Gâşiye Suresi 23. Ayette “Ancak Kim Yüz Çevirir Ve İnkâr Ederse” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Yüz Çevirmek İle İnkâr Etmek Arasındaki Fark, Bilinçli Ret, Şüphe, Samimi İnançsızlık, İnsan Sorumluluğu Ve Ayetin Bir Önceki “Zorlama Yoktur” Mesajıyla İlişkisi Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“Gâşiye Suresi önce ‘Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin’ diyerek insan iradesinin sınırını korur; hemen ardından yüz çevirme ve inkârın sorumluluğunu hatırlatır. Böylece özgürlük ile sorumluluk birbirinden ayrılmaz: İnsan zorlanmaz, fakat seçiminin ahlaki ağırlığı da yok sayılmaz.”
Ersan Karavelioğlu
Gâşiye Suresi 23. Ayette Ne Buyrulur
Gâşiye Suresinin yirmi üçüncü ayetinde anlam olarak:
“Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse...”
buyrulur.
Arapça ifade:
“İllâ men tevellâ ve kefer.”
şeklindedir.
Bu ayet:
tek başına:
tamamlanmış:
bir sonuç cümlesi:
değildir.
Bir sonraki ayette:
bu kişinin:
nihai karşılığı:
anlatılacaktır.
Dolayısıyla:
23 ve 24. ayetler:
birlikte:
okunduğunda:
anlam:
daha açık:
hâle gelir.
“Tevellâ” Ne Anlama Gelir
“Tevellâ”:
yüz çevirmek,
geri dönmek,
ilgilenmemek,
uzaklaşmak:
anlamlarına gelebilir.
Buradaki:
yüz çevirme:
yalnız fiziksel:
olarak:
arkasını dönmek:
değildir.
Mesajdan:
uzaklaşmak,
onu:
ciddiye almamak,
duymak istememek:
gibi:
ahlaki ve zihinsel:
bir tavrı:
da:
ifade edebilir.
“Kefer” Ne Anlama Gelir
“Kefer”:
inkâr etmek,
örtmek,
reddetmek:
anlam alanına:
sahiptir.
Kur’an bağlamında:
çoğunlukla:
Allah’a,
vahye
veya hakikate:
karşı:
inkâr:
anlamında:
kullanılır.
Ancak:
bir insanın:
dışarıdan:
“inanmıyor”:
görünmesi ile:
onun:
hakikati:
bilerek ve:
kasıtlı biçimde:
örtmesi:
aynı şey:
olmayabilir.
Bu ayrım:
önemlidir.
“Yüz Çevirmek” İle “İnkâr Etmek” Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Yüz çevirmek:
davranışsal:
bir tavrı:
anlatabilir.
İnkâr:
daha çok:
zihinsel ve:
inançsal:
reddi:
ifade eder.
Bir insan:
bir düşünceyi:
tam anlamadan:
uzaklaşabilir.
Başka biri:
anladığını:
düşünüp:
reddedebilir.
Başka biri:
şüphede:
kalabilir.
Bu nedenle:
her insanı:
aynı:
psikolojik kategoriye:
yerleştirmek:
doğru değildir.
Bir Önceki Ayette “Zorlayıcı Değilsin” Denirken Burada Neden Sorumluluktan Söz Edilir
Çünkü:
özgürlük ile:
sorumluluk:
birbirini:
tamamlar.
Eğer:
insan:
seçim yapabiliyorsa:
seçiminin:
sonucu da:
olabilir.
Gâşiye:
şöyle bir:
denge:
kurar:
İnsan zorlanmaz.
Ama:
seçiminin ahlaki anlamı da yok sayılmaz.
Bu:
çok önemli:
bir ayrımdır.
Özgürlük:
sonuçsuzluk:
demek değildir.
İnanç Özgürlüğü “Her İnanç Eşit Derecede Doğrudur” Demek midir
Hayır.
İnanç özgürlüğü:
bir insanın:
zorlanmaması:
demektir.
Bu:
bütün:
inançların:
mantıksal veya:
teolojik olarak:
eşit:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
Bir Müslüman:
İslam’ı:
hakikat:
olarak:
görebilir.
Başka görüşleri:
yanlış:
bulabilir.
Ama:
yanlış bulmak ile zorlamak aynı şey değildir.
Bu:
Gâşiye 22–23:
bağlamında:
çok önemli:
bir ilkedir.
Şüphe Etmek İnkâr Etmekle Aynı Şey midir
Hayır.
Şüphe:
insanın:
bir konuda:
kesin kanaate:
ulaşamaması:
olabilir.
Bazen:
şüphe:
samimi:
bir arayışın:
parçasıdır.
Bir insan:
soru sorabilir.
Delilleri:
yetersiz:
bulabilir.
Anlamak:
isteyebilir.
Bu:
otomatik olarak:
kasıtlı:
hakikat düşmanlığı:
anlamına:
gelmez.
Her şüpheyi:
bilinçli inkâr
olarak:
etiketlemek:
insanların:
iç dünyasını:
fazla kolay:
yargılamak:
olur.
Samimi Bir İnançsız İle Bilerek Hakikati Örten Kişi Aynı mıdır
Bunu:
insanların:
kalpleri hakkında:
kesin biçimde:
söylemek:
zordur.
Bir kişi:
gerçekten:
araştırmış
ve:
ikna olmamış:
olabilir.
Başka biri:
çıkarı,
kibri
veya korkusu:
nedeniyle:
inandığı:
bir gerçeği:
reddediyor:
olabilir.
Dışarıdan:
ikisi:
benzer:
görünebilir.
Ama:
iç motivasyonları:
çok farklı:
olabilir.
Bu yüzden:
nihai değerlendirme:
insanın görünüşünden daha derin bir bilgi gerektirir.
İnsan Bir Gerçeği Neden Bilse Bile Ondan Yüz Çevirebilir
Çünkü:
hakikat:
bazen:
insandan:
değişmesini:
ister.
Bir insan:
bir davranışının:
yanlış olduğunu:
bilir.
Ama:
değişmek:
zor gelir.
Bir kişi:
özür dilemesi:
gerektiğini:
bilir.
Ama:
kibri:
engel olur.
Bir insan:
adaletsiz:
bir çıkar elde ettiğini:
bilir.
Ama:
o çıkarı:
kaybetmek:
istemez.
Bu nedenle:
bilmek ile kabul etmek aynı şey değildir.
Psikolojide İnsan Kendi Görüşünü Koruma Eğilimi Gösterebilir mi
Evet.
İnsan:
kendi:
kimliğiyle:
bağlantılı:
bir inanca:
itiraz geldiğinde:
savunmaya:
geçebilir.
Bilişsel uyumsuzluk,
kimlik savunması
ve doğrulama eğilimi:
gibi kavramlar:
modern psikolojide:
bu tür:
durumları:
açıklamak için:
kullanılır.
Ancak:
bunlar:
ayetinin:
literal tefsiri:
değildir.
Sadece:
insanın neden bazen güçlü karşı deliller karşısında bile fikrini değiştirmekte zorlanabileceğini
anlamaya:
yardımcı olan:
modern benzetmelerdir.

Her İnançsız İnsan İçin “Kibirli Olduğu İçin İnkâr Ediyor” Denebilir mi
Hayır.
Bu:
çok büyük:
bir genelleme:
olur.
İnsanların:
inançsızlık nedenleri:
çok çeşitli:
olabilir.
Felsefi:
sorular.
Kötülük problemi.
Dinî deneyimlerin:
eksikliği.
Bilimsel:
veya tarihsel:
itirazlar.
Kötü:
dinî temsil.
Kişisel:
yaşantılar.
Bunların:
hepsi:
insanların:
inanç yolculuğunu:
etkileyebilir.
Bu nedenle:
samimi şüphe ile bilinçli kibri birbirine karıştırmamak gerekir.

İnsanların Şüphesine Nasıl Yaklaşılmalıdır
Hakaretle:
değil.
Soruyla:
karşılık vererek.
Dinleyerek.
Anlamaya:
çalışarak.
Bazen:
“Bu sorunun cevabını bilmiyorum.”
diyebilerek.
Çünkü:
bir insan:
şüphelerini:
anlatırken:
aşağılanırsa:
hakikate:
yaklaşmak yerine:
daha da:
uzaklaşabilir.
Tebliğin:
ahlakı:
insanın:
onurunu:
korumalıdır.

Yüz Çevirmek Her Zaman Kalıcı mıdır
Hayır.
İnsan:
değişebilir.
Bugün:
bir şeyi:
reddeden:
yarın:
yeniden:
düşünebilir.
Bugün:
ilgisiz:
olan:
yarın:
arayışa:
girebilir.
Bugün:
öfke:
içinde:
olan:
yarın:
daha sakin:
bakabilir.
Bu nedenle:
dünyada:
hayatta olan:
insanlara:
nihai:
etiketler:
yapıştırmak:
çok tehlikelidir.
İnsan hikâyesi bitmeden hükmü bitmiş saymak doğru değildir.

Sorumluluk İçin Bilgi Ve İmkân Önemli midir
Evet.
Ahlaki sorumluluk:
genellikle:
kişinin:
ne bildiği,
ne kadar:
anladığı,
hangi imkânlara:
sahip olduğu:
gibi:
unsurlarla:
ilişkilidir.
Bir gerçeği:
hiç duymamış:
kişinin durumu ile:
onu:
çok açık biçimde:
anlayıp:
bilerek:
reddeden:
kişinin durumu:
aynı:
olmayabilir.
Nihai:
değerlendirmeyi:
Allah’a:
bırakmak:
bu nedenle:
önemlidir.

Dinî Topluluklar “İnkârcı” Etiketini Nasıl Kötüye Kullanabilir
Bir topluluk:
kendisine:
katılmayan:
herkesi:
kötü niyetli:
ilan edebilir.
Eleştiren:
kişiye:
“Kalbin bozuk.”
denebilir.
Soru soran:
kişiye:
“İman düşmanı.”
etiketi:
takılabilir.
Bu:
çok tehlikelidir.
Çünkü:
teolojik:
bir kavram:
sosyal:
susturma:
aracına:
dönüşebilir.
Bir insanın fikrini eleştirmek mümkündür; kalbinin niyetini kesin olarak ilan etmek başka şeydir.

Bu Ayet İnsanlara Dünya Hayatında Ceza Verme Yetkisi mi Verir
Hayır.
Ayetin:
devamında:
cezayı:
verecek olan:
Allah:
olarak:
gösterilir.
Bu:
çok önemlidir.
Gâşiye:
önce:
“Sen zorlayıcı değilsin.”
der.
Sonra:
inkârdan:
söz eder.
Ardından:
cezayı:
Allah’a
nispet eder.
Bu yapı:
insanların:
kendilerini:
ilahî cezanın:
uygulayıcısı:
ilan etmeleri:
için:
bir izin:
vermez.

Özgürlük Ve Sorumluluk Arasındaki Denge Nasıl Kurulur
Şöyle:
Seçebilirsin.
Ama:
seçiminin anlamı vardır.
Bu:
ahlaki:
özgürlüğün:
özüdür.
Eğer:
insanın:
seçimlerinin:
hiçbir sonucu:
olmasaydı:
sorumluluk:
anlamsızlaşırdı.
Eğer:
insan:
seçmeye:
zorlanıyorsa:
özgürlük:
anlamsızlaşırdı.
Gâşiye:
bu iki:
ucu:
birlikte:
korur.

Gâşiye Suresi 21–26. Ayetler Nasıl Bir Sonuç Zinciri Kurar
- ayet:
- ayet:
- ayet:
- ayet:
- ayet:
- ayet:
Bu:
çok açık:
bir yapı:
oluşturur.
Peygamberin:
görevi:
tebliğ.
İnsanın:
görevi:
seçim.
Nihai:
yargı:
Allah’ın.

Gâşiye Suresi 23. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
Gâşiye Suresinin yirmi üçüncü ayeti:
“Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse...”
der.
Bu ayeti:
bir önceki:
“Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.”
ifadesinden:
kopararak:
okumamak:
çok önemlidir.
Çünkü:
Kur’an:
burada:
çok hassas:
bir ahlaki:
denge:
kurmaktadır.
Bir tarafta:
özgürlük.
Diğer tarafta:
sorumluluk.
İnsan:
zorlanmaz.
Ama:
seçimleri:
önemsiz:
sayılmaz.
Bu:
ahlakın:
temel:
mantıklarından biridir.
Bir davranışın:
ahlaki:
değer taşıması:
için:
seçim:
alanı:
gerekir.
Bir insan:
doğru olanı:
zorla:
yapıyorsa:
davranış:
gerçekleşebilir.
Ama:
ahlaki:
seçim:
aynı:
anlamı:
taşımaz.
Bu yüzden:
özgürlük:
sorumluluğun:
düşmanı:
değil,
belki:
ön koşuludur.
Ancak:
ayet:
çok kolay:
başka bir:
tehlikeli biçimde:
okunabilir.
İnsan:
“İnkâr eden herkes hakikati bildiği hâlde kibirle reddediyor.”
diyebilir.
Bu:
çok basit:
bir genelleme:
olur.
Çünkü:
insanların:
iç dünyaları:
karmaşıktır.
Bir insan:
hakikati:
bilerek:
reddedebilir.
Ama:
başka biri:
gerçekten:
ikna olmamış:
olabilir.
Bir insan:
kibir:
nedeniyle:
uzaklaşabilir.
Başka biri:
yaşadığı:
kötü dinî deneyimler:
nedeniyle:
dinden:
soğumuş:
olabilir.
Bir başkası:
felsefi:
sorularına:
cevap:
bulamamış:
olabilir.
Başka biri:
dini:
hiç doğru:
biçimde:
öğrenmemiş:
olabilir.
Bu nedenle:
ayet:
insanın:
kendi:
sorumluluğunu:
düşünmesi için:
okunmalı,
başkalarının:
kalplerini:
yargılamak için:
bir silah:
hâline:
getirilmemelidir.
Çünkü:
insanın:
en kolay:
yaptığı şeylerden biri:
başkasının:
niyetini:
kendinden:
daha iyi:
bildiğini:
sanmaktır.
Bir kişi:
sana:
katılmıyorsa:
“Kibirli.”
dersin.
Soru soruyorsa:
“İnkârcı.”
dersin.
Eleştiriyorsa:
“Kötü niyetli.”
dersin.
Böylece:
kendi görüşünü:
sorgulamaktan:
kurtulursun.
Bu:
dini:
hakikat arayışından:
çıkarıp:
kimlik savunmasına:
dönüştürebilir.
Gâşiye’nin:
önce:
deveye,
göğe,
dağlara,
yeryüzüne:
bakmayı:
istemesi:
bu açıdan:
çok anlamlıdır.
Kur’an:
insana:
bak
diyor.
Yani:
düşün.
Gözlemle.
Soru sor.
Sonra:
hatırlatıcı:
geliyor.
Ama:
zorlayıcı:
gelmiyor.
Bu:
düşünme:
alanının:
korunduğunu:
gösterir.
İnsan:
cevap:
vermek:
zorundadır.
Ama:
cevabı:
başkasının:
zoruyla:
değil,
kendi:
vicdanı:
ve aklıyla:
verir.
Bu:
aynı zamanda:
tebliğ eden:
insana:
büyük bir:
ahlaki sorumluluk:
yükler.
Eğer:
bir insan:
dinden:
senin:
kaba,
hakaretçi,
zorlayıcı:
davranışların:
nedeniyle:
uzaklaşıyorsa:
sadece:
“O inkâr etti.”
deyip:
geçmek:
yeterli:
olmayabilir.
Belki:
kendine de:
şunu:
sormak:
gerekir:
“Ben hakikati nasıl temsil ettim?”
Bu:
çok önemli:
bir sorudur.
Bir insan:
doğru:
bir düşünceyi:
yanlış:
bir üslupla:
savunabilir.
Hakikat:
doğru:
olabilir.
Ama:
taşıyıcısı:
onu:
çirkin:
gösterebilir.
Bu nedenle:
dinî tebliğ:
yalnız:
ne söylediğin
değildir.
Nasıl söylediğin
de:
önemlidir.
Ayet:
“yüz çevirme”:
ifadesiyle:
başka:
bir insani:
soruna:
da:
dokunur.
İnsan:
bazen:
yanlış olduğunu:
bildiği:
bir şeyi:
sürdürür.
Çünkü:
değişmek:
bedel:
ister.
Bir alışkanlığı:
bırakmak:
zor.
Bir:
haksız kazançtan:
vazgeçmek:
zor.
Özür dilemek:
zor.
“Yanılmışım.”
demek:
zor.
Bu nedenle:
hakikatin:
en büyük:
düşmanı:
her zaman:
bilgisizlik:
değildir.
Bazen:
bedel ödemek istememektir.
İnsan:
gerçeği:
görür.
Ama:
o gerçek:
hayatını:
değiştirecekse:
yüzünü:
çevirebilir.
Bu:
ayetinin:
çok güçlü:
bir ahlaki:
yansımasıdır.
Belki:
sorulması gereken:
soru:
yalnız:
“Neye inanıyorum?”
değildir.
Şu:
da:
sorulmalıdır:
“İnandığım şey hayatımı değiştirmemi istediğinde ne yapıyorum?”
Çünkü:
insan:
teorik olarak:
hakikati:
sevebilir.
Ama:
hakikat:
çıkarına:
dokunduğunda:
test:
başlar.
Adaleti:
seviyorum:
dersin.
Ama:
adalet:
senin:
aleyhine:
işlediğinde:
ne yaparsın?
Dürüstlüğü:
seviyorum:
dersin.
Ama:
doğruyu söylemek:
sana:
para kaybettirdiğinde:
ne yaparsın?
Merhameti:
seviyorum:
dersin.
Ama:
seni:
öfkelendiren:
birine:
merhamet:
gerektiğinde:
ne yaparsın?
İşte:
yüz çevirmek
belki:
bu tür:
ahlaki:
anlarda:
da:
düşünülebilir.
Bu:
ayetin literal:
anlamını:
genişleten:
bir etik:
yansımadır.
Ama:
çok:
değerlidir.
Çünkü:
Kur’an’ı:
yalnız:
başkalarını:
yargılayan:
bir metin:
olmaktan:
çıkarır.
İnsanın:
kendisine:
ayna:
yapar.
Belki:
Gâşiye 23’ün:
en güçlü:
sorusu:
şudur:
“Hakikat karşına geldiğinde sen ne yapıyorsun?”
Onu:
yalnız:
işine geldiğinde:
mi kabul ediyorsun?
Yoksa:
seni:
değiştirmesi:
gerektiğinde de:
ona:
açık:
kalabiliyor musun?
İşte:
hakikat sevgisinin:
asıl:
sınavı:
burada:
başlar.
Ve belki Gâşiye Suresi 23. ayetin en derin mesajı şöyle ifade edilebilir:
“Yüz çevirmek ve inkâr etmek” insanın özgür seçiminin sorumluluk taşıyan tarafını gösterir. Fakat ayet, bize başkalarının kalplerini kolayca yargılama yetkisi vermez. Şüphe, bilgisizlik, samimi ikna olmama ve bilinçli reddediş aynı şey değildir. Nihai değerlendirme Allah’a aittir. İnsana düşen, önce kendi yüz çevirdiği hakikatleri fark etmek ve hakikati başkasına zorla değil dürüstlük, merhamet ve açıklıkla sunmaktır.
“Gâşiye’nin ‘yüz çeviren ve inkâr eden’ insanı üzerine düşünürken ilk hedef başkasının kalbi değil kendi vicdanımız olmalıdır. Çünkü insan bazen gerçeği bilmediği için değil, gerçeğin kendisini değiştirmesini istemediği için yüz çevirebilir. Hakikat sevgisi, yalnız hoşumuza giden doğruları kabul etmek değil, gerektiğinde kendimizi de değiştirebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu