Bürûc Suresi 15. Ayette “Arş’ın Sahibi, Şanı Yüce Olan O’dur” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Allah’ın Arş İle İlişkilendirilmesi İlahi Hükümranlık, Aşkınlık Ve Kur’an’daki Arş Kavramı Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“Bürûc’un on beşinci ayeti, Allah’ın kudretini yalnız cezalandırma veya bağışlama diliyle değil, hükümranlığın en yüksek sembolü olan ‘Arş’ üzerinden anlatır. Buradaki amaç Allah’a fiziksel bir mekân tayin etmek değil, O’nun mutlak egemenliğini ve yaratılmış düzenin üstündeki aşkınlığını vurgulamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
Bürûc Suresi 15. Ayette Ne Buyrulur
Bürûc Suresinin on beşinci ayetinde anlam olarak:
“Arş’ın sahibi, şanı yüce olan O’dur.”
buyrulur.
Bir önceki ayette Allah:
Gafûr
ve:
Vedûd
olarak tanıtılmıştı.
Şimdi ise:
Arş’ın sahibi
ve:
Mecîd
olarak anılır.
Yani sure:
yeniden:
geçer.
Bu geçiş:
Allah tasavvurunun tek bir sıfata indirgenmediğini gösterir.
“Zü’l-Arş” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen:
“Zü’l-Arş”
ifadesi:
“Arş’ın sahibi”
veya:
“Arş’ın Rabbi”
anlamına gelir.
“Zû”:
sahip olan
demektir.
Dolayısıyla ayetin temel vurgusu:
Arş’ın da:
Allah’tan bağımsız,
kendi başına bir güç
olmadığıdır.
Arş bile Allah’ın mülküdür.
Kur’an’daki “Arş” Kelimesi Ne Anlama Gelir
“A'rş” kelimesinin temel anlamlarından biri:
taht
veya:
hükümdarlık makamıdır.
İnsanlar açısından taht:
egemenliğin,
otoritenin
ve hükümranlığın
sembolüdür.
Kur’an’da Allah hakkında kullanılan:
Arş
ifadesi ise:
insan krallarının tahtlarıyla birebir aynı fiziksel şey
gibi düşünülmemelidir.
Ana vurgu:
mutlak hükümranlıktır.
Arş Neden Hükümranlığın Sembolüdür
Tarih boyunca:
taht,
hükümdarın egemenliğini
temsil etmiştir.
Bir hükümdarın:
tahta oturması,
ülke üzerinde hüküm sürdüğünü
gösterir.
Kur’an’ın Arş dili de:
insanın anlayabileceği bir hükümranlık imgesinden hareketle:
Allah’ın:
bütün yaratılmış düzen üzerindeki mutlak hâkimiyetini
anlatır.
Ancak ilahî hükümranlık:
insan hükümdarlığı gibi:
sınırlı değildir.
Allah Gerçekten Fiziksel Bir Tahtta mı Oturur
Bu konuda İslam düşüncesinde:
farklı yorum gelenekleri bulunmuştur.
Ancak ortak temel ilke şudur:
Allah:
yaratılmış varlıklara benzemez.
Bu nedenle:
Arş’ı:
Allah’ın ihtiyaç duyduğu fiziksel bir koltuk
gibi düşünmek:
teolojik açıdan sorunludur.
Birçok kelâm geleneği:
Arş ifadelerini:
ilahî hükümranlık,
azamet
ve aşkınlık
bağlamında yorumlamıştır.
“Allah Nerede?” Sorusu Bu Ayetle Cevaplanabilir mi
Bu soru:
mekân kavramının Allah’a nasıl uygulanacağı
meselesini gündeme getirir.
İslam teolojisinin önemli çizgilerinde:
mekân:
yaratılmış düzenin bir özelliğidir.
Allah ise:
yaratılmış mekâna bağımlı değildir.
Dolayısıyla:
“Allah Arş’ın üzerinde, şu koordinattadır.”
gibi fiziksel bir konumlandırma:
ilahî aşkınlığı açıklamakta yetersiz kalabilir.
Arş ifadesinin temel amacı:
coğrafi adres vermek değil, egemenliği bildirmektir.
İlahi Aşkınlık Ne Demektir
Aşkınlık:
Allah’ın:
yaratılmış evrenin sınırlılıklarına
indirgenememesi
demektir.
İnsan:
zamana bağlıdır.
Mekâna bağlıdır.
Bedene bağlıdır.
Değişir.
Yaşlanır.
Allah ise İslamî teolojide:
bu yaratılmış sınırlılıklarla
aynı düzeyde düşünülmez.
Arş kavramı:
bu aşkınlığı:
büyüklük ve hükümranlık diliyle
ifade eder.
Peki Aşkın Bir Allah İnsana Nasıl Yakın Olabilir
Bu:
Kur’an’daki önemli dengelerden biridir.
Allah:
aşkın
ama aynı zamanda:
yakın olarak anlatılır.
Bürûc’ta da bu denge görülür.
Bir önceki ayet:
Vedûd, yani çok seven.
Şimdiki ayet:
Arş’ın sahibi.
Yani Allah:
yalnız uzak ve ulaşılmaz bir kudret
olarak tasvir edilmez.
Hem:
yüce
hem:
yakınlık ve sevgi sahibi
olarak anlatılır.
Arş’ın Sahibi Olmak Hendek Sahiplerine Karşı Nasıl Bir Mesaj Taşır
Hendek sahipleri:
dünyada:
iktidar sahibi
olabilir.
Tahtları,
askerleri
ve emirleri
vardır.
Ama ayet:
Allah’ı:
Arş’ın sahibi
olarak tanımlar.
Bu:
insan hükümdarlarının bütün tahtlarını:
göreceli hâle getirir.
Sanki sure şöyle der:
“Sizin tahtlarınız geçici; gerçek hükümranlık O’na aittir.”
Arş Kavramı İlahi Adaletle Nasıl İlişkilidir
Hükümranlık:
yalnız güç değildir.
Aynı zamanda:
hüküm verme
yetkisidir.
Bürûc’un bağlamında:
zalimlerin yaptıkları:
hesaba bağlanmaktadır.
Arş’ın sahibi olmak:
bu nihai hükmün:
yetkisiz veya tesadüfi olmadığını
gösterir.
Yani:
nihai mahkeme, nihai hükümranlığın sahibine aittir.

“Mecîd” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen:
“Mecîd”
kelimesi:
şanı yüce,
azamet sahibi,
onuru ve yüceliği büyük
anlamlarına gelir.
Bu kelime:
yalnız fiziksel büyüklük
anlatmaz.
İtibar,
şeref,
yücelik
ve ihtişam
anlamı taşır.
Dolayısıyla Allah:
yalnız güçlü değil,
yüceliği sınırsız olan
olarak tanıtılır.

Güç İle Yücelik Aynı Şey midir
Hayır.
Bu ayrım Bürûc bağlamında özellikle önemlidir.
Hendek sahipleri:
güçlüydü.
Ama:
yüce değillerdi.
İnsanları:
işkenceyle öldürüyorlardı.
Bu nedenle:
çıplak güç:
insanı otomatik olarak:
Mecîd
yapmaz.
Kur’an’ın ilahî kudret anlayışı:
gücü:
adalet,
rahmet
ve yücelikle
birleştirir.

Arş Evrenin Fiziksel Bir Parçası mıdır
Bu konuda gayba ilişkin ayrıntılar:
insan bilgisine açık değildir.
Kur’an:
Arş’tan söz eder,
ama:
onun fiziksel yapısını,
boyutlarını
veya kozmik koordinatlarını
bilimsel biçimde açıklamaz.
Bu nedenle:
Arş’ı modern astronomide:
belirli bir galaksi,
boyut
veya kozmik yapı
ile özdeşleştirmek
sağlam değildir.
Ayetin amacı:
astronomi dersi vermek değildir.

Arş’ı Bilimsel Bir Nesne Olarak Aramak Doğru mudur
Bu tür iddialarda dikkatli olmak gerekir.
Teleskoplarla:
“Arş bulundu”
gibi iddialar:
hem bilimsel
hem teolojik açıdan
temelsiz olabilir.
Bilim:
gözlenebilir evrenin yapılarını
araştırır.
Arş ise:
Kur’an’ın gayb ve ilahî hükümranlık dili içinde
yer alır.
Bu nedenle:
Arş kavramını:
modern astrofizik nesnelerine zorla bağlamak
gerekmez.

İnsan Kendi “Tahtlarını” Nasıl Kurar
Arş kavramının ahlaki çağrışımı:
insanın kendi küçük iktidarlarını
düşünmesine de yardımcı olabilir.
Bir insanın tahtı:
makamı olabilir.
Parası olabilir.
Şöhreti olabilir.
Sosyal çevresi olabilir.
Kendisine itaat edilmesi olabilir.
Sorun:
bunlara sahip olmak değil,
bunları:
mutlaklaştırmaktır.
İnsan:
kendi küçük tahtına oturup:
hesap vermez olduğunu
sanabilir.

“Zü’l-Arş” İnancı Tevazuyu Nasıl Besler
Eğer gerçek hükümranlık:
Allah’a aitse,
insan sahip olduğu makamı:
nihai kimliği
olarak görmemelidir.
Bugün:
yönetici olabilir.
Yarın:
görevden ayrılabilir.
Bugün:
çok zengin olabilir.
Yarın:
malını kaybedebilir.
Arş’ın sahibi fikri:
insana:
“Sen mutlak merkez değilsin.”
hatırlatması yapar.
Bu:
tevazunun güçlü temellerinden biridir.

“Vedûd”dan “Zü’l-Arş”a Geçiş Ne Söyler
- ayet:
çok bağışlayan, çok seven.
- ayet:
Arş’ın sahibi, şanı yüce.
Bu sıralama:
çok güzel bir denge kurar.
Allah’ın sevgisi:
güçsüzlük değildir.
Allah’ın kudreti de:
sevgisizlik değildir.
Vedûd ile:
Zü’l-Arş ile:
Mecîd ile:
aynı tasvirde birleşir.

12’den 15. Ayete Kadar Allah’ın Hangi Sıfatları Öne Çıkar
- ayet:
- ayet:
- ayet:
- ayet:
Böylece birkaç ayet içinde:
adalet,
yaratma,
diriltme,
rahmet,
sevgi
ve hükümranlık
aynı ilahî bütünlükte bir araya gelir.

Bürûc Suresi 15. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
Bürûc Suresinin on beşinci ayeti:
“Arş’ın sahibi, şanı yüce olan O’dur.”
der.
Bu ayeti:
hendek sahiplerini hatırlayarak okumak gerekir.
Çünkü hendek sahiplerinin:
dünyevi bir iktidarı vardı.
Emir veriyorlardı.
İnsanları tutuklayabiliyorlardı.
Ateş yakabiliyorlardı.
Kimin yaşayacağına:
karar verebileceklerini
sanıyorlardı.
Belki tahtları vardı.
Belki sarayları.
Belki insanların önlerinde eğildiği bir otoriteleri.
Fakat Bürûc:
bu küçük insan iktidarının karşısına:
Arş’ın sahibini
çıkarır.
İnsan tahtı:
bir sarayın içindedir.
Arş ise:
ilahî hükümranlığın en büyük sembolüdür.
İnsan kralı:
birkaç şehir üzerinde hükmeder.
Allah:
Kur’an’ın ifadesiyle:
göklerin ve yerin sahibidir.
İnsan hükümdar:
bir süre yaşar.
Sonra:
ölür.
Allah’ın hükümranlığı ise:
zamanla sınırlı değildir.
İşte ayetin temel karşılaştırması:
geçici tahtlar ile mutlak hükümranlık
arasındadır.
Ama burada çok önemli bir nokta vardır:
Kur’an’ın Arş dili:
Allah’ı:
insan krallarının büyütülmüş bir versiyonu
hâline getirmemelidir.
Yani:
devasa bir saray,
devasa bir koltuk
ve onun üzerinde insan biçimli bir varlık
gibi düşünmek:
ayetlerin aşkınlık boyutunu daraltabilir.
Arş:
insanın anlayabildiği:
hükümranlık sembolünden
hareketle:
Allah’ın sınırsız egemenliğini
anlatır.
Ayetin ikinci kelimesi olan:
Mecîd
ise:
bu hükümranlığın yalnız güç değil:
yücelik
olduğunu hatırlatır.
Bu çok önemlidir.
Çünkü zalim de:
güçlü olabilir.
Hendek sahipleri:
bunu kanıtlamıştı.
Ama güçleri onları:
şerefli yapmadı.
Tam tersine:
ahlaken küçülttü.
Kur’an böylece:
insanlık tarihinin en büyük yanılgılarından birini
düzeltir:
Güçlü olmak ile büyük olmak aynı şey değildir.
Bir insan:
binlerce kişiye emir verebilir
ama:
küçük bir karaktere sahip olabilir.
Bir başkası:
hiçbir makamı olmadan:
dürüstlüğü,
merhameti
ve cesaretiyle:
çok daha büyük olabilir.
Bu yüzden “Mecîd”:
gücün:
ahlaki yücelikle birleşmesini
hatırlatır.
Bürûc’un önceki ayetiyle birlikte okunduğunda:
daha da olağanüstü bir tablo çıkar:
Allah:
Vedûd
yani çok seven.
Ama aynı zamanda:
Zü’l-Arş
yani mutlak hükümranlığın sahibi.
Bu şu anlama gelir:
Kur’an’ın Allah tasavvurunda:
sevgi:
güçsüzlük değildir.
Güç:
sevgisizlik değildir.
Bağışlama:
adaletsizlik değildir.
Yücelik:
zorbalık değildir.
Bunların hepsi:
aynı ilahî bütünlüğün farklı yönleridir.
Ve belki Bürûc Suresi 15. ayetin insana bıraktığı en büyük soru:
şudur:
Sen kendi küçük tahtına ne kadar bağlandın?
Makamın elinden alınsa:
sen kimsin?
Paran gitse:
sen kimsin?
İnsanlar seni alkışlamasa:
sen kimsin?
Eğer kimliğin yalnız:
sahip olduğun güçten oluşuyorsa,
gücün gidince:
sen de çöker misin?
Bürûc’un Arş anlayışı:
insana kendi ölçeğini
hatırlatır.
Sen değerli olabilirsin.
Güçlü olabilirsin.
Başarılı olabilirsin.
Ama:
mutlak değilsin.
Ve belki ayetin en derin mesajı şöyle özetlenebilir:
Bütün insan tahtları geçicidir; Arş’ın sahibi yalnız Allah’tır. Kur’an’ın Arş dili Allah’a fiziksel bir adres vermekten çok, hiçbir kralın, devletin, servetin veya gücün mutlak olmadığını ilan eder. Gerçek yücelik yalnız hükmedebilmekte değil, kudreti adalet, rahmet ve hikmetle birleştirebilmektedir.
“İnsan kendine taht kurabilir, fakat Arş’ın sahibi olamaz. Bürûc’un on beşinci ayeti bütün dünyevi iktidarlara sessiz bir sınır çizer: Makamın büyüyebilir, fakat mutlaklaşamaz; çünkü gerçek hükümranlık güçle değil, sınırsız kudret ve yücelikle Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu