşturulmuştur.
Kur’an bütün bu emeği anlattıktan sonra Zülkarneyn:
“Bu Rabbimin rahmetidir.”
demektedir.
Demek ki İslam anlayışında iki cümle birlikte doğru olabilir:
“İnsan çalıştı.”
ve:
“Allah nasip etti.”
Bunlardan birini diğerinin düşmanı hâline getirmek gerekmez.
Allah'ın rahmetini kabul etmek insanı pasif hâle getirmez. Tam tersine insana verilen yeteneği ve imkânı daha bilinçli kullanmasına yardımcı olur.
Şükür emeği inkâr etmek değil, emeğin kendisini bile nimet olarak görebilmektir.
“Rahmet” Kelimesinin Bu Ayette Kullanılması Neden Önemlidir
Çünkü yapılan yapı yalnız büyük bir mühendislik eseri değildir; insanların canını, malını ve düzenini koruyan bir fayda sağlamaktadır.Rahmet burada soyut bir duygu değildir.
İnsanların güvenlik içinde yaşamasına imkân veren somut bir sonuç ortaya çıkmıştır.
Bu bize Allah'ın rahmetinin bazen insan hayatında sebepler üzerinden tecelli edebileceğini düşündürür.
Bir doktorun tedavisi.
Bir mühendisin güvenli binası.
Bir insanın zamanında yaptığı yardım.
Bir toplumun kurduğu adaletli sistem.
Bunların her biri, şartlarına göre Allah'ın insanlara sunduğu nimetlerin ve sebeplerin hayra dönüştürülmesi olabilir.
Bu nedenle rahmeti yalnız olağanüstü mucizelerde aramak gerekmez.
Bazen Allah’ın rahmeti, insanın doğru zamanda doğru sebebi kullanabilmesinde görünür.
Zülkarneyn’in “Rabbim” Demesi Neden Dikkat Çekicidir
Çünkü Zülkarneyn çok büyük otoriteye sahip olmasına rağmen kendisini Rab değil kul olarak konumlandırmaktadır.Bu çok güçlü bir tevhid mesajıdır.
İnsanlar ona başvuruyor.
Büyük projeler yapıyor.
Emir veriyor.
Toplumları etkiliyor.
Ama o bütün bunların üstünde kendi Rabbini görüyor.
Güçlü insanın en büyük tehlikelerinden biri, zamanla kendi sözünü mutlak söz sanmasıdır.
Herkes onu dinler.
Herkes önünde eğilir.
Herkes kararını bekler.
Bir süre sonra:
“Ben ne dersem o olur.”
duygusu gelişebilir.
Zülkarneyn'in:
“Rabbim…”
demesi bu kibri daha doğmadan kırar.
Gücün varsa bile sen hâlâ kulsun.
“Rabbimin Vaadi Geldiğinde Onu Yerle Bir Eder” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu ifade, yapılan engelin sonsuz olmadığını anlatmaktadır. Ne kadar güçlü ve aşılması zor olursa olsun Allah'ın belirlediği vakit ve vaadi geldiğinde bu yapı da ortadan kalkacaktır.Bu çok önemli bir denge kurar.
- ayette:
- ayette ise:
Demek ki insan açısından çok güçlü olan bir şey, Allah karşısında mutlak değildir.
Buradaki “Rabbimin vaadi” ifadesi, Allah'ın belirlediği gelecekteki gerçekleşmeye işaret eder. Bunu kesin tarih hesaplarına dönüştürmek doğru değildir.
Ayet zamanı bize vermiyor; kesin olan, Allah’ın vaadinin gerçekleşeceğidir.
Bu Ayet Seddin Bugün Hâlâ Ayakta Olduğunu Kesin Olarak Söyler mi
Hayır.Ayet yapının bir süre boyunca işlevini yerine getirdiğini ve Allah'ın vaadi geldiğinde ortadan kalkacağını bildirir. Fakat bize bugün modern dünyada onun nerede bulunduğunu, görünür durumda olup olmadığını veya hangi tarihsel süreçlerden geçtiğini ayrıntılı biçimde açıklamaz.
Bu nedenle:
“Kesin şu yapı Zülkarneyn'in seddidir.”
veya:
“Kesin bugün şu dağın altında duruyor.”
gibi iddialarda dikkatli olmak gerekir.
Tarihî araştırmalar yapılabilir.
Çeşitli teoriler tartışılabilir.
Fakat bunları vahyin açık ifadesiyle aynı seviyeye çıkarmamak gerekir.
Kur’an’ın kesin bıraktığını kesin, açık bırakmadığını ise ihtiyatla konuşmak en sağlıklı yoldur.
Allah’ın Vaadinin Gerçek Olması Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda Zülkarneyn:“Rabbimin vaadi gerçektir.”
demektedir.
Bu, Allah'ın bildirdiği şeylerin boş söz olmadığını, belirlediği vakit geldiğinde gerçekleşeceğini ifade eder.
İnsan söz verebilir ve sözünü tutamayabilir.
Unutabilir.
Gücü yetmeyebilir.
Fikrini değiştirebilir.
Allah'ın vaadi ise insan sözlerine benzemez.
Bu nedenle mümin için Allah'ın vaadi güçlü bir güven kaynağıdır.
Adalet vaadi gerçektir.
Ahiret gerçektir.
Hesap gerçektir.
Dünya düzeninin sonsuz olmadığı gerçektir.
İnsanların bütün planlarının üzerinde Allah’ın hükmü vardır.
Zülkarneyn En Büyük Başarısının Ardından Neden Faniliği Hatırlatmıştır
Çünkü başarı insanı kalıcılık yanılgısına sürükleyebilir.İnsan büyük bir eser yapar ve:
“Bu sonsuza kadar duracak.”
diye düşünür.
Dev şirket kurar.
“Bu şirket asla batmaz.”
der.
Devlet kurar.
“Bu düzen sonsuza kadar gider.”
sanır.
Teknoloji geliştirir.
“Artık her şeyi kontrol ediyoruz.”
diye düşünebilir.
Zülkarneyn ise tam tersini yapıyor.
En güçlü eserlerinden birinin önünde:
“Bu da bir gün ortadan kalkacak.”
diyor.
Bu karamsarlık değildir.
Bu gerçekçiliktir.
Faniliği bilmek, yaptığın işi değersizleştirmez; ona doğru ölçüyü verir.

İnsan Eseri Ne Kadar Sağlam Olursa Olsun Neden Sonsuz Değildir
Çünkü yaratılmış olan her şey değişime ve sona açıktır.Binalar yaşlanır.
Metaller aşınır.
Şehirler değişir.
Devletler yükselir ve çöker.
Teknolojiler eskir.
İnsan bedeni yaşlanır.
Kur’an bu gerçeği insanın yüzüne sert bir karamsarlık olarak değil, kibirden koruyan bir hakikat olarak koyar.
İnsan eser yapmalıdır.
Kaliteli yapmalıdır.
Mümkün olduğu kadar uzun ömürlü yapmalıdır.
Ama yaptığı eseri ebedî sanmamalıdır.
Bu denge çok önemlidir:
Fani olduğunu bilmek, kalitesiz iş yapmak için mazeret değildir.
Zülkarneyn engelin bir gün yok olacağını biliyor ama yine de onu son derece sağlam yapıyor.
Bu bize güçlü bir ahlak öğretir.

Bir Şeyin Geçici Olması Onu Değersiz mi Yapar
Hayır.Bu, Kehf Suresi'nin genel mesajıyla da uyumludur.
Dünya geçicidir.
Ama anlamsız değildir.
İnsan ölümlüdür.
Ama hayat değersiz değildir.
Bir yardımın etkisi sınırlı süreli olabilir.
Ama yapılan iyilik kıymetlidir.
Zülkarneyn'in engeli ebedî değildir.
Fakat insanların belirli bir dönem boyunca güvenli yaşamasını sağlamaktadır.
Bu nedenle:
Geçici olmak ile değersiz olmak aynı şey değildir.
Bir doktorun tedavisi insanı ölümsüz yapmaz ama hayatını uzatabilir veya acısını azaltabilir.
Bir baraj sonsuza kadar kalmaz ama nesiller boyunca fayda sağlayabilir.
Bir öğretmenin dersi sonsuz sürmez ama öğrencinin hayatında kalıcı etki bırakabilir.
Değer, yalnız sonsuzlukla ölçülmez.

Zülkarneyn’in Tevazusu Gerçek Liderlik Hakkında Ne Öğretir
Gerçek lider başarı geldiğinde bütün alkışı kendisine toplamak zorunda değildir.Zülkarneyn:
“Bu benim dehamdır.”
demiyor.
“Ben olmasaydım hepiniz mahvolurdunuz.”
demiyor.
“Bu yapı benim ismimle anılacak.”
demiyor.
“Bu Rabbimin rahmetidir.”
diyor.
Bu, liderlikte tevazunun çok güçlü örneğidir.
İyi lider başarının içinde:
çalışanların emeğini,
toplumun katkısını,
şartların sağladığı fırsatı
ve Allah'ın nimetini görebilir.
Kendini merkeze koymak yerine eserin faydasını merkeze koyar.
Gerçek lider, yaptığı işten daha büyük görünmeye çalışmaz.

Bu Ayet “Ben Yaptım” Demenin Her Zaman Yanlış Olduğunu mu Söyler
Hayır.İnsan yaptığı işi ifade edebilir.
“Bu projeyi ben yönettim.”
“Bu kitabı ben yazdım.”
“Bu sistemi ben kurdum.”
demek kendi başına kibir değildir.
Problem, insanın bütün sebepleri yok sayarak kendisini mutlak kaynak gibi görmesidir.
Zülkarneyn de engelin yapılmasında aktif rol almıştır. Kur’an bunu gizlemiyor.
Ama o başarıyı daha büyük bir çerçeve içinde görüyor.
“Ben yaptım” diyebilirsin; fakat “Her şeyi yalnız ben yaptım ve kimseye, hiçbir nimete muhtaç değildim” noktasına kayma.
Tevazu gerçeği inkâr etmek değildir.
Gerçeği bütün sebepleriyle görebilmektir.

Bu Ayet Büyük Teknolojik Başarılar Karşısında İnsanlığa Ne Söyler
İnsanlık çok güçlü teknolojiler geliştirdi.Uzaya ulaşıyor.
Hastalıkları tedavi ediyor.
Devasa yapılar kuruyor.
Milyarlarca bilgiyi saniyeler içinde işleyebiliyor.
Bunlar küçümsenecek şeyler değildir.
Fakat teknoloji ilerledikçe insanın:
“Artık hiçbir şeye ihtiyacımız yok.”
kibrine düşmesi tehlikelidir.
Kehf 98 tam burada önemli bir denge sunar.
En güçlü yapıyı kur.
En iyi teknolojiyi geliştir.
Ama onun da sınırlı olduğunu bil.
Teknoloji insana büyük güç verir; fakat insanı ölümsüz, hatasız veya ilah yapmaz.
Bu bilinç teknolojiyi değersizleştirmez; onu doğru yere koyar.

Bu Ayet İnsanın Kendi Hayatındaki Başarılarla İlişkisini Nasıl Değiştirebilir
İnsan başarılarını iki uçtan biriyle değerlendirebilir.Birinci uç:
“Ben hiçbir şey yapmadım.”
diyerek kendi emeğini tamamen değersizleştirmektir.
İkinci uç:
“Bütün başarı yalnız benim.”
diyerek Allah'ın nimetini ve diğer insanların emeğini unutmaktır.
Kehf 98 daha dengeli bir yol gösterir.
Çalış.
Başar.
Sevin.
Şükret.
Ama başarıyı kimliğinin putu hâline getirme.
Bir ev aldın.
Şükret.
Bir iş kurdun.
Şükret.
Bir proje yaptın.
Şükret.
Çocuğun başarılı oldu.
Şükret.
Fakat bunların hiçbirini:
“Artık hayatım garanti.”
düşüncesine dönüştürme.
Çünkü nimet değerlidir ama kalıcı güvence değildir.

Kehf Suresi 97–99. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
- ayette Zülkarneyn'in yaptığı büyük engelin başarısı açıklanmıştı. Yecüc ve Mecüc ne engelin üzerine çıkabilmiş ne de onu delebildi. Böylece yapılan çalışmanın gerçekten işlevsel olduğu görülmüştü.
- ayette Zülkarneyn bu başarının ardından büyük bir tevazu örneği gösterir. “Bu Rabbimin rahmetidir” der ve Allah'ın vaadi geldiğinde bu güçlü engelin bile yerle bir olacağını hatırlatır. Böylece teknik başarı, ilahî kudret karşısında doğru yerine yerleştirilir.
- ayette ise anlatım daha geniş bir kıyamet ve ahiret sahnesine geçecektir. İnsanların veya toplulukların birbirine dalgalanır biçimde karışacağı, sûra üfleneceği ve herkesin bir araya getirileceği anlatılacaktır.

Kehf Suresi 98. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:En büyük başarının ardından bile kul olduğunu unutma.
Zülkarneyn çok büyük bir eser meydana getirmiştir.
İnsanların hayatını korumuştur.
Problemi çözmüştür.
Üstelik yapı gerçekten işe yaramıştır.
Tam bu anda kibir için bütün şartlar vardır.
Ama onun ağzından çıkan cümle:
“Bu Rabbimin rahmetidir.”
olur.
İşte gerçek maneviyat yalnız başarısız olduğunda Allah'a sığınmak değildir.
Başarılı olduğunda da O'nu unutmamaktır.
Ayetin ruhu şu cümlede toplanabilir:
Başarını küçültme; fakat başarı karşısında kendini büyütme.

Kehf Suresi 98. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Kehf Suresi'nin 98. ayeti, Zülkarneyn kıssasında yalnız bir mühendislik projesinin son cümlesi değildir. Aslında bütün kıssanın ahlaki zirvelerinden biridir. Çünkü insanın gerçek karakteri çoğu zaman neyi başardığından sonra, başarı karşısında nasıl konuştuğunda ortaya çıkar.Zülkarneyn'in önünde büyük bir eser vardır.
Yecüc ve Mecüc onu aşamamıştır.
Toplum korunmuştur.
Plan başarılı olmuştur.
İnsanlar onun liderliğinin sonucunu görmektedir.
Böyle bir anda insanın:
“Ben ne büyük adamım.”
demesi kolaydır.
Zülkarneyn'in cümlesi ise tam tersidir:
“Bu Rabbimin rahmetidir.”
Bu bize başarı karşısında şükrün ne kadar önemli olduğunu öğretir.
İnsan başarısız olduğunda Allah'ı hatırlamak kolay olabilir.
Çünkü yardıma ihtiyaç duyar.
Asıl sınav bazen başarı geldiğinde başlar.
Para arttı.
İş büyüdü.
İnsanlar seni tanımaya başladı.
Sözün daha çok dinleniyor.
Artık yardım isteyen değil, yardım dağıtan tarafsın.
İşte burada kalbin ne yapacak?
Nimet büyüdükçe şükür de büyüyor mu, yoksa benlik mi büyüyor?
Kehf 98 bu soruyu çok güçlü biçimde önümüze koyar.
Zülkarneyn aynı zamanda başarıyı Allah'a nispet ederken kendi emeğini inkâr etmiyor. Kur’an zaten önceki ayetlerde ne yaptığını ayrıntılı biçimde anlattı.
Bu çok önemli bir dengedir.
İnsan bazı dinî ifadeleri yanlış anlayarak:
“Ben hiçbir şey yapmadım.”
diyebilir.
Oysa gerçekten çalışmıştır.
Bu tür sahte tevazuya gerek yoktur.
Doğru olan:
“Ben çalıştım, ama çalışabilme imkânını Allah verdi ve sonucu nasip eden de O’dur.”
diyebilmektir.
Bu cümlede hem sorumluluk hem şükür vardır.
İslam insanı edilgen bir varlık hâline getirmez.
İnsana akıl verir.
İrade verir.
Sorumluluk verir.
Ama insanın kendisini ilahlaştırmasına da izin vermez.
Zülkarneyn bu dengeyi mükemmel biçimde temsil eder.
Kehf 98'in ikinci büyük mesajı ise faniliktir.
Engel çok güçlüdür.
Ama sonsuz değildir.
Bu bize insanlık tarihi hakkında çok şey söyler.
Bir zamanlar yıkılmaz sanılan şehirler bugün harabe olabilir.
Bir zamanlar dünyanın en güçlü ordularına sahip imparatorluklar bugün yalnız tarih kitaplarında kalmıştır.
Bir zamanlar dünyanın en büyük şirketleri olarak görülen kurumlar ortadan kalkmıştır.
Bir dönem vazgeçilmez sayılan teknolojiler bugün kullanılmamaktadır.
Bütün bunlar bize şu gerçeği hatırlatır:
Dünya üzerinde insan eliyle kurulan hiçbir düzen mutlak değildir.
Bu düşünce karamsarlık değildir.
Tam tersine insanı gerçekçi yapar.
Kalıcı olmadığını bildiğin için daha bilinçli yaşarsın.
Malın sonsuz olmadığını bildiğin için paylaşmayı öğrenirsin.
Makamın geçici olduğunu bildiğin için insanları ezmemeye çalışırsın.
Bedeninin fani olduğunu bildiğin için ömrünü anlamlı kullanırsın.
Fanilik bilgisi, doğru yaşanırsa insanı değersizliğe değil sorumluluğa götürür.
Zülkarneyn'in:
“Rabbimin vaadi geldiğinde onu yerle bir eder.”
demesi de bize insan eserlerine tapmamayı öğretir.
İnsan bazen kendi yaptığı şeye büyülenebilir.
Bir şirket kurar ve şirket onun bütün kimliği olur.
Bir ev yapar ve bütün hayatının anlamını ona bağlar.
Bir makam kazanır ve kendisini makamdan ibaret sanır.
Oysa bütün bunlar bir gün değişebilir.
Bu nedenle mümin nimetleri sever, korur ve değerlendirir; fakat kalbini onlara mutlak biçimde bağlamaz.
Çünkü kalıcı olan Allah'tır.
Bu ayet teknoloji çağında özellikle güçlü bir uyarıdır.
Bugün insan:
“Artık her şeyi çözeceğiz.”
duygusuna kapılabilir.
Yapay zekâ.
Genetik.
Uzay teknolojileri.
Robotik.
Tıp.
Bunların tümü büyük gelişmelerdir ve insanlığa fayda sağlayabilir.
Fakat hiçbir teknoloji insanın ölüm gerçeğini bütünüyle ortadan kaldırmış değildir.
Hiçbir sistem geleceğin bütün ihtimallerini kesin kontrol edemez.
Hiçbir veri merkezi Allah'ın ilminden bağımsız değildir.
Bilim insanın bilgisini büyütür; insanı her şeyi bilen hâle getirmez.
Kehf 98 bize teknoloji karşısında iki yanlış tavırdan kaçınmayı öğretir.
Birincisi teknolojiyi küçümsemektir.
İkincisi teknolojiyi tanrılaştırmaktır.
Zülkarneyn ikisini de yapmaz.
Tekniği kullanır.
Ama sonunda Allah'ı hatırlar.
Bu, bugün için son derece güçlü bir modeldir.
Mühendis ol ve şükret. Doktor ol ve şükret. Bilim insanı ol ve şükret. Yazılımcı ol ve şükret. Bilgiyi büyüt ama kulluğunu kaybetme.
Ayet liderlik açısından da çok derin bir ders verir.
Bir liderin yaptığı büyük proje başarılı olduğunda bunu propaganda aracına dönüştürmesi kolaydır.
Her yere kendi adını yazdırabilir.
Her başarıyı kendisine bağlayabilir.
Kendisini vazgeçilmez gösterebilir.
Zülkarneyn'in davranışı bunun tersidir.
Kendi adını büyütmek yerine Rabbinin rahmetini büyütür.
Bu da gerçek liderliğin ne kadar farklı bir psikolojiye sahip olabileceğini gösterir.
Gerçek lider:
“Benden sonra hiçbir şey olmaz.”
demez.
Çünkü sistemin kendisinden daha uzun yaşaması gerektiğini bilir.
İnsanlar ona taparcasına bağlanmasın ister.
Toplum kendi ayakları üzerinde durabilsin ister.
Liderin amacı kendisini ölümsüzleştirmek değil, faydayı kalıcılaştırmaktır.
Zülkarneyn'in engeli de bir insan kültü oluşturmak için değil, insanların güvenliği için yapılmıştır.
Kehf 98 bize mal ve mülk konusunda da güzel bir ölçü verir.
Bir ev aldın.
“Bu Rabbimin rahmetidir.”
diyebilirsin.
Bir iş kurdun.
“Bu Rabbimin rahmetidir.”
Bir çocuğun oldu.
“Bu Rabbimin rahmetidir.”
Sağlığın iyi.
“Bu Rabbimin rahmetidir.”
Bu cümle nimeti küçültmez.
Aksine nimetin anlamını büyütür.
Çünkü artık onu tesadüf, yalnızca kişisel başarı veya mutlak mülkiyet olarak değil, emanet olarak görmeye başlarsın.
Emanet bilinci ise davranışı değiştirir.
Parayı harcarken dikkatli olursun.
Yetkini kullanırken daha adil olmaya çalışırsın.
Sağlığını korursun.
İlişkilerini daha değerli görürsün.
Çünkü:
“Bu benim.”
düşüncesinin yanına:
“Bu bana verilmiş.”
bilinci eklenir.
Kehf 98'in bir başka büyük dersi, başarı ile ölümsüzlük arasındaki farktır.
İnsan büyük bir eser bırakmak isteyebilir.
Bu güzel bir arzudur.
Faydalı kitaplar.
Binalar.
Kurumlar.
Çocuklara bırakılan güzel eğitim.
Hayır eserleri.
Bunların hepsi değerli olabilir.
Fakat insanın kalıcı olma arzusu onu kibire dönüştürmemelidir.
En büyük eser bile bir gün yok olabilir.
Önemli olan Allah katında niyetin ve amelin değeridir.
Bu nedenle insan:
“Benim adım bin yıl yaşasın.”
diye değil,
“Yaptığım iş Allah katında hayırlı olsun.”
diye düşünebilir.
Bu, çok daha derin bir miras anlayışıdır.
Ayet ayrıca korku ile güven arasındaki dengeyi tamamlar. Yecüc ve Mecüc tehdidi gerçekti.
Toplum korkmuştu.
Zülkarneyn güçlü bir engel yaptı.
Güvenlik sağlandı.
Ama şimdi Zülkarneyn:
“Bu duvar bizi sonsuza kadar korur.”
demiyor.
Bu çok önemli.
İnsan tedbir alabilir ama kalbini tedbire bağlamamalıdır.
Çünkü her sistemin sınırı vardır.
Bugün güvenli olan yarın yeni riskle karşılaşabilir.
Bu yüzden güvenlik sistemleri bakım ister.
Güncelleme ister.
Yeni şartlara uyum ister.
Ve bütün bunların ötesinde mümin nihai güvenini Allah'a bağlar.
Sebebe güven ama sebebi Rab yapma.
Kehf 98'in ahiret boyutu da gözden kaçırılmamalıdır.
“Rabbimin vaadi gerçektir.”
cümlesi insanın dünya hayatının son olmadığını hatırlatır.
Bir gün dünyanın bütün büyük yapıları önemini kaybedecek.
Saraylar.
Şirketler.
Servetler.
Unvanlar.
İnsanların önemsediği birçok dünyevî ölçü geride kalacak.
Geriye insanın Allah'a nasıl döndüğü kalacaktır.
Bu nedenle akıllı insan yalnız dünyada ne kurduğunu değil, ahirete ne gönderdiğini de düşünür.
Bir yapı yapmış olabilir.
Ama haksız para kazandıysa problem vardır.
Bir şirket büyütmüş olabilir.
Ama insanların hakkını yediyse problem vardır.
Büyük başarı kazanmış olabilir.
Ama kibir yüzünden kalbini bozduysa başarı eksik kalır.
Dünya başarısı ile ahiret başarısı aynı şey değildir.
En güzel olan, ikisini hayırda buluşturabilmektir.
Kehf Suresi'nin 98. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: Başarı geldiğinde Allah'ı mı daha çok hatırlıyorum, yoksa kendimi mi büyütüyorum? Sahip olduğum nimetleri mutlak mülküm mü görüyorum, yoksa emanet olarak mı? İnsanların alkışını başarıdan daha önemli hâle getiriyor muyum? Teknolojiyi ve kurduğum sistemleri yenilmez mi sanıyorum? Bir gün bütün bunların değişebileceğini hatırlıyor muyum?
Bu sorular ayetin yalnız Zülkarneyn'in yaptığı seddin bir gün yıkılacağını anlatmadığını; şükür, tevazu, fanilik, liderlik, teknoloji, emanet bilinci ve Allah’ın vaadine güven hakkında çok kapsamlı bir hayat ölçüsü sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak Kehf 98 bize şunu öğretmektedir: Zülkarneyn çok büyük ve gerçekten işe yarayan bir eser meydana getirmiş olmasına rağmen başarıyı kendi benliğinin anıtına dönüştürmemiş, onu Allah'ın rahmeti olarak görmüştür. Aynı zamanda bu güçlü yapının bile sonsuz olmadığını kabul etmiş ve Allah'ın vaadinin mutlaka gerçekleşeceğini söylemiştir. Böylece kıssa, insanın en büyük başarısının ardından bile kulluğunu, şükrünü ve fanilik bilincini koruması gerektiğini öğretmektedir.
Çalış.
Üret.
Sağlam işler yap.
Başarı gelince sevin.
Ama kendini putlaştırma.
Eserini ebedî sanma.
Ve kalbinde şu ölçüyü koru:
“Bu Rabbimin rahmetidir.”
Çünkü insanın yaptığı en sağlam yapı bile geçicidir; Allah’ın rahmeti ve vaadi ise gerçektir.
⠀
Son Söz
⠀“Zülkarneyn büyük bir engel kurdu, tehdit durdu ve insanlar güvenliğe kavuştu; fakat o başarının önünde kendisini büyütmek yerine Rabbini hatırladı. Sen de hayatında güzel bir şey başardığında emeğini küçümseme ama kendini başarının mutlak sahibi sanma. ‘Bu Rabbimin rahmetidir’ diyebilecek kadar şükürlü, ‘Bir gün bu da geçer’ diyebilecek kadar gerçekçi ol. Çünkü kulun büyüklüğü yalnız ne kurduğunda değil, kurduğu şeylerin üzerinde Allah’ın hükmünü görebildiğinde ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu