Bakara Suresi'nin Türkçe Meali Nedir?

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu?

  • Evet

    Oy: 114 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    114

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
49,377
2,724,336
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

Bakara Suresi, Kur'an-ı Kerim'in en uzun suresidir ve Medine döneminde indirilmiştir. Toplam 286 ayetten oluşan sure, adını 67. ve 73. ayetlerde bahsedilen "bakara" yani "inek" kıssasından alır. Sure, İslam'ın temel esaslarını, ahlaki öğütleri, ibadetleri, hukuki hükümleri ve tarihsel olayları kapsamlı bir şekilde ele alır. İşte Bakara Suresi'nin Türkçe meali:

Bakara Suresi'nin Türkçe Meali​

1. Elif Lâm Mîm.

2. Bu, kendisinde hiçbir şüphe olmayan, muttakiler (Allah'a karşı gelmekten sakınanlar) için bir rehber olan Kitap’tır.

3. Onlar gaybe iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.

4. Onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; âhirete de kesin olarak inanırlar.

5. İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzerindedirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.

6. Şüphesiz inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.

7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.

8. İnsanlardan, “Allah’a ve âhiret gününe inandık” diyenler vardır; hâlbuki onlar inanmış değillerdir.

9. Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışıyorlar. Hâlbuki onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar da farkında değiller.

10. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyledikleri için onlara elem verici bir azap vardır.

11. Onlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz sadece ıslah edicileriz” derler.

12. Dikkat edin! Onlar, ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat farkında değillerdir.

13. Onlara, “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” denildiğinde, “Biz de sefihlerin iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. Dikkat edin! Asıl sefihler kendileridir, fakat bilmezler.

14. Onlar, iman edenlerle karşılaştıklarında, “İnandık” derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, “Aslında biz sizinle beraberiz, biz sadece alay ediyoruz” derler.

15. Allah onlarla alay eder ve azgınlıkları içinde bocalayıp durmaları için onlara mühlet verir.

16. İşte bunlar, hidayet karşılığında dalâleti satın alan kimselerdir; bu alışverişleri kendilerine bir fayda sağlamamış ve doğru yolu da bulamamışlardır.

17. Onların durumu, ateş yakan kimsenin durumu gibidir: Ateş etrafını aydınlatınca Allah, onların nurunu giderir ve onları karanlıklar içinde bırakıverir; artık görmezler.

18. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.

19. Yahut (onların durumu), gökten boşanan içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek bulunan bir sağanağa tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Yıldırımlardan ölmemek için parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Hâlbuki Allah kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

20. Şimşek, neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlattığında, onun ışığında yürürler; üzerlerine karanlık çökünce dikilir kalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini ve görmelerini giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.

21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, takva sahibi olasınız.

22. O Rabbinize ki, sizin için yeryüzünü bir döşek, göğü de bir bina yaptı; gökten su indirerek onunla size rızık olmak üzere çeşitli ürünler çıkardı. Artık siz de, bile bile Allah’a eşler koşmayın.

23. Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure getirin ve Allah’tan başka şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın, eğer doğru söylüyorsanız.

24. Bunu yapamazsanız –ki asla yapamayacaksınız– o hâlde yakıtı insanlar ve taşlar olan, kâfirler için hazırlanmış cehennem ateşinden sakının.

25. İman edip salih amel işleyenleri müjdele! Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada onlara her ne zaman bir meyveden rızık verilse, “Bu, daha önce de rızıklandığımız şeydir” derler. Bu rızık, onlara (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedî kalacaklardır.

26. Şüphesiz Allah, bir sivrisineği, ondan üstün olanı misal vermekten çekinmez. İman edenler, bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise, “Allah, bu misalle ne demek istemiştir?” derler. (Allah) onunla birçoğunu saptırır, birçoğunu da doğruya iletir. (Allah) onunla sadece fasıkları saptırır.

27. Onlar ki, Allah’a verdikleri sözü pekiştirdikten sonra bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri ayırırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte bunlar, zarara uğrayanlardır.

28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki, siz ölüler idiniz, O size hayat verdi. Sonra sizi öldürecek, sonra diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.

29. Yeryüzünde olanların tümünü sizin için yaratan O’dur. Sonra iradesini göğe yöneltip onları yedi gök olarak düzenleyen O’dur. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

30. Rabbin, meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dedi. Onlar, “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek yüceltiyor ve takdis ediyoruz” dediler. (Allah,) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim” dedi.

31. Allah, Âdem’e isimlerin tümünü öğretti, sonra onları meleklere yöneltip, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bunları bana isimleriyle haber verin” dedi.

32. (Melekler,) “Seni tenzih ederiz! Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen, her şeyi hakkıyla bilensin, hüküm ve hikmet sahibisin” dediler.

33. (Allah,) “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini bildir” dedi. (Âdem, meleklere) bunların isimlerini bildirince (Allah,) “Ben size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki bilirim ve sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim, demedim mi?” dedi.

34. Hani biz meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik de İblis hariç hepsi secde etmişti. O, kaçındı, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.

35. Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin ve orada dilediğiniz yerden bol bol yiyin; yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”

36. Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve onları içinde bulundukları (nimet ve mutluluk) durumdan çıkardı. Biz de, “Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde sizin için belli bir süreye kadar kalacak bir yer ve geçimlik vardır” dedik.

37. Derken Âdem, Rabbinden (bazı) kelimeler aldı (öğrendi) de Rabbi, onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, merhametlidir.

38. “Oradan hepiniz inin” dedik. “Benden size bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”

39. İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar ise cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size olan sözümü yerine getireyim. Ve yalnız benden korkun.

41. Elinizdeki (Tevrat)ı tasdik edici olarak indirdiğime iman edin. Onu ilk inkâr eden siz olmayın. Âyetlerimi az bir değer karşılığında satmayın. Yalnız benden korkun.

42. Hakkı bâtıl ile karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.

43. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle beraber rükû edin.

44. İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Oysa kitabı okuyorsunuz. Hâlâ akletmeyecek misiniz?

45. Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Bu, kuşkusuz (Allah’a) içten bağlı olanların dışındakilere ağır gelir.

46. Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O’na döneceklerini bilirler.

47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

48. Kimsenin kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye kabul edilmeyeceği, hiç kimseye şefaatin fayda vermeyeceği ve onlara yardım edilmeyeceği bir günden sakının.

49. Hani biz sizi, Firavun’un adamlarından kurtarmıştık. Onlar size azabın kötüsünü yaşatıyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda, Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.

50. Hani biz sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış ve Firavun’un adamlarını gözlerinizin önünde boğmuştuk.

51. Hani biz Mûsâ’ya kırk gece için söz vermiştik. Sonra siz, onun ardından buzağıyı (ilah) edinmiş ve zalimler olmuştunuz.

52. Sonra biz, bunun ardından sizi affettik. Umulur ki şükredersiniz.

53. Hani biz Mûsâ’ya kitabı ve Furkan’ı vermiştik ki doğru yolu bulasınız.

54. Hani Mûsâ, kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Şüphesiz siz buzağıyı (ilah) edinmekle kendinize zulmettiniz. Öyleyse yaratıcınıza tevbe edin de nefislerinizi öldürün. Bu, yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.” Böylece (Allah) tevbenizi kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, merhametlidir.

55. Hani, “Ey Mûsâ! Biz, Allah’ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayacağız” demiştiniz de, bu yüzden sizi yıldırım çarpmıştı. Siz de bakakalmıştınız.

56. Sonra, şükredersiniz diye, sizi ölümünüzden sonra tekrar diriltmiştik.

57. Bulutları üzerinize gölgelik yaptık ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin” dedik. Onlar (emirlerimize itaatsizlik ederek) bize değil, kendi kendilerine zulmediyorlardı.

58. Hani biz, “Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz yerde bol bol yiyin ve kapısından secde ederek (eğilerek) girin. ‘Affet!’ deyin ki, sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara da (nimetlerimizi) artıracağız” demiştik.

59. Bunun üzerine, zalimler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de zalimlere, yaptıkları fıskın karşılığı olarak gökten iğrenç bir azap indirdik.

60. Hani Mûsâ, kavmi için su istemişti. Biz de, “Asan ile taşa vur” demiştik. Taş yarılmış ve ondan on iki pınar fışkırmıştı. Böylece her bir kabile, kendi içeceği yeri bilmişti. Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için; yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.

61. Hani siz, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla sabredemeyiz. O hâlde bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; baklasından, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın” demiştiniz. (Mûsâ,) “Siz, hayırlı olanı daha değersiz olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? O hâlde, şehre inin; şüphesiz sizin için orada istediğiniz vardır” demişti. Onların üzerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar. Bu, onların Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleri sebebiyle idi. Bu, isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendi.

62. Şüphesiz iman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sâbiîler’den Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında ödülleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

63. Hani biz sizin üzerinize Tur dağını kaldırmıştık. “Size verdiğimize (kitaba) sımsıkı sarılın ve içinde olanları hatırlayın ki, sakınasınız” (demiştik).

64. Sonra, bunun ardından yüz çevirdiniz. Eğer üzerinizde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, elbette hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

65. Andolsun, içlerinizden cumartesi günü haddi aşanları bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” dedik.

66. Bunu, hem onu görenlere hem de ondan sonra gelecek olanlara ibret ve takva sahiplerine bir öğüt kıldık.

67. Hani Mûsâ kavmine, “Allah, size bir inek kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Bizimle alay mı ediyorsun?” demişlerdi. (Mûsâ,) “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.

68. “Bizim için Rabbine dua et de, onun ne olduğunu bize açıklasın” demişlerdi. (Mûsâ,) “Allah, onun ne çok yaşlı ne de çok genç, ikisinin arasında dinç bir inek olduğunu söylüyor. Şimdi emrolunduğunuz şeyi yapın” demişti.

69. “Bizim için Rabbine dua et de, onun rengini bize açıklasın” demişlerdi. (Mûsâ,) “Allah, onun, rengi bakanları sevindiren sapsarı bir inek olduğunu söylüyor” demişti.

70. “Bizim için Rabbine dua et de, onun ne olduğunu bize açıklasın. Şüphesiz biz, inekler arasında kararsız kaldık. Şüphesiz Allah dilerse, biz elbette doğruya erişiriz” demişlerdi.

71. (Mûsâ,) “Allah, onun, ne boyunduruk altına alınmış toprağı süren ne de ekin sulayan, salim ve alacası olmayan bir inek olduğunu söylüyor” demişti. “İşte şimdi gerçeği getirdin” demişlerdi. Onu (ineği) kestiler, fakat neredeyse yerine getirmeyeceklerdi.

72. Hani siz bir adam öldürmüştünüz de, bu hususta birbirinizi suçlamıştınız. Oysa Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkarandır.

73. “Haydi, ona (öldürülen kişiye) onun (kestikleri ineğin) bir parçasıyla vurun” demiştik. İşte Allah, ölüleri böyle diriltir ve akledesiniz diye âyetlerini size gösterir.

74. Sonra, bunun ardından kalpleriniz katılaştı; taş gibi, hatta daha da katı. Çünkü taşlardan öylesi vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır; öylesi de vardır ki, yarılır da ondan su çıkar; öylesi de vardır ki, Allah korkusuyla düşer. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

75. Şimdi siz onların (Yahudilerin) size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onların içinden bir grup vardı ki, Allah’ın kelâmını dinlerlerdi de, akıl erdirdikten sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.

76. Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında, “İnandık” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında ise, “Rabbinizin huzurunda sizin aleyhinize delil olarak kullanacakları bilgileri mi onlara aktarıyorsunuz? Hiç akıllanmayacak mısınız?” derler.

77. Onlar bilmiyorlar mı ki Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilmektedir?

78. Onların içinden bir kısmı da ümmîdir. Kitab’ı bilmezler, sadece (birtakım asılsız) kuruntular bilirler. Onlar sadece zanda bulunurlar.

79. Elleriyle kitabı yazıp sonra onu az bir değer karşılığında satmak için, “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından dolayı onlara yazıklar olsun! Kazandıklarından ötürü onlara yazıklar olsun!

80. Dediler ki: “Bize sayılı günler dışında asla ateş dokunmayacaktır.” De ki: “Allah’tan böyle bir söz mü aldınız? (Eğer böyleyse) Allah, asla sözünden dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

81. Hayır! Kim bir kötülük işler de suçu kendisini kuşatırsa, işte onlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

82. İman edip salih amel işleyenler ise cennetliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

83. Hani İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz. Ana babaya, yakın akrabaya, yetimlere ve yoksullara güzel davranacaksınız. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın ve zekâtı verin” diye söz almıştık. Sonra, sizden az bir kısmı hariç, yüz çevirdiniz. Siz hâlâ dönüyorsunuz.

84. Hani sizden, “Birbirinizin kanını dökmeyecek ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye söz almıştık. Sonra siz (bu konuda) şahit oldunuz ve siz (bu söze) şahitlik ediyorsunuz.

85. Sonra siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir grubu yurtlarından çıkaran ve onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşerek birbirinize yardım edenler oldunuz. Eğer esir olarak size gelirlerse, fidyelerini verir (kurtarırsınız). Hâlbuki onları çıkarmak size haram kılınmıştı. Şimdi siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar, azabın en şiddetlisine itileceklerdir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

86. İşte onlar, ahireti verip dünya hayatını satın almış kimselerdir. Onlardan azap hafifletilmez ve onlar yardım da görmezler.

87. Andolsun biz, Mûsâ’ya kitabı verdik. O’ndan sonra ardı ardına peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da mucizeler verdik ve onu Rûhu’l-kudüs ile destekledik. Size ne zaman bir peygamber, hoşlanmadığınız bir şeyi getirdiyse büyüklük tasladınız; peygamberlerin bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz.

88. “Kalplerimiz kılıflıdır” dediler. Hayır! Allah, küfürleri sebebiyle onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanır.

89. Allah katından, yanlarındakini (Tevrat’ı) doğrulayan bir kitap (Kur’an) geldiğinde, daha önce kâfirlere karşı zafer kazanmak için (Allah’tan) yardım isterlerdi. Oysa tanıyıp bildikleri (peygamber) onlara gelince, onu inkâr ettiler. İşte Allah’ın laneti bu inkârcılaradır.

90. Allah’ın, kullarından dilediğine lütfunu indirmesini çekemeyerek, Allah’ın indirdiğini inkâr karşılığında nefislerini sattılar. Böylece gazap üstüne gazaba uğradılar. Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.

91. Onlara, “Allah’ın indirdiğine iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene iman ederiz” derler. Oysa o, yanlarındaki (kitabı) doğrulayıcı hak kitaptır. (Onlara) “Eğer inanıyorsanız, daha önce Allah’ın peygamberlerini neden öldürüyordunuz?” deyin.

92. Andolsun ki Mûsâ, size mucizeler getirmişti. Sonra siz, onun ardından buzağıyı (ilah) edindiniz ve zalimlerden oldunuz.

93. Hani biz sizden söz almış ve Tur dağını üzerinize kaldırmıştık: “Size verdiğimize sımsıkı sarılın ve dinleyin” (demiştik). Onlar, “Dinledik ve isyan ettik” dediler. İnkârlarından dolayı buzağı, kalplerine (adeta) içirilmişti. De ki: “Eğer inanmış kimseler iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor?”

94. De ki: “Eğer ahiret yurdu Allah katında, diğer insanlara değil de yalnızca size aitse ve siz de doğru söylüyorsanız, haydi ölümü temenni edin.”

95. Ellerinin takdim ettiği (yaptıkları kötülükler) sebebiyle ölümü asla temenni etmeyeceklerdir. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.

96. Andolsun, sen onları hayata karşı insanların en hırslısı olarak bulacaksın. Müşriklerden her biri, bin yıl yaşamak ister. Oysa bu, onu azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla görendir.

97. De ki: “Cibril’e kim düşmansa bilsin ki, Cibril, Allah’ın izniyle, ondan öncekileri doğrulayan, müminler için de hidayet ve müjde olan Kur’an’ı senin kalbine indirmiştir.”

98. Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cibril’e ve Mîkâl’e düşman olursa, şüphesiz Allah da inkârcıların düşmanıdır.

99. Andolsun ki biz, sana apaçık âyetler indirdik. Onları ancak fasık olanlar inkâr eder.

100. Ne zaman bir ahit yaptılarsa, içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Onların çoğu iman etmez.

101. Allah katından, yanlarındakini (Tevrat’ı) doğrulayan bir peygamber geldiğinde, kendilerine kitap verilenlerden bir grup, Allah’ın kitabını, sanki bilmezlermiş gibi, arkalarına attılar.

102. Süleyman’ın mülkü hakkında şeytanların uydurduklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi. Fakat o şeytanlar inkâr etti. İnsanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe, Hârût ve Mârût’a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Oysa o iki melek, “Biz ancak bir imtihan için gönderildik, sakın inkâr etme” demedikçe kimseye (bunu) öğretmezlerdi. İşte bu iki melekten karı ile kocanın arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Ancak Allah’ın izni olmadan onunla hiç kimseye zarar veremezler. Kendilerine zarar verecek ve fayda vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmayacağını biliyorlardı. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bilselerdi!

103. Eğer onlar iman edip sakınsalardı, Allah katında kazanacakları mükâfat daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

104. Ey iman edenler! “Râinâ” demeyin; “unzurnâ” deyin ve dinleyin. Kâfirler için elem dolu bir azap vardır.

105. Kitap ehli veya müşriklerden inkâr edenler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf sahibidir.

106. Biz, bir âyeti nesheder veya unutturursak, mutlaka ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmedin mi?

107. Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir? Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır.

108. Yoksa siz, daha önce Mûsâ’nın sorgulandığı gibi peygamberinizi sorguya mı çekmek istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse, o şüphesiz dosdoğru yoldan sapmıştır.

109. Kitap ehlinden birçoğu, içlerindeki kıskançlık sebebiyle, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sizi imanınızdan döndürüp kâfir yapmak isterler. Allah emrini getirinceye kadar affedin ve hoşgörün. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.

110. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için hayır olarak ne öne geçirirseniz, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

111. Dediler ki: “Yahudi ve Hristiyanlardan başkası cennete asla girmeyecek.” Bu, onların kuruntusudur. De ki: “Eğer doğru söylüyorsanız, delilinizi getirin.”

112. Hayır! Kim ihsan sahibi olarak yüzünü Allah’a dönerse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

113. Yahudiler, “Hristiyanlar bir şey üzerinde değillerdir” dediler. Hristiyanlar da, “Yahudiler bir şey üzerinde değillerdir” dediler. Oysa onlar kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de onların söylediklerinin benzerini söylediler. Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü aralarında Allah hüküm verecektir.

114. Allah’ın mescitlerinde, O’nun adının anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışanlardan daha zalim kim olabilir? Aslında onların oralara korka korka girmeleri gerekir. Onlar için dünyada rezillik vardır. Ahirette ise onlara büyük bir azap vardır.

115. Doğu da batı da Allah’ındır. Hangi tarafa yönelirseniz Allah’ın yüzü oradadır. Şüphesiz Allah, her şeyi kuşatandır, hakkıyla bilendir.

116. “Allah çocuk edindi” dediler. O, münezzehtir. Hayır! Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmiştir.

117. Gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işin olmasına karar verirse, ona sadece “Ol” der, o da hemen oluverir.

118. Bilmeyenler dediler ki: “Allah bizimle konuşmalı veya bize bir âyet (mucize) gelmeli değil miydi?” Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Biz, kesin olarak inanan bir topluluğa âyetleri apaçık gösterdik.

119. Biz seni, ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

120. Sen, onların dinine uymadıkça, ne Yahudiler ne de Hristiyanlar senden asla hoşnut olmayacaklardır. De ki: “Şüphesiz Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Eğer sana gelen ilimden sonra onların heva ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah’tan ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

121. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu hakkıyla okurlar. İşte onlar, ona iman ederler. Kim de onu inkâr ederse, işte onlar kaybedenlerdir.

122. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

123. Kimsenin kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidyenin kabul edilmeyeceği, hiç kimseye şefaatin fayda vermeyeceği ve onlara yardım edilmeyeceği bir günden sakının.

124. Hani Rabbi, İbrahim’i birtakım kelimelerle denemiş, o da onları tam olarak yerine getirmişti. (Allah,) “Ben seni insanlara önder yapacağım” demişti. (İbrahim,) “Zürriyetimden de (önderler yap, Allah’ım)” demişti. (Allah,) “Zalimler benim ahdime erişemez” demişti.

125. Hani biz, evi (Kâbe’yi) insanlara toplanma yeri ve güvenli bir yer kılmıştık. Siz de, İbrahim’in makamından kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e, “Tavaf edenler, itikâfa çekilenler ve rükû, secde edenler için evimi temiz tutun” diye ahit vermiştik.

126. Hani İbrahim, “Rabbim! Burasını güvenli bir şehir kıl ve halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli ürünlerle rızıklandır” demişti. (Allah,) “İnkâr edeni de az bir süre geçindirir, sonra onu cehennem azabına maruz bırakırım. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!” demişti.

127. Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin temellerini yükseltiyor: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz sen, hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” demişti.

128. “Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan kıl. Neslimizden de sana teslim olan bir ümmet (yetiştir). Bize ibadet yöntemlerimizi göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz sen, tevbeleri kabul edensin, merhametlisin.”

129. “Rabbimiz! Onlara içlerinden, kendilerine senin âyetlerini okuyacak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Şüphesiz sen, mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.”

130. İbrahim’in dininden kendini bilmezden başka kim yüz çevirir? Andolsun, biz onu dünyada seçtik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.

131. Rabbi ona, “Teslim ol” dedi. (O da,) “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” dedi.

132. İbrahim, bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da, “Oğullarım! Şüphesiz Allah sizin için bu dini seçti; o hâlde yalnızca Müslümanlar olarak ölün” dedi.

133. Yoksa Yakub’a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O, oğullarına, “Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?” dediğinde, onlar, “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan bir tek ilaha kulluk edeceğiz. Biz yalnız O’na teslim olmuşuzdur” dediler.

134. İşte bu, geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız.

135. Dediler ki: “Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız.” De ki: “Hayır! (Biz,) Hanif olarak İbrahim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.”

136. Deyin ki: “Biz, Allah’a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilene ve Rableri tarafından peygamberlere verilene iman ettik. Onların hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biz, yalnızca O’na teslim olmuşuzdur.”

137. Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, muhakkak doğru yolu bulmuş olurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse, onlar ancak bir ayrılık içindedirler. O takdirde onlara karşı sana Allah yeter. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

138. Allah’ın boyasıyla (boyandık). Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz yalnızca O’na ibadet edenleriz.

139. De ki: “Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz? O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir. Biz, O’na samimi olarak bağlanmışız.”

140. Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının, Yahudi veya Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Kendisinde olan şahitliği gizleyenden daha zalim kim vardır? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

141. İşte bu, geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız.

142. İnsanlardan bazı sefihler, “Onları, üzerinde bulundukları kıbleden (Kâbe’den) çeviren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu da batı da Allah’ındır. O, dilediğini dosdoğru yola iletir.”

143. Böylece biz, sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara şahit olasınız; peygamber de size şahit olsun. Önünde bulunduğun kıbleyi, sadece peygambere uyanları, iki topuğu üzerine geri döneceklerden ayıralım diye kıble yaptık. Bu, Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler dışında, elbette büyük bir şeydir. Allah, imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok merhametli, çok esirgeyicidir.

144. Biz, senin yüzünün göğe doğru çevrildiğini elbette görüyoruz. Seni, memnun olacağın kıbleye döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız, yüzlerinizi onun tarafına çevirin. Kitap verilenler, bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu pekâlâ bilirler. Allah, onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.

145. Andolsun, kitap verilenlere her türlü âyeti getirsen, yine de senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlardan bir kısmı, diğerlerinin kıblesine uyacak da değildir. Sana gelen ilimden sonra onların heva ve heveslerine uyacak olursan, elbette o takdirde zalimlerden olursun.

146. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir grup, bile bile hakkı gizlerler.

147. Gerçek, Rabbindendir. O hâlde şüphe edenlerden olma.

148. Herkesin yöneldiği bir yön vardır. O hâlde hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.

149. Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Şüphesiz bu, Rabbin tarafından gelen bir gerçektir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.

150. Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, yüzlerinizi onun tarafına çevirin ki, insanlar için aleyhinize bir delil olmasın. Ancak onlardan zalim olanlar müstesna. Onlardan korkmayın, benden korkun ki, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım ve siz de hidayete eresiniz.

151. Nitekim, size kendinizden âyetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi öğretecek bir peygamber gönderdik.

152. Öyleyse beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin ve nankörlük etmeyin.

153. Ey iman edenler! Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım isteyin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.

154. Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis, onlar diridirler. Fakat siz farkında değilsiniz.

155. Andolsun ki biz, sizi biraz korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksilterek imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.

156. Onlar ki, kendilerine bir musibet geldiğinde, “Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.

157. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet, onlaradır. İşte onlar, doğru yola erdirilenlerin ta kendileridir.

158. Şüphesiz Safa ile Merve Allah’ın nişanelerindendir. Kim o beyti (Kâbe’yi) hacceder veya umre yaparsa, ikisini tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Kim gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah, onu hakkıyla bilendir.

159. İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de lanet edebilecek olanlar lanet eder.

160. Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar müstesnadır. Onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri çokça kabul edenim, merhametliyim.

161. İnkâr edip kâfir olarak ölenler yok mu, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir.

162. Onlar, ebediyen lanet içinde kalacaklardır. Artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez.

163. Sizin ilahınız bir tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. O, Rahman ve Rahimdir.

164. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara fayda veren şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda ve her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgârları değiştirip yönlendirmesinde ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.

165. İnsanlardan kimi, Allah’tan başkasını (O’na) eş tutar. Onları, Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgisi daha güçlüdür. Keşke zulmedenler azabı gördüklerinde, (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının şiddetli olduğunu görselerdi.

166. İşte o zaman, kendilerine uyulanlar, (kıyamet gününde) azabı görünce, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar ve aralarındaki bütün bağlar kopacaktır.

167. Uyanlar, “Eğer bizim için dünyaya bir dönüş olsaydı, onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşırdık” derler. İşte Allah, onlara işledikleri amelleri böyle pişmanlık sebepleri olarak gösterecektir. Onlar ateşten çıkacak değillerdir.

168. Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan şeylerden helâl ve temiz olarak yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Şüphesiz o, sizin için apaçık bir düşmandır.

169. O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

170. Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Ya ataları bir şey anlamamış ve doğru yolu bulamamış idiyseler?

171. Kâfirlerin durumu, sadece bir çağrı ve seslenişi işiten hayvanın durumu gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı akıl erdiremezler.

172. Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz olanlarından yiyin ve Allah’a şükredin, eğer yalnızca O’na kulluk ediyorsanız.

173. O, size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Kim mecbur kalırsa, saldırganlık yapmaksızın ve aşırı gitmeksizin (bunlardan yiyebilir). Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

174. Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir değer karşılığında satanlar var ya, işte onlar karınlarına sadece ateş doldururlar. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz, onları temize çıkarmaz. Onlar için elem dolu bir azap vardır.

175. Onlar, hidayet karşılığında dalâleti ve mağfiret karşılığında azabı satın alan kimselerdir. Onlar, ateşe ne kadar da dayanıklıdırlar!

176. Bu, Allah’ın kitabı, hak olarak indirmesi sebebiyledir. Kitap hakkında ihtilaf edenler, elbette derin bir ayrılık içindedirler.

177. Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; malını, Allah sevgisi için akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve kölelere veren; namazı kılan, zekâtı veren; söz verdiklerinde sözlerini tutan; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenlerin tutumudur. İşte bunlar doğru olanlardır. İşte bunlar, takva sahipleridir.

178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında kısas size farz kılındı. Hür, hür ile; köle, köle ile; kadın, kadın ile kısas edilir. Bununla beraber, kim kardeşi tarafından affedilirse (kısas hakkı bağışlanırsa), artık örfe uymak ve bağışlayana güzelce ödeme yapmak gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Artık kim, bundan sonra haddi aşarsa, onun için elem dolu bir azap vardır.

179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız.

180. Sizden birinize ölüm geldiği zaman, eğer geriye mal bırakıyorsa, ana babasına ve akrabalarına bilinen şekilde vasiyet etmek, takva sahipleri üzerine bir borçtur.

181. Kim, işittikten sonra vasiyeti değiştirirse, onun günahı, ancak onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

182. Kim de vasiyet edenin bir hata işlemesinden veya bir günaha meyletmesinden endişe edip tarafları uzlaştırırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

183. Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz.

184. (Oruç) sayılı günlerdir. Sizden kim hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Oruca güç yetiremeyenler, bir yoksulu doyuracak kadar fidye verir. Kim de hayır işlerse, bu, onun için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

185. Ramazan ayı ki, Kur’an, insanlara hidayet olarak, hidayetten ve furkandan (doğruyu yanlıştan ayırmaktan) apaçık deliller olarak bu ayda indirilmiştir. Sizden kim o aya ulaşırsa, oruç tutsun. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerde sayısınca (oruç tutar). Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bunu, sayıyı tamamlamanız, sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanımanız ve şükretmeniz için (farz kılmıştır).

186. Kullarım, sana beni sorduklarında (söyle onlara): “Ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse onlar da benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolda gitsinler.”

187. Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar, sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtüsünüz. Allah, sizin nefislerinize karşı haksızlık ettiğinizi bildiği için tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığını isteyin. Fecirden (sabahın beyaz ipliği siyah ipliğinden) size iyice belli oluncaya kadar yiyin, için; sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikâfta bulunduğunuzda kadınlarınıza yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır; sakın onlara yaklaşmayın. İşte Allah, insanlara âyetlerini böylece açıklar. Umulur ki sakınırlar.

188. Birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin ve insanların mallarından bir kısmını bile bile günahkârca yemek için onları yetkililere aktarmayın.

189. Sana, hilâllerden (yeni doğan aylardan) soruyorlar. De ki: “O, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.” Evlere arka tarafından girmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik, takva sahiplerinin tutumudur. Evlere kapılarından girin ve Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.

190. Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, fakat aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah, aşırı gidenleri sevmez.

191. Onları nerede yakalarsanız öldürün, sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha beterdir. Mescid-i Haram’da sizinle savaşmadıkça, siz de orada onlarla savaşmayın. Eğer sizinle savaşırlarsa, onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.

192. Eğer vazgeçerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

193. Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

194. Haram ay, haram aya bedeldir. Hürmetler de kısasa tabidir. Artık kim size saldırırsa, onun saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.

195. Allah yolunda harcayın ve kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik yapın, şüphesiz Allah iyilik yapanları sever.

196. Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer alıkonulursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden kim hasta olur veya başında bir rahatsızlığı varsa, fidye olarak oruç veya sadaka ya da kurban gerekir. Emin olduğunuzda ise, hacca kadar umreden yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban gerekir. Kim de bulamazsa, üç gün hacda ve yedi gün döndüğünüzde olmak üzere, tam on gün oruç tutar. Bu, ailesi Mescid-i Haram’da olmayanlar içindir. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah’ın cezası çetindir.

197. Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse, hacda cinsel ilişkiye girmek, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Hayır olarak ne yaparsanız, Allah onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden sakının.

198. Rabbinizden bir lütuf istemenizde bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp toplandığınızda, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı anın. O’nu, size nasıl hidayet ettiyse, öyle anın. Şüphesiz, siz bundan önce sapıklardan idiniz.

199. Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanmanızı dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

200. Hac ibadetlerinizi bitirdiğinizde, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha güçlü bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan kimi, “Rabbimiz! Bize dünyada ver” der. Onun ahirette nasibi yoktur.

201. Onlardan, “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diyenler de vardır.

202. İşte onlara, kazandıklarından dolayı bir nasip vardır. Allah, hesabı çok çabuk görendir.

203. Sayılı günlerde Allah’ı zikredin. Kim iki gün içinde (Mina’dan) dönerse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa da günah yoktur. Bu, takva sahipleri içindir. Allah’tan sakının ve bilin ki siz, O’nun huzurunda toplanacaksınız.

204. İnsanlardan kimi de vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü hoşuna gider. Hâlbuki o, kalbindekine Allah’ı şahit tutar. Oysaki o, düşmanların en yamanıdır.

205. O, iş başına geçti mi, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.

206. Ona, “Allah’tan kork” denildiğinde, kendisini günah işlemeye sevk eden kibri onu kuşatır. Artık ona cehennem yeter. Ne kötü bir yataktır o!

207. İnsanlardan kimi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına karşı çok şefkatlidir.

208. Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam’a) girin. Sakın şeytanın adımlarını izlemeyin. Şüphesiz o, sizin için apaçık bir düşmandır.

209. Size bunca açık deliller geldikten sonra, eğer kayarsanız, bilin ki Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

210. Onlar, Allah’ın bulut gölgeleri içinde, meleklerle gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki bütün işler Allah’a döndürülür.

211. İsrailoğulları’na sor, onlara nice açık delil verdik. Kim, Allah’ın nimetini kendisine geldikten sonra değiştirirse, şüphesiz Allah’ın cezası çetindir.

212. İnkâr edenler için dünya hayatı süslü gösterilmiştir. Bu yüzden iman edenlerle alay ederler. Hâlbuki takva sahipleri, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

213. İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi. Onlarla beraber, insanların anlaşmazlığa düştükleri konularda aralarında hüküm vermek için hakkı içeren kitabı indirdi. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düşenler, kendilerine kitap verilenlerden başkası değildi. Allah, kendi izniyle iman edenleri, onların üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeğe ulaştırdı. Allah, dilediğini dosdoğru yola iletir.

214. Yoksa sizden önceki (ümmetlerin) başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokundu ve öyle sarsıldılar ki, peygamber ve beraberindeki müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek duruma geldiler. Dikkat edin! Şüphesiz Allah’ın yardımı yakındır.

215. Sana, Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız, ana baba, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, Allah onu hakkıyla bilendir.”

216. Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, hoşlanmadığınız bir şey, sizin için hayırlıdır. Yine olur ki, sevdiğiniz bir şey, sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

217. Sana haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaşmak büyük bir günahtır. Allah yolundan alıkoymak, O’nu inkâr etmek, Mescid-i Haram’a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyüktür. Fitne, adam öldürmekten daha büyüktür. Güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların bütün amelleri, dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. İşte onlar, cehennemliktir ve orada ebedî kalacaklardır.

218. Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler, işte onlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

219. Sana, içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: “Onlarda büyük bir günah ve insanlar için bazı faydalar vardır. Ancak günahları, faydalarından daha büyüktür.” Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “İhtiyacınızdan fazlasını.” Allah, size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz.

220. Hem dünya hem ahiret hakkında. Yetimlere ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Onları iyi yetiştirmek hayırlıdır. Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, işleri bozandan ıslah edeni ayırır. Allah dileseydi, sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

221. Müşrik kadınlarla, onlar iman edinceye kadar evlenmeyin. İman eden bir cariye, hoşunuza giden müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de, onlar iman edinceye kadar (kızlarınızı) nikâhlamayın. İman eden bir köle, hoşunuza giden bir müşrikten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar. Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. Allah, insanlar için âyetlerini açıklar ki öğüt alsınlar.

222. Sana, âdet halini soruyorlar. De ki: “O, bir ezadır. Âdet halindeyken kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendiklerinde, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah, çok tevbe edenleri sever ve çok temizlenenleri sever.”

223. Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. Tarlanıza, dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için ön hazırlık yapın. Allah’tan sakının ve bilin ki O’na kavuşacaksınız. Müminleri müjdele.

224. Yeminleriniz sebebiyle iyilik yapmanıza, sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize Allah’ı engel kılmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

225. Allah, sizi kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat bilerek ettiğiniz yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Allah çok bağışlayandır, çok yumuşak davranandır.

226. Kadınları hakkında ilâya (ayrılığa) karar verenler, dört ay beklemelidirler. Eğer (bu süre içinde) dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

227. Yok eğer boşanmaya karar verirlerse, şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

228. Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç âdet süresi beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl olmaz. Kocaları, barışmak isterlerse, bu süre içinde onları geri almaya daha çok hak sahibidirler. Onlar için örfe uygun yükümlülükler, onların aleyhine olanlar gibidir. Erkeklerin onlar üzerindeki hakları, kadınların da onlar üzerindeki hakları gibidir. Fakat erkekler, kadınlar üzerinde bir dereceye sahiptirler. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

229. Boşanma iki defadır. (Bundan sonra) ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermek gerekir. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız, sizin için helâl değildir. Meğer ki her ikisinin de Allah’ın sınırlarını yerine getiremeyeceklerinden korkmaları başka. Eğer siz de onların Allah’ın sınırlarını aşmalarından korkarsanız, o takdirde kadının fidye vermesinde her ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

230. Eğer (iki talaktan sonra erkek kadını) tekrar boşarsa, artık bundan sonra kadın başka bir kocayla evlenmedikçe, önceki kocasına helâl olmaz. Şayet (ikinci koca da) onu boşarsa, Allah’ın sınırlarını koruyacaklarını zannederlerse, (ilk kocasıyla) birbirlerine dönmelerinde her ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar, bilen bir toplum için Allah’ın açıkladığı sınırlarıdır.

231. Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini bitirdiklerinde ya onları güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat onları zarar vermek ve haklarını çiğnemek için tutmayın. Kim böyle yaparsa, şüphesiz kendisine zulmetmiş olur. Allah’ın âyetlerini eğlence konusu yapmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği kitabı ve hikmeti hatırlayın. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

232. Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini bitirdiklerinde, artık kendi aralarında örfe uygun olarak anlaştıkları takdirde, kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah’a ve ahiret gününe inananlara verilen öğüttür. Bu, sizin için daha temiz ve daha hayırlıdır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

233. Anneler, emzirmeyi tamamlatmak isteyen için çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların örfe uygun yiyecek ve giyeceklerini sağlamak, çocuğun babasına aittir. Hiç kimse, gücünün yettiğinden fazlasıyla sorumlu tutulamaz. Hiçbir anne çocuğu sebebiyle, hiçbir baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın. Mirasçıya da bunların aynısı gerekir. Eğer anne ve baba, aralarındaki anlaşmaya ve danışmaya dayanarak çocuğu sütten kesmek isterlerse, onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

234. İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün beklerler. Sürelerini tamamladıklarında, kendileri hakkında örfe uygun olarak yaptıklarından size bir günah yoktur. Allah, yapmakta olduklarınızdan hakkıyla haberdardır.

235. Bu (bekleme süresi) içinde evlenme teklifini üstü kapalı yapmanızda veya (bu isteği) içinizde saklamanızda size bir günah yoktur. Allah’ın, sizin onları mutlaka anacağınızı bildiğini, fakat onlarla gizlice sözleşmeyin; ancak örfe uygun söz söyleyin. Farz olan süre sona erinceye kadar nikâh akdine kesin karar vermeyin. Bilin ki Allah, kalplerinizde olanı hakkıyla bilendir. O hâlde O’ndan sakının ve bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok yumuşak davranandır.

236. Kendilerine dokunmadığınız veya onlara bir mehir belirlemediğiniz kadınları boşamanızda size bir günah yoktur. Onlara, zengin kendi gücüne göre, yoksul da kendi gücüne göre örfe uygun bir hediye verin. İyilik yapanlar üzerine bir borçtur bu.

237. Eğer onlara mehr tayin edip de dokunmadan önce boşarsanız, o takdirde belirlediğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kendileri vazgeçerse veya nikâh bağı elinde bulunan (koca) vazgeçerse, başka. Vazgeçmeniz takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

238. Namazları ve orta namazını muhafaza edin. Allah’a gönülden boyun eğerek namaz kılın.

239. Eğer bir tehlike içinde iseniz, yaya veya binek üzerinde (namazı eda edin). Güvende olduğunuzda ise, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin.

240. İçinizden ölenlerin geriye bıraktıkları eşleri için bir yıl süreyle evlerinden çıkarılmaksızın geçimlerini sağlamak bir borçtur. Şayet onlar (kendi istekleriyle) çıkarlarsa, kendileri hakkında örfe uygun olarak yaptıklarından dolayı size bir günah yoktur. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

241. Boşanmış kadınlar için de örfe uygun bir geçim sağlamak, takva sahipleri üzerinde bir borçtur.

242. Allah, size âyetlerini böyle açıklar ki aklınızı kullanasınız.

243. Binlerce kişi oldukları hâlde ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah, onlara “Ölün” dedi. Sonra kendilerine hayat verdi. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmez.

244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

245. Allah’a güzel bir borç verecek olan kimdir ki, Allah onu kat kat artırsın? Allah, daraltır da, genişletir de. O’na döndürüleceksiniz.

246. Mûsâ’dan sonra İsrailoğulları’nın ileri gelenlerini görmedin mi? Hani onlar peygamberlerinden birine, “Bize bir hükümdar gönder ki Allah yolunda savaşalım” demişlerdi. (Peygamber,) “Üzerinize savaş farz kılındığında, ya savaşmazsanız?” demişti. “Bize ne oluyor ki yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan çıkarıldığımız hâlde Allah yolunda savaşmayalım?” demişlerdi. Fakat onlara savaş farz kılındığında, içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.

247. Peygamberleri onlara, “Şüphesiz Allah, Talut’u size hükümdar gönderdi” dedi. (Onlar,) “Biz hükümdarlığa ondan daha layık olduğumuz hâlde, nasıl olur da o, bizim üzerimize hükümdar olur? Ona maldan bir genişlik verilmiş de değildir” demişlerdi. (Peygamber,) “Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize seçti ve ona bilgi ve beden bakımından bir güç verdi. Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir” dedi.

248. Peygamberleri onlara, “Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun (içinde) bulunmasıdır. Onda Rabbinizden bir huzur ve Mûsâ ile Harun ailelerinden kalanlar vardır. Onu melekler taşır. Şüphesiz bunda, sizin için bir delil vardır, eğer iman edenler iseniz” dedi.

249. Talut, ordu ile birlikte ayrıldığında dedi ki: “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de ondan tatmazsa, şüphesiz o, bendendir. Ancak bir avuç içen müstesna.” İçlerinden pek azı hariç, ondan içtiler. Talut ve beraberindeki müminler ırmağı geçince, “Bugün bizim, Calut ve ordusuna karşı hiçbir gücümüz yoktur” dediler. Allah’a kavuşacaklarını bilenler ise, “Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir” dediler.

250. Calut ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında, “Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et” dediler.

251. Bunun üzerine, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Dâvûd, Calut’u öldürdü ve Allah, ona hükümdarlık ve hikmet verdi. Dilediğinden ona öğretti. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile defetmesi olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Fakat Allah, âlemler üzerine büyük lütuf sahibidir.

252. İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir ki onları sana gerçek olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, gönderilen peygamberlerdensin.

253. İşte o peygamberler! Biz, onların bir kısmını diğerine üstün kıldık. Onlardan, Allah’ın konuştuğu ve derece derece yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa’ya da mucizeler verdik ve onu Rûhu’l-kudüs ile destekledik. Allah dileseydi, onlardan sonrakiler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat onlar ihtilafa düştüler. Onlardan kimisi iman etti, kimisi de inkâr etti. Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat Allah, dilediğini yapar.

254. Ey iman edenler! İçinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmadığı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edin. İnkâr edenler, zalimlerin ta kendileridir.

255. Allah, O’ndan başka ilah yoktur. Hayy ve kayyûmdur. O’nu ne bir uyuklama tutar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaat edecek olan kimdir? O, önlerinde olanı da, arkalarında olanı da bilir. O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek O’na zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.

256. Dinde zorlama yoktur. Artık doğruluk, sapıklıktan iyice ayrılmıştır. Kim tâğutu inkâr edip Allah’a iman ederse, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

257. Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tâğuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

258. Allah kendisine mülk verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, “Rabbim, hayat veren ve öldürendir” demişti. (O,) “Ben de yaşatır ve öldürürüm” demişti. İbrahim, “Şüphesiz Allah, güneşi doğudan getiriyor. Hadi sen de onu batıdan getir” demişti. Bunun üzerine inkâr eden şaşırıp kaldı. Allah, zalimler topluluğuna hidayet etmez.

259. Yahut, altüst olmuş, çatıları çökmüş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demişti. Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. “Ne kadar kaldın?” dedi. “Bir gün veya bir günün birazı kadar kaldım” dedi. (Allah,) “Hayır! Yüz yıl kaldın. Şimdi yiyeceğine ve içeceğine bak; bozulmamış. Eşeğine de bak. Seni, insanlar için bir alâmet kılacağız. Kemiklere bak; onları nasıl birleştiriyoruz, sonra onlara et giydiriyoruz” dedi. Bu olay kendisine apaçık belli olunca, “Şüphesiz Allah’ın her şeye kadir olduğunu biliyorum” dedi.

260. Hani İbrahim, “Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” demişti. (Allah,) “İnanmadın mı?” dedi. (İbrahim,) “Hayır! İman ettim. Fakat kalbimin tatmin olması için” dedi. (Allah,) “Dört kuş al ve onları yanına alıştır. Sonra her dağın üzerine onlardan bir parça bırak. Sonra onları çağır, sana koşarak geleceklerdir. Bil ki Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi.

261. Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohumun durumu gibidir. Allah, dilediğine kat kat artırır. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

262. Allah yolunda mallarını infak edip de, infak ettiklerinin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin, Rableri katında ödülleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

263. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, zengindir, halîmdir.

264. Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde, malını insanlara gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakarak ve eza ederek sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde biraz toprak bulunan, düz bir kayaya benzer ki ona şiddetli bir yağmur isabet edince, onu çıplak bir hâlde bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, inkâr eden toplumu hidayete erdirmez.

265. Allah’ın rızasını kazanmak ve kendilerini sağlamlaştırmak için mallarını infak edenlerin durumu, yüksek bir tepede bulunan ve üzerine bol yağmur yağan bir bahçenin durumu gibidir ki, meyvesini iki kat verir. Bol yağmur yağmasa da, hafif bir yağmur (yeter). Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

266. Hangi biriniz ister ki, hurma ve üzüm bağları olsun, altından ırmaklar aksın ve içinde her türlü meyvesi bulunsun, kendisine ihtiyarlık gelip çatmış, zayıf çocukları varken, bir ateşli kasırga isabet edip, bağı yakıvermiş olsun? Allah, düşünesiniz diye size âyetlerini işte böyle açıklar.

267. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden infak edin. Göz yummadan alıcısı olmadığınız kötü şeyleri vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah, zengindir, övülmeye layıktır.

268. Şeytan, sizi fakirlikle korkutur ve size hayâsızlığı emreder. Allah ise size, kendi katından mağfiret ve bol ihsan vaat eder. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

269. O, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona çokça hayır verilmiştir. Bunu, akıl sahiplerinden başkası düşünüp anlamaz.

270. Her ne infak ettiniz veya adadınızsa, şüphesiz Allah onu bilir. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.

271. Sadakaları açıktan verirseniz, bu ne güzeldir! Eğer onları gizler ve fakirlere verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Allah, bu yüzden sizin günahlarınızdan bir kısmını örter. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

272. Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak için infak edersiniz. Hayır olarak ne infak ederseniz, size haksızlık edilmeden karşılığı size ödenir.

273. (Sadakalar,) kendilerini Allah yoluna adayan ve yeryüzünde dolaşıp kazanamayan fakirler içindir. Bilmeyenler, iffetlerinden dolayı onları zengin sanır. Sen, onları simalarından tanırsın. İnsanlardan ısrarla bir şey istemezler. Hayır olarak ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir.

274. Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenler yok mu, işte onların Rableri katında ödülleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

275. Faiz yiyenler, şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların “Alışveriş de faiz gibidir” demelerindendir. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Kime, Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah’a kalmıştır. Kim tekrar (faizciliğe) dönerse, işte onlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

276. Allah, faizi mahveder, sadakaları ise artırır. Allah, küfürde ve günahta ısrar eden hiçbir günahkârı sevmez.

277. İman eden, salih amel işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenler yok mu, işte onların Rableri katında ödülleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

278. Ey iman edenler! Eğer iman eden kimseler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer inanıyorsanız, (elde edilecek) faizden arta kalanı bırakın.

279. Eğer böyle yapmazsanız, Allah’a ve Rasûlü’ne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeniz sizindir. Ne zulmedersiniz ne de zulme uğratılırsınız.

280. Eğer borçlu darda kalmışsa, ona kolaylık sağlanıncaya kadar mühlet verin. Şayet (borcu) sadaka olarak bağışlarsanız, bu sizin için daha hayırlıdır. Keşke bilseydiniz!

281. Öyle bir günden sakının ki, o gün Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı tastamam ödenecek ve onlara haksızlık edilmeyecek.

282. Ey iman edenler! Birbirinize belirli bir süreye kadar borçlandığınızda, bunu yazın. Aranızda adaletle yazacak bir kâtip bulunsun. Kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın. Rabbi olan Allah’tan sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer borçlu, sefih veya zayıf yahut kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit tutun. Eğer iki erkek bulamazsanız, o takdirde razı olacağınız şahitlerden bir erkek ve iki kadın (şahit) olsun ki, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatsın. Şahitler, çağrıldıklarında kaçınmasınlar. Küçük olsun büyük olsun, onu vadesine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Aranızda hemen devredeceğiniz peşin bir ticaret olursa, bunu yazmamanızda size bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahit tutun. Ne kâtip ne de şahit zarara uğratılsın. Eğer böyle yaparsanız, şüphesiz bu, sizin için bir fısktır. Allah’tan sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

283. Eğer yolculukta olur da kâtip bulamazsanız, o takdirde alınmış rehinler (yeterlidir). Şayet birbirinize güveniyorsanız, kendisine güvenilen kimse Rabbi olan Allah’tan sakınsın ve üzerine aldığı emaneti ödesin. Şahitliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkâr olur. Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilendir.

284. Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de, Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah, her şeye kadirdir.

285. Peygamber, Rabbi’nden kendisine indirilene iman etti; müminler de. Her biri, Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. “O’nun peygamberlerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz! Bizi affet. Dönüş sanadır” dediler.

286. Allah, kimseyi gücünün yetmediği şeyle yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği kötülük kendi aleyhinedir. “Rabbimiz! Eğer unuttuk veya yanıldıysak, bizi sorumlu tutma. Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi yükleme. Bizi affet, bağışla ve bize merhamet et. Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”


Bakara Suresi, İslam’ın inanç, ibadet, ahlak ve sosyal düzenine dair geniş kapsamlı hükümler içerir. Bu sure, İslam’ın temel prensiplerini öğretirken, aynı zamanda geçmiş peygamberlerin ve toplumların kıssalarıyla öğütler ve uyarılar verir. Surede, Allah’a iman, peygamberlere ve kitaplarına inanma, namaz kılma, oruç tutma, zekât verme gibi birçok ibadet ve ahlaki davranışlar ele alınır. Ayrıca, sosyal ilişkiler, adalet, aile hukuku, savaş ve barış gibi konulara da detaylı olarak değinilir.
 
Son düzenleme:

MT

❤️Keşfet❤️
Moderator
MT
Kayıtlı Kullanıcı
30 Kas 2019
32,674
991,237
113

İtibar Puanı:

Kuran-ı Kerim'in en uzun surelerinden biri olan Bakara Suresi, pek çok insanın hayatında önemli bir yer tutar. Ancak, bu surenin bazı ayetlerinde yer alan anlaşılması zor kelimeler ve ifadeler, Türkçe bilmeyenler için anlam karmaşası yaratabilir. İşte bu sebepten dolayı, Bakara Suresi'nin Türkçe meali oldukça önemlidir.

Bakara Suresi'nin Türkçe meali, surenin ayetlerinin anlamlarının Türkçe olarak ifade edilmesidir. Bu sayede, surenin anlaşılması ve anlamının daha net kavranması mümkün hale gelir. Bu nedenle, pek çok mümin, Kuran okuma ve anlama konusunda daha bilinçli hale gelmek için Bakara Suresi'nin Türkçe meali ile birlikte okur.

Bakara Suresi'nin Türkçe meali, kelime anlamından ziyade ayetin genel anlamını ifade eder. Bunun sebebi, Kuran-ı Kerim'in Arapça dilinde yazılmış olmasıdır. Arapça dili, zengin bir dil olmasından dolayı, her kelime birden fazla anlam taşıyabilir. Bu nedenle, her kelimenin Türkçe karşılığı bulunsa bile, o kelimenin ayetteki bağlamına göre anlamı değişebilir.

Ancak, Bakara Suresi'nin Türkçe meali, anlam karmaşası yaratmaktan ziyade, ayetlerin düşüncelerini ve anlamlarını anlama noktasında büyük bir yardımcıdır. İşte bu sebepten dolayı, herhangi bir Arapça bilgisi olmayan birisi bile Bakara Suresi'nin Türkçe meali sayesinde Kuran-ı Kerim'deki bu önemli sureyi anlayabilir.

Sonuç olarak, Bakara Suresi'nin Türkçe meali, Kuran-ı Kerim okuyanlar için büyük bir kolaylık sağlar. Bu sayede, bu özel kitabın gizem dolu dünyası daha net bir şekilde keşfedilebilir ve Kuran'ın rehberliğiyle insanlar daha doğru bir yolda ilerleyebilirler.

Ek olarak, Kuran'ın anlamını anlamak, kalplerin rahatlaması, inançların pekişmesi ve hayatın anlamının daha iyi anlaşılması açısından son derece önemlidir. Bakara Suresi gibi önemli bir surenin Türkçe meali, Kuran'ın anlaşılması için büyük bir adımdır. İslam dinine mensup olanların Kuran'ı anlama ve okuma çabaları, hayatlarının her alanında sebat ve sabır göstermeleri açısından son derece önemlidir. Bu da sadece huzurlu bir hayatın değil, aynı zamanda İslam'ın mükemmel bir şekilde uygulanmasının da temelidir.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Yaren Tuna

Kayıtlı Kullanıcı
9 Haz 2023
20
585
78

İtibar Puanı:

Bakara Suresi'nin Türkçe meali şu şekildedir:

1- Elif lam mim. (Bu harfler Kur'an'ın mucizelerindendir, özel bir anlam taşırlar.)

2- Bu Kitap, bir şüpheye kapılmadan takva sahipleri için bir doğru yol göstericidir.

3- Onlar ki, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.

4- Ve onlar ki, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler, ahirete de kesin bir inançları vardır.

5- İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler onlardır.

6- Şüphesiz ki, inkar edenler, onlara söylenenlerin kendilerine benzer bir şey getirilmesini istiyorlar. Onlar, Rabbimiz gerçeği söylemeli değil miydi diyenlerdendirler. İnkârcılar, Rablerinin sevkettiği ölü hayvanın cesedini kükreyinceye kadar bekleyen bir topluluğa benzetilirler. Bunun gibi, kalpleri ölüdür. Onlar gerçekten anlamazlar.

7- Onlara açık bir belge Gelmiş ve içindekiler, Allah'ın kendilerine verdiği kitapların doğruluğunu tasdik etmiştir. Zaten daha önceden, Allah'ın kendilerine verdiği kitapları inkar etmiş olanlar da perdelenmiş durumdalardır.

8- İnkâr edenler, her ne kadar Allah'ın, iman edenlerden başka kimseye lütfundan fazla vermesini isteseler de, Allah dilediğine bir rızık ölçüsü tayin eder.

9- Onlar, Allah'ın rızıklandırması yeter de artar bile denecek kadarı vardır.

10- İnkâr edenlerden öyleleri vardır ki: "Eğer bizi yolundan saptırsan, şüphesiz sûrette biz de senin yolundan çıkardığı gibi çıkarız" derler. (Allah’a iltica edip O’nun yardımını dileyerek karşı koy.)

11- Yine onlardan öyleleri vardır ki: "Bize Allah'tan bir belge de verse" derler. Senin Rabbin, gerçekten kimin hidayete erdiğini, kimin de apaçık bir sapıklıkta olduğunu optimum bir biçimde bilir.

12- İnkârları yüzünden gözenekleri kapalı olanların, kalpleri de kapalıdır ve Allah onları cezalandırıncaya kadar böylece devam edecek.

13- Hem insanlara: "İman edin!" dendiği zaman, "Sanki, biz de iman edecekmişiz gibi" diye alay ederler.

14- İşte onlar, o Rableri tarafından hidayete ermeyen kimselerdir. İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.

15- Kalpleri, kulakları ve gözleri mühürlenmiştir. Onlar, apaçık bir azaba mahkûmdurlar.

16- İnsanlardan bir ibret alınmak için yeryüzünde dolaşanlara gelince, göçebelerden bir kısmının, Habil'in kardeşi Kabil'i öldürdüğü hikâyesi dilden dile dolaşır. Allah, olayın gerçekte nasıl olduğunu en iyi bilendir.

17- İki defa gölgeli bölgelerde istirahat eden ve içinde temiz su akan bahçeler, taptaze meyveler, yükseklerde uzanan çam ağaçları, çatallanmış hurma ağaçları, gönülleri sevindiren su kaynakları vardır. İçlerindeki her meyve Allah'ın rızası ile verilir. Yine orada, bağışladığı her şeyden dolayı onlara verilen birçok rızık vardır. Yine, ilk nefesleriyle son nefesleri aynı olan daimî eşler vardır. İşte Allah'ın vaadi gerçektir. İşte büyük zafer(odul, nimet)tir.

18- Allah, insanların düşmanlarına karşı kafi gelendir. Allah, sana ne kadar verirse versin, azmış gibi deme.

19- Sabahleyin, akşamdan hemen önce, birtakım ölü bedenleri göstermek üzere seni çağırdığımız zaman, onlar sadece başlarını sallayıp döneceklerdir.

20- Biz, onların iman etmelerini, kendilerine yeniden açıklayıp açıklamamamızdan değil, kendilerinin Allah'ı aldatmalarından ötürü kâfir kıldık.

21- Kendilerine, "Allah aşağılık bir şeyi haram kılmıştır" dendiği zaman, "Biz atalarımız bunu da yerdi, biz onların izinden gideceğiz" derler. Allah, doğruyu getiriyor, yanlışı da gösteriyor. Onlar, ne olsa -ki Rabbi onların yaptığını en iyi bilir- yine de mi akıllanmayacaklar!

22- İşte onlar, Allah'ın kitabını inkar etmek için yemin ederler. İşte onlar, verilecek unutulmaz fiyatı satın aldılar. Artık ne var ki, verdikleri şeyin hiç farkında değillerdir.

23- Kalplerinde bir hastalık ve Allah da onların hastalıklarını arttırmıştır. Kendilerine yalan söylemelerinden dolayı, onlar için acı bir azap vardır.

24- Bir zamanlar onlara şöyle denildi: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın." "Bizler sadece ıslah edicileriz" diye cevap verdiler.

25- "Biz, aslında bozguncu değiliz" derler, ama onlar, farkında olmadan bozguncuların ta kendileridirler.

26- Onlara, "Allah'ın âyetlerine iman edin" dendiği zaman, "Sadece kendi inandığımız şeye inanacağız" derler. Peki ya, doğruya ulaştıklarında onlara ne olacak?

27- Allah, bozgunculuğu ve yeryüzünde anarşiyi sevmez.

28- İşte onlar, hangi şeyi kazandıklarını unutarak, yeryüzünde (insanları) engellemek ve doğru yolu saptırmak amacıyla dolaşırlar. Onlar, yalnızca kendilerinin kaybettiklerini kaybetmişlerdir.

29- Yahut kendilerine verilen kitabın mutlak hak olduğunu ve Rableri katında bir dereceleri bulunduğunu bilip de, gece gündüz ondan yüz çevirerek, inkârcıların arzularına uymuş ve böylece kendilerini kalpleri katılaşmış bir topluluk haline sokmuşlardır.

30- Allah, iman edip de yaptıklarında doğru olanlara gelince, Allah kendilerine içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vadetmiştir; Rableri de onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Rablerinden hoşnut olmuşlardır. İşte bu, muttaki kimseler için büyük başarıdır.

31- Kafir olanların kalplerinde acı bir hastalık vardır. Allah, onların hastalıklarını arttırmıştır. Onlar, yalan söylemelerinden dolayı acı bir azapla karşılaşacaklardır.

32- Kendilerine "Allah'ın indirdiği Kitab'a inanın" denildiği zaman, "Biz kendi ilâhlarımıza inanmaktayız" derler ve o Kitab'ı inkar ederler, doğru yolu buluncağız diye de karar verirler.

33- Oysa onlara "Şimdi size Allah'ın içinde kullandığı ifadeyi getirdik. Ondan sonra ona ters düşmeyin" denilmesine rağmen; "Gerçekten biz, anlayarak okuduk!" derler.

34- Kalplerinde hastalık olanların, kendi inkarlarından dolayı bir utanç işareti var. Allah, inkarlarından dolayı ölümü onlara tattırıncaya kadar, onlar içinde sürekli bir azap vardır.

35- İncelikli ve akıllı bir insan kendisine gelince, şöyle der: "Allah'ın dediği doğrudur." Kendisine düşenleri yaparlar ki, iyi sonuç elde etsinler.

36- İman edenler, Allah'ın indirdiği Kitap'a ve senden önce indirdiği Kitap'lara iman ederler; namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler; ahirete kesin bir inançları vardır.

37- İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler. Kurtuluşa erenler de ancak onlardır.

38- Kalplerinden, Allah'ın âyetlerini inkar ettikleri için, Resûl de inkar etmiş durumdalar. Zaten yeryüzünde yalnızca yoldan çıkanlar böyle davranırlar.

39- Onlara, "Allah'ın âyetlerine iman edin" dendiği zaman, "Sadece bildiklerimize inanacağız" derler. "Biz aslında, önde gelenleriz" derler.

40- Hayır! Kendi kalplerinin ne sakladığını bilmiyorlar. Kendi kötülüklerinin karşılığı olarak Allah onların alnına "kâfir" yazmıştır.

41- Kalplerinde bir hastalık olduğu için, onlar her ne kadar sana gülerlerse gülsünler, bizim Allah'ın izni olmadan seni yanıltamazlar. Zaten onlar, kendilerine bir fayda getiremeyecek lafçaşlıklarla meşgul olmaktadırlar.

42- Kendileriyle mi alay ediyorlar? Şimdi biz de seninle beraberiz; sonra onlar görürler.

43- Yoksa biz, kâfirleri, yaptıkları şeylerden dolayı acı bir azap ile mi cezalandıracağız?

44- Onlara, "Allah'ın tuttuğu yol üzerinde olun" denildiği zaman, "Biz sizi, atalarımızın taptığı şeyden dolayı bulduk" derler. "Ya da, biz, gerçek olan şey üzerine bir yol üzere değil miyiz?" diye sormak yerine, şöyle diyorlar: "Eski göreneklerimize göre istikamet üzerindeyiz."

45- Eski göreneklerine göre doğru olan yolu bulduklarını mu sanıyorlar? Peki ya, onların ileri gelenleri ve bilginleri bu yoldan saparlarsa?

46- Allah, inkar edenlerin kalplerinden noksanlığı sıyırıp çıkarır. İşte Allah, her şeyi derinlemesine bilen, her şeyi samimi bir şekilde gören O'dur.

47- Allah, kafirleri tutunuz diye sana Kitap'ı; Allah yolunda savaşanları da, kesenleri de müsavi görüyor. Allah onlara rızkını bol bol vermektedir.

48- O Kitap'ın hükümlerini gerçekleştirmeleri için, senden önceki Peygamberlere de şöyle denilmişti: "Allah'a ve ahiret gününe inanın". Çünkü bu, terbiye ve öğüt vermek için Kitap'ta yazılmıştı.

49- İşte bu Kur'an da musibetlere sabredenleri ve namazı dosdoğru kılanları öğüt olsun diye sana vahyolundu. Bu, katımızdan bir evrensel bir mesajdır.

50- Kendi aralarında ayrılık düşüncelerine düştükleri şeyler yüzünden, kalplerinde hastalık olanların hali, çetin bir günde toplanacakları o doğru günde işte budur!

51- Rabbinin yolunda hicret edenler sakınılacakları şeylerin en hayırlısına kavuşacaklardır. Rableri de onların günahlarını bağışlamıştır.

52- Rabbinin yolunda hicret eden ve sonra öldürülen veya ölenlere gelince, Rableri onların önceden biriktirdikleri her şeyi bağışlamıştır; gerçekten de Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

53- Allah, dünyada merhamet etmeyenlere karşı da merhametli olanlara da merhamet eder. Rahman olan Allah, merhamet edene merhamet eder.

54- Ey iman edenler, infak edin; biz sizi hem cefalıklardan kurtaracağız, hem de mallarınızı artırıp, sizi yükselteceğiz. Allah, ne yaparsanız hepsini bilir.

55- Gönüllerinde bir ürperme ve iman ettikleri zaman, kalplerinin o ürpermesi yüzünden (merhamet ve şefkat duygusuyla) Allah'ın (komutu ile) yöneldikleri şeylerde hiç şüphe yoktur; (kalpler) gerçekten Allah'a yönelirler.

56- İlahınız Ancak Allah'tır tekdir. O, Rahmân'dır, Rahîm'dir.

57- Gerçek şu ki, sizi yüz çevirenlere şiddetli bir azap ile karşılaşacakları, sonra ölümlerine doğru yönlendirilecekleri, sonunda Allah'a döndürülecekleri günü müjdele!

58- Onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ederler ve onu, ne hakkıyla tanıyıp ne de gözetirler.

59- İşte onlar, göklerdeki ve yeryüzündeki her şeyi Allah'a karşı hiçbir saygı duygusuyla anmayan kimselerdir.

60- Allah, kullarının karşılıksız bağışlanmasını ve kötülüklerinden sonra bir iyilik yapmayı sever ve O, insanların Merhametlidir.

61- İşte siz, insanlar arasında sizden öyleleri var ki, kendilerine ilim verdik, ama onlar gerçeği eksik görürler.

62- Allah'ın ayetleri hakkında! alay etmek ve inkar etmek konusunda üstleri öyle kabarık, mutlu kimseler var ki, kendileri tehlikeli bir yerdir.

63- Yeryüzünde gezip ibret almanız ya da Allah'ın açık ve belli bir belgesi olmadıkça; rabbin beyan etmiyor ve doğru yolu göstermiyor.

64-. Onlara okuyan (peygamberler), onlara faydalı olan belgeler ve tehlikeli anlatılan kıssaları sürekli hatırlatır ve gösterirler. Her zaman, "Allah'ın izniyle size bu anlatıldı. Yoksa, bundan önce onunla ilgilenmiyordunuz" derler.

65- "Rabbimiz! Kalplerimizi doğru yola yönlendir; şunu iyice bilmekteyiz ki, sen doğru yolda olanlara rehber olansın".

66- ("S
 

Çiçek Özdemir

Kayıtlı Kullanıcı
9 Haz 2023
40
1,034
83

İtibar Puanı:

Bakara Suresi'nin Türkçe meali aşağıdaki gibi verilir:

1- Elif, Lâm, Mîm.

2- İşte kitap (Kur'an) bu! Onda hiç şüphe yoktur. Takva sahipleri için yol göstericidir.

3- Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden harcarlar.

4- Bu onlara indirilenle beraber Rablerine inanmaktadırlar. İşte bunlar için akıbet hayırlıdır.

5- Doğrusu onlar (müşrikler) kâfirlerin kalplerinde bir hastalıktır; Allah da onların bu hastalıklarını artırmıştır. Kendilerine can yakıcı bir azap vardır, yoldan çıkanlar olarak öleceklerdir.

6- Kitap (Tevrat, İncil) üzerine olanlardan da onlardan bir inanç göremezsin, çoğu fâsıklardır.

7- Yalan sözlüler, sana gelen âyetlerden bir kısmını da hiç şüphesiz iftira ederler. Halbuki onu (ne olduğunu) bilen biziz.

8- Onlar kesinlikle "Bu ancak bir insanın kendisine öğretilmiş bir şeydir" derler. Hayır o lisancaferidir. Onu, (önceden) sana (daha önce) öğretmedik. Bilakis sen daha önce kitap bilmez idin ve ne de onu elinle yazardın. O takdirde şüphesiz o yanılgıya düşenler sana karşılarda idiler.

9- Yoksa onlar yokluklarına ilişkin şüphe mi ettiler? Hayır, şüphesiz Allah her şeyi kuşatan delilere sahiptir.

10- Yoksa onlar: "Bize süre (verilmedikçe) inanmayacağız" mı diyorlar?

11- Onlardan öncekiler de böyle demelerine rağmen (azapla) yüz yüze gelmediler mi? Allah onların zulüm ve haksızlıklarını sardı. Onlara zarar dokunacak bir şey arayacak değildi.

Bu şekilde devam eder ve 286 ayetten oluşur.
 

WhimsicalWeasel

Kayıtlı Kullanıcı
16 Haz 2023
74
2,679
83

İtibar Puanı:

Bakara Suresi'nin Türkçe meali şu şekildedir:

1. Elif, Lam, Mim.

2. Bu, andolsun ki, takva sahipleri için (yani Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için) bir hidayet kitabıdır.

3. Onlar, gayba inanır, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden infak ederler.

4. Kendilerine indirilene ve senden önce indirilene inanırlar ve ahirete kesin bir şekilde inanırlar.

5. İşte onlar Rablerinden hidayet bulanlardır ve işte felahlarının ardından gidenler de onlardır.

6. Şüphesiz inkar edenler arasında ise, üstünlük bakımından içinde tartışılan bir yalan vardır.

7. Allah'ın, kendilerini bıraktıkları şımarıklık yüzünden inkar edenlere vereceği bir zillet vardır. Onlar için büyük bir azap da vardır.

8. Onlar, iman edip de imanlarını kuvvetlendirmeyenler, kalpleri inkara sapmış olanlar için ise büyük bir azap vardır.

9. İşte onları Allah'ın kitabından hidayetle hidayetlenmedik diye gayretlendirdiklerinde, "Biz babalarımızı da üzerinde bulduğumuz şeye uyarız. Bizim üzerinde bulduğumuz (dinden) sapıklık da olsa mı?" derler. Oysa şeytan onları cehenneme çekiyor ise de mi?

10. Andolsun ki, biz, inananlar için Rablerinden bir hidayet bulmuşsun diye onların rablerine iman etmeyenleri bildikçe üzerlerine "İyi bilin ki insanlar için iyi bir sevap ve azap vardır" diyecekleriz.

11. İnsanlar "İman ettik" demekle sınanmadan bırakılır mı?
 

GüzelGörünüm

Kayıtlı Kullanıcı
8 Haz 2023
31
858
83

İtibar Puanı:

Bakara Suresi'nin Türkçe meali şu şekildedir:

1. Elif, Lam, Mim.
2. Bu, insanlar için hidayet rehberidir, sakın o'ndan şüpheye düşmeyesiniz.
3. Görmeden, ellerle kazandıklarını ağız açmadan dağıtanlar ve Allah'a ve ahiret gününe iman edenler için vardır. İşte onlar Rab'lerinden bir hidayet üzeredirler ve işte kurtuluşa erenler de bunlardır.
4. İman edenlere gelince, onlar için, kendilerine hikmeti öğreten ve onları tertemiz eden ayetler indirildi. Zalimlerin ise ne onlara ne Allah'a ulaşacak bir yol vardır.
5. İşte onlar, hidayete erdikleri ve böylece kurtuluşa erdikleri kimselerdir.
6. Şüphesiz, inkarcılarla alay edenleri gördükçe, onlara ancak az bir müddet veririz. Sonra onları aşağılayıcı azabımıza süratle sokarız.
7. Kar, dolu gibi bir afet olsun, onların evlerine uğrar; sonra da su nedeniyleğıttığı zaman üzerini yırtılır bir hâlde bırakır; bundan dolayı inkâr etmezler de Allah'a karşı büyüklük taslamazlar.
8. Onlar için, dünyada rezillik ve ahirette de büyük bir azap vardır.
9. Ey insanlar! Sizden önce bir peygamber gönderip de, elinizden geldiği kadarı ile bozgunculuk yaptıklarında, yeryüzünde bozgunculuk yapma işini kesin. Onları korkutttular, oysa Allah'ın yardımı daha yakındı. Felah bulacak kimselerseani yaptıklarını bilirler.
10. ‹‹Hayır! Elbette hayır››, diyorlar. ‹‹Biz kötülükte delildirler.›› Hayır, onlar, davranışlarının farkında değillerdir.
11. İman edenler ve salih amel işleyenlerse, elbette onlar, durmadan başlarına gelecek olan hayırdan dolayı sevinç içindedirler.
12. De ki: ‹‹Siz, Allah'ın indirdiğine inandınız mı? Ondan başka da batıl olanlara da inandık›› diyin. ‹‹Biz O'nun indirip indirmediği hakkında inkâr edeni ve bizim müslüman olduğumuza,Semavi kitaplarda, ey milletim, niçin inkar ediyorsunuz? Bizimle beraber olduğunuz halde. ise inanmayanı da beklemekteyiz. O inkâr edenler, kâfirlerdendir. Ey Kitap Ehlî! (Yahûdîler ve Hristiyanlar) Dininizi bırakmamanız ve (Allah'a ve buradaki hükümlere imanlı olduğunuz halde)denizin dibinde olduğumuza (hakkı inkâr etmeyen kimseler)şahitlik etmeniz gerektiğinden, (işte o zaman)bu iftiraları veya sizin ifade ettiğiniz hakkındaki iftiralar öne sürülenlerin,uzak rast gelir gibi yaşamaktayız. (Bakara 11: 87-92)
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt