Fâtiha Suresi 2. Ayette “Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a Mahsustur” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Hamd, Şükür, Övgü, Rab, Âlemler, Yaratılış, Nimet, Kulluk, İnsan Merkezcilikten Çıkış Ve Varlığın Bütününü Allah’a Bağlamak Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan yalnız sahip olduğu nimetleri gördüğünde şükreder; varlığın kendisini bir nimet olarak görmeye başladığında ise şükür hamde dönüşür. Çünkü hamd, yalnız verilene değil, verenin kim olduğuna yönelen bir bilinçtir.”
Ersan Karavelioğlu
“الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ — Elhamdülillâhi Rabbi’l Âlemîn” Ne Demektir
Fâtiha Suresi’nin bu ayetinde şöyle buyrulur:
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Anlam olarak:
“Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”
Besmelede:
zikredilmişti.
Şimdi insanın bu ilahi gerçeklik karşısındaki ilk büyük cevabı gelir:
Hamd.
Ve Allah yalnız bir topluluğun değil:
olarak tanıtılır.
“Hamd” Kelimesi Ne Anlama Gelmektedir
Hamd, övgü ve yüceltme anlamına gelir.
Ancak sıradan bir övgüden daha kapsamlıdır.
Bir insan başka birini:
başarısından,
güzelliğinden,
iyiliğinden
dolayı övebilir.
Allah’a hamd ise O’nun:
zatındaki mükemmellik,
sıfatları,
fiilleri,
nimetleri
sebebiyle övülmesini ifade eder.
Bu nedenle hamd yalnız:
“Bana bir şey verildi.”
demek değildir.
Daha derinde:
“Övgünün nihai sahibi Allah’tır.”
bilincidir.
Hamd İle Şükür Aynı Şey midir
Tam olarak değil.
İki kavram birbirine çok yakındır fakat klasik açıklamalarda aralarında bazı farklar belirtilmiştir.
Şükür daha çok alınan bir nimete karşı teşekkür duygusuyla ilişkilidir.
İnsan:
bir iyilik görür,
bir nimet alır,
ve şükreder.
Hamd ise daha geniştir.
İnsan yalnız aldığı nimet sebebiyle değil, Allah’ın:
hikmeti,
rahmeti,
yüceliği,
mükemmelliği
sebebiyle de hamd eder.
Bu nedenle her hamdin içinde şükür anlamı bulunabilir; fakat hamd nimeti aşan bir övgü bilincidir.
“El Hamdü” İfadesindeki Belirlilik Ne Anlama Gelmektedir
Arapçadaki “el” takısı burada hamdi kapsamlı hâle getirir.
Bu nedenle ifade:
“Bir hamd Allah’adır.”
gibi sınırlı değildir.
Anlam daha güçlüdür:
“Hamd bütünüyle Allah’a aittir.”
Yani gerçek ve nihai övgünün kaynağı Allah’tır.
İnsanlarda gördüğümüz:
iyilik,
bilgi,
güzellik,
merhamet
bile nihayetinde yaratılmış kabiliyetlerdir.
Bu açıdan bütün güzelliklerin nihai kaynağı Allah’a bağlanır.
“Rabb” Kelimesi Burada Ne Anlama Gelmektedir
Rab, Fâtiha’nın en temel kavramlarından biridir.
Yaratmakla sınırlı değildir.
Rab:
yaratan,
besleyen,
geliştiren,
düzenleyen,
koruyan,
terbiye eden
anlam alanlarını taşır.
Dolayısıyla:
“Rabbü’l âlemîn”
demek, Allah’ın evreni yaratıp kenara çekildiğini değil, yaratılışın bütünü üzerinde sürekli bir rubûbiyet ilişkisi bulunduğunu anlatır.
“Âlemîn — Âlemler” Ne Demektir
Âlemîn, oldukça geniş bir kavramdır.
Klasik açıklamalarda:
insanlar,
cinler,
melekler,
hayvanlar,
yaratılmış varlık toplulukları
gibi kapsamlarla açıklanmıştır.
Genel anlamıyla:
Allah dışındaki yaratılmış varlık alanlarının bütünü
şeklinde anlaşılabilir.
Bu yüzden ayet:
“İnsanların Rabbi”
demekle yetinmez.
“Âlemlerin Rabbi”
der.
Bu Ayet İnsanı Evrenin Mutlak Merkezi Olmaktan Çıkarır mı
Tefekkür açısından evet.
İnsan kendi hayatını doğal olarak merkezden görür.
Kendi:
sorunları,
istekleri,
başarıları
ona çok büyük görünür.
Fakat:
“Âlemlerin Rabbi”
ifadesi insana çok daha geniş bir perspektif kazandırır.
Sen varsın.
Ama yalnız sen yoksun.
İnsanlık var.
Ama yalnız insanlık da yok.
Yaratılış insanın kişisel hikâyesinden çok daha geniştir.
Hayvanlar Ve Diğer Canlılar da “Âlemler” Kavramının İçinde midir
Geniş anlamda evet.
Allah bütün yaratılmışların Rabbidir.
Bu tefekkür insanın diğer canlılarla ilişkisini de ahlaki açıdan düşündürebilir.
Eğer hayvanlar da Allah’ın yarattığı varlıklarsa, insan onları yalnız:
kaynak,
eşya,
kullanım nesnesi
olarak görmemelidir.
İnsanın kendisine verilen güç, başka canlılara karşı sınırsız zulüm hakkı değildir.
Rubûbiyet İle Yaratılıştaki Gelişim Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
“Rab” kavramının önemli çağrışımlarından biri:
aşama aşama geliştirmek
fikridir.
Bir tohum:
filizlenir,
büyür,
meyve verir.
Bir insan:
doğar,
öğrenir,
gelişir.
Yaratılış çoğu zaman bir anda tamamlanmış sabit görüntülerden değil, süreçlerden oluşur.
Rubûbiyet kavramı bu süreçlerin de Allah’ın düzeni içinde bulunduğunu düşündürür.
İnsan Neden Sahip Olduğu Nimetleri Normalleşmiş Gibi Görmeye Başlar
Çünkü insan sürekli sahip olduğu şeye alışır.
Nefes alır.
Ama nefesi düşünmez.
Görür.
Ama görmenin değerini her gün fark etmez.
Sevdikleri yanındadır.
Ama onların varlığını sıradanlaştırabilir.
İşte hamd insanın alışkanlık perdesini kaldırır.
Ona:
“Normal sandığın kaç şey aslında nimettir?”
sorusunu sordurur.

Hamd Yalnız Mutlu Zamanlarda mı Yapılır
Hayır.
Hamd yalnız:
“Her şey istediğim gibi gidiyor.”
demek değildir.
İnsan sıkıntı içindeyken de Allah’ın:
Rab oluşunu,
rahmetini,
hikmetini
kabul edebilir.
Bu, acıyı yok saymak anlamına gelmez.
Bir insan:
üzülebilir,
kaybedebilir,
zorlanabilir
ve yine de Allah’a hamd edebilir.
Çünkü hamd yalnız mevcut şartın rahatlığına değil, Allah’ın kim olduğuna yönelir.

Her Yaşanan Kötü Olay İçin “Buna da Hamdolsun” Demek Acıyı Küçümsemek midir
Nasıl söylendiğine bağlıdır.
Bir acı yaşayan kişiye dışarıdan:
“Şükret, daha kötüsü olabilirdi.”
demek onun yaşadığı acıyı küçümseyebilir.
Hamd, insanın başkasının acısını susturma aracı değildir.
Gerçek hamd:
acıya göz kapamak değil,
acı varken bile Allah’la bağı tamamen koparmamaktır.
Bu nedenle hamd ile duygusal inkâr birbirine karıştırılmamalıdır.

Hamd Servetten Daha Büyük Bir Zenginlik Bilinci Oluşturabilir mi
Tefekkür açısından evet.
İnsan sahip olduklarını yalnız:
para,
mülk,
statü
üzerinden ölçerse kendisini sürekli eksik hissedebilir.
Çünkü her zaman daha fazlasına sahip biri bulunacaktır.
Hamd ise insanın dikkatini:
sahip olmadığı şeylerden
sahip olduğu şeylere
çevirir.
Bu, gelişme arzusunu öldürmez.
Ama insanın mutluluğunu sonsuz karşılaştırma yarışından kurtarabilir.

“Âlemlerin Rabbi” İfadesi Irk, Millet Ve Sınırlar Açısından Ne Düşündürür
Allah:
yalnız belirli bir milletin,
belirli bir coğrafyanın,
belirli bir dilin
Rabbi değildir.
Âlemlerin Rabbidir.
Bu evrensellik, dini aidiyeti bir üstünlük kibrine dönüştürmenin önüne güçlü bir sınır koyar.
İnsanların farklılıkları olabilir.
Ama hepsi aynı yaratılmışlık düzeninin içindedir.
Bu nedenle rubûbiyet fikri aynı zamanda insanlığın ortak kökenini düşündürür.

Hamd İnsanın Kibrini Nasıl Sınırlar
İnsan başarılı olduğunda:
“Bunu yalnız ben yaptım.”
diyebilir.
Elbette insanın:
emeği,
çabası,
disiplini
gerçektir.
Ama hamd, başarıya başka unsurların da eşlik ettiğini hatırlatır:
sağlık,
zaman,
fırsat,
yetenek,
karşılaşılan insanlar.
Böylece insan emeğini küçültmeden şunu fark eder:
Başarı yalnız benim kapalı sistemimin ürünü değildir.

Besmele İle “Elhamdülillâhi Rabbi’l Âlemîn” Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Besmele şöyle başlamıştı:
“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.”
Şimdi:
“Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”
denir.
İlkinde insan:
Allah’ın adıyla başlar.
İkincisinde:
Allah’a hamd eder.
Yani başlangıç:
ve ilk karşılık:
kurulur.
Bu Fâtiha’nın manevi hareketini belirler:
Hatırla → Tanı → Hamd et.

Fâtiha’nın Geri Kalanı Bu Ayetten Nasıl Açılacaktır
Burada Allah:
Âlemlerin Rabbi
olarak tanıtıldı.
Devamında:
olarak anılacaktır.
Ardından kul konuşmaya başlayacaktır:
“Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.”
Sonrasında ise büyük dua gelir:
“Bizi dosdoğru yola ilet.”
Yani Fâtiha önce:
Allah’ı tanıtır,
sonra:
insanın Allah karşısındaki konumunu kurar,
ve ardından:
insanın duasını dile getirir.

Bir Sonraki Ayette Ne Anlatılacaktır
Fâtiha Suresi’nin bir sonraki ayetinde şöyle buyrulacaktır:
الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Anlam olarak:
“Rahmân’dır, Rahîm’dir.”
Besmelede zaten karşılaştığımız bu iki isim, Fâtiha’nın içinde yeniden gelecektir.
Bu tekrar çok önemlidir.
Çünkü Allah:
“Âlemlerin Rabbi”
olarak tanıtıldıktan hemen sonra rubûbiyetinin merkezine yeniden:
yerleştirilir.
Bir sonraki ayette özellikle:
Rahmân ve Rahîm neden yeniden tekrarlandı,
ilahi rahmet ile adalet nasıl birlikte düşünülmeli,
Allah’ın merhameti insanın umut ve kulluk anlayışını nasıl şekillendirir
sorularını derinlemesine ele alacağız.

Sonuç: “Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a Mahsustur” İfadesi, Allah’ın Yalnız Belirli Bir Topluluğun Değil Bütün Yaratılış Düzeninin Rabbi Olduğunu, Gerçek Övgünün Nihai Kaynağının O’na Ait Bulunduğunu Ve İnsanın Hayatı Yalnız Eksikleri Üzerinden Değil Varlığın, Nimetin Ve Rubûbiyetin Farkındalığıyla Okuması Gerektiğini Öğreten Fâtiha’nın En Temel Tevhid Ve Şükür Ayetlerinden Biridir
Fâtiha’da besmeleden sonra ilk büyük kelime:
Hamd.
Bu çok anlamlıdır.
İnsan hayatına bakarken iki farklı göz geliştirebilir.
Birincisi:
sürekli eksik olana bakar.
Daha fazla para.
Daha fazla başarı.
Daha fazla itibar.
Daha fazla imkân.
Bu bakışın sonu kolay kolay gelmez.
Çünkü insan ne kadar sahip olursa olsun daha fazlası vardır.
İkinci bakış ise:
“Bende ne var?”
diye sorar.
Nefes.
Zaman.
Bilinç.
Sevme kabiliyeti.
Öğrenebilme.
Yeni başlangıç yapabilme.
İşte hamd insanın bu ikinci bakışını derinleştirir.
Ama Fâtiha yalnız:
“Nimetlerine hamdolsun.”
demez.
Daha büyük bir şey söyler:
“Elhamdülillah.”
Yani hamd doğrudan Allah’a yönelir.
Çünkü nimet değişebilir.
Bugün sağlık vardır.
Yarın hastalık gelebilir.
Bugün bolluk vardır.
Yarın darlık olabilir.
Eğer insanın Allah’la bağı yalnız aldığı nimetlere bağlıysa, nimet azaldığında bağı da sarsılabilir.
Hamd daha derin bir yere dayanır:
Allah’ın kendisine.
Sonra ayet insanın ufkunu daha da genişletir:
“Rabbü’l âlemîn.”
Âlemlerin Rabbi.
Bu ifade insanın egosunu kozmik ölçüde küçültür ama değerini yok etmez.
Sana şunu hatırlatır:
Sen önemlisin.
Ama tek merkez sen değilsin.
İnsanlık önemlidir.
Ama yaratılış yalnız insanlıktan ibaret değildir.
Gökyüzü var.
Canlılar var.
Görmediğimiz varlık alanları var.
Sayısız sistem var.
Ve hepsinin Rabbi:
Allah.
Bu yüzden Fâtiha’nın bu ayeti, insan merkezli bir dünyadan Allah merkezli bir varlık anlayışına geçiştir.
İnsan artık:
“Evren benim için ne yapıyor?”
sorusundan önce:
“Ben bu büyük yaratılış içinde kimim?”
sorusunu sormaya başlar.
Bu soru insanı hem mütevazı hem sorumlu yapabilir.
Çünkü âlemlerin Rabbi Allah ise dünya sana verilmiş sınırsız bir mülk değildir.
Sen de o yaratılışın içinde yaşayan, sorumluluk taşıyan bir varlıksın.
Ve belki hamdin en derin dönüşümü burada başlar.
İnsan:
“Neden her şey benim istediğim gibi değil?”
sorusunu hiç sormaz hâle gelmez.
Ama yanına başka bir soru koyar:
“Ben zaten sahip olduğum hangi mucizevi şeyleri sıradanlaştırdım?”
İşte hamd insanın bakışını böyle değiştirir.
Eksikleri inkâr etmez.
Ama nimetleri görünmez olmaktan çıkarır.
Bir sonraki ayette ise Fâtiha yeniden iki kelimeye dönecektir:
Rahmân.
Rahîm.
Çünkü Kur’an, Allah’ı “Âlemlerin Rabbi” olarak tanıttıktan sonra insanın bu sınırsız rubûbiyeti yalnız güç olarak anlamasını istemez.
Hemen ardından:
Rahmet.
gelir.
Yani âlemleri yöneten Rab:
aynı zamanda Rahmân ve Rahîm’dir.
“Hamd, insanın hayatında hiçbir eksik kalmadığını söylemesi değildir; eksiklerin arasında bile varlığın kendisinin, nefesin, bilincin ve yeniden başlayabilmenin değerini görebilmesidir. Şükür nimeti fark ettirir, hamd ise nimetin arkasındaki Rabbi.”
Ersan Karavelioğlu