Bürûc Suresi 16. Ayette “Dilediğini Yapandır” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Allah’ın İradesinin Sınırsızlığı Keyfîlik mi Yoksa Hikmet, Kudret Ve İlahi Özgürlük Açısından mı Anlaşılmalıdır
“Bürûc’un ‘Dilediğini yapandır’ ifadesi, sınırsız kudreti anlatırken ilahî iradeyi anlamsız bir keyfîliğe indirgemez. Kur’an’ın bütünlüğünde irade; hikmet, adalet, rahmet ve bilgiyle birlikte düşünülür.”
Ersan Karavelioğlu
Bürûc Suresi 16. Ayette Ne Buyrulur
Bürûc Suresinin on altıncı ayetinde anlam olarak:
“Dilediğini yapandır.”
buyrulur.
Ayet Arapçada:
“Fe‘‘âlün limâ yurîd”
şeklindedir.
Çok kısa bir cümledir.
Fakat:
ilahî kudret,
irade,
özgürlük
ve hükümranlık
açısından son derece güçlü bir anlam taşır.
Bir önceki ayette Allah:
Arş’ın sahibi ve şanı yüce
olarak tanıtılmıştı.
Şimdi ise:
O’nun iradesinin önüne:
nihai bir engel çıkarılamayacağı
bildirilir.
“Fe‘‘âl” Kelimesi Neden “Yapan”dan Daha Güçlüdür
Ayette basitçe:
“fâil”, yani yapan
denmemiştir.
“Fe‘‘âl”
kalıbı kullanılmıştır.
Bu yapı:
etkinliği,
gücü
ve iradenin gerçekleştirilmesini
kuvvetli biçimde ifade eder.
Dolayısıyla anlam sadece:
“Bir şeyler yapar.”
değildir.
Daha güçlü biçimde:
“İradesini gerçekleştirmeye tam kadirdir.”
anlamı taşır.
“Limâ Yurîd” Ne Anlama Gelir
“Yurîd”:
istemek,
dilemek,
irade etmek
anlamına gelir.
Dolayısıyla:
“Fe‘‘âlün limâ yurîd”
ifadesi:
“Dilediğini gerçekleştiren”
anlamına gelir.
Buradaki vurgu:
Allah’ın bir şeyi dileyip de:
başka bir güç tarafından engellenmesi
gibi bir durumun bulunmamasıdır.
İnsan ister:
ama başaramayabilir.
Allah’ın iradesi ise Kur’an’ın teolojik çerçevesinde:
acizlikle sınırlı değildir.
İnsan İradesi İle İlahi İrade Arasındaki Temel Fark Nedir
İnsan:
çok şey ister.
Ama:
gücü yetmeyebilir.
Bilgisi eksik olabilir.
Şartlar değişebilir.
Başka insanlar engelleyebilir.
Zamanı yetmeyebilir.
Ölüm gelir.
Dolayısıyla insan iradesi:
sınırlı iradedir.
İlahî irade ise:
Kur’an’ın tasvirinde:
nihai kudretle birleşir.
Bu yüzden:
dilemek ile gerçekleştirmek arasında acizlik engeli yoktur.
“Allah Dilediğini Yapıyorsa Her Şey Keyfî midir?” Sorusu Neden Ortaya Çıkar
Çünkü insan şöyle düşünebilir:
Eğer bir varlık:
dilediği her şeyi yapabiliyorsa,
onu sınırlayan hiçbir şey yoksa:
neden yaptığı şeyler:
keyfî olmasın?
Bu ciddi bir teolojik sorudur.
Fakat cevap yalnız bu ayetten değil:
Kur’an’ın Allah hakkında kullandığı diğer sıfatlarla birlikte verilmelidir.
Allah:
yalnız güçlü olarak değil,
aynı zamanda:
Hakîm, Adl, Rahîm, Gafûr ve Vedûd
gibi niteliklerle anlatılır.
Sınırsız İrade İle Keyfîlik Aynı Şey midir
Hayır.
Özgür olmak
ile:
anlamsız davranmak
aynı değildir.
Bir insan:
özgürce çok akıllıca bir karar verebilir.
Özgürlük:
mantıksızlık gerektirmez.
Kur’an’ın Allah anlayışında da:
ilahî irade:
hikmetten bağımsız,
rastgele bir dürtü
olarak tasvir edilmez.
İrade:
ilahî bilgi ve hikmetle birlikte
düşünülür.
Allah’ın Hikmeti İradesini Sınırlar mı
Burada “sınır” kelimesini dikkatli kullanmak gerekir.
İslamî teolojide:
Allah’ın hikmetli oluşu:
dışarıdan Allah’a dayatılmış bir yasa
olarak düşünülmez.
Yani:
Allah’ın üzerinde:
O’nu zorlayan bağımsız bir “hikmet makamı”
yoktur.
Hikmet:
Allah’ın kendi kemal sıfatlarından biridir.
Bu nedenle:
ilahî irade ile ilahî hikmet birbirine yabancı iki şey değildir.
Allah Zulüm Yapabilir mi Sorusu Nasıl Ele Alınır
Kur’an:
Allah’ı:
zulmetmeyen
ve adaletle hükmeden
olarak tanımlar.
Bu nedenle:
“Dilediğini yapar”
ifadesi:
“Zulüm de yapabilir ve bu sorun değildir.”
şeklinde okunmamalıdır.
Kur’an’ın bütüncül Allah tasvirinde:
ilahî irade:
adalet ve hikmetle
çelişen bir keyfîlik değildir.
Bu yüzden tek bir ayeti:
diğer ilahî sıfatlardan koparmamak gerekir.
Bu Ayet Hendek Sahipleri Bağlamında Ne Söyler
Hendek sahipleri:
müminleri:
ateşe atabiliyorlardı.
Bir süre için:
istediklerini yapıyor gibi görünmüş olabilirler.
Ama onların iradesi:
sınırlıdır.
Ölebilirler.
Tahtlarını kaybedebilirler.
Planları bozulabilir.
Bürûc 16 ise:
gerçek anlamda:
iradesinin önüne nihai engel konulamayanın Allah olduğunu
bildirir.
Bu, zalimin gücünü:
tekrar küçültür.
İnsan Hükümdarın “Dilediğini Yapması” İle Allah’ın “Dilediğini Yapması” Aynı mıdır
Hayır.
Bir diktatör:
“Ben istediğimi yaparım.”
dediğinde:
bu genellikle:
hukuk tanımazlık
ve zorbalık
anlamına gelebilir.
Allah hakkında aynı ifade:
Kur’an’ın teolojik sisteminde:
başka anlam taşır.
Çünkü Allah:
yaratıcı,
bilgisi eksiksiz
ve nihai hükümranlık sahibi
olarak tasvir edilir.
Bu nedenle:
insan keyfîliğiyle:
ilahî iradeyi
birbirine eşitlemek doğru değildir.

Peki Dünyada Kötülük Varsa Bu da Allah’ın Dilemesiyle mi Oluyor
Bu:
teolojinin en zor meselelerinden biridir.
İslam düşüncesinde:
Allah’ın yaratıcı iradesi,
insanın özgür tercihi
ve kötülüğün sorumluluğu
üzerine farklı açıklamalar geliştirilmiştir.
Temel ayrımlardan biri şudur:
Bir şeyin:
Allah’ın yaratılmış dünyada gerçekleşmesine izin vermesi
ile:
ahlaken onu sevmesi veya emretmesi
aynı şey değildir.
Bu ayrım:
kötülük problemini düşünürken
önemlidir.

Allah Bir Şeye İzin Veriyorsa Onu Onaylıyor mudur
Hayır.
Bu iki kavramı ayırmak gerekir.
Örneğin:
Kur’an insanın:
inkâr,
zulüm
ve günah
seçebildiğini kabul eder.
Ama bunların:
ahlaken onaylandığını söylemez.
Dolayısıyla:
gerçekleşme
ile:
ahlaki onay
aynı şey değildir.
Hendek sahiplerinin zulmü gerçekleşmiştir.
Ama sure onları:
açıkça mahkûm eder.
Bu bile ayrımı gösterir.

İnsan Özgürlüğü Varsa Allah’ın İradesi Nasıl Sınırsız Olabilir
Bu mesele:
kader ve özgür irade tartışmasının merkezindedir.
İslam düşüncesindeki farklı ekoller:
bunu farklı biçimlerde açıklamıştır.
Genel çerçevede:
insanın gerçek seçimler yaptığı
ama bu seçimin:
Allah’ın yarattığı varlık düzeninin dışında
bağımsız bir ikinci mutlak güç olmadığı
kabul edilir.
Yani:
insanın özgürlüğü vardır,
ama:
mutlak değildir.
Mutlak irade:
Allah’a aittir.

İnsan İradesinin Sınırlı Olması Sorumluluğu Ortadan Kaldırır mı
Hayır.
Sınırlı özgürlük:
özgürlüksüzlük
demek değildir.
İnsan:
her şeyi seçemez.
Doğduğu yeri seçmez.
Bedenini,
ailesini,
çağını
seçmeyebilir.
Ama belirli alanlarda:
karar verir.
Kur’an’ın sorumluluk anlayışı:
işte bu seçim alanına dayanır.
Hendek sahipleri de:
zulmü seçtikleri için
hesaba çekilir.

“Dilediğini Yapar” İfadesi Dua Açısından Ne Anlama Gelir
Dua eden insan:
kendi gücünün sınırlılığını
kabul eder.
Bir durum:
insan açısından imkânsız görünebilir.
Fakat ilahî kudret açısından:
aynı sınırın zorunlu olmadığına
inanır.
Bu yüzden:
“Fe‘‘âlün limâ yurîd”
mümin için:
umut taşıyan bir ifadedir.
Ama dua:
Allah’ı insan isteğini gerçekleştirmeye zorlayan
bir mekanizma değildir.

Bu Ayet Umutsuzluk Karşısında Nasıl Okunabilir
İnsan bazen:
“Artık hiçbir şey değişmez.”
diyebilir.
Bir sorun:
çok büyük görünür.
Kapılar kapanır.
Bürûc 16’nın teolojik mesajı:
insanın gördüğü sınırların:
Allah için zorunlu sınırlar olmadığını
hatırlatır.
Bu:
her istediğimizin kesin gerçekleşeceği
anlamına gelmez.
Ama:
mutlak ümitsizliğin insan bilgisini aşan bir iddia olduğunu
gösterir.

İlahi İrade Neden “Bilgi” İle Birlikte Düşünülmelidir
Çünkü insanın kararları:
bilgi eksikliğinden dolayı yanlış olabilir.
Bir şeyi isteriz.
Sonra:
sonucunun kötü olduğunu görürüz.
Allah’ın bilgisi ise:
İslamî inançta:
eksiksizdir.
Dolayısıyla ilahî irade:
bilgisiz arzu
değildir.
Bu yüzden:
irade,
kudret
ve bilgi
birlikte düşünülmelidir.

14, 15 Ve 16. Ayetler Birlikte Nasıl Bir İlahi Tasvir Oluşturur
- ayet:
- ayet:
- ayet:
Bu sıralamada:
sevgi,
bağışlama,
hükümranlık,
yücelik
ve:
irade
bir araya gelir.
Dolayısıyla:
“Dilediğini yapar”
ifadesi:
sevgi ve hikmetten kopuk okunamaz.

Bürûc Suresi 16. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
Bürûc Suresinin on altıncı ayeti:
“Dilediğini yapandır.”
der.
Bu cümle ilk bakışta:
yalnız sınırsız güç
anlatıyor gibi görünür.
Ama Bürûc’un önceki ayetleriyle birlikte okununca:
çok daha derin bir anlam kazanır.
Kim bu:
dilediğini gerçekleştiren?
Az önce:
Gafûr
denilen Allah.
Vedûd
denilen Allah.
Arş’ın sahibi
ve:
Mecîd
olarak nitelenen Allah.
Dolayısıyla ilahî irade:
boşlukta duran:
ham bir güç
değildir.
Kur’an’ın bütünlüğünde:
bilgi,
hikmet,
adalet,
rahmet
ve sevgiyle
ilişkilendirilmiş bir iradedir.
Bu nokta önemlidir.
Çünkü insan:
güç elde ettiğinde:
“İstediğimi yaparım.”
diyebilir.
Fakat insanın:
bilgisi eksiktir.
Ahlakı bozulabilir.
Öfkesi onu yönetebilir.
Çıkarları muhakemesini bozabilir.
İşte hendek sahipleri:
bir anlamda:
insanın:
“İstediğimi yaparım.”
iddiasının ne kadar korkunçlaşabileceğini
gösterir.
Ateş yakarlar.
İnsanları zorlarlar.
Seyrederler.
Çünkü:
ellerinde güç vardır.
Bürûc ise:
bu sahte mutlaklığın karşısına:
gerçek ilahî iradeyi koyar.
Hendek sahibi:
istediğini bir süre yapabilir.
Ama:
her istediğini yapamaz.
Ölümü durduramaz.
Tarihi tamamen kontrol edemez.
Mazlumun ahirette dirilmesini engelleyemez.
Kendi hesabını iptal edemez.
İşte insan ile ilahî irade arasındaki fark:
burada ortaya çıkar.
İnsan:
diler ama engellenebilir.
Allah:
Kur’an’ın teolojik iddiasında:
diler ve nihai iradesini gerçekleştirmeye kadirdir.
Fakat bu bizi önemli bir soruya götürür:
“O hâlde Allah neden dünyadaki her kötülüğü hemen durdurmuyor?”
Bu soru kolay değildir.
Kur’an’ın verdiği genel çerçevede:
dünya:
insan özgürlüğünün,
sorumluluğunun,
imtihanın
ve sonuçların yaşandığı bir alan olarak anlatılır.
Zalimin bir süre hareket edebilmesi:
onun Allah’tan bağımsız bir güç olduğu anlamına gelmez.
Hesabın gecikmesi de:
hesabın olmadığı anlamına gelmez.
Bürûc Suresi zaten tam olarak bunu gösterir.
Hendek sahipleri:
bir süre:
dilediklerini yapar.
Ama sure onların iradesini:
son irade ilan etmez.
Bu açıdan ayet:
hem:
zalim için uyarı,
hem:
mazlum için umut
taşır.
Zalime:
“Senin iraden son söz değildir.”
Mazluma:
“Sana yapılan şey nihai gerçeklik değildir.”
der.
Ve insanın kendisine de:
çok önemli bir tevazu dersi verir:
Biz çoğu zaman:
kendi planlarımızı:
hayatın kendisi
sanırız.
“Şu kesin olacak.”
deriz.
Olmaz.
“Bu asla değişmez.”
deriz.
Değişir.
İşte insan iradesi:
sınırlılığını böyle öğrenir.
Bu nedenle Bürûc 16:
yalnız Allah’ın kudretini anlatan bir ayet değildir.
Aynı zamanda:
insanın kendi sınırını fark etmesini sağlayan bir ayettir.
Ve belki Bürûc Suresi 16. ayetin en derin mesajı şudur:
Mutlak irade yalnız Allah’a aittir. Fakat bu irade keyfî bir güç gösterisi olarak değil, Kur’an’ın bütünlüğünde hikmet, bilgi, adalet, rahmet ve sevgiyle birlikte anlaşılır. İnsan “istediğimi yaparım” dediğinde zorbalığa düşebilir; Allah’ın “dilediğini yapması” ise hiçbir dış gücün O’nun nihai hükmünü engelleyemeyeceğini ilan eder.
“İnsanın ‘İstediğimi yaparım’ sözü kibir olabilir; Allah hakkında ‘Dilediğini yapandır’ sözü ise mutlak kudreti anlatır. Aradaki fark yalnız güç miktarı değildir: İlahi irade eksiksiz bilgi, hikmet, adalet ve rahmetle birlikte düşünülür; insan iradesi ise sınırlarının içinde sorumluluk taşır.”
Ersan Karavelioğlu