Gâşiye Suresi 17. Ayette “Deveye Bakmıyorlar mı, Nasıl Yaratılmıştır” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Kur’an Neden Cennet Tasvirinden Sonra Birden Deveye Dikkat Çeker; Yaratılış, Gözlem, Adaptasyon, Bilimsel Merak Ve Doğaya Bakarak Düşünme Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“Gâşiye Suresi insanı ahiret tasvirlerinden bir anda dünyaya, gözünün önündeki canlıya döndürür: ‘Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır?’ Bu geçiş çok anlamlıdır; çünkü vahiy yalnız görünmeyen âlem üzerine düşünmeye değil, görünen dünyayı dikkatle gözlemlemeye de çağırır.”
Ersan Karavelioğlu
Gâşiye Suresi 17. Ayette Ne Buyrulur
Gâşiye Suresinin on yedinci ayetinde anlam olarak:
“Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır?”
buyrulur.
Arapça ifade:
“Efe lâ yenzurûne ile’l-ibili keyfe hulikat.”
şeklindedir.
Burada:
çok dikkat çekici:
bir geçiş vardır.
Biraz önce:
cennet anlatılıyordu.
Pınarlar.
Tahtlar.
Kadehler.
Yastıklar.
Döşekler.
Şimdi:
bir anda:
deveye bakın
denir.
Bu:
konudan kopuş değildir.
Tam tersine:
insanı:
gayb üzerine düşünmekten:
gözlemleyebildiği dünyaya:
geri getirir.
“Bakmıyorlar mı?” İfadesi Yalnız Gözle Görmek mi Demektir
Hayır.
“Yenzurûne”:
bakmak,
gözlemlemek,
dikkat etmek,
üzerinde düşünmek:
anlamlarına gelebilir.
İnsan:
bir şeye:
her gün:
bakabilir.
Ama:
onu:
gerçekten görmeyebilir.
Deve:
Arap toplumunun:
gündelik hayatında:
çok tanıdık:
bir hayvandı.
Tam da bu nedenle:
ayet:
alışılmış olanı:
yeniden:
şaşırtıcı hâle getirir.
Sanki:
“Her gün gördüğünüz bu canlıyı hiç gerçekten düşündünüz mü?”
diye sorar.
Kur’an Neden Özellikle Deveyi Örnek Verir
Çünkü:
ilk muhatapların:
hayatında:
deve:
çok önemliydi.
Ulaşım.
Yük taşımacılığı.
Süt.
Ticaret.
Uzun yolculuklar.
Çöl yaşamı.
Deve:
yalnız bir hayvan:
değil,
gündelik yaşamın:
temel unsurlarından:
biriydi.
Bu nedenle:
Kur’an:
insana:
uzak ve bilinmeyen:
bir canlıyı değil,
her gün karşılaştığı varlığı yeniden düşünmesini
ister.
Devenin Çöl Şartlarına Uyum Sağlayan Özellikleri Nelerdir
Develer:
kurak ve sıcak:
ortamlara:
iyi uyum sağlayabilen:
memelilerdir.
Su kaybına:
pek çok memeliden:
daha fazla dayanabilirler.
Vücut sıcaklıklarında:
belirli ölçüde:
dalgalanmaya:
izin verebilirler.
Kalın kürkleri:
ısı alışverişini:
etkileyebilir.
Ayak yapıları:
kumlu zeminde:
hareket etmeye:
uygundur.
Burun ve solunum sistemi:
su kaybını:
azaltmaya:
yardımcı olabilir.
Bu özellikler:
modern biyolojinin:
incelediği:
adaptasyonlardır.
Ancak:
ayet:
bunların teknik açıklamasını:
vermez.
Devenin Hörgücünde Su mu Depolanır
Hayır.
Bu:
yaygın bir:
yanlış bilgidir.
Devenin hörgücünde:
esas olarak:
yağ dokusu
depolanır.
Bu yağ:
enerji kaynağı:
olarak kullanılabilir.
Metabolik süreçler sonucunda:
bir miktar su:
oluşması da:
mümkündür.
Ama:
hörgüç:
bir su deposu:
değildir.
Bu ayrım:
önemlidir.
Kur’an’ın ayetini:
yanlış biyoloji bilgileriyle:
“mucize” hâline getirmeye:
çalışmak:
gereksizdir.
Deve Susuzluğa Nasıl Dayanabilir
Develer:
su kaybını:
sınırlandırmaya yardımcı olan:
bir dizi fizyolojik:
özelliğe sahiptir.
Yoğun idrar.
Nispeten kuru dışkı.
Solunumla:
kaybedilen suyun:
azaltılması.
Vücut sıcaklığının:
gün içinde:
belirli ölçülerde:
değişebilmesi.
Ayrıca:
su bulduklarında:
kısa sürede:
yüksek miktarda su:
tüketebilirler.
Bütün bunlar:
çöl yaşamına:
uyumun:
parçalarıdır.
Deve Aşırı Sıcaklarda Nasıl Yaşayabilir
Devenin:
bedeni:
sıcak ortamla:
baş etmek için:
çeşitli mekanizmalara:
sahiptir.
Kalın kürk:
ilk bakışta:
sıcakta dezavantaj:
gibi görünebilir.
Ancak:
güneş ışınımının:
doğrudan deriye:
ulaşmasını:
azaltabilir.
Vücut sıcaklığının:
belirli sınırlar içinde:
değişmesine izin verilmesi:
terlemeyi:
geciktirebilir.
Bu da:
su kaybını:
azaltabilir.
Bunlar:
doğal seçilim ve:
biyolojik adaptasyon:
çerçevesinde:
incelenebilen:
özelliklerdir.
Adaptasyon İle İlahi Yaratılış Birbirine Zıt mıdır
Zorunlu olarak:
değildir.
Bilim:
bir canlı özelliğinin:
nasıl ortaya çıktığını:
biyolojik süreçlerle:
inceleyebilir.
Evrim.
Doğal seçilim.
Genetik varyasyon.
Çevresel baskılar.
Bunlar:
mekanizma:
sorularına:
cevap arar.
Teoloji ise:
varlığın:
nihai kaynağı
ve anlamı:
üzerine:
konuşabilir.
Bu nedenle:
bir Müslüman:
devenin:
evrimsel süreçlerle:
adaptasyon geliştirdiğini:
kabul edip:
aynı zamanda:
bu düzeni:
Allah’ın yaratması:
içinde:
yorumlayabilir.
Ayet “Deve Bilimsel Mucizedir” mi Diyor
Hayır.
Ayet:
devenin:
bilimsel özelliklerinin:
1400 yıl önce:
gizlice kodlandığını:
söylemez.
Böyle bir:
iddia:
metinde:
yoktur.
Ayetin açık çağrısı:
çok daha güçlü ve:
daha sade:
bir çağrıdır:
Bakın.
Düşünün.
Nasıl yaratıldığı üzerinde tefekkür edin.
Bu:
bilimsel meraka:
uygun bir:
zihinsel tavırdır.
Ama:
bilimsel keşiflerin:
ayetin içine:
zorla yerleştirilmesi:
gerekmez.
Bu Ayet Bilimsel Düşünceyle Nasıl İlişkilendirilebilir
Ayet:
doğrudan:
bilimsel yöntem:
öğretmez.
Deney tasarımı.
İstatistik.
Hipotez testi.
Bunlar:
ayette:
yoktur.
Fakat:
çok önemli bir:
zihinsel alışkanlığı:
teşvik eder:
gözlem.
İnsan:
doğaya:
dikkatle:
bakmalıdır.
Soru:
sormalıdır.
Nasıl?
Neden?
Hangi yapı:
hangi işleve:
yarıyor?
Bu:
bilimsel merakla:
uyumlu:
bir tavırdır.

Alışkanlık Neden Hayreti Öldürebilir
Çünkü:
insan:
her gün gördüğü:
şeyi:
olağan:
saymaya başlar.
Güneş doğar.
Yağmur yağar.
Bir kuş:
uçar.
Bir deve:
yürür.
Beden:
nefes alır.
Bütün bunlar:
sürekli tekrar ettiği için:
şaşırtıcılığını:
kaybedebilir.
Ayet:
insana:
alışkanlığın perdesini kaldırmayı
öğretir.
Belki:
tefekkür:
bildiğini:
yeniden görebilmektir.

Neden Gözümüzün Önündeki Şeyden Başlamak Önemlidir
Çünkü:
insan:
çok büyük:
sorularla:
meşgul olabilir.
Evren.
Sonsuzluk.
Tanrı.
Ahiret.
Ama:
bazen:
en büyük düşünsel yolculuk:
en yakın:
şeyden:
başlayabilir.
Bir yaprak.
Bir böcek.
Bir hayvan.
Kendi eli.
Nefesi.
Kur’an:
burada:
adeta:
şunu söyler:
Hakikati düşünmek için mutlaka uzaklara bakman gerekmez.

Deve “Mükemmel Tasarım” Kanıtı mıdır
Bu ifadeyi:
dikkatli kullanmak:
gerekir.
Devenin:
çöl ortamına:
son derece uygun:
özellikleri vardır.
Ama:
biyolojik canlılar:
hastalık,
yaralanma,
genetik sorunlar
ve sınırlılıklar:
taşıyabilir.
Bu nedenle:
“Devede hiçbir kusur veya sınırlılık yoktur.”
demek:
biyolojik açıdan:
doğru değildir.
Teolojik açıdan:
düzen ve uyum:
üzerinden tefekkür:
yapılabilir.
Ama:
bilimsel olarak:
“kusursuz mühendislik”:
iddiasına:
zorlanmamalıdır.

Canlıların Çevrelerine Uyumlu Olması Neyi Gösterir
Bilimsel açıdan:
adaptasyon:
nesiller boyunca:
işleyen:
evrimsel süreçlerle:
açıklanabilir.
Belirli çevrelerde:
hayatta kalma ve:
üreme avantajı:
sağlayan özellikler:
yaygınlaşabilir.
Teolojik bakış ise:
bu süreçlerin:
varlığını:
Allah’ın:
yaratma düzeni içinde:
yorumlayabilir.
Burada:
bilim ile:
teoloji:
aynı soruyu:
aynı yöntemle:
cevaplamak zorunda:
değildir.

Deve İlk Muhataplar İçin Neden Güçlü Bir “Ayet” Olabilirdi
Çünkü:
deve:
onların:
hayatını:
taşıyordu.
Çöl:
acımasız:
bir ortamdır.
Uzun mesafeler.
Su kıtlığı.
Yüksek sıcaklıklar.
Bu şartlarda:
deve:
insana:
hareket,
ticaret
ve yaşam:
imkânı:
sağlıyordu.
Dolayısıyla:
insanın:
her gün kullandığı:
bu hayvan:
aynı zamanda:
üzerinde düşünmediği büyük bir nimet
olabilirdi.

Ayetteki Soru İnsan İçin Bir Eleştiri Taşıyor mu
Evet.
“Bakmıyorlar mı?”
ifadesinde:
hafif bir:
sarsma:
vardır.
Sanki:
sorun:
kanıtın:
hiç bulunmaması:
değil,
insanın:
dikkat etmemesi:
gibi:
sunulur.
Ancak:
buradan:
her şüphe eden kişinin:
kasıtlı biçimde:
gerçeği reddettiği:
sonucu:
çıkarılmamalıdır.
İnsan:
samimiyetle:
soru sorabilir.
Farklı:
sonuçlara:
ulaşabilir.
Ayetin:
en sağlıklı:
uygulaması:
başkalarının niyetini:
yargılamak değil,
kendi dikkat eksikliğimizi sorgulamaktır.

Cennet Tasvirinden Sonra Deveye Geçiş Neden Bu Kadar Anlamlıdır
Çünkü:
sure:
az önce:
görmediğimiz:
ahiret âlemini:
anlatıyordu.
Şimdi:
gördüğümüz:
dünyaya:
dönüyor.
Sanki:
“Ahiret üzerinde düşünüyorsunuz; şimdi önünüzdeki yaratılışa da bakın.”
denmektedir.
Bu:
imanı:
yalnız soyut:
bir düşünce:
olmaktan çıkarır.
İnsan:
göğe,
hayvana,
doğaya:
bakmalı.
Ve:
varlık üzerinde:
düşünmelidir.

Gâşiye Suresi 17–20. Ayetlerde Nasıl Bir Gözlem Zinciri Başlar
- ayet:
- ayet:
- ayet:
- ayet:
Dikkat çekici olan:
ölçek:
giderek:
büyür.
Canlıdan:
göğe.
Dağlardan:
yeryüzüne.
İnsan:
yakından:
uzağa:
doğru:
bir tefekkür:
yolculuğuna:
çıkarılır.

Gâşiye Suresi 17. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
Gâşiye Suresinin on yedinci ayeti:
“Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır?”
der.
Bu:
bir biyoloji kitabı:
cümlesi değildir.
Ama:
çok güçlü:
bir düşünme:
çağrısıdır.
Çünkü:
insanın:
en büyük zihinsel:
sorunlarından biri:
belki de:
gördüğünü artık görmemesidir.
Bir şeyi:
ilk kez:
gördüğümüzde:
şaşırırız.
Sonra:
alışırız.
Alışınca:
normalleşir.
Normalleşince:
soru sormayı:
bırakırız.
Deve:
ilk muhatap için:
tam da:
böyle bir:
varlıktı.
Her gün:
görülüyordu.
Yük:
taşıyordu.
Süt:
veriyordu.
Çölde:
ilerliyordu.
Ama:
belki:
çok az kişi:
durup:
“Bu canlı bunu nasıl yapabiliyor?”
diye:
soruyordu.
Kur’an:
işte:
tam orada:
soruyu:
yeniden:
açar.
Bu:
çok önemli:
bir zihinsel:
tavırdır.
Çünkü:
bilginin:
başlangıcı:
çoğu zaman:
hayrettir.
İnsan:
şaşırır.
Sonra:
sorar.
Sonra:
gözlemler.
Sonra:
araştırır.
Bu süreç:
bilimin de:
temel ruhuyla:
uyumludur.
Ama:
ayet:
bilimin:
yerine:
geçmez.
Kur’an:
devenin:
kırmızı kan hücrelerinin:
şeklini:
anlatmaz.
Böbrek fizyolojisini:
öğretmez.
Genlerini:
vermez.
Bunları:
araştırmak:
insanın:
işidir.
Ayet:
daha temel:
bir şey:
öğretir:
Bakmaya değer.
Bu:
küçük gibi:
görünebilir.
Ama:
insanlık tarihindeki:
büyük keşiflerin:
çoğu:
birinin:
herkesin gördüğü:
şeye:
başka gözle:
bakmasıyla:
başlamıştır.
Elma:
herkesin önünde:
düşüyordu.
Gökyüzü:
herkesin üzerinde:
vardı.
Canlılar:
herkesin çevresindeydi.
Ama:
bazen:
bir insan:
soruyu:
farklı sordu.
Bu nedenle:
Gâşiye 17:
dindarlığı:
düşüncesizlikle:
değil,
dikkatle
ilişkilendirir.
İman:
gözü kapatmak:
değil,
belki:
daha dikkatli:
açmaktır.
Bu:
önemli:
bir mesajdır.
Ayet:
aynı zamanda:
insanın:
büyük hakikatleri:
uzaklarda:
arama eğilimini:
de:
sorgulayabilir.
Bazen:
insan:
olağanüstü:
bir işaret:
bekler.
Gökyüzünden:
bir olay.
Gizemli:
bir mucize.
Ama:
Kur’an:
“Deveye bak.”
der.
Yani:
işaret:
olağanüstü olduğu için:
değerli olmak:
zorunda değildir.
Belki:
en büyük:
hayret:
olağan olanın içinde saklıdır.
Bir hayvan:
su kaybıyla:
baş ediyor.
Ayakları:
kumda:
batmadan:
ilerleyebiliyor.
Gözleri,
kirpikleri,
solunumu,
metabolizması:
çevresiyle:
karmaşık bir:
uyum:
içinde çalışıyor.
Bilim:
bu mekanizmaları:
açıklar.
Ayet:
ise:
bu açıklamaların:
öncesinde:
şunu:
sordurur:
“Bunun üzerinde hiç düşündün mü?”
Burada:
önemli bir:
denge:
vardır.
Bilimsel açıklama:
hayreti:
yok etmek:
zorunda değildir.
Tam tersine:
bazen:
mekanizmayı:
daha iyi öğrendikçe:
hayret:
artar.
Bir deve:
“çöle uygun yaratılmış.”
demek:
genel bir:
gözlemdir.
Ama:
fizyolojisini:
öğrendikçe:
bu uyumun:
ne kadar:
karmaşık:
olduğu:
görülür.
Ancak:
bu:
otomatik olarak:
“Bilim Tanrı’yı kanıtladı.”
anlamına:
gelmez.
Aynı veriler:
farklı:
felsefi ve:
teolojik:
çerçevelerde:
yorumlanabilir.
Kur’an’ın:
yaptığı:
bilimsel kanıt:
sunmaktan çok:
insanı:
tefekküre davet etmektir.
Bu:
çok daha:
sağlam:
bir yaklaşımdır.
Ayet:
başka bir:
önemli noktayı:
da:
düşündürür:
İnsan:
yalnız:
kendisine benzeyen:
canlıları:
değerli:
görmemelidir.
Bir deve:
insandan:
çok farklıdır.
Ama:
kendi:
çevresine:
uyumlu,
karmaşık
ve değerli:
bir canlıdır.
Bu:
doğaya:
yalnız:
“Bana ne faydası var?”
diye:
bakmanın:
ötesine:
geçmeye:
yardımcı olabilir.
Canlıların:
kendilerine özgü:
varoluş biçimleri:
vardır.
Bu farkındalık:
hayvanlara:
karşı:
daha:
sorumlu ve:
merhametli:
bir tutuma:
kapı açabilir.
Deve:
insana:
yük taşıyor diye:
yalnız:
bir araç:
değildir.
O:
aynı zamanda:
canlıdır.
Acı:
hissedebilir.
İhtiyaçları:
vardır.
Bu:
ayetin:
doğrudan:
hayvan hakları:
hükmü değildir.
Ama:
“Bak ve düşün.”
çağrısı:
hayvana:
nesne olmaktan:
daha fazlası olarak:
bakmayı:
destekleyebilir.
Ve:
belki:
ayetin:
en güzel:
tarafı:
şudur:
Kur’an:
insanı:
tefekküre:
başlatırken:
çok uzak:
bir galaksiyi:
örnek vermiyor.
İlk olarak:
deveyi
gösteriyor.
Çünkü:
düşünmek:
her zaman:
uzaklardan:
başlamaz.
Bazen:
yanında duran:
şeyden:
başlar.
Bir hayvan.
Bir ağaç.
Bir bardak su.
Kendi bedenin.
Belki:
bilgelik:
her gün:
gördüğün şeyi:
bir gün:
ilk kez görüyormuş:
gibi:
bakabilmektir.
Ve belki Gâşiye Suresi 17. ayetin en derin mesajı şöyle ifade edilebilir:
“Deveye bakmıyorlar mı?” sorusu, insanın dikkatini olağanüstü mucize arayışından olağan dünyanın olağanüstülüğüne çevirir. Kur’an burada biyoloji öğretmez; gözlemeyi, soru sormayı ve yaratılış üzerinde düşünmeyi teşvik eder. Bilim mekanizmaları araştırır, tefekkür ise öğrendiğimiz mekanizmaların varlık ve anlam içindeki yerini sorgular. En büyük körlük bazen hiçbir şey görememek değil, her gün gördüğümüz şeye artık hayret edememektir.
“Gâşiye’nin devesi bize şunu hatırlatır: Hakikat yalnız uzak göklerde aranmaz; bazen her gün yanından geçtiğimiz canlıda bizi bekler. Bakmak görmek değildir, görmek de düşünmek değildir. Tefekkür, alışkanlığın görünmez kıldığı şeyi yeniden fark edebilmek ve ‘Nasıl?’ sorusunu canlı tutabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu