Enfâl Suresi 22. Ayette “Şüphesiz Allah Katında Canlıların En Kötüsü, Akıllarını Kullanmayan Sağırlar ve Dilsizlerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan kulağı olduğu hâlde hakikati duymuyor, dili olduğu hâlde doğruyu söylemiyor ve aklı olduğu hâlde onu kullanmıyorsa asıl kayıp bedeninde değil, bilincindedir.”
Ersan Karavelioğlu
Enfâl Suresi 22. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, akıllarını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir.”
Bu ayet, bir önceki ayette anlatılan “İşittik dedikleri hâlde gerçekte işitmeyenler” uyarısını daha da derinleştirir.
Burada fiziksel bir sağırlık veya konuşma engeli eleştirilmiyor.
Kur’an’ın eleştirdiği şey, insana verilmiş olan:
aklı,
işitme imkânını,
konuşma yeteneğini
ve hakikati değerlendirme gücünü bilinçli biçimde kullanmamaktır.
Ayette Gerçekten Sağır ve Dilsiz İnsanlar mı Kastediliyor
Hayır.Ayet fiziksel engeli bulunan insanları küçümsememektedir.
Buradaki sağırlık ve dilsizlik mecazidir.
İnsan kulağıyla duyabilir fakat hakikate kendisini kapatabilir.
Konuşabilir fakat doğruyu söylemeyebilir.
Aklı olabilir fakat onu kullanmaktan kaçınabilir.
Kur’an işte bu manevi ve zihinsel kapanmayı eleştirmektedir.
“Allah Katında Canlıların En Kötüsü” İfadesi Neden Bu Kadar Serttir
Çünkü insana çok önemli yetenekler verilmiştir.Düşünebilir.
Karşılaştırabilir.
Soru sorabilir.
Doğru ile yanlışı ayırt etmeye çalışabilir.
İnsan bütün bu imkânlara sahip olduğu hâlde bilinçli biçimde hakikatten kaçıyorsa, kendisine verilen büyük bir nimeti boşa harcamış olur.
Ayetin sertliği de bu sorumluluğun büyüklüğünü gösterir.
“Akıllarını Kullanmayanlar” Ne Demektir
Kur’an’ın burada kullandığı ifade, sadece zekâ sahibi olmakla ilgili değildir.Bir insan son derece zeki olabilir ama zekâsını yanlış işler için kullanabilir.
Kur’an’daki akletmek:
düşünmek,
sonuç çıkarmak,
hakikati değerlendirmek,
doğru ile yanlışı ayırmak
ve gördüğü delillerden ders almak anlamına gelir.
Yani mesele beynin çalışması değil, insanın aklını hangi yönde kullandığıdır.
Kur’an Aklı Neden Bu Kadar Önemser
Çünkü iman kör bir alışkanlık olarak sunulmaz.Kur’an sürekli olarak insana:
“Düşünmez misiniz?”
“Akletmez misiniz?”
“İbret almaz mısınız?”
gibi sorular yöneltir.
Bu da insanın inanç konusunda bile düşünme sorumluluğu taşıdığını gösterir.
Aklı kullanmak, Kur’an açısından insan olmanın önemli özelliklerinden biridir.
İman Etmek ile Akıl Kullanmak Birbirine Zıt mıdır
Hayır.Kur’an’ın kendi yaklaşımında iman ile düşünce birbirinin düşmanı değildir.
Tam tersine insanın:
evrene,
hayata,
ölüme,
adalete,
kendi varlığına
ve Allah’ın ayetlerine bakıp düşünmesi istenir.
İman, aklın tamamen kapatılması değil; aklın hakikati arayan bir araç olarak kullanılmasıdır.
İnsan Neden Aklını Kullanmak İstemeyebilir
Çünkü düşünmek bazen rahatsız edicidir.İnsan düşündüğünde yanıldığını fark edebilir.
Bir alışkanlığını değiştirmesi gerekebilir.
Bir çıkarından vazgeçmesi gerekebilir.
Kendisini haklı sanırken aslında haksız olduğunu görebilir.
Bu yüzden bazı insanlar hakikati araştırmak yerine mevcut düşüncelerini korumayı tercih eder.
Ayetin eleştirdiği tavırlardan biri de budur.
“Sağır” Olmak Burada Ne Anlama Gelir
Buradaki sağırlık, hakikati dinlememektir.İnsan kendisine yapılan uyarıyı işitebilir.
Kur’an ayetlerini duyabilir.
Bir insan ona:
“Yanlış yapıyorsun.”
diyebilir.
Fakat kişi daha baştan:
“Ben fikrimi değiştirmem.”
kararı vermişse gerçek anlamda dinlemiyor olabilir.
Kulağı açık ama zihni kapalıdır.
“Dilsiz” Olmak Ne Anlama Gelir
Buradaki dilsizlik de fiziksel bir konuşamama değildir.Doğruyu söylemesi gereken yerde susmak,
hakikati ifade etmemek,
iyiliği savunmamak
veya dilini doğru için kullanmamak anlamında düşünülebilir.
İnsan konuşabiliyor olabilir.
Ama bütün konuşmasını çıkar, yalan veya kötülük için kullanıyorsa dilinin gerçek değerini kaybetmiş olur.
Bir İnsan Hem Çok Konuşup Hem “Dilsiz” Olabilir mi
Mecazi anlamda evet.İnsan saatlerce konuşabilir.
Ama hiçbir doğruyu söylemeyebilir.
Sürekli başkalarını kötüleyebilir.
Yalan söyleyebilir.
Dedikodu yapabilir.
Haksızlık karşısında ise susabilir.
Bu durumda dili vardır ama dilini hakikat için kullanmamaktadır.
Ayetin düşündürdüğü mesele budur.

Enfâl 21 ile Enfâl 22 Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Bir önceki ayette:“İşitmedikleri hâlde ‘işittik’ diyenler gibi olmayın.”
denilmişti.
Bu ayette ise hakikati işitmeyen ve aklını kullanmayan insanların durumu daha sert biçimde anlatılır.
Yani iki ayetin ortak mesajı şudur:
İnsana verilmiş duyular ve akıl yalnızca fiziksel olarak var olmak için değil, hakikati bulmak için kullanılmalıdır.

Ayet İnsanları Hayvanlara mı Benzetiyor
Ayet “canlıların en kötüsü” şeklinde güçlü bir karşılaştırma yapmaktadır.Buradaki amaç hayvanları aşağılamak değildir.
Hayvan kendi yaratılışına göre hareket eder.
İnsan ise kendisine verilmiş akıl ve ahlaki sorumluluk sayesinde farklı bir konumdadır.
Eğer insan bu imkânları bilinçli biçimde kullanmıyorsa sahip olduğu üstün potansiyeli boşa çıkarmış olur.
Eleştiri insanın sahip olduğu imkân ile davranışı arasındaki büyük farkadır.

Çok Eğitimli Bir İnsan da Aklını Kullanmıyor Olabilir mi
Evet.Eğitim ile aklı hikmetli kullanmak aynı şey değildir.
Bir insan çok diploma sahibi olabilir.
Çok kitap okuyabilir.
Çok bilgi biriktirebilir.
Fakat kendi önyargılarını hiç sorgulamıyorsa, yanlışını kabul edemiyorsa veya bilgisini başkalarına zarar vermek için kullanıyorsa Kur’an’ın övdüğü anlamda akletmiş olmayabilir.
Bilginin ahlakla birleşmesi gerekir.

Aklı Kullanmak Her Şeyi Sorgulamak mı Demektir
Sorgulamak önemli bir araçtır.Ama yalnızca sürekli şüphe etmek de aklı kullanmanın tamamı değildir.
Aklı kullanmak:
delili değerlendirmek,
yanlış ihtimalini kabul etmek,
yeni bilgiye açık olmak,
tutarlı düşünmek
ve vardığı sonucun gereğini yerine getirebilmek demektir.
Amaç her şeyi reddetmek değil, gerçeğe ulaşmaya çalışmaktır.

İnsan Kendi Fikrini Nasıl Sorgulayabilir
Kendisine şu soruları sorabilir:Ben buna neden inanıyorum?
Elimde gerçekten delil var mı?
Yoksa sadece alıştığım için mi böyle düşünüyorum?
Karşı görüşü gerçekten dinledim mi?
Benim çıkarım farklı olsaydı aynı şeyi savunur muydum?
Yanlış olduğumu gösteren bir delil ortaya çıkarsa fikrimi değiştirebilir miyim?
Bu sorular insanın düşüncesini daha dürüst hâle getirebilir.

Ayet Taklitçilik Hakkında Bir Uyarı Taşıyor mu
Geniş anlamda evet.İnsan yalnızca:
“Herkes böyle söylüyor.”
diye bir düşünceyi kabul etmemelidir.
Aileden böyle gördüğü,
çevresi böyle düşündüğü
veya toplum böyle yaptığı için bir şeyi sorgulamadan benimsemek insanın aklını yeterince kullanmaması sonucunu doğurabilir.
Kur’an insanın kendi sorumluluğunu taşımasını ister.

Bu Ayetin Günümüzdeki En Büyük Karşılığı Nedir
Bugün insanın önünde sürekli bilgi akışı vardır.Sosyal medyada bir haber görür.
Hemen inanabilir.
Bir video izler.
Kaynağını araştırmadan paylaşabilir.
Kendi görüşünü destekleyen her bilgiyi doğru kabul edip diğerlerini reddedebilir.
Enfâl 22 böyle bir dünyada son derece güncel bir uyarı hâline gelir:
Duyduğun her şeyi kabul etme.
Ama hoşuna gitmeyen her şeyi de reddetme.
Aklını kullan.

Ayetin En Derin Mesajlarından Biri Nedir
Belki de şudur:İnsanın gerçek değeri yalnızca neye sahip olduğuyla değil, kendisine verilen yetenekleri nasıl kullandığıyla ilgilidir.
Kulak verilmişse hakikati dinlemek için...
Dil verilmişse doğruyu söylemek için...
Akıl verilmişse düşünmek için...
Vicdan verilmişse iyiyi kötüden ayırmaya çalışmak için kullanılmalıdır.
Kullanılmayan nimet, insanı otomatik olarak olgunlaştırmaz.

Sonuç: Enfâl Suresi 22. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Enfâl Suresi 22. ayet çok sert ama son derece düşündürücü bir uyarı içerir.İnsana kulak verilmiştir.
Ama gerçekten dinlemesi gerekir.
Dil verilmiştir.
Ama onu hakikat için kullanması gerekir.
Akıl verilmiştir.
Ama düşünmesi gerekir.
Ayetin eleştirdiği insanlar fiziksel olarak sağır veya dilsiz olanlar değildir.
Tam tersine duyabildiği hâlde duymayan,
konuşabildiği hâlde hakikati söylemeyen
ve aklı olduğu hâlde düşünmekten kaçınan insanlardır.
Kur’an burada insan olmanın sorumluluğunu hatırlatır.
Aklımızın olması tek başına yeterli değildir.
Onu kullanmamız gerekir.
Bilgiye ulaşabilmemiz yeterli değildir.
Onu değerlendirmemiz gerekir.
Hakikati duymamız yeterli değildir.
Onun karşısında dürüst olmamız gerekir.
Enfâl 22 bize belki de şu çok zor soruyu yöneltir:
Bir konuda gerçeği mi arıyoruz, yoksa sadece zaten inanmak istediğimiz şeyi doğrulayacak sözleri mi duymak istiyoruz?
Çünkü insanın en büyük sağırlığı, kulağının duymaması değil; hakikat kendisine ulaştığında kalbinin onu duymak istememesidir.
“Aklın değeri sadece düşünmekte değil, gerektiğinde kendi düşüncemizin yanlış olabileceğini kabul edebilmekte ortaya çıkar. Hakikati gerçekten arayan insan, yalnızca kendisini doğrulayan sesi değil, kendisini değiştirebilecek sözü de dinler.”
Ersan Karavelioğlu