En‘âm Suresi 139. Ayette “Bu Hayvanların Karınlarındaki Yavrular Yalnız Erkeklerimize Aittir, Kadınlarımıza Haramdır; Eğer Ölü Doğarsa Hepsi Ona Ortaktır” İfadesi Ne Anlama Gelir
En‘âm Suresi 139. ayet, önceki ayetlerde anlatılan cahiliye dönemi dinî uygulamalarının devamıdır.“En‘âm Suresi 139. ayet, insanların kendi ürettikleri dinî kurallarla kadın ve erkek arasında keyfî ayrımlar oluşturmasını eleştirir. Vahye dayanmayan kutsal sınıflandırmalar zamanla hem adaleti hem dini bozabilir.”
Ersan Karavelioğlu
- ayette:
bazı ekinlerin,
bazı kullanım biçimlerinin
insanların kendi zanlarıyla haramlaştırıldığı anlatılmıştı.
- ayette ise bu defa hayvanların karınlarındaki yavrular üzerinden erkekler ve kadınlar arasında keyfî bir dinî ayrım yapıldığı görülür.
“Bu hayvanların karınlarındaki yavrular yalnız erkeklerimize aittir, kadınlarımıza haramdır.”
Ama yavru ölü doğarsa bu kez herkes ortak sayılıyordu.
Bu çelişki, kuralların vahye değil insanların kendi keyfî sistemlerine dayandığını açık biçimde gösterir.
“Bu Hayvanların Karınlarındaki Yavrular” Ne Demektir
Burada bazı hayvanların doğacak yavruları veya karınlarındaki ürünleri kastedilir.Cahiliye toplumunda belirli hayvanlara:
özel statüler,
kutsallıklar,
yasaklar
yüklenebiliyordu.
Bunların yavrularının kim tarafından yenilebileceği bile dinî bir kurala dönüştürülmüştü.
“Yalnız Erkeklerimize Aittir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu, erkeklere özel bir kullanım veya yeme hakkı tanındığını gösterir.Yani bir grup:
“Bu nimet erkeklere helaldir.”
derken,
kadınlar bundan dışlanıyordu.
Ancak bu ayrım Allah’ın vahyine değil, insanların kendi uydurduğu kurallara dayanıyordu.
“Kadınlarımıza Haramdır” Demek Neden Eleştiriliyor
Çünkü Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi:kadınlara haram,
erkeklere helal
ilan etmek dinî yetkiyi gasp etmektir.
Burada mesele yalnız kadın-erkek farkı değildir.
Asıl mesele:
Allah adına delilsiz hüküm üretmektir.
Bu Ayet Kadınlara Karşı Ayrımcılığı mı Eleştiriyor
Evet, ayetin tarihî bağlamında kadınların keyfî biçimde dışlandığı bir uygulama eleştirilmektedir.Ama daha geniş mesaj şudur:
Din adına:
cinsiyete,
soya,
statüye
dayalı keyfî ayrıcalıklar üretilemez.
Bir farklılığın dinî hüküm olabilmesi için vahye dayanan gerçek bir temeli bulunmalıdır.
“Eğer Ölü Doğarsa Hepsi Ona Ortaktır” Ne Demektir
Bu ifade onların sistemindeki büyük tutarsızlığı açığa çıkarır.Yavru canlı doğarsa:
erkeklere ait.
Kadınlara yasak.
Ama ölü doğarsa:
herkes ortak.
Bu, kuralın sabit bir ilahî ilkeye değil, insan yapımı ve tutarsız bir geleneğe dayandığını gösterir.
Bu Çelişki Neden Önemlidir
Çünkü yanlış dinî sistemler çoğu zaman kendi içinde tutarsızlık üretir.İnsan önce bir kural koyar.
Sonra başka şartlarda onu değiştirir.
Daha sonra bu değişken sistemi:
“Allah böyle istedi.”
diye sunar.
Kur’an bu mantığı parçalar.
Dinî Bir Hükmün Tutarlı Olması Neden Önemlidir
Çünkü ilahî hüküm:keyfî,
rastgele,
çıkar odaklı
olmamalıdır.
İnsanların kendi arzularına göre sürekli değişen kurallar, ilahî yasama olarak sunulamaz.
Ayet bu noktada aklı da çalıştırır:
“Bu kural gerçekten tutarlı mı?”
Ayetin Sonunda Neden “Allah Onları Cezalandıracaktır” Denir
Çünkü mesele basit bir kültürel alışkanlık değildir.İnsanlar kendi uydurdukları kuralları Allah’a nispet etmektedir.
Bu nedenle sorumluluk:
yalnız yanlış uygulamadan değil,
Allah adına yanlış konuşmaktan da
doğar.
Din adına yalan söylemek ağır bir meseledir.
“Uydurdukları Nitelendirmeler” Ne Demektir
İnsanlar:“Bu helal.”
“Bu haram.”
“Bu erkeklere ait.”
“Bu kadınlara yasak.”
diye sınıflandırmalar üretmişlerdir.
Kur’an bunları hakikat değil, insan yapımı tanımlamalar olarak gösterir.
Yani isim vermek gerçeği değiştirmez.
Bir Şeye “Haram” Demek Onu Gerçekten Haram Yapar mı
Hayır.Bir şeyin haram olması, insanın onu haram ilan etmesiyle gerçekleşmez.
Dinî hüküm için:
vahiy,
sahih delil,
sağlam yorum yöntemi
gerekir.
İnsanların alışkanlığı dinin kaynağı değildir.

Toplumun Çoğunluğu Bir Şeye İnanıyorsa O Dinî Hüküm Olur mu
Hayır.Bir toplumda bir uygulama:
yüzlerce yıl,
binlerce kişi,
kuşaklar boyunca
sürebilir.
Ama uzun sürmesi onu otomatik olarak Allah’ın emri yapmaz.
Hakikat çoğunlukla değil, delille belirlenir.

Bu Ayet Kadınların Dinî Hakları Konusunda Ne Öğretir
Ayet, kadınların sırf kadın oldukları için keyfî şekilde nimetlerden dışlanmasını eleştiren örneklerden biridir.Bu, her kadın-erkek hükmünün aynı olması gerektiği anlamına gelmez.
İslam hukukunda bazı farklı hükümler bulunabilir.
Ama bunların dayanağı:
gelenek,
erkek egemenliği,
keyfî tercih
değil, gerçek dinî delil olmalıdır.

Bir Gelenek Kadınları Dışlıyorsa “Din” Denilebilir mi
Sadece gelenek olması yetmez.Bir toplum:
“Kadınlar bunu yapamaz.”
diyebilir.
Ama soru şudur:
Allah mı yasakladı?
Yoksa toplum mu?
Bu ayrım son derece önemlidir.
Çünkü bazen kültürel kurallar dine mal edilebilir.

En‘âm 138 ve 139 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
- ayette:
- ayette:
Yani:
Keyfî kutsallık → Keyfî yasak → Keyfî sosyal ayrım.
Kur’an bu zincirin tamamını eleştirir.

Bu Ayet Bize Din ve Kültürü Ayırmayı mı Öğretiyor
Evet, önemli ölçüde.Din ile kültür iç içe yaşayabilir.
Ama aynı şey değildir.
Bir uygulama kültürel olabilir.
Güzel de olabilir.
Ama kültürel olanı otomatik olarak:
farz,
haram,
ilahî emir
hâline getirmek doğru değildir.

Din Adına Erkeklere Ayrıcalık Vermek Her Zaman Doğru mudur
Hayır.Erkek olmak tek başına dinî üstünlük sebebi değildir.
Kur’an’ın temel ahlaki ölçüsü:
takva,
adalet,
sorumluluk
üzerinedir.
Bu ayette de erkeklere verilen keyfî ayrıcalık eleştirilir.

Bu Ayet Günümüzde Hangi Yanlışlara Karşı Uyarı Olabilir
Özellikle şu tür cümlelere karşı:“Kadın bunu yapamaz çünkü din böyle diyor.”
“Erkek için serbest ama kadın için kesin haram.”
gibi iddialarda delil sorgulanmalıdır.
Gerçekten din mi söylüyor?
Yoksa toplumun alışkanlığı mı?
Bu soruyu sormak dine karşı çıkmak değil, dini kültürel eklemelerden ayırmaya çalışmaktır.

Bu Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şu:Allah adına birine ayrıcalık veya yasak vermeden önce gerçekten Allah’ın böyle hükmettiğinden emin ol.
Çünkü dinî otorite:
çıkar,
alışkanlık,
cinsiyet üstünlüğü
üretmek için kullanılmamalıdır.
Allah’ın söylemediğini O’na nispet etmek ağır bir sorumluluktur.

En‘âm Suresi 139. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
En‘âm Suresi 139. ayet bize yalnız eski bir hayvan geleneğini anlatmıyor.Çok daha büyük bir soruyu önümüze koyuyor:
Bir toplum kendi kurallarını nasıl “Allah’ın kuralı” hâline getirebilir?
Önce bir alışkanlık oluşur.
Sonra bu alışkanlığa dinî anlam yüklenir.
Sonra insanlar:
“Böyle gelmiş, böyle gider.”
demeye başlar.
Bir süre sonra hiç kimse:
“Bunun gerçekten vahiyde dayanağı var mı?”
diye sormaz.
İşte ayetin eleştirdiği şey tam da budur.
Üstelik burada dikkat çekici olan, kuralların kadınlar aleyhine işlemesidir.
Canlı doğan yavru:
erkeklerin.
Kadınlara yasak.
Ama aynı yavru ölü doğarsa:
herkes ortak.
Bu tutarsızlık, sistemin hakikatten değil insan çıkarından üretildiğini ele verir.
Bugün de benzer bir hata yapılabilir.
Bir kültürel alışkanlık:
“din”,
bir aile geleneği:
“haram”,
bir erkek üstünlüğü:
“Allah’ın emri”
olarak sunulabilir.
Bu noktada Kur’an’ın öğrettiği soru çok değerlidir:
Delilin ne?
Gerçekten Allah mı söyledi?
Yoksa biz mi böyle alıştık?
Bu soru dini zayıflatmaz.
Tam tersine dini insanların keyfî otoritesinden korur.
Ve belki En‘âm 139’un bugün için en güçlü cümlesi şudur:
Bir toplumun yüzyıllardır uyguladığı bir kural, Allah’ın hükmü olduğunu kanıtlamaz. Gerçek takva, kültürü kutsallaştırmak değil; Allah’ın söylediğiyle insanların sonradan eklediklerini dürüstçe ayırabilmektir.
“En‘âm Suresi 139. ayet, insanların kendi ürettikleri dinî kurallarla kadın ve erkek arasında tutarsız ve keyfî ayrımlar oluşturmasını eleştirir. Din adına hüküm verirken geleneğin, çıkarın ve toplumsal alışkanlığın değil, vahyin ve sağlam delilin belirleyici olması gerekir.”
Ersan Karavelioğlu