Fâtiha Suresi 3. Ayette “Rahmân’dır, Rahîm’dir” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve İlahi Rahmet, Merhametin Kuşatıcılığı, Sürekliliği, Ümit, Bağışlanma, Kulluk, Adalet, İnsan Psikolojisi Ve Allah Tasavvurunda Rahmetin Merkezi Yeri Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan yalnız güçlü bir Tanrı tasavvuruyla ürkebilir, yalnız affeden bir Tanrı tasavvuruyla sorumluluğu unutabilir; rahmetin derinliği ise insana hem umut etmeyi hem de o umuda yakışan bir hayat sürmeyi öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
“الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ — Er Rahmâni’r Rahîm” Ne Demektir
Fâtiha Suresi’nin üçüncü ayetinde şöyle buyrulur:
الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Anlam olarak:
“Rahmân’dır, Rahîm’dir.”
Bir önceki ayette:
buyrulmuştu.
Allah’ın bütün âlemlerin Rabbi olduğu bildirildikten hemen sonra iki büyük ilahi isim yeniden gelir:
Bu sıralama çok önemlidir.
Allah’ın rubûbiyeti yalnız:
güç,
otorite,
yönetim
üzerinden anlaşılmasın diye hemen ardından rahmet hatırlatılır.
“Rahmân” İsmi Ne Anlama Gelmektedir
Rahmân, rahmet kökünden gelen çok güçlü bir ilahi isimdir.
Klasik açıklamalarda çoğu zaman Allah’ın:
çok geniş,
kuşatıcı,
bütün yaratılmışlara ulaşan
rahmetiyle ilişkilendirilmiştir.
İnsan:
iman etsin veya etmesin,
iyi olsun veya kötü olsun,
dünyadaki birçok genel nimetten yararlanabilir.
Hayat,
hava,
su,
beden,
rızık,
tabiat
gibi sayısız nimet bu geniş rahmet bağlamında düşünülebilir.
“Rahîm” İsmi Ne Anlama Gelmektedir
Rahîm de aynı rahmet kökünden gelir.
Klasik yorumlarda Rahîm ismi daha çok:
sürekli,
yakın,
özel,
devam eden
rahmet boyutlarıyla açıklanmıştır.
Rahmân ile Rahîm arasında herkesin kabul ettiği tek ve mutlak bir sözlük ayrımı kurmak doğru değildir.
Ancak iki ismin yan yana gelmesi son derece güçlü bir anlam oluşturur:
Allah’ın rahmeti hem geniştir hem süreklidir.
Besmelede Geçen Rahmân Ve Rahîm İsimleri Neden Fâtiha’da Tekrar Edilmektedir
Bu tekrar gereksiz değildir.
Tam tersine Fâtiha’nın Allah tasavvurunu belirler.
Besmelede:
“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.”
denilmişti.
Şimdi:
“Âlemlerin Rabbi”
ifadesinden sonra yeniden:
“Rahmân, Rahîm.”
denir.
Sanki insanın zihnine özellikle şu mesaj yerleştirilir:
Rubûbiyeti rahmetten koparma.
Âlemleri yöneten Allah’ın hâkimiyeti, merhametten bağımsız bir kudret değildir.
“Âlemlerin Rabbi” İle “Rahmân Ve Rahîm” Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Rab kavramı:
yaratma,
yetiştirme,
koruma,
geliştirme
anlamlarını taşır.
Rahmet de bu rubûbiyetin içinde görünür.
Bir canlının:
büyüyebilmesi,
beslenebilmesi,
iyileşebilmesi,
öğrenebilmesi
rahmet perspektifinden okunabilir.
Yani Fâtiha’nın yapısında Allah yalnız:
âlemleri yönetmez.
Onları rahmetiyle kuşatır.
İnsan Allah’ı Sadece Ceza Üzerinden Tanırsa Nasıl Bir Din Anlayışı Oluşabilir
Allah tasavvuru yalnız:
azap,
ceza,
korku
üzerine kurulursa insanın dini hayatı ağır bir korku sistemine dönüşebilir.
Kişi ibadeti:
sevgiyle,
yakınlıkla,
umutla
değil yalnız cezadan kaçış olarak yaşamaya başlayabilir.
Fâtiha ise daha başlangıçta bu tek yönlü tasavvuru düzeltir.
Allah:
Rahmân’dır.
Rahîm’dir.
Yani korku varsa bile onun yanında rahmet umudu da vardır.
Allah’ın Merhametli Olması Hesap Ve Adaletin Olmadığı Anlamına mı Gelir
Hayır.
Bu, Fâtiha’nın hemen sonraki ayetiyle daha da açık hâle gelecektir:
“Din gününün Malikidir.”
Yani aynı sure içinde:
ve
yan yana gelir.
Rahmet:
adaleti yok etmez.
Adalet de:
rahmeti ortadan kaldırmaz.
Dengeli Tanrı tasavvurunda Allah hem:
merhamet sahibi
hem de
hesap soran
olarak anlaşılır.
İlahi Rahmet Günah İşleyen İnsan İçin Ne Anlama Gelmektedir
İnsan hata yapabilir.
Yanlış karar verebilir.
Günah işleyebilir.
Fakat rahmet anlayışı:
“Artık dönüş imkânı yok.”
düşüncesini kırar.
İslam’da tövbe fikri tam da burada anlam kazanır.
İnsan yanlışını:
kabul edebilir,
pişman olabilir,
dönebilir,
telafi etmeye çalışabilir.
Rahmet, insanı günahı önemsizleştirmeye değil, ümitsizliğe düşmeden dönüşe çağırır.
Rahmet Tövbe Kapısının Açık Olmasıyla Nasıl İlişkilidir
Tövbe, insanın geçmişinin bütün geleceğini belirlemek zorunda olmadığını gösterir.
Bir insan:
dün yanlış yapmış olabilir.
Ama bugün başka bir yön seçebilir.
Rahîm ismi üzerinde düşünmek, ilahi rahmetin insanın dönüşüne kapı açtığını hatırlatır.
Bu yüzden gerçek rahmet anlayışı:
“Nasıl olsa affedilirim.”
rahatlığı değil,
“Dönebilirim.”
umududur.
“Allah Merhametlidir” Diyerek Her Yanlışı Hafife Almak Doğru mudur
Hayır.
Bu, rahmet kavramını yanlış kullanmak olur.
Bir insan:
haksızlık yapıp,
zarar verip,
sonra da:
“Allah affeder.”
diyerek sorumluluğunu küçümseyemez.
Rahmete inanmak ahlaki sorumluluğu kaldırmaz.
Tam tersine insanın:
pişmanlık,
telafi,
düzeltme
yoluna girmesini gerektirir.
Rahmet, kötülük için izin belgesi değildir.

İnsan Kendisine Karşı da Merhametli Olmalı mıdır
Tefekkür açısından evet.
Bazı insanlar başkasını kolayca affederken kendi hatalarını yıllarca taşıyabilir.
Kendilerine:
acımasız,
aşağılayıcı,
affetmez
bir dille yaklaşabilirler.
İlahi rahmeti anlamak, insanın kendisini sorumluluktan kaçırmadan kendine de merhametli olmayı öğrenmesine yardımcı olabilir.
Hata:
kimliğin bütünü
değildir.
İnsan yanlış yapabilir ve yine de değişebilir.

Allah’ın Rahmetini Bilmek İnsanlara Karşı Merhameti Nasıl Etkilemelidir
İnsan sürekli:
Allah’ın rahmetini,
bağışlamasını,
yardımını
bekliyorsa kendi davranışlarında da merhamet üretmelidir.
Bu, her yanlışı kabul etmek değildir.
Bazen merhamet:
sınır koymayı,
haksızlığı durdurmayı,
doğruyu söylemeyi
gerektirebilir.
Gerçek merhamet yalnız duygusal yumuşaklık değil, iyiliği gözeten ahlaki bir tutumdur.

Rahmet Zayıflık mıdır
Hayır.
Merhamet çoğu zaman büyük bir güç gerektirir.
İntikam almak kolay olabilir.
Affetmek daha zor olabilir.
Bağırmak kolay olabilir.
Öfke anında ölçülü kalmak daha zor olabilir.
Fakat merhamet:
adaletsizlik karşısında sessiz kalmak
değildir.
En güçlü merhamet, bazen hem kötülüğü durdurup hem de insan onurunu koruyabilmektir.

Rahmân İsmi Yaratılışa Bakışımızı Değiştirebilir mi
Evet.
İnsan hayatı yalnız:
rekabet,
hayatta kalma,
çatışma
üzerinden okursa dünyayı yalnız sertlik içinde görebilir.
Rahmân kavramı ise dikkatini başka şeylere de çevirir:
bir annenin şefkatine,
bedenin iyileşmesine,
toprağın ürün vermesine,
suyun hayat taşımasına.
Yani yaratılışta yalnız mücadele değil, besleyen ve yaşatan süreçler de vardır.

Rahmet İnancı İnsanın Umut Duygusunu Nasıl Etkileyebilir
İnsan bazen kendi hayatında:
kapıların kapandığını,
çok geç kaldığını,
değişemeyeceğini
düşünebilir.
Rahmet inancı bu kesin umutsuzluğa karşı çıkar.
Bu, bütün sorunların mucizevi biçimde hemen çözüleceğini söylemez.
Ama insanın şunu söylemesine izin verir:
“Henüz her şey bitmiş değil.”
Umut, rahmet bilincinin insan ruhundaki en güçlü karşılıklarından biri olabilir.

İlahi Rahmeti Anlamak İnsanın Kendisini Aşırı Yargılamasını Nasıl Dengeler
İnsan hatasını görmelidir.
Ama hata farkındalığı:
kendinden nefret etmeye
dönüşmemelidir.
Çünkü sağlıklı pişmanlık:
“Yanlış yaptım.”
der.
Yıkıcı suçluluk ise:
“Ben tamamen yanlıştan ibaretim.”
diyebilir.
Rahmet bilinci bu ayrımı güçlendirir:
İnsan yaptığı yanlışla yüzleşebilir ama değişme ihtimalini öldürmez.

Fâtiha’nın İlk Üç Ayeti Allah Hakkında Nasıl Bir Tanım Kurmaktadır
Fâtiha’nın başlangıcında çok güçlü bir yapı vardır:
Yani insan önce Allah’ı:
varlığın Rabbi
olarak tanır.
Sonra bu rubûbiyetin merkezinde:
rahmeti
görür.
Fakat Fâtiha burada kalmayacaktır.
Bir sonraki ayette:
gelecektir.
Böylece rahmet ile sorumluluk dengesi kurulacaktır.

Bir Sonraki Ayette Ne Anlatılacaktır
Fâtiha Suresi’nin bir sonraki ayetinde şöyle buyrulacaktır:
مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ
Anlam olarak:
“Din gününün Malikidir.”
Buradaki:
Mâlik,
Yevm,
Dîn
kelimeleri son derece önemlidir.
Dîn burada yalnız “din” anlamında değil, klasik açıklamalarda özellikle:
anlamında anlaşılmıştır.
Rahmân ve Rahîm isimlerinden hemen sonra hesap gününün gelmesi Fâtiha’da çok güçlü bir denge kuracaktır:
Rahmet var ama sorumluluk da var.
Ümit var ama hesap da var.

Sonuç: “Rahmân’dır, Rahîm’dir” İfadesi, Allah’ın Âlemler Üzerindeki Rubûbiyetinin Kuru Bir Güç Ve Hükümranlık Olarak Değil, Yaratılışı Kuşatan, İnsana Dönüş Kapısı Açan, Ümitsizliği Engelleyen Ve Kulluğun Merkezine Sevgi İle Umudu da Yerleştiren Rahmetle Birlikte Anlaşılması Gerektiğini Gösteren Fâtiha’nın En Temel İlahi Rahmet Ayetlerinden Biridir
Fâtiha Suresi Allah’ı:
“Âlemlerin Rabbi”
olarak tanıttıktan sonra hemen:
“Rahmân, Rahîm.”
der.
Bu sıralama tesadüfi değildir.
Çünkü “Rab” kelimesini yalnız güç üzerinden anlayan insan:
Allah’ı çok uzak,
çok sert,
yalnızca hükmeden
bir varlık gibi tasavvur edebilir.
Fâtiha buna izin vermez.
Rubûbiyetin hemen arkasından:
rahmet
gelir.
Bu, insanın Allah ile ilişkisinin yalnız korkuya dayanmadığını gösterir.
İnsan:
hata yapabilir.
Düşebilir.
Yanlış seçimler yapabilir.
Ama rahmet fikri, bütün bu hataların ardından şu kapıyı açık tutar:
Dönüş.
Belki de rahmetin insan hayatındaki en büyük anlamlarından biri budur.
Geçmiş:
değişmez.
Ama insanın geçmişe vereceği cevap değişebilir.
Bir haksızlık yaptıysa:
telafi edebilir.
Birini kırdıysa:
özür dileyebilir.
Bir yanlış alışkanlık geliştirdiyse:
bırakmaya çalışabilir.
Rahmet insana:
“Hiçbir şey olmamış gibi davran.”
demez.
Şunu söyler:
“Yanlışın son söz olmak zorunda değil.”
Bu nedenle ilahi rahmet gerçek sorumluluğun düşmanı değil, belki de onun en büyük imkânlarından biridir.
Çünkü ümidi tamamen kırılmış insan:
“Artık değişmenin anlamı yok.”
diyebilir.
Rahmet ise:
“Hâlâ dönebilirsin.”
der.
Ama Fâtiha çok dikkatli bir denge kurar.
İnsan yalnız rahmeti duyup:
“O hâlde yaptığım hiçbir şeyin önemi yok.”
demesin diye hemen sonraki ayet gelir:
“Din gününün Malikidir.”
Yani:
rahmet vardır.
Ama hesap da vardır.
Bağışlanma vardır.
Ama sorumluluk da vardır.
Ümit vardır.
Ama ahlaki ciddiyet de vardır.
Belki olgun bir din anlayışı tam bu iki kutbun arasında kurulur:
Ne umutsuzluk.
Ne sorumsuzluk.
İnsan:
Allah’ın rahmetinden umut eder
ama
bu rahmeti kötülük için mazeret yapmaz.
Kendisi bağışlanmak ister
ama
başkasına zulmetmekten sakınır.
Allah’tan merhamet bekler
ve
kendi hayatında da merhamet üretmeye çalışır.
Böyle bakıldığında Rahmân ve Rahîm yalnız Allah hakkında verilen iki bilgi değildir.
İnsanın karakterine de soru yöneltir:
“Sen merhamet bekleyen biri olarak ne kadar merhametlisin?”
Çünkü rahmeti tanımak, yalnız onu almak değil, onun izini insan ilişkilerine de taşımaktır.
Bir sonraki ayette Fâtiha’nın tonu değişecek.
Rahmetten:
geçeceğiz.
Ve şu büyük soru açılacak:
Eğer Allah sonsuz merhamet sahibiyse, neden hesap günü vardır?
İşte Fâtiha’nın büyüklüğü burada ortaya çıkar:
Allah tasavvurunu tek kelimeye indirgemez.
Rahmeti de söyler.
Adaleti de.
Ve insanı ikisinin arasında umutlu ama sorumlu bir kulluğa çağırır.
“Gerçek rahmet, insana yaptığı hiçbir şeyin önemsiz olduğunu söylemez; tam tersine hatasını görüp yine de değişebileceğini hatırlatır. Umut insanı sorumluluktan kaçırmıyorsa, rahmet insanın yeniden başlayabilmesi için açılmış en büyük kapılardan biridir.”
Ersan Karavelioğlu