Alfred Adler'e Göre Üstünlük Çabası Nedir
Eksiklik, Güçlenme, Telafi, Başarı Ve İnsanın Kendini Aşma Arzusu Nasıl Anlaşılır
"İnsan, eksikliğinin gölgesinde küçülmek için değil; o gölgeyi aşarak kendi ışığını bulmak için yaşar."
– Ersan Karavelioğlu
Alfred Adler'e göre üstünlük çabası, insanın yalnızca başkalarından daha güçlü, daha başarılı ya da daha değerli olma isteği değildir. Bu kavram, insanın eksiklik duygusundan hareketle kendini geliştirme, tamamlanma, güçlenme ve yaşam içinde anlamlı bir yer edinme arzusunu anlatır. Adler'in psikoloji anlayışında insan pasif bir varlık değildir; aksine eksikliklerini fark eden, onlara anlam veren, telafi yolları arayan ve kendi yaşam yönünü inşa etmeye çalışan aktif bir bilinçtir.
Adler için insanın içinde sessiz ama güçlü bir yöneliş vardır: "Olduğum halden daha bütün, daha yeterli, daha anlamlı bir hale ulaşmalıyım." İşte bu içsel yükselme arzusu, onun psikolojisinde üstünlük çabası olarak adlandırılır.
Alfred Adler'in Psikolojisinde Üstünlük Çabasının Temel Anlamı
Üstünlük çabası, Adler'in bireysel psikoloji kuramının en merkezi kavramlarından biridir. İnsan doğduğu andan itibaren kendini dünyaya karşı sınırlı, güçsüz ve bağımlı hisseder. Bebeklikte başlayan bu güçsüzlük hissi, zamanla ruhsal gelişimin temel itici gücüne dönüşür.
Adler'e göre insanın hayat yolculuğu, yalnızca haz arayışı ya da içgüdülerin tatminiyle açıklanamaz. İnsan, derinlerde eksiklikten yeterliliğe, güçsüzlükten güçlenmeye, dağınıklıktan bütünlüğe doğru ilerlemek ister. Bu yüzden üstünlük çabası, kaba bir egemenlik isteği değil; insanın kendini gerçekleştirme yönünde duyduğu varoluşsal ilerleme ihtiyacıdır.
Bu çaba sağlıklı biçimde yaşandığında kişi:
Kendini geliştirir,
sorumluluk alır,
topluma katkı sağlar,
üretken olur,
eksiklerini inkâr etmeden dönüştürür.
Fakat bu çaba sağlıksız biçimde yaşandığında kişi başkalarını ezmeye, kendini abartmaya, sürekli üstün görünmeye veya değersizlik duygusunu kibirle maskelemeye yönelebilir.
Eksiklik Duygusu Üstünlük Çabasının Kaynağı Mıdır
Adler'e göre insanın üstünlük çabasının temelinde eksiklik duygusu bulunur. Eksiklik duygusu, insanın kendini yetersiz, küçük, zayıf, tamamlanmamış ya da geride hissetmesidir. Bu duygu her insanda belli ölçüde vardır ve aslında tamamen olumsuz değildir.
Çünkü insan eksiklik hissettiğinde hareket etmeye başlar. Bir çocuk yürüyemediği için yürümeyi öğrenir. Konuşamadığı için konuşmaya çabalar. Bilmediği için öğrenir. Güçsüz olduğu için güçlenmek ister. Yani eksiklik, doğru işlendiğinde insanı gelişime çağıran içsel bir sinyal haline gelir.
Burada önemli olan şudur: Adler'e göre sorun eksiklik duygusunun varlığı değil, bu duygunun nasıl yorumlandığıdır.
| Eksiklik Duygusunun Sağlıklı Yorumu | Eksiklik Duygusunun Sağlıksız Yorumu |
|---|---|
| "Gelişebilirim." | "Ben değersizim." |
| "Öğrenebilirim." | "Asla yeterli olamam." |
| "Daha iyi olabilirim." | "Herkesten üstün görünmeliyim." |
| "Eksiklerim beni çalışmaya çağırıyor." | "Eksiklerimi saklamalıyım." |
| "Kendimi aşabilirim." | "Başkalarını küçültmeliyim." |
Bu nedenle eksiklik duygusu, insanı ya olgunlaşmaya ya da savunmaya götürür.
Üstünlük Çabası Başkalarından Üstün Olmak Mıdır
Bu kavram çoğu zaman yanlış anlaşılır. Üstünlük çabası, basit anlamda "başkalarından üstün olma hırsı" değildir. Adler'in kastettiği üstünlük, öncelikle insanın kendi yetersizliklerini aşma, kendi potansiyelini geliştirme ve yaşamda daha yetkin bir konuma ulaşma çabasıdır.
Sağlıklı üstünlük çabasında kişi başkalarını rakip olarak değil, yaşamın ortak yolcuları olarak görür. Kendini geliştirirken başkalarını ezmeye ihtiyaç duymaz. Çünkü onun amacı üstün görünmek değil, daha bütün bir insan haline gelmektir.
Sağlıksız üstünlük arzusunda ise kişi kendi eksikliğini kabul edemez. İçindeki değersizlik hissini bastırmak için başkalarını küçümser, sürekli öne çıkmak ister, hata kabul etmez, eleştiriye tahammül edemez ve yaşamı bir güç savaşı gibi algılar.
Bu noktada Adler'in ayrımı çok önemlidir:
Sağlıklı üstünlük çabası: Kendini aşma.
Sağlıksız üstünlük kompleksi: Başkalarını aşırı küçümseyerek kendini büyük gösterme.
Eksiklik Kompleksi Nasıl Oluşur
Eksiklik kompleksi, kişinin eksiklik duygusunu doğal bir gelişim çağrısı olarak değil, kendi değerinin kanıtı gibi algılamasıyla oluşur. Yani kişi sadece "bir konuda yetersizim" demez; "ben bütünüyle yetersizim" sonucuna varır.
Bu durum özellikle çocukluk yaşantılarıyla derinden bağlantılıdır. Aşırı eleştirilen, sürekli kıyaslanan, sevgiyi başarıya bağlı alan, küçümsenen ya da aşırı korunarak güçsüz bırakılan çocuklarda eksiklik duygusu daha yoğun gelişebilir.
Eksiklik kompleksi yaşayan kişi çoğu zaman şu iç seslerle mücadele eder:
"Ben yeterli değilim."
"Beni sevmeleri için başarılı olmalıyım."
"Hata yaparsam değerim düşer."
"Başkaları benden daha güçlü."
"Kendimi kanıtlamazsam görünmez olurum."
Bu iç sesler zamanla kişinin davranışlarını yönetmeye başlar. İnsan artık özgürce gelişmek için değil, içindeki değersizlik korkusunu susturmak için çabalar.
Telafi Mekanizması Nedir
Adler'in psikolojisinde telafi, insanın hissettiği eksikliği başka bir alanda güçlenerek dengeleme çabasıdır. Bu mekanizma sağlıklı olduğunda insanı başarıya, üretime ve gelişime taşır.
Örneğin fiziksel olarak zayıf olduğunu düşünen bir kişi spora yönelebilir. Sosyal olarak çekingen olan biri iletişim becerilerini geliştirebilir. Akademik olarak geride kalan biri düzenli çalışarak kendini ilerletebilir. Çocuklukta değersiz hissetmiş biri ileride insanlara değer veren, duyarlı ve güçlü bir karakter geliştirebilir.
Telafi, insanın kendi eksikliğini kader gibi kabullenmemesidir. Fakat telafi aşırıya kaçarsa kişi sürekli kendini kanıtlama ihtiyacı duyar. Bu durumda başarı bile huzur vermez; çünkü başarı artık gelişimin değil, içsel korkunun hizmetindedir.
| Telafinin Sağlıklı Hali | Telafinin Sağlıksız Hali |
|---|---|
| Eksikliği fark etmek | Eksikliği inkâr etmek |
| Gelişim için çabalamak | Üstün görünmek için çabalamak |
| Kendini güçlendirmek | Başkalarını küçümsemek |
| Gerçek başarı üretmek | Sürekli onay aramak |
| İçsel denge kurmak | Bitmeyen ispat ihtiyacı yaşamak |
Aşırı Telafi Neden Tehlikelidir
Aşırı telafi, kişinin içindeki yoğun eksiklik duygusunu bastırmak için gereğinden fazla güç, başarı, kontrol, statü ya da üstünlük arayışına girmesidir. Bu durumda kişi dışarıdan güçlü görünebilir; fakat içeride hâlâ derin bir yetersizlik korkusu taşır.
Aşırı telafi yaşayan insan bazen başarılarını bile huzurla yaşayamaz. Çünkü bir başarıdan sonra hemen daha büyüğüne ihtiyaç duyar. Bir takdirden sonra daha fazlasını bekler. Bir zaferden sonra yeni bir üstünlük alanı arar. Böylece yaşam, dingin bir gelişim yolculuğu olmaktan çıkar; bitmeyen bir ispat yarışına dönüşür.
Aşırı telafinin bazı belirtileri şunlardır:
Sürekli haklı çıkma ihtiyacı,
eleştiriye aşırı hassasiyet,
başarısızlığa tahammülsüzlük,
başkalarını küçümseme,
kontrolü kaybetmekten korkma,
görünür olma takıntısı,
içsel huzur yerine dışsal onay arama.
Adlerci bakışa göre insanın asıl olgunluğu, eksikliğini maskesiz görebilmesi ve onu başkalarına zarar vermeden dönüştürebilmesidir.
Üstünlük Kompleksi Nedir
Üstünlük kompleksi, kişinin kendini olduğundan daha güçlü, daha değerli, daha bilgili veya daha önemli göstermeye çalışmasıdır. Bu görünüşte bir özgüven hali gibi durabilir; fakat Adler'e göre çoğu zaman arkasında bastırılmış bir eksiklik duygusu vardır.
Üstünlük kompleksi olan kişi, içten içe kendini yetersiz hissettiği için dışarıda büyüklük görüntüsü üretir. Kendini sürekli övmek, başkalarını küçümsemek, eleştiriyi reddetmek, her durumda haklı çıkmak istemek ve statüyle değer kazanmaya çalışmak bu yapının belirtileri arasında görülebilir.
Bu noktada çok önemli bir ayrım vardır:
Gerçek özgüven sessizdir.
Üstünlük kompleksi gürültülüdür.
Gerçek özgüven sahibi insan kendini kanıtlamak zorunda hissetmez. Üstünlük kompleksi taşıyan insan ise çoğu zaman varlığını başkalarının gözündeki yansımasına bağlar.
Başarı Arzusu Adler'e Göre Nasıl Anlaşılır
Adler'e göre başarı arzusu, insanın doğasında bulunan gelişme yöneliminin önemli bir parçasıdır. İnsan üretmek, öğrenmek, ilerlemek, katkı sağlamak ve kendi kapasitesini gerçekleştirmek ister. Bu yönüyle başarı arzusu sağlıklıdır.
Fakat başarı arzusu kişinin bütün değerini belirleyen tek ölçü haline gelirse sorun başlar. Çünkü insan kendini yalnızca başarılarıyla tanımladığında başarısızlık onun için bir deneyim olmaktan çıkar; kimliğine yönelmiş bir tehdit gibi hissedilir.
Sağlıklı başarı arzusu şöyle der:
"Daha iyi olmak istiyorum."
Sağlıksız başarı takıntısı ise şöyle der:
"Başarılı olmazsam değersizim."
Adlerci psikolojide başarı, insanın yalnızca kendini yükseltmesi değil; aynı zamanda yaşamla daha sağlıklı bağ kurmasıdır. Gerçek başarı, insanın hem kendini geliştirmesi hem de toplumla anlamlı bir ilişki içinde olmasıdır.
Kendini Aşma Arzusu Neden İnsan Ruhunun Merkezindedir
İnsan yalnızca hayatta kalmak için yaşamaz. İnsan anlam arar, gelişmek ister, iz bırakmak ister, kendi sınırlarının ötesine geçmek ister. Adler'in üstünlük çabası kavramı tam da bu noktada insan ruhunun derin yapısını açıklar.
Kendini aşma arzusu, insanın bugünkü halini nihai kader olarak görmemesidir. Kişi eksik olabilir, yaralı olabilir, yetersiz hissedebilir; fakat bütün bunlar onun son hali değildir. İnsan, kendi geçmişinden daha geniş bir geleceğe doğru yürüyebilir.
Bu yüzden Adler'in yaklaşımı umut vericidir. Çünkü insanı yalnızca travmalarının, çocukluk yaralarının veya eksikliklerinin ürünü olarak görmez. İnsan aynı zamanda hedef kuran, anlam veren, yön seçen ve kendini yeniden inşa edebilen bir varlıktır.
İnsanın en büyük dönüşümü, çoğu zaman şu cümleyle başlar:
"Ben böyle kalmak zorunda değilim."

Çocukluk Dönemi Üstünlük Çabasını Nasıl Etkiler
Adler'e göre çocukluk deneyimleri, kişinin yaşam tarzını ve üstünlük çabasının yönünü derinden etkiler. Çocuk kendini aile içinde nasıl konumlandırırsa, ileride dünyayı da çoğu zaman o bakışla yorumlar.
Aşırı korunmuş çocuk, kendi gücünü deneyimleyemediği için yaşam karşısında güçsüz hissedebilir. İhmal edilmiş çocuk, görünür olmak için aşırı çaba gösterebilir. Sürekli kıyaslanan çocuk, hayatı bir yarış alanı gibi algılayabilir. Aşırı eleştirilen çocuk, hata yapmaktan korkan ve kendini sürekli kanıtlamaya çalışan bir yetişkine dönüşebilir.
Bu nedenle Adlerci bakışta çocukluk sadece geçmiş değildir; insanın bugünkü yaşam stratejilerinin sessiz mimarıdır.
| Çocukluk Deneyimi | Olası Yetişkinlik Yansıması |
|---|---|
| Sürekli kıyaslanmak | Bitmeyen rekabet duygusu |
| Aşırı korunmak | Bağımsızlık korkusu |
| İhmal edilmek | Görünür olma açlığı |
| Aşağılanmak | Üstün görünme ihtiyacı |
| Sevginin başarıya bağlanması | Kendini başarıyla kanıtlama takıntısı |
Fakat Adler'e göre çocukluk kader değildir. İnsan, geçmişte oluşan yaşam tarzını fark edip dönüştürebilir.

Yaşam Tarzı Kavramı Üstünlük Çabasıyla Nasıl Bağlantılıdır
Adler'in kuramında yaşam tarzı, bireyin kendine, insanlara, dünyaya ve geleceğe dair geliştirdiği temel bakış biçimidir. Kişi çocuklukta edindiği deneyimlerle kendi içinde bir yön haritası oluşturur. Bu harita, onun üstünlük çabasını nasıl yaşayacağını belirler.
Bazı insanlar üstünlük çabasını üretkenlik ve katkı üzerinden yaşar. Bazıları kontrol ve güç üzerinden. Bazıları görünürlük ve takdir üzerinden. Bazıları ise geri çekilerek, hata yapmayarak, risk almaktan kaçınarak kendini korumaya çalışır.
Yani herkes üstünlük çabası taşır; fakat herkes bu çabayı aynı şekilde ifade etmez.
Bir kişi için üstünlük:
Bilgi sahibi olmak olabilir.
Bir başkası için ekonomik güç olabilir.
Bir başkası için sevilmek olabilir.
Bir başkası için kontrolü elinde tutmak olabilir.
Bir başkası için asla zayıf görünmemek olabilir.
Bu nedenle Adler'e göre insan davranışını anlamak için yalnızca ne yaptığına değil, neden o yöne doğru çabaladığına bakmak gerekir.

Sosyal İlgi Üstünlük Çabasını Nasıl Dengeler
Adler'in en önemli kavramlarından biri de sosyal ilgidir. Sosyal ilgi, insanın yalnızca kendisi için değil, başkalarıyla birlikte ve başkalarına katkı sağlayarak yaşama kapasitesidir.
Üstünlük çabası sosyal ilgiyle birleşirse sağlıklı bir gelişim ortaya çıkar. Kişi kendini geliştirirken topluma da katkı verir. Bilgisiyle, emeğiyle, sevgisiyle, üretimiyle, sorumluluğuyla yaşamı zenginleştirir.
Fakat üstünlük çabası sosyal ilgiden koparsa kişi yalnızca kendi üstünlüğüne, kendi başarısına, kendi görünürlüğüne ve kendi gücüne odaklanır. Bu durumda gelişim bencilleşir, başarı yalnızlaşır, güç ise insanı ilişkilerden koparır.
Adlerci anlamda olgun insan şunu bilir:
Kendini aşmak, başkalarını ezmek değildir.
Güçlenmek, dünyaya karşı katılaşmak değildir.
Başarmak, başkalarının değerini azaltmak değildir.
Yükselmek, birlikte yükselmeyi unutmamakla güzelleşir.

Üstünlük Çabası İnsanı Motive Eden Bir Güç Müdür
Evet, Adler'e göre üstünlük çabası insan davranışlarının en temel motivasyon kaynaklarından biridir. İnsan eksik hissettiği yerde durmaz; oradan çıkmak, gelişmek, güçlenmek ve daha yeterli hissetmek ister.
Bu motivasyon insanı eğitime, sanata, bilime, çalışmaya, üretime, spora, mesleki başarıya, sosyal ilişkilere ve kişisel gelişime yöneltebilir. İnsan çoğu zaman farkında olmadan kendi eksiklik duygusuna cevap üretir.
Bir insanın yoğun biçimde çalışması, başarılı olmak istemesi, öğrenmeye aç olması, liderlik araması, görünür olmayı istemesi ya da bir alanda mükemmelleşmeye yönelmesi bu çabanın farklı yüzleri olabilir.
Ancak bu motivasyonun niteliği çok önemlidir:
Gelişim için mi çabalıyorum
Kendimi kanıtlamak için mi çabalıyorum
Üretmek için mi ilerliyorum
Eksikliğimi saklamak için mi güçleniyorum
Topluma katkı sunmak için mi yükseliyorum
Başkalarından üstün görünmek için mi savaşıyorum
Bu sorular, üstünlük çabasının sağlıklı mı yoksa nevrotik mi işlediğini gösterir.

Adler'e Göre Güçlenmek Ne Demektir
Adler'e göre güçlenmek, sadece dışsal güç kazanmak değildir. Gerçek güçlenme, insanın yaşamla daha cesur, daha sorumlu ve daha bilinçli ilişki kurmasıdır.
Güçlenmek:
Kendi eksikliğini görebilmektir.
Hata yapınca dağılmamaktır.
Başkalarına muhtaç olmadan sevebilmektir.
Kendini ispat etmeden değerli hissedebilmektir.
Yaşamın görevlerinden kaçmamaktır.
Topluma katkı sunabilecek bir iç olgunluk geliştirmektir.
Bu anlamda güçlenme, sertleşmek değildir. İnsan bazen sertleşerek güçlü göründüğünü sanır; oysa gerçek güç, kırılganlığını inkâr etmeden ayakta durabilmektir.
Adlerci bakışta güçlü insan, başkalarını yöneten kişi değil; kendi yaşam yönünü bilinçle seçebilen kişidir.

Eksiklik Duygusu Her Zaman Kötü Müdür
Hayır. Adler'e göre eksiklik duygusu insan gelişiminin doğal ve gerekli bir parçasıdır. İnsan hiçbir eksiklik hissetmeseydi öğrenmeye, üretmeye, ilerlemeye ve kendini aşmaya ihtiyaç duymazdı.
Eksiklik duygusu, doğru işlendiğinde insanın içindeki gelişim motorunu çalıştırır. Kişi "ben eksik olduğum için değersizim" demek yerine "eksik olduğum için gelişebilirim" diyebilirse bu duygu yapıcı hale gelir.
Burada belirleyici nokta, eksikliğin kimlik haline getirilmemesidir. İnsan bir konuda eksik olabilir; fakat bu onun tüm varlığının eksik olduğu anlamına gelmez.
Eksiklik bir hüküm değildir.
Eksiklik bir başlangıç noktasıdır.
Eksiklik insanın değerini azaltmaz.
Eksiklik gelişimin kapısını aralayabilir.
Bu yüzden Adler'in psikolojisi, insanın zayıflığını bile bir dönüşüm imkânı olarak görür.

Üstünlük Çabası Günlük Hayatta Nasıl Görülür
Üstünlük çabası yalnızca büyük başarı hikâyelerinde değil, günlük hayatın çok sıradan anlarında da görülür. İnsan daha iyi konuşmak, daha iyi çalışmak, daha iyi görünmek, daha iyi anlaşılmak, daha başarılı olmak, daha saygın hissetmek ve daha güçlü durmak ister.
Bu çaba bazen okulda yüksek not alma isteğinde, bazen iş hayatında yükselme arzusunda, bazen sosyal medyada beğenilme ihtiyacında, bazen ilişkilerde haklı çıkma çabasında, bazen de kişinin kendi içine dönüp "ben değişmeliyim" demesinde ortaya çıkar.
Günlük hayatta üstünlük çabasının bazı görünümleri şunlardır:
| Davranış | Adlerci Yorum |
|---|---|
| Sürekli kendini geliştirme | Sağlıklı ilerleme arzusu |
| Eleştiriden aşırı etkilenme | Eksiklik duygusunun yoğunluğu |
| Başarıyla değer arama | Onay ihtiyacı |
| Başkalarını küçümseme | Üstünlük kompleksi |
| Hata yapmaktan kaçınma | Değersizlik korkusu |
| Üretken ve katkı sunan yaşam | Sosyal ilgiyle dengelenmiş üstünlük çabası |
İnsan davranışlarının arkasında çoğu zaman görünenden daha derin bir ruhsal yöneliş vardır.

Adler'in Üstünlük Çabası Modern İnsan İçin Ne Anlatır
Modern dünyada insan sürekli kıyaslanır, ölçülür, görünür olmaya zorlanır ve başarı üzerinden değerlendirilir. Bu nedenle Adler'in üstünlük çabası kavramı bugün daha da anlamlı hale gelir.
Günümüz insanı çoğu zaman gerçekten gelişmekten çok, gelişmiş görünmeye çalışır. Bilgi sahibi olmaktan çok bilgili görünmek, mutlu olmaktan çok mutlu görünmek, güçlü olmaktan çok güçlü görünmek modern çağın büyük psikolojik tuzaklarından biridir.
Adler'in yaklaşımı bize şunu hatırlatır: İnsan kendi eksikliğini başkalarının gözünde kapatmaya çalıştıkça yorulur. Fakat eksikliğini dürüstçe kabul edip onu gelişime dönüştürdüğünde olgunlaşır.
Modern insan için asıl soru şudur:
Ben gerçekten büyüyor muyum, yoksa sadece büyük görünmeye mi çalışıyorum
Bu soru, çağımızın en derin psikolojik aynalarından biridir.

Sağlıklı Üstünlük Çabası Nasıl Geliştirilir
Sağlıklı üstünlük çabası, insanın kendini değersizlik korkusuyla değil, bilinçli gelişim arzusu ile büyütmesidir. Bunun için kişi önce kendi eksiklik duygusuyla yüzleşmelidir. Çünkü insan kabul etmediği şeyi dönüştüremez.
Sağlıklı üstünlük çabası için bazı temel adımlar şunlardır:
Eksikliklerini kişiliğinin tamamı sanmamak.
Başarıyı değerinin tek ölçüsü haline getirmemek.
Başkalarıyla kıyas yerine kendi gelişim çizgine bakmak.
Hataları kimlik yıkımı değil, öğrenme alanı olarak görmek.
Güçlenirken başkalarına katkı sunmayı unutmamak.
Kendini kanıtlamak yerine kendini gerçekleştirmeye odaklanmak.
Dışsal onaydan çok içsel bütünlüğe yönelmek.
Sağlıklı üstünlük çabası insanı daha kibirli değil, daha olgun yapar. Daha yalnız değil, daha ilişkisel yapar. Daha saldırgan değil, daha üretken yapar.
Çünkü gerçek gelişim, insanı başkalarından koparmaz; insanı hem kendine hem hayata daha derinden bağlar.

Son Söz
Eksiklikten Üstünlüğe, Üstünlükten Anlama Yükselen İnsan
Alfred Adler'e göre insan, eksikliklerinin mahkûmu olmak zorunda değildir. Eksiklik duygusu, insanın içine konmuş bir yenilgi mührü değil; doğru anlaşıldığında gelişimin başlangıç noktasıdır. İnsan kendi yetersizliklerini inkâr ederek değil, onları bilinçle dönüştürerek büyür.
Üstünlük çabası, en derin anlamıyla insanın kendi karanlığından daha geniş bir aydınlığa yürümek istemesidir. Bu yürüyüşte başarı vardır, telafi vardır, güçlenme vardır, mücadele vardır; fakat en önemlisi, insanın kendi varlığını daha anlamlı bir bütünlüğe taşıma arzusu vardır.
Sağlıklı insan, başkalarını ezerek yükselen değil; kendi eksikliklerini bilgelikle işleyerek olgunlaşan insandır. Çünkü gerçek üstünlük, başkasının altında ya da üstünde olmakla değil, insanın dün olduğu halden daha bilinçli, daha sorumlu, daha sevgi dolu ve daha bütün bir varoluşa ulaşmasıyla ilgilidir.
Adler'in bize bıraktığı en güçlü mesajlardan biri şudur: İnsan yaralı olabilir, eksik hissedebilir, güçsüz başlayabilir; fakat kendi yaşam yönünü seçme cesareti gösterdiğinde, eksiklik bile onun ruhsal yükselişinin ilk basamağına dönüşebilir.
"İnsanın gerçek üstünlüğü, başkasını geçmesinde değil; kendi eksikliğini bir merdivene dönüştürüp daha yüksek bir bilince ulaşmasındadır."
– Ersan Karavelioğlu