📖 İbrâhîm Suresi 20. Ayette “Bu, Allah İçin Güç Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 İbrâhîm Suresi 20. Ayette “Bu, Allah İçin Güç Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,437
2,736,288
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 20. Ayette “Bu, Allah İçin Güç Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 19. ayette ‘Allah’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratılış getirir’ buyurulmuştu. 20. ayet, bu büyük yaratma kudretini yalnız birkaç kelimeyle tamamlar: ‘Bu, Allah için güç değildir.’ Yani mevcut insanları ortadan kaldırıp başka bir yaratılış meydana getirmek, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kudretini aşan bir iş değildir. Ancak buradaki “güç değildir” ifadesini insanın bir işi az enerji harcayarak yapmasına benzetmek doğru olmaz; Allah yorulan, enerji tüketen veya kapasitesi sınırlı bir varlık değildir. Ayet aynı zamanda insana kendi vazgeçilmezliği konusunda tevazu kazandırır. Allah bize muhtaç değildir; fakat bu, insanın değersiz olduğu anlamına da gelmez. İnsan değerli bir kuldur, fakat Yaratıcının varlığını veya kudretini tamamlayan zorunlu bir parça değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 20. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı son derece kısadır: “Bu, Allah için güç değildir.” Ayetin Arapçası ise “Ve mâ zâlike alallâhi bi-azîz.” şeklindedir.

Buradaki “bu” ifadesi doğrudan önceki ayete bağlanır. İbrâhîm Suresi 19. ayette Allah’ın dilerse mevcut insanları giderip yeni bir yaratılış getirebileceği bildirilmişti; 20. ayet bunun Allah açısından imkânsız veya güç olmadığını vurgular.

Ayet kısa olmasına rağmen ilahî kudret, yaratılmışlığın sınırları, insanın Allah’a bağımlılığı ve Allah’ın hiçbir yaratılmışa muhtaç olmaması gibi çok büyük teolojik meseleleri içinde taşır.

2️⃣ “Bu” Kelimesi Neye İşaret Ediyor ❓​

Ayetteki “zâlike”, yani “bu/o şey” ifadesinin neye işaret ettiğini anlamak için 19. ayete dönmek gerekir. Orada Allah’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığı, dilerse mevcut insanları giderip yeni bir yaratılış getirebileceği söylenmişti.

Dolayısıyla 20. ayette “Bu Allah için güç değildir” denilirken esas olarak bu yaratma ve yenileme kudreti kastedilmektedir.

Kur’an ayetlerini birbirinden tamamen kopuk cümleler gibi okumamak bu nedenle önemlidir. Bir ayetin zamiri veya işaret ifadesi çoğu zaman önceki cümleyle birlikte anlam kazanır.

3️⃣ “Allah İçin Güç Değildir” Ne Anlama Gelir ❓​

İfade Allah’ın yaratma kudretinin sınırlandırılamayacağını anlatır. İnsan açısından son derece büyük görünen bir iş, Allah’ın kudreti karşısında imkânsız değildir.

Gökleri ve yeri yaratmış olan Allah için yeni bir yaratılış meydana getirmek, insanın kapasite hesabıyla ölçülemez. Biz bir işi yaparken zaman, araç, bilgi, enerji ve malzemeye ihtiyaç duyarız; Allah’ın yaratması ise yaratılmışların çalışma şartlarıyla kıyaslanamaz.

Bu yüzden ayet, Allah’ın kudretini insan kudretinin yalnızca çok daha büyüğü gibi değil, yaratıcıya ait bambaşka bir kudret düzeyi olarak düşünmeye çağırır.

4️⃣ Ayetteki “Azîz” Kelimesi Allah’ın “El-Azîz” İsmiyle Aynı Şey midir ❓​

Ayetin sonunda “bi-azîz” ifadesi bulunur. Burada kelime bağlama göre zor, güç, aşılması çetin anlamındadır.

Allah’ın güzel isimlerinden biri olan El-Azîz ise üstün, güçlü, mağlup edilemeyen ve izzet sahibi anlam alanına sahiptir. Aynı kökten gelen kelimeler bağlama göre farklı anlam tonları taşıyabilir.

Bu ayette “Allah için azîz değildir” ifadesini “Allah aziz değildir” şeklinde anlamak tamamen yanlış olur. Buradaki anlam, “Bu iş Allah için zor değildir” şeklindedir.

5️⃣ Allah Bir İş Yaparken Yorulur mu ❓​

Hayır. Allah’ın yaratmasını insan emeğine benzetmek doğru değildir.

İnsan büyük bir iş yaptığında yorulur, enerji kaybeder, dinlenmeye ihtiyaç duyar ve kaynak tüketir. Allah hakkında ise böyle biyolojik veya fiziksel sınırlamalar düşünülemez.

Allah’ın yaratması O’nun kudretini azaltmaz. Bir yaratılıştan sonra dinlenmeye, yeniden güç toplamaya veya eksilen enerjisini tamamlamaya ihtiyacı yoktur.

6️⃣ “Allah İçin Kolay” Demek İnsanlardaki Kolaylıkla Aynı Şey midir ❓​

Hayır. Günlük hayatta “Bu iş benim için kolay” dediğimizde, o işi az çaba veya kısa zamanda yapabileceğimizi kastederiz.

Allah hakkında aynı fiziksel mantığı kullanamayız. Allah’ın kudreti enerji tüketimi, zaman baskısı veya beden gücü gibi şartlara bağlı değildir.

Bu nedenle “Allah için kolaydır” ifadesi, Allah’ın bir işi az yorularak yapması değil, O’nun kudretine engel teşkil edecek bağımsız bir güç bulunmaması anlamında anlaşılmalıdır.

7️⃣ Allah’ın Kudreti Fizik Kanunlarıyla Sınırlı mıdır ❓​

Fizik kanunları yaratılmış evrenin düzenini açıklayan yasalardır. Allah ise Kur’anî anlayışta bu düzenin yaratıcısıdır.

Bu nedenle Allah’ı, yaratılmış sistemin içinde onun kurallarına mecburen uymak zorunda olan başka bir fiziksel varlık gibi düşünmek doğru olmaz. Bununla birlikte bu inanç, günlük hayatta fizik kurallarını önemsememek anlamına da gelmez.

İnsan dünyada yaşarken yaratılmış düzenin sebeplerine uymakla sorumludur. Allah’ın kudretine inanmak, yüksekten atlayıp “Allah isterse beni korur” şeklinde gereksiz tehlike almak için gerekçe değildir.

8️⃣ Allah Her Şeye Kadir ise İnsan Neden Sebeplere Başvuruyor ❓​

Çünkü Allah’ın kudreti ile insanın sorumluluğu birbirini ortadan kaldırmaz. İnsan yaratılmış düzen içinde sebeplerle hareket etmekle yükümlüdür.

Hasta olduğunda tedavi olmak, para kazanmak için çalışmak, güvenlik önlemi almak ve bilgi edinmek için öğrenmek Allah’ın kudretine güvensizlik değildir. Bunlar hayatın doğal düzenidir.

Allah her şeye kadirdir diye insanın hiçbir şey yapmaması tevekkül değil, çoğu zaman sorumluluğu terk etmek olur.

9️⃣ Allah Her Şeye Kadir Olduğuna Göre Dua Ettiğimiz Her Şeyi Yapabilir mi ❓​

Allah’ın kudreti açısından mümkün olan bir şeyi gerçekleştirmeye gücü vardır; fakat bundan Allah’ın bizim istediğimiz her şeyi yapmak zorunda olduğu sonucu çıkmaz.

Dua, Allah’a emir vermek değildir. İnsan ister, yalvarır ve ihtiyacını arz eder; Allah ise kendi bilgisi ve hikmetiyle hükmeder.

Dolayısıyla “Allah yapabilir” ile “Allah mutlaka benim istediğim şekilde yapacaktır” birbirinden tamamen farklı cümlelerdir.

🔟 Allah’ın Kudretine İnanmak “Her İstediğim Olacak” Demek midir ❓​

Hayır. Bu, ilahî kudret anlayışının sık yapılan yanlışlarından biridir.

Allah bir şeyi yapmaya kadir olabilir fakat hikmeti gereği onu bizim istediğimiz biçimde gerçekleştirmeyebilir. İnsan dua ettiği hâlde hastalık devam edebilir, istediği iş gerçekleşmeyebilir veya beklediği sonuç ortaya çıkmayabilir.

Allah’ın kudreti bizim arzularımıza hizmet eden sınırsız bir dilek makinesi değildir. Kudret Allah’a aittir; tercih ve hüküm de O’na aittir.

1️⃣1️⃣ “Allah Her Şeye Kadir” Sözü Mantıksal Çelişkileri de Kapsar mı ❓​

Klasik İslam düşüncesinde ilahî kudret mümkün olan şeylerle ilişkilendirilir. Kendi içinde çelişik ifadeler gerçek bir “şey” meydana getirmez.

Örneğin aynı anda ve aynı anlamda hem tamamen var hem tamamen yok olan bir nesne istemek, gerçekleştirilecek anlamlı bir varlık tasviri değildir. Benzer şekilde “kare daire” ifadesi iki kavramı yan yana getirse de gerçek bir nesne tanımlamaz.

Dolayısıyla bu tür söz oyunları Allah’ın kudretinin eksik olduğunu göstermez. Mantıksal çelişki, kudretin yetmediği bir nesne değil, baştan tutarlı biçimde tanımlanmamış bir ifadedir.

1️⃣2️⃣ “Allah Kendinin Kaldıramayacağı Bir Taş Yaratabilir mi?” Sorusu Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Bu meşhur soru aslında kendi içinde çelişik iki şartı aynı anda istemektedir: Hem mutlak kudret sahibi bir varlık kabul edilmekte hem de onun kudretini aşan bir nesne talep edilmektedir.

Bu, Allah’ın kudretinin sınırını ortaya çıkaran gerçek bir problemden çok, tanımların birbirini iptal ettiği bir dilsel paradokstur. Mutlak kudret fikrini kabul edip ardından “mutlak kudreti aşan şey” istemek tutarlı bir nesne tanımı üretmez.

Bu nedenle ilahî kudret anlamsız çelişkileri gerçekleştirme yeteneği şeklinde tanımlanmaz.

1️⃣3️⃣ “Yeni Bir Yaratılış” Allah İçin Neden Güç Değildir ❓​

Çünkü Allah’ın yaratması mevcut yaratılmışların sağladığı malzemeye veya yardıma muhtaç değildir. İnsan bir şey ürettiğinde önceden var olan maddeleri kullanır; Allah ise yaratmanın nihai kaynağıdır.

İbrâhîm Suresi 19. ayetin gökleri ve yeri yaratma vurgusundan sonra 20. ayetin gelmesi tam da bunu anlatır. Bütün evreni yaratan Allah açısından yeni bir yaratılış meydana getirmek kudret dışı değildir.

Burada amaç yeni yaratılışın biyolojik ayrıntılarını anlatmak değil, Allah’ın yaratma kudretinin mevcut insan nesliyle sınırlanmadığını göstermektir.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet Yeniden Diriliş İçin de Bir Delil Sayılabilir mi ❓​

Doğrudan önceki bağlam yeni bir yaratılış getirme üzerinedir; fakat Allah’ın yaratma kudretine yapılan bu vurgu, Kur’an’ın yeniden diriliş öğretisiyle de uyumludur.

İnsanı ilk defa yaratan Allah’ın yeniden yaratmaya kadir olduğu Kur’an’ın başka ayetlerinde de açıkça vurgulanır. Bu açıdan ilk yaratılış ile yeniden yaratılış arasında ilahî kudret bakımından aşılmaz bir engel yoktur.

Ancak İbrâhîm 20’yi tek başına bütün ahiret öğretisinin ayrıntılarını açıklayan ayet gibi görmek yerine kendi bağlamında Allah’ın sınırsız yaratma kudreti üzerinde tutmak daha doğrudur.

1️⃣5️⃣ Allah İnsanlığı Giderirse Bu İnsanların Değersiz Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Önceki ayette görüldüğü gibi Allah’ın insana muhtaç olmaması ile insanın değersiz olması aynı şey değildir.

Bir varlığın değeri, Allah’ın ona muhtaç olmasından doğmaz. İnsan Allah tarafından yaratılmış, ahlaki sorumluluk verilmiş ve vahyin muhatabı yapılmış bir varlıktır.

İnsan değerlidir ama vazgeçilmez değildir. Bu ikisini birlikte anlamak hem insan onurunu hem de tevazuyu korur.

1️⃣6️⃣ Allah’ın Kudreti Zulüm Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır. Güç sahibi olmak ile zalim olmak aynı şey değildir.

İnsanlarda sınırsız güce yaklaşan imkânlar bazen zulme yol açabilir; çünkü insan bilgisiz, bencil veya çıkarcı olabilir. Allah ise Kur’an’da yalnız kudret sahibi olarak değil, aynı zamanda Âlim, Hakîm ve adil olarak tanıtılır.

Bu nedenle Allah’ın mutlak kudretini keyfî bir zorbalık şeklinde düşünmek Kur’an’ın Allah tasavvurunu eksik okumak olur. Kudret, hikmet ve adalet birlikte değerlendirilmelidir.

1️⃣7️⃣ Allah’ın Kudretini Kabul Etmek İnsanı Fatalizme Götürmeli mi ❓​

Hayır. “Allah her şeyi yapabilir, o hâlde benim yaptığım hiçbir şey önemli değil” düşüncesi Kur’an’ın sorumluluk anlayışıyla bağdaşmaz.

Allah’ın kudreti insanın iradesini ve hesabını anlamsızlaştırmaz. Tam tersine insan kendisine verilen imkânların nasıl kullanıldığından sorumludur.

İnsan çalışır, tercih eder, sonuçlarla karşılaşır ve gerektiğinde hatalarını düzeltir. Kader ve ilahî kudret, tembelliğin bahanesi değildir.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 19 ve 20. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 19. ayet “Allah’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratılış getirir” demişti. 20. ayet bu düşünceyi tek cümleyle tamamlar: “Bu, Allah için güç değildir.”

Birlikte okunduğunda mesaj açıktır: Yaratılmış insan Allah için zorunlu değildir; yaratıcı olan Allah’tır ve yaratma kudreti mevcut insanlarla sınırlı değildir. Bu bilinç insanı değersizleştirmemeli, fakat kibirden uzaklaştırmalıdır.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 21. ayette, sahne tamamen değişecek ve kıyamet günündeki büyük yüzleşme anlatılacaktır: “Hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak; zayıf bırakılanlar büyüklük taslayanlara, ‘Biz size uymuştuk; şimdi Allah’ın azabından bir şeyi bizden savabilir misiniz?’ diyecekler. Onlar ise ‘Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi hidayete erdirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de bizim için birdir; kaçacak yerimiz yoktur’ diyecekler.” Bu ayeti ele alırken özellikle “zayıflar” ifadesinin fiziksel engellilik anlamına gelmediği, liderleri takip etmenin kişisel sorumluluğu tamamen kaldırmadığı, kibirli önderlerin takipçilerini kurtaramadığı, “Allah bizi hidayete erdirseydi” sözünün kaderci bir mazerete dönüştürülemeyeceği, dinî ve siyasi liderlerin yanılmaz olmadığı ve ahirette herkesin kendi tercihleriyle yüzleşeceği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 20. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 20. ayet yalnız birkaç kelimeden oluşur; fakat arkasında çok büyük bir Allah tasavvuru vardır. İnsan bir dağ inşa etmeyi, bir gezegen meydana getirmeyi veya yeni bir canlı türü yaratmayı kendi kapasitesi açısından düşündüğünde bunları ya imkânsız ya da son derece büyük işler olarak görür. Fakat Allah’ın yaratma kudreti insan kapasitesiyle kıyaslanmaz. “Bu Allah için güç değildir” sözü tam olarak bu sınırı hatırlatır.

İnsan bütün üretimini önceden var olan malzemelerle yapar. Bir bina yapmak için taş, metal ve enerji gerekir; bir makine için parça, bilgi ve iş gücü gerekir. Allah’ın yaratmasını böyle düşünmek ise yaratıcıyı evren içindeki bir mühendis seviyesine indirgemek olur. Kur’an’ın Allah’ı, var olan malzemeye bağımlı bir üretici değil, varlığın nihai yaratıcısıdır. Bu nedenle O’nun kudretini insan teknolojisinin yalnızca sonsuz büyütülmüş hâli gibi hayal etmek yeterli değildir.

Ayet aynı zamanda Allah’ın yorulmadığını ve yaratmanın O’nun gücünden bir şey eksiltmediğini düşündürür. İnsan ne kadar güçlü olursa olsun kaynak tüketir; Allah yaratırken enerji kaybetmez. Bu nedenle ilahî kudret hakkında konuşurken “ne kadar güç harcadı?”, “ne kadar yoruldu?” veya “yeniden güç toplaması gerekir mi?” gibi yaratılmışlara ait kategoriler uygun değildir. Yaratıcı, yaratılmışın biyolojik ve fiziksel sınırlarına tabi değildir.

Fakat bu kudret anlayışı doğa düzenini önemsememek anlamına gelmez. İnsan “Allah her şeye kadir” diyerek sebepleri hiçe sayamaz. Bir hasta tedavi aramalı, tehlikedeki kişi korunmalı, çalışan insan plan yapmalı ve toplumlar bilimsel bilgi üretmelidir. İlahi kudret inancı, aklı ve tedbiri ortadan kaldırmaz. Tam tersine sebepleri kullanırken onları mutlaklaştırmamayı öğretir.

Ayetin önemli derslerinden biri de dua ile kudret arasındaki farktır. Allah’ın bir şeyi yapabilmesi, onu bizim istediğimiz şekilde yapmak zorunda olduğu anlamına gelmez. İnsan bazen “Allah her şeye kadirse neden istediğimi vermedi?” diye düşünebilir. Burada kudret ile hikmeti ayırmak gerekir. Allah yapmaya kadirdir; fakat neyin ne zaman gerçekleşeceği O’nun bilgisi ve iradesiyle ilgilidir. Dua Allah’a talepte bulunmaktır, Allah’ın iradesini ele geçirmek değildir.

İlahî kudret konusunda ortaya atılan mantıksal paradokslar da bu ayrımla değerlendirilmelidir. “Allah kendisinin kaldıramayacağı taş yaratabilir mi?” gibi sorular ilk bakışta güçlü görünse de, aslında aynı cümlede mutlak kudret ile onu aşan bir kudret nesnesini birlikte tanımlamaya çalışır. Kendi içinde çelişik bir ifade, gerçekleştirilmeyi bekleyen tutarlı bir varlık değildir. Bu nedenle böylesi paradokslar Allah’ın kudretini sınırlamaktan çok dilin nasıl yanlış kurulabileceğini gösterir.

“Bu Allah için güç değildir” sözü insanın kendisine bakışını da değiştirir. İnsan türü büyük başarılar elde etmiş olabilir; fakat Allah’ın yaratma kudreti insanlığın varlığına bağlı değildir. Bu gerçek bizi değersizliğe değil tevazuya götürmelidir. Allah bize muhtaç olmadığı hâlde bize değer vermiş, bizi yaratmış ve sorumlulukla muhatap almıştır. Değerimizi Allah’ın bize ihtiyaç duymasından değil, O’nun lütuf ve yaratmasından alırız.

Aynı nedenle bu ayetten insanlara yönelik bir tehdit üretmek de doğru değildir. Bir önceki ayette Allah’ın “Dilerse sizi giderir” buyurması, herhangi bir kişinin “Ben Allah adına seni ortadan kaldırabilirim” demesine izin vermez. İlahî kudret başka, insan yetkisi başkadır. Allah’ın bir şeyi yapmaya kadir olması, insana onu yapma ruhsatı vermez. Bu ayrım korunmadığında dinî dil insan zorbalığına alet edilebilir.

Ayet ayrıca mutlak kudret ile keyfîlik arasında da ayrım yapmayı gerektirir. Allah’ın her şeye kadir olması, hiçbir hikmet ve adalet olmadan rastgele davranan bir güç anlamına gelmez. Kur’an’ın Allah’ı kudret sahibi olduğu kadar hikmet ve ilim sahibidir. Bu yüzden ilahî güç korkutucu bir kaos değil, ilahî hikmetle birlikte anlaşılmalıdır.

İbrâhîm Suresi 20. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Allah’ın kudretini insanın kas gücü, enerjisi veya teknolojisiyle ölçme. “Allah için kolaydır” sözünü yorulmadan iş yapan bir insan benzetmesine indirgeme. Allah’ın her şeye kadir oluşunu sebepleri terk etme, tedbirsizlik veya fatalizm bahanesi yapma. Dua ettiğinde Allah’ı kendi isteğini gerçekleştirmek zorunda olan bir güç gibi görme. Mantıksal çelişkileri ilahî kudrete karşı gerçek nesneler gibi sunma. Ve insanın Allah için vazgeçilmez olmadığını bilirken insan değerini de küçümseme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kudreti karşısında yeni bir yaratılış güç değildir; güç olan bize düşen görev ise bu gerçeği kibir değil, tevazu, sorumluluk ve güven üreten bir iman hâline getirebilmektir.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 21. ayette, insanların dünyada kurduğu güç ilişkilerinin ahirette nasıl çözüldüğü gösterilecektir: “Hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak; zayıf bırakılanlar büyüklük taslayanlara, ‘Biz size uymuştuk; şimdi Allah’ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?’ diyecekler.” Önderlerin cevabı ise “Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi hidayete erdirirdik; artık sızlansak da sabretsek de bizim için birdir, kaçacak yerimiz yoktur” olacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle körü körüne lider takibinin sorumluluğu, toplumsal güçsüzlük ile ahlaki sorumluluk arasındaki ilişki, liderlerin ahirette takipçilerini kurtaramaması, “Allah bizi hidayete erdirseydi” cümlesinin kaderci bir mazeret olmaması, siyasi ve dinî otoritelerin yanılmaz kabul edilmemesi ve kişinin kendi vicdanını tamamen başkasına teslim etmesinin tehlikesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 20. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Allah’ın kudretine gerçekten inanıyor muyuz, yoksa O’nu hâlâ kendi kapasitemizin büyütülmüş bir versiyonu gibi mi düşünüyoruz? Bir iş gerçekleşmediğinde hemen “Allah yapamadı mı?” diye mi düşünüyoruz, yoksa kudret ile ilahî irade ve hikmet arasındaki farkı görebiliyor muyuz? Allah’a güveniyorum derken sebepleri terk ediyor muyuz? İnsanlığın büyük teknolojik başarıları karşısında kendimizi vazgeçilmez mi sanıyoruz? Ve en önemlisi, Allah’ın kudretinin sonsuz olduğunu kabul etmek bizi daha kibirli mi yapıyor, yoksa kendi sınırlarımızı bilip daha sorumlu yaşamaya mı yöneltiyor?

“İbrâhîm 20, ‘Bu, Allah için güç değildir’ buyurarak gökleri ve yeri yaratan Allah’ın yeni bir yaratılış meydana getirmesinin O’nun kudretini aşmadığını bildirir. Buradaki ‘güç değildir’ ifadesi, Allah’ın az enerji harcayarak veya yorulmadan iş yapan bir insan gibi düşünülmesi anlamına gelmez; Allah yaratılmışların fiziksel sınırlarına tabi değildir. İlâhî kudret, sebepleri terk etme veya her duanın bizim istediğimiz biçimde gerçekleşeceği garantisi de değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Allah’ın kudretini sınırlama, fakat kendi sorumluluğunu da bu kudretin arkasına saklama; Yaratıcının sonsuz gücü karşısında insanın doğru yeri tevazu, güven ve sorumluluktur.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt