📖 Hûd Suresi 39. Ayette “Yakında Kime Kendisini Rezil Edecek Bir Azabın Geleceğini ve Kalıcı Azabın Kimin Üzerine İneceğini Bileceksiniz” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,184
2,736,267
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 39. Ayette “Yakında Kime Kendisini Rezil Edecek Bir Azabın Geleceğini ve Kalıcı Azabın Kimin Üzerine İneceğini Bileceksiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Nûh kendisiyle alay edenlere öfkeyle kişisel intikam sözü vermiyor; Allah’ın daha önce bildirdiği hükmün sonucunun zamanı geldiğinde ortaya çıkacağını söylüyor. Hûd 39’un mesajı, ‘Bugün kimin güldüğü’ değil, sonunda hakikatin ne olduğunun anlaşılmasıdır. Fakat bu özel peygamberlik uyarısını bugünün insanlarına keyfî biçimde azap ilan etmek için kullanamayız.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 39. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Yakında kendisini rezil edecek bir azabın kime geleceğini ve kalıcı bir azabın kimin üzerine ineceğini bileceksiniz.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Fe sevfe ta‘lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yehillu aleyhi azâbun mukîm.”

Hûd 38’de Hz. Nûh gemiyi yaparken kavminin ileri gelenlerinin onunla alay ettiklerini görmüştük. Nûh da onların bugün küçümsedikleri şeyin sonucunu ileride göreceklerini bildirmişti. Hûd 39 bu cevabı tamamlar: Kimin gerçekten yanlış yolda olduğu, ilahî hüküm ortaya çıktığında anlaşılacaktır.

2️⃣ “Yakında Bileceksiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“fe sevfe ta‘lemûn”

yani:

“Yakında bileceksiniz.”

denilir.

Buradaki bilgi teorik bir öğrenmeden çok, sonuçla yüzleşerek gerçeği anlamayı ifade eder. Kavim Nûh’un uyarısını uzun süre dinlemiş fakat ciddiye almamıştır. Şimdi Nûh onlara, bugün alay ettikleri uyarının ileride sonuçlarıyla karşılaşacaklarını söylemektedir.

Bu ifade:

“Ben tartışmayı kazandım.”

gibi kişisel bir zafer cümlesi değildir. Asıl vurgu, Allah’ın bildirdiği hükmün gerçekleşmesiyle hakikatin açığa çıkmasıdır.

3️⃣ Hz. Nûh Bu Sonucu Nereden Biliyor ❓​

Bu sorunun cevabı önceki ayetlerde verilmiştir.

Hûd 36’da Allah Nûh’a artık kavminden yeni iman eden olmayacağını bildirmişti. Hûd 37’de:

“Gemiyi yap... Çünkü onlar boğulacaklardır.”

denilmişti.

Dolayısıyla Nûh’un Hûd 39’daki sözü kişisel tahmin değildir.

O:

hava şartlarına bakıp çıkarım yapmıyor,

kavmini tanıdığı için geleceği tahmin etmiyor,

öfkeyle felaket uydurmuyor.

Kendisine verilmiş vahye dayanıyor.

Bu ayrım, ayeti günümüze taşırken son derece önemlidir.

4️⃣ “Kendisini Rezil Edecek Azap” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“azâbun yuhzîhi”

ifadesi geçer.

“Yuhzîhi”, kişiyi hor düşüren, utanca uğratan veya aşağılanmış bir sonla karşı karşıya bırakan anlam alanına sahiptir.

Nûh’un kavmi bugün onunla alay etmektedir. Onların gözünde:

Nûh yanılmış,

gemi anlamsız,

kendileri ise üstün

görünmektedir.

Fakat yaklaşan ilahî hüküm bu görüntüyü tersine çevirecektir. Bugün Nûh’u küçük görenlerin kendi iddialarının çöküşü ortaya çıkacaktır.

Buradaki “rezil oluş” öncelikle bu özel kıssanın ilahî hüküm bağlamındadır.

5️⃣ Dünyada Başına Kötü Bir Şey Gelen Herkes Allah Tarafından Rezil mi Edilmiştir ❓​

Hayır. Böyle bir genelleme çok yanlış olur.

Bir insan:

işini kaybedebilir,

hastalanabilir,

iflas edebilir,

kazaya uğrayabilir,

afet yaşayabilir

ve bunların hiçbiri tek başına:

“Allah bu kişiyi rezil etti.”

anlamına gelmez.

Peygamberler bile dünyada:

acı,

hastalık,

yoksulluk,

reddedilme

ve kayıplar

yaşamıştır.

Dolayısıyla:

dünyevî sıkıntı ≠ ilahî aşağılanmanın kesin kanıtı.

Hûd 39’da bunu bilmemizin sebebi, olayın anlamının vahiy ile açıklanmış olmasıdır.

6️⃣ Bir İnsan Çok Başarılıysa Allah Katında Onurlandırılmış mı Demektir ❓​

Bu da otomatik olarak söylenemez.

Servet,

ün,

güç,

siyasi başarı,

yüksek makam

ve toplumun alkışı

Allah’ın kişiden kesinlikle razı olduğunun garantisi değildir.

Nûh’un kavminin ileri gelenleri zaten dünyada güçlü ve itibarlı insanlardı. Fakat bu statü onları ilahî hüküm karşısında haklı yapmadı.

Dolayısıyla Kur’an’ın bu kıssası bize şu dengeyi öğretir:

Dünyevî başarı ≠ kesin ilahî onay.

Aynı şekilde:

dünyevî başarısızlık ≠ kesin ilahî reddediş.

İnsanın Allah katındaki değeri yalnız dünyadaki görünür sonuçlarla ölçülemez.

7️⃣ “Kalıcı Azap” İfadesindeki “Mukîm” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“azâbun mukîm”

ifadesi vardır.

“Mukîm”, kalıcı, yerleşik, devam eden veya sürekli anlamları taşır.

Tefsirlerde ayetteki iki azap ifadesinin nasıl ayrıldığı konusunda nüanslar bulunur. Yaygın açıklamalardan birinde kişiyi hor düşüren azap Nûh kavminin dünyadaki tufan azabı, “kalıcı azap” ise ahiret azabı olarak değerlendirilir. Bazı açıklamalarda ise ifadelerin azabın şiddet ve devamlılık boyutlarını birlikte vurguladığı belirtilir.

Burada kesin olan şudur:

Ayet yalnız geçici bir dünyevî kayıptan değil, ağır ve devamlı bir ilahî sonuçtan söz etmektedir.

8️⃣ Hûd 39 Cehennemde Kalıcılık Meselesine mi İşaret Ediyor ❓​

Ayetin “azâbun mukîm” ifadesi, tefsirlerde güçlü biçimde ahiret azabıyla ilişkilendirilmiştir. Ancak ayetin ana bağlamı Nûh’un kavmine yönelik özel ilahî hükümdür.

Bu nedenle buradan hareketle yaşayan herhangi bir kişi hakkında:

“Sen kesin ebedî cehennemliksin.”

demek doğru değildir.

Kur’an belirli tarihsel kişiler veya kategoriler hakkında hükümler bildirebilir. Fakat sıradan insanın yaşayan bireylerin nihai ahiret sonucunu kendi adına kesinleştirmesi başka bir şeydir.

Ahiret hükmünün sahibi Allah’tır.

9️⃣ Hz. Nûh’un Bu Sözü “Benimle Alay Ettiniz, Şimdi Sürünün” Anlamına mı Geliyor ❓​

Hayır. Ayetin bağlamını kişisel intikam seviyesine indirmemek gerekir.

Hz. Nûh daha önce:

“Sizin için elem verici bir günün azabından korkuyorum.”

demişti.

Bu, kavminin felaketinden zevk alan bir insan portresi değildir.

Hûd 39’da yaptığı şey:

“Allah’ın bildirdiği sonuç geldiğinde gerçeğin ne olduğunu anlayacaksınız.”

demektir.

Bu, kişisel öfkenin değil, peygamberlik uyarısının devamıdır.

İlahi adalet ile insanın:

“Oh olsun.”

duygusunu birbirine karıştırmamak gerekir.

🔟 Bu Ayet Bize Düşmanlarımızın Başına Felaket Gelmesini İsteme Hakkı Verir mi ❓​

Hayır.

Bir kişi sana kötü davranmış olabilir. Hakkını arayabilir, zulmünün durmasını isteyebilir ve adalet talep edebilirsin. Fakat Hûd 39’u:

“Benim düşmanımın başına Allah yakında felaket getirecek.”

şeklinde kişisel kehanete dönüştüremezsin.

Hz. Nûh’un elinde vahiy vardır.

Bizim elimizde ise kişisel öfkemiz veya tahminimiz olabilir.

Bu ikisi aynı değildir.

Mazlum:

“Allah’ım adalet ver.”

diyebilir.

Ancak:

“Allah kesin şu tarihte şu kişiyi şu şekilde mahvedecek.”

diye gaybî kesinlik iddiasında bulunamaz.

1️⃣1️⃣ Birinin Başına Felaket Gelince “Ben Demiştim, Allah Cezasını Verdi” Denebilir mi ❓​

Böyle kesin konuşmak doğru değildir.

Diyelim ki biri sana haksızlık yaptı. Aylar sonra işi bozuldu.

Bundan:

“Allah benim için onu cezalandırdı.”

sonucu kesin olarak çıkarılamaz.

Belki kötü iş yönetimi yaptı.

Belki piyasa şartları değişti.

Belki doğal sebepler vardı.

Belki olayın bizim bilmediğimiz başka nedenleri bulunuyordu.

Hûd 39’da ilahî ceza olduğunu bilmemizin sebebi vahyin bunu açıkça bildirmesidir.

Günlük hayatta ise:

“Başı kötü bir şeye geldi = Allah cezalandırdı.”

denklemi kurulamaz.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet “İlahi Adalet Mutlaka Dünyada Görünür” mü Diyor ❓​

Hayır.

Nûh kavminin kıssasında özel bir dünyevî hüküm vardır. Fakat Kur’an’ın genel ahiret öğretisinde bütün adaletin dünyada tamamlanması gerekmez.

Bazı zalimler dünyada cezalandırılır.

Bazıları cezadan kaçabilir.

Bazı masumlar dünyada hakkını tamamen alamadan ölebilir.

Eğer:

“Her insan yaptığı şeyin karşılığını mutlaka dünyada aynen görür.”

deseydik gerçek hayat buna her zaman uymazdı.

Kur’an’ın ahiret inancı tam da burada önem kazanır:

Dünyada eksik kalan adalet, nihai hesapta tamamlanır.

Bu, insanın dünya hukukundan vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine dünyada elimizden gelen adaleti sağlamaya çalışırız.

1️⃣3️⃣ “Ne Ekersen Onu Biçersin” veya “Karma” ile Hûd 39 Aynı Şeyi mi Söylüyor ❓​

Tam olarak değil.

Hayatta davranışların sonuçları olduğu doğrudur. Yalan güveni yıkar, kötü yönetim şirketi batırabilir, haksızlık toplumsal tepki doğurabilir.

Fakat Kur’an’ın ilahî hesap anlayışını mekanik bir:

“Evren sana aynı enerjiyi geri gönderir.”

formülüne indirmek doğru değildir.

İslam’daki karşılık:

Allah’ın bilgisi,

adaleti,

rahmeti

ve ahiret hesabı

çerçevesindedir.

İlahi karşılık ≠ mekanik karma sistemi.

Her kötü olay da kişinin geçmişte yaptığı bir kötülüğün otomatik geri dönüşü değildir.

1️⃣4️⃣ Nûh Kavminin Alay Etmesi Azabın Tek Sebebi miydi ❓​

Ayetleri yalnız tek davranışa indirgememek gerekir.

Nûh kıssasında uzun bir süreç vardır. Kavmin belirli kesimleri:

tevhid çağrısını reddetmiş,

müminleri küçümsemiş,

peygambere yalancılık isnat etmiş,

uzun uyarıya direnmiş,

azabı meydan okuyarak istemiş

ve alaya devam etmiştir.

Hûd 39 bu uzun sürecin sonlarına doğru gelir.

Dolayısıyla:

“Bir insan bir kez alay etti, hemen ilahî azabı hak etti.”

gibi basit bir formül çıkarmak doğru değildir.

Üstelik yaşayan insan tövbe edebilir ve davranışını değiştirebilir.

1️⃣5️⃣ Alay Eden Bir İnsan Tövbe Ederse Bağışlanabilir mi ❓​

Genel İslam öğretisi açısından, insan hayattayken ve dönüş imkânı varken samimi tövbe kapısı açıktır.

Bir insan geçmişte:

dinle alay etmiş,

başkalarını küçümsemiş,

yanlış bilgiler yaymış

veya ağır hatalar yapmış olabilir.

Sonra yaptığı şeyin yanlış olduğunu fark edip tövbe edebilir.

Bu nedenle Hûd 39’daki özel hükmü günümüzde:

“Sen bir zamanlar alay ettin, artık affedilmezsin.”

şeklinde kullanamayız.

Nûh kavminde artık farklı bir aşamaya geçilmiştir ve bunun böyle olduğunu vahiyden biliyoruz.

Biz insanların sonunu aynı kesinlikle bilemeyiz.

1️⃣6️⃣ “Yakında Bileceksiniz” Sözü Günlük Tartışmalarda Kullanılmalı mı ❓​

Bir insan bazen tartışmada:

“Siz göreceksiniz, Allah benim haklı olduğumu gösterecek.”

diyebilir.

Bu tür ifadelerde dikkatli olmak gerekir.

Belki gerçekten haklıyızdır.

Ama belki de kendi yorumumuzu Nûh’un vahiy destekli konumuyla karıştırıyoruzdur.

Hz. Nûh:

Allah tarafından bildirilen sonucu söylemektedir.

Biz ise çoğu zaman:

kanaat,

yorum,

tahmin

ve eksik bilgiyle

konuşuruz.

Bu nedenle daha mütevazı bir dil:

“Ben delillere göre böyle düşünüyorum; zaman ve yeni bilgiler daha fazlasını gösterebilir.”

olabilir.

Kendi kanaatini peygamberlik kesinliğine yükseltme.

1️⃣7️⃣ Ayetteki “Aşağılayıcı Azap” İnsanlara İşkence Etmek İçin Örnek Olabilir mi ❓​

Kesinlikle hayır.

Allah’ın belirli tarihsel bir topluma yönelik ilahî hükmü, insanların birbirlerine:

işkence,

linç,

aşağılama

ve keyfî ceza

uygulaması için yetki oluşturmaz.

Bir suç işlendiğinde dünyadaki karşılığı:

meşru hukuk,

delil,

savunma hakkı

ve adil yargılama

çerçevesinde ele alınmalıdır.

İnsan:

“Allah onları aşağılayacak, ben de şimdi aşağılayayım.”

diyemez.

İlahi azap anlatısı ≠ insan zulmüne ruhsat.

Bu ayrım Kur’an kıssalarını doğru okumak için temel önemdedir.

1️⃣8️⃣ Hûd 38 ve 39 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 38’de iki tablo vardı: Hz. Nûh gemi yapıyor, kavmin ileri gelenleri ise onunla alay ediyordu.

Hûd 39’da Nûh bu alaya cevap verir:

“Yakında kime aşağılayıcı bir azap geleceğini ve kalıcı azabın kimin üzerine ineceğini bileceksiniz.”

Böylece Kur’an dikkatleri bugünkü görüntüden nihai sonuca çevirir.

Bugün güçlü görünen taraf kavmin ileri gelenleridir.

Bugün gülünç görünen kişi ise gemi yapan Nûh’tur.

Fakat Kur’an’ın mesajı şudur:

Hakikat anlık görüntüyle ölçülmez.

Bir sonraki ayette tufanın başlangıcını haber veren çok önemli sahne gelecektir ve Nûh’a canlılardan çiftler ile ailesinden hüküm verilenler dışındakileri ve iman edenleri gemiye alması emredilecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 39. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 39. ayet, bir önceki ayetteki alay sahnesinin sonucunu haber verir.

Nûh gemiyi yapmaktadır.

Kavmin ileri gelenleri geçmekte ve gülmektedir.

Dışarıdan bakıldığında onlar kendilerinden çok emindir.

Belki Nûh onların gözünde:

yanılmış,

toplumdan kopmuş,

garip bir işle uğraşan

biri gibi görünmektedir.

Fakat Nûh:

“Yakında bileceksiniz.”

der.

Bu sözün çok güçlü bir mesajı vardır:

Bugünkü görüntü, nihai gerçek olmayabilir.

İnsanlar bazen çok erken hüküm verir.

Birinin hayatının yalnız bir anını görür ve onun hakkında kesin karar veririz.

Bir proje ilk aşamada başarısız görünür:

“Bundan hiçbir şey olmaz.”

deriz.

Bir insan hata yapmıştır:

“Bu adam düzelmez.”

deriz.

Bir kişi toplumda güçsüzdür:

“Bunun sözü önemli değil.”

deriz.

Nûh kıssası acele yargının ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösterir.

Fakat burada başka bir uçtan da kaçınmak gerekir.

“Bugün beni kimse anlamıyor, demek ki yarın kesin ben haklı çıkacağım.”

diye bir kural yoktur.

Nûh’un geleceği bilmesinin sebebi vahiydir.

Bizim fikirlerimiz ise hata ihtimali taşır.

Bu nedenle ayetin bize öğretmesi gereken şey:

kibirli bir ‘göreceksiniz’ tavrı değil, sonucu görmeden önce hüküm verirken tevazu göstermektir.

İnsanlarla alay etmek bu nedenle tehlikelidir.

Çünkü sen karşındakinin:

bütün bilgisini,

geleceğini,

niyetini

ve sonucunu

bilmiyorsun.

Bugün toplumun küçümsediği bir insan yarın büyük bir iyilik yapabilir.

Bugün başarılı görünen biri ise yanlış kararlarıyla büyük bir zarar oluşturabilir.

Şu anki sosyal statü, hikâyenin son sayfası değildir.

Hûd 39’un diğer büyük mesajı ilahi adaletin insan alayından etkilenmemesidir.

Bir hakikate milyonlarca insan gülse de bu onu yanlış yapmaz.

Bir yalan milyonlarca kişi tarafından alkışlansa da doğru olmaz.

Bu nedenle insanın hakikat ölçüsü:

kahkaha,

trend,

takipçi,

alkış

veya sosyal baskı

olmamalıdır.

Ama yine:

“Ben haklı olduğumu hissediyorum.”

da yeterli değildir.

Doğru ölçü:

delil, dürüstlük ve ahlaki sorumluluktur.

Hûd 39 özellikle sonuçların gecikmesi konusunda da önemli bir ders verir.

Nûh uzun süre uyarmıştır.

Azap hemen gelmemiştir.

Kavim de muhtemelen bu gecikmeyi kendi lehlerine yorumlamıştır.

İnsan bugün de benzer hata yapabilir.

Bir kişi yıllardır haksızlık yapar ve:

“Bak bana hiçbir şey olmadı.”

diyebilir.

Bir iş insanı insanları kandırır, buna rağmen zenginleşebilir.

Bir yönetici zulmedebilir ve yıllarca güçlü kalabilir.

Bundan:

“Demek ki yaptığım doğru.”

sonucu çıkmaz.

Sonucun gecikmesi, davranışın doğruluğunun kanıtı değildir.

Fakat burada yine çok önemli bir denge vardır.

Aynı kişi yarın hastalandığında:

“İşte Allah cezasını verdi.”

demek de bizim yetkimiz değildir.

Hûd 39 iki şeyi birlikte düşünmemizi gerektirir:

İlahi adaleti inkâr etme; fakat ilahî hükmü kendi tahminlerine de indirgeme.

Bu çok ince ama önemli bir çizgidir.

Bir insanın başına kötü bir şey geldiğinde onu hemen manevi mahkemeye çıkarıp:

“Hak etti.”

demek acımasız olabilir.

Belki hasta.

Belki mağdur.

Belki olayın hiçbir ahlaki bağlantısı yok.

Belki doğal bir süreç.

Bu nedenle Müslümanın başkasının felaketi karşısındaki ilk refleksi çoğu zaman:

“Oh olsun.”

değil,

“Nasıl yardımcı olabiliriz?”

olmalıdır.

Nûh kavmiyle ilgili hüküm özeldir çünkü Allah hükmün anlamını bizzat açıklamaktadır.

Bugünkü afetlerin üzerinde ise bizim böyle bir vahiy etiketimiz yoktur.

Hûd 39’un “kalıcı azap” ifadesi de insanı dünyadaki görünür başarıların ötesine taşır.

Eğer hayat yalnız birkaç on yıldan ibaret görülürse insan şöyle düşünebilir:

“Yeter ki bu dünyada yakalanmayayım.”

Ama ahiret inancı bu mantığı kırar.

Bir suçu insanların görmemesi, Allah’ın bilmediği anlamına gelmez.

Bir haksızlık mahkemede ispatlanamamış olabilir.

Bir mazlum hakkını dünyada alamamış olabilir.

Kur’an’ın nihai hesap inancı:

“Adaletin son sınırı dünya mahkemesi değildir.”

der.

Ancak bu da dünyadaki hukuku terk etmek anlamına gelmez.

“Allah ahirette hesap sorar.”

deyip dünyada adaletsizliğe sessiz kalmak doğru değildir.

İnsan:

mahkemesini kurar,

delil toplar,

suçu önlemeye çalışır,

hakları korur.

Ama insan adaletinin eksik kalabileceğini de kabul eder.

İşte ahiret inancı bu eksikliği nihai adalet umuduyla tamamlar.

Ayetin çok önemli bir başka dersi ise başkasının düşüşünü kendi yükselişin sanmamaktır.

Nûh’un haklı çıkması, onun:

“Ben kazandım, siz kaybettiniz.”

diye ego tatmini yaşamasından ibaret değildir.

Ortada büyük bir insanlık trajedisi vardır.

İnsanlar uyarıyı reddetmiş ve ilahî hükümle karşılaşmıştır.

Bu nedenle Kur’an kıssalarını spor karşılaşması gibi:

“Bizim taraf kazandı, onların tarafı kaybetti.”

mantığıyla okumak yüzeyseldir.

Asıl soru:

“Bu kıssa benim hangi yanlışımı düzeltiyor?”

olmalıdır.

Ben insanlarla alay ediyor muyum?

Güçlü olduğum için uyarıları küçümsüyor muyum?

Sonuç hemen gelmediği için yanlışımı önemsiz mi sayıyorum?

Başkasının başına gelen kötülüğü kolayca ilahî ceza mı ilan ediyorum?

Kendi yorumumu Nûh’un vahiy bilgisi kadar kesin mi görüyorum?

İşte Hûd 39 bu soruları bize yöneltir.

Ayet aynı zamanda insanı sonuç üzerinden küçümsememeyi öğretir.

Bir insan bugün yoksul olabilir.

Bu onun başarısız bir insan olduğu anlamına gelmez.

Birisi hastalıkla mücadele ediyor olabilir.

Bu Allah katında değersiz olduğu anlamına gelmez.

Bir insanın iş hayatı kötü gidiyor olabilir.

Bu onun ahlaken kötü olduğunu göstermez.

Başkası çok zengin olabilir.

Bu da onun Allah katında kesin üstün olduğu anlamına gelmez.

Dünya tablosu, ahiret karnesi değildir.

Bu cümle Hûd 39’un yanlış kullanılmasını önleyen en önemli ölçülerden biridir.

Ve ayet nihayet bize çok sade fakat ağır bir gerçek bırakır:

Hakikat sonuçta ortaya çıkar; ama her sonucu yorumlama yetkisi bize verilmemiştir.

Hz. Nûh yaklaşan hükmü biliyordu çünkü Allah bildirmişti.

Biz ise çoğu zaman bilinmeyeni bilmediğimizi kabul etmek zorundayız.

Bu bir eksiklik değil, epistemik tevazudur.

Bazen en doğru dinî cümle:

“Bunun Allah katındaki özel anlamını bilmiyorum.”

demektir.

Bu, Allah’a iman etmemek değil; Allah adına bilmediğimiz şeyi söylememektir.

Ve belki Hûd Suresi 39. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir insanın bugünkü durumuna bakıp onun bütün geleceği hakkında hüküm mü veriyoruz? Başına gelen her iyi şeyi “Allah onu seviyor”, her kötü şeyi “Allah onu cezalandırıyor” diye mi yorumluyoruz? Yoksa Hz. Nûh’un bildiği özel sonucu vahiy sayesinde bildiğini hatırlayıp, kendi hayatımızda delille konuşmayı, bilmediğimiz yerde susmayı ve nihai hükmü Allah’a bırakmayı başarabiliyor muyuz?

“Hûd 39’un ‘Yakında bileceksiniz’ sözü kişisel intikam değil, vahiy ile bildirilmiş bir sonucun ortaya çıkacağını haber verir. Dünyadaki başarıyı ilahî onay, sıkıntıyı da otomatik ceza sayma; başkasının felaketinden hüküm üretme ve kendi kanaatini peygamberlik kesinliğine çıkarma. Hakikati ara, adaleti koru ve Allah’ın özel hükmünü Allah adına uydurmaktan sakın.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt