Hakka Suresi'nin Arapça ve Türkçe Okunuşu Nasıldır
“Hakikat geldiğinde, hiçbir güç onun ağırlığını taşıyamaz.”
— Ersan Karavelioğlu
Hakka Suresi Hakkında Kısa Bilgi
- Sure No: 69
- Ayet Sayısı: 52
- Nüzul Yeri: Mekke
- Ana Tema: Kıyametin kesinliği, hakikatin ağırlığı, inkârcı toplumların akıbeti ve vahyin ilahi kaynağı
Hakka Ne Demektir
Hakka, “kesinleşmiş hakikat”, “gerçekliği tartışılmaz olan” anlamına gelir. Sure, kıyametin kaçınılmaz ve mutlak gerçek olduğunu vurgulayarak başlar.
Hakka Suresi Arapça Okunuşu (1–10. Ayetler)
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1. الْحَاقَّةُ
2. مَا الْحَاقَّةُ
3. وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحَاقَّةُ
4. كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
5. فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ
6. وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ
7. سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا
8. فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّن بَاقِيَةٍ
9. وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُ
10. وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ
Hakka Suresi Türkçe Meali (1–10. Ayetler)
1. Hakka (o kesin gerçek)
2. Nedir o Hakka
3. Hakka'nın ne olduğunu sen ne bileceksin
4. Semûd ve Âd, o çarpan felaketi yalanladı.
5. Semûd, azgın bir sarsıntı ile helâk edildi.
6. Âd ise dondurucu, şiddetli bir rüzgârla yok edildi.
7. Allah o rüzgârı yedi gece sekiz gün üst üste onların üzerine gönderdi.
8. Onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun
9. Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen şehirler de suç işlediler.
10. Rablerinin elçisine karşı geldiler.
Hakka Suresi Arapça Okunuşu (11–25. Ayetler)
11. إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ
12. لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً
13. فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ
14. وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ
15. فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ
16. وَانشَقَّتِ السَّمَاءُ
17. وَالْمَلَكُ عَلَىٰ أَرْجَائِهَا
18. يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ
19. فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ
20. فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ
21. إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ
22. فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
23. فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
24. قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
25. كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا
Hakka Suresi Türkçe Meali (11–25. Ayetler)
11. Su taşınca sizi gemide taşıdık.
12. Bunu size bir ibret kılmak için yaptık.
13. Sûr'a tek bir üfleme yapıldığında,
14. Yer ve dağlar kaldırılıp birbirine çarpıldığında,
15. İşte o gün gerçekleşecek olan gerçekleşir.
16. Gök yarılır, o gün zayıflamıştır.
17. Melekler onun etrafındadır.
18. O gün hesaba çekilirsiniz.
19. Kitabı sağından verilen der ki:
20. “Alın, kitabımı okuyun.”
21. “Ben hesabımla karşılaşacağımı biliyordum.”
22. Artık o hoşnut bir hayat içindedir.
23. Yüksek bir cennettedir.
24. Meyveleri yakındır.
25. “Afiyetle yiyin, için.”
Hakka Suresi Arapça Okunuşu (26–52. Ayetler)
(Bu bölüm cehennem ehli, vahyin ilahi kaynağı ve Kur’an’ın uydurma olmadığı gerçeğini vurgular.)
26–52. ayetler, inkârcıların pişmanlığını, Kur’an’ın bir şair veya kâhin sözü olmadığını ve hakikatin Allah katından indirildiğini açıkça bildirir.
Hakka Suresi'nin Ana Mesajı
- Kıyamet kesindir
- Hakikat inkârla yok olmaz
- Her insan hesabıyla yüzleşecektir
- Kur’an ilahî bir kelâmdır
Son Söz
Hakikat Kime Ağırlık Yapar
Hakikat;
inkârcıya yük,
mü’mine dayanak olur.
“Hakikat ağırdır; ama ona yaslanan asla yıkılmaz.”
— Ersan Karavelioğlu
Aşağıda Hakka Suresi’nin Arapça ve Türkçe okunuşu eksiksiz olarak verilmiştir:
1. الْحَاقَّةُEl-Hâkka
(Büyük gerçeklik)
2. مَا الْحَاقَّةُ
Mâ el-hâkka
(Büyük gerçeklik nedir?)
3. وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحَاقَّةُ
Ve mâ edrâke mâ el-hâkka
(Büyük gerçekliğin ne olduğunu sen ne bileceksin?)
4. كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
Kezzebet Semûdu ve Âdun bil-kâria
(Semud ve Âd kavimleri o şiddetli felaketi yalanladılar.)
5. فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ
Fe emmâ Semûdu fe uhlikû bit-tâğiye
(Semud kavmi ise büyük bir azgınlıkla o felaketi yalanladı.)
6. وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ
Ve emmâ Âdun fe uhlikû birîhin sarsarin âtiye
(Âd kavmi ise korkunç bir kasırga ile yok edildi.)
7. سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ
Sahharaha aleyhim sebe’a leyâlin ve semâniyete eyyâmin husûmen fetera’l kavme fîhâ sar’a k’ennehum a’câzu nahlin hâviye
(Allah, onu yedi gece ve sekiz gün aralıksız üzerlerine musallat etti. O kavmi kökünden sökülmüş hurma kütükleri gibi yere serilmiş görürdün.)
8. فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّن بَاقِيَةٍ
Fehel terâ lehum min bâkiye
(Şimdi onlardan geriye hiç kimseyi görebiliyor musun?)
9. وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ
Ve câe Fir’avnu ve men kablehu vel mu’tefikâti bil-hâti’e
(Firavun ve kendinden öncekiler de günaha daldıkça daldılar.)
10. فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً
Fa’asav resûle rabbihim fe ehazahum ehzaten rabiye
(Rablerinin elçisine karşı geldiler, Allah da onları şiddetle yakaladı.)
Kıyamet Gününün Korkunç Gerçekleri
11. إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِInna lemmâ tagal mâu hamelnâkum fil câriye
(Biz, su taştığında sizi gemide taşıyarak kurtardık.)
12. لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا أُذُنٌ وَاعِيَةٌ
Li nece’alehâ lekum tezkira ve te’îha uzunun vâ’îye
(Bunu size bir ibret kıldık ki dikkatli kulaklar bunu işitsin.)
13. فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ
Fe izâ nufiha fis-sûri nefhatun vâhide
(Sur’a bir defa üfürülünce,)
14. وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً
Ve humilet-il ardu vel cibâlu fedükketâ dekke vâhide
(Yeryüzü ve dağlar yerlerinden kaldırılıp bir çarpışta paramparça edilince,)
15. فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ
Feyevmeizin vekâ’atil vâkia
(İşte o gün olacak olur.)
16. وَانشَقَّتِ السَّمَاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ
Ve inşekkatis-semâ fehiyye yevmeizin vâhiye
(Gök yarılır, o gün zayıf ve çöküntüye uğrar.)
17. وَالْمَلَكُ عَلَىٰ أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ
Vel meleku alâ ercâihâ ve yahmilu arşe rabbike fevkahum yevmeizin semâniye
(Melekler göğün her yanından inerler ve o gün Rabbinin arşını sekiz (melek) taşır.)
18. يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ
Yevmeizin tu’radûne lâ tehfâ minkum hâfiye
(O gün, (hesaba) çekileceksiniz ve hiçbir sır gizli kalmayacaktır.)
19. فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ
Fe emmâ men ûtiye kitâbehu biyemînihî fe yekûlu hâ’umu’kraû kitâbiyah
(Kitabı sağ tarafından verilen kişi der ki: “Alın, kitabımı okuyun!”)
20. إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ
Innî zanentu ennî mulâkin hisâbiyah
(Ben zaten hesabımla karşılaşacağımı biliyordum.)
21. فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
Fehuve fî ‘îşetin râdıye
(Artık o, hoşnut edici bir hayat içindedir.)
22. فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
Fî cennetin ‘âliye
(Yüksek bir cennette,)
23. قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
Kutûfuha dâniye
(Meyveleri yakın olan bir cennette.)
24. كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا أَسْلَفْتُمْ فِي الْأَيَّامِ الْخَالِيَةِ
Kulû ve’şrebû henîen bimâ esleftum fil eyyâmil hâliye
(Geçmiş günlerde işlediğiniz amellerin karşılığı olarak afiyetle yiyin, için.)
Solundan Kitap Verilenlerin Durumu
25. وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيَهْVe emmâ men ûtiye kitâbehu bişimâlihi fe yekûlu yâleyteni lem ûta kitâbiyah
(Kitabı sol tarafından verilen kimse ise der ki: “Ah, keşke kitabım bana verilmeseydi.”)
26. وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
Velem edri mâ hisâbiyah
(Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!)
27. يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ
Yâleytahâ kânetil kâdıye
(Keşke ölüm her şeyi bitirip yok etseydi.)
28. مَا أَغْنَىٰ عَنِّي مَالِيَهْ
Mâ agnâ annî mâliyah
(Malım bana hiçbir fayda sağlamadı.)
29. هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيَهْ
Heleke annî sultâniye
(Saltanatım da benden yok olup gitti.)
30. خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
Huzûhu fe gullûh
(Tutun onu, bağlayın!)
31. ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ
Summe’l-cahîme sallûh
(Sonra alevli ateşe atın.)
32. ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ
Summe fî silsiletin zer’uha seb’ûne zırâan feslukûh
(Sonra onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire vurun.)
33. إِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ
Innehu kâne lâ yu’minu billâhil azîm
(Çünkü o, yüce Allah’a inanmazdı.)
34. وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ الْمِسْكِينِ
Ve lâ yahuddu alâ ta’âmi’l miskîn
(Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.)
35. فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هَاهُنَا حَمِيمٌ
Fe leyse lehu’l yevme hâhune hamîm
(Bu yüzden, bugün burada onun için bir dost yoktur.)
36. وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ
Ve lâ ta’âmun illâ min gislîn
(Ancak irinli bir sudan başka yiyecek de yoktur.)
37. لَا يَأْكُلُهُ إِلَّا الْخَاطِئُونَ
Lâ ye’kuluhu illâ’l-hâtiûn
(Onu, hata içinde olanlar yer.)
Kâinatın Yaradanının Sonsuz Kudreti
38. فَلَا أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَFelâ uksimu bimâ tubsırûn
(Artık gördüklerinize yemin ederim,)
39. وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
Vemâ lâ tubsırûn
(Ve görmediklerinize de,)
40. إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
Innehu le kavlu resûlin kerîm
(Bu (Kuran), elbette çok değerli bir elçinin sözüdür.)
41. وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ ۚ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ
Vemâ huve bi kavli şâ’irin, kalîlen mâ tu’minûn
(O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz!)
42. وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ ۚ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ
Ve lâ bi kavli kâhinin, kalîlen mâ tezekkerûn
(Bir kâhinin sözü de değildir. Ne az düşünüyorsunuz!)
43. تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ
Tenzîlun min rabbil âlemîn
(Bu, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.)
44. وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ
Ve lev teqavvele aleynâ ba’dal-akâvîl
(Eğer o (Peygamber), bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,)
45. لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ
Le’ehaznâ minhû bilyemîn
(Biz, onu muhakkak sağ elimizle yakalardık.)
46. ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ
Summe le kat’ânâ minhûl vetîn
(Sonra onun şah damarını keserdik.)
47. فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ
Femâ minkum min ahadin anhu hâcizîn
(Hiçbiriniz de bunu engelleyemezdiniz.)
48. وَإِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Ve innehu le tezkiratun lil-muttakîn
(Gerçekten bu (Kuran), Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.)
49. وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
Ve innâ le na’lemu enne minkum mukezzibîn
(İçinizde onu yalanlayanların bulunduğunu elbette biliyoruz.)
50. وَإِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرِينَ
Ve innehu le hasretun alel-kâfirîn
(Şüphesiz ki o (Kuran), kâfirler için bir pişmanlıktır.)
51. وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
Ve innehu le hakkul yakîn
(Ve o, şüphesiz kesin gerçektir.)
52. فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
Fesebbih bismi rabbikel azîm
(O halde, yüce Rabbinin adını yücelt.)
Hakka Suresi’nin Anlamı ve Öğrettikleri
Hakka Suresi, kıyamet günü yaşanacak olayları detaylandırarak insanların Allah'ın kudretine olan inancını güçlendirmeyi amaçlar. Sure, insanları dünyevi arzularından uzaklaşarak Allah’a yönelmeye davet eder ve iyilikle kötü amellerin karşılığının kıyamet günü verileceğini bildirir.
Hakka Suresi'nin Önemi ve Anlamı
Hakka Suresi, insanların kıyamet gününe olan inançlarını pekiştirmeyi ve Allah’ın kudretini hatırlatmayı amaçlar. Surede, o büyük günün dehşeti ve insanoğlunun amellerinin değerlendirilmesi anlatılır. Hakka Suresi’nin okunması, insanın dünyada yapması gereken sorumlulukları hatırlaması ve ahiret gününe hazırlıklı olması için bir uyarı niteliği taşır.Bu rehber, Hakka Suresi'nin Arapça ve Türkçe okunuşu hakkında eksiksiz bilgi sunmaktadır.
Moderatör tarafında düzenlendi: