Melanie Klein'e Göre Onarım Arzusu Nedir
Suçluluk, Sevgi, İyi Nesne, Yaratıcılık Ve Ruhsal İyileşme Nasıl Anlaşılır
"İnsan, sevdiğine zarar vermiş olabileceğini fark ettiğinde ya suçluluğun karanlığında kaybolur ya da sevgiyi onarmanın sessiz ışığına yürür."
— Ersan Karavelioğlu
Melanie Klein'e göre onarım arzusu, insanın sevdiği, değer verdiği ya da iç dünyasında iyi olarak yaşattığı nesneye zarar vermiş olabileceği duygusuyla onu yeniden koruma, iyileştirme, tamamlama ve yaşatma isteğidir. Bu kavram, Klein'in psikanalitik düşüncesinde özellikle depresif konum, suçluluk, iyi nesne, sevgi, haset, şükran, yaratıcılık ve ruhsal iyileşme kavramlarıyla derinden bağlantılıdır.
Onarım arzusu, basit anlamda sadece özür dilemek değildir. Daha derin düzeyde insanın iç dünyasında kırılmış, zedelenmiş, kaybedilmiş ya da saldırıya uğramış gibi hissettiği iyi nesneyi yeniden canlı, güvenli ve sevilebilir hale getirme çabasıdır.
Klein'e göre insan ruhunda yalnızca yıkıcı dürtüler yoktur; aynı zamanda bozulanı düzeltme, incineni iyileştirme, kaybedileni yeniden kurma, sevilen nesneyi koruma ve iç dünyadaki iyi olanı yaşatma arzusu da vardır. Bu yüzden onarım arzusu, insan ruhunun en umut verici kapılarından biridir.
Melanie Klein'e Göre Onarım Arzusu Nedir
Onarım arzusu, kişinin sevdiği nesneye zarar vermiş olabileceği duygusuyla onu yeniden iyileştirme, koruma ve ilişkiyi düzeltme isteğidir. Melanie Klein'in kuramında bu arzu, özellikle depresif konum içinde belirginleşir. Çünkü depresif konumda kişi, sevdiği ve öfkelendiği nesnenin aslında aynı kişi olduğunu fark etmeye başlar.
Bu farkındalık çok derindir. İnsan artık yalnızca "bana zarar gelecek mi
Onarım arzusu şu içsel hareketle başlar:
"Sevdiğim nesne değerli."
"Ona öfke duydum."
"Onu incitmiş olabilirim."
"Onu kaybetmek istemiyorum."
"Onu yeniden korumak ve iyileştirmek istiyorum."
Bu nedenle onarım arzusu, insanın yalnızca suçluluk hissetmesi değil; suçluluğu sevgi, sorumluluk ve iyileştirme yönünde dönüştürebilmesidir.
Onarım Arzusu Neden Depresif Konumla Bağlantılıdır
Klein'in kuramında depresif konum, ruhsal gelişimin en önemli eşiklerinden biridir. Bu konumda çocuk, iyi nesne ve kötü nesnenin aslında aynı kişiye ait olabileceğini fark eder. Yani doyuran anne ile bekleten anne, sevilen anne ile öfke duyulan anne ayrı varlıklar değil; aynı annedir.
Bu bütünleşme, ruhsal dünyada büyük bir sarsıntı yaratır. Çünkü çocuk artık kendi öfkesinin sevdiği nesneye yönelmiş olabileceğini anlar. Bu da suçluluk, kaybetme korkusu ve onarım arzusu doğurur.
| Paranoid-Şizoid İşleyiş | Depresif Konum |
|---|---|
| Kötü nesneden zarar görme korkusu baskındır | Sevilen nesneye zarar verme korkusu belirir |
| İyi ve kötü ayrıdır | İyi ve kötü aynı nesnede birleşir |
| Savunma ve yansıtma güçlüdür | Suçluluk ve sorumluluk gelişir |
| Kötü olan dışarı atılır | Kendi saldırganlığı fark edilir |
| Yıkma ve kaçma eğilimi vardır | Onarma ve koruma isteği doğar |
Bu nedenle onarım arzusu, depresif konumun en değerli meyvesidir. İnsan sevdiği nesneyi yalnızca kullanmak ya da ondan beslenmek istemez; onu korumak, zarar gördüyse iyileştirmek ve ilişkide iyi olanı yaşatmak ister.
Suçluluk Onarım Arzusunu Nasıl Doğurur
Klein'e göre suçluluk, yalnızca ahlaki bir hata yapmış olma duygusu değildir. Daha derinde, sevilen nesneye saldırganlık, öfke, haset ya da yıkıcı dürtüler nedeniyle zarar verilmiş olabileceği korkusudur.
Bu suçluluk sağlıklı biçimde işlendiğinde insanı içten içe büyütür. Çünkü kişi kendi yıkıcı yanını fark eder ama orada kalmaz. Suçluluk onu yalnızca ezmez; onarma yönünde harekete geçirir.
Sağlıklı suçluluk şöyle çalışır:
"Bir şeyi incitmiş olabilirim."
"Bu ilişki benim için değerli."
"Sorumluluğumu görebilirim."
"Zarar verdiysem düzeltmek isterim."
Sağlıksız suçluluk ise onarıma değil, kendini cezalandırmaya gider:
"Ben kötüyüm."
"Ben sevilmeye layık değilim."
"Bunu asla düzeltemem."
"Cezalandırılmalıyım."
Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü Klein'in onarım kavramında suçluluk, insanı yok eden bir karanlık değil; doğru işlendiğinde sevgiyi derinleştiren bir bilinç eşiğidir.
İyi Nesne Onarım Arzusunun Merkezinde Neden Yer Alır
İyi nesne, Klein'in kuramında ruhun besleyici, koruyucu ve sevgi veren temel temsilidir. Bebek için iyi nesne çoğu zaman annenin doyuran, sakinleştiren ve güven veren yönüyle bağlantılıdır. Bu iyi nesne yeterince içe alınabildiğinde, kişi iç dünyasında güven, sevgi ve dayanıklılık hissi geliştirir.
Onarım arzusu, iyi nesnenin değerinin hissedilmesiyle doğar. İnsan değer vermediği şeyi onarmak istemez. Onarmak için önce iyi nesnenin kıymetini hissetmek gerekir.
İyi nesne iç dünyada güçlüyse kişi:
Sevdiği ilişkiyi korumak ister.
Kırdığı şeyi düzeltmek ister.
Hatasını tamamen inkâr etmek zorunda kalmaz.
Suçluluğu onarıma dönüştürebilir.
İyi olanı iç dünyasında yaşatmaya çalışır.
Eğer iyi nesne iç dünyada zayıfsa, kişi zarar verdiğini hissetse bile onarma gücü bulamayabilir. Ya inkâr eder, ya kaçar, ya saldırır ya da kendini tamamen kötü ilan ederek çöker. Bu yüzden onarım arzusu, iyi nesnenin iç dünyada korunabilmesiyle yakından ilgilidir.
Onarım Arzusu Sevgiyle Nasıl Bağlantılıdır
Onarım arzusu, sevginin en olgun biçimlerinden biridir. Çünkü sevgi yalnızca iyi hissetmek, bağlanmak ya da yakınlık istemek değildir. Gerçek sevgi, ilişki kırıldığında onu onarma sorumluluğunu da taşıyabilmektir.
Klein açısından sevgi, haset ve saldırganlıktan tamamen arınmış saf bir duygu değildir. İnsan sevdiğine öfkelenebilir, onu kıskanabilir, ona zarar verici fantaziler taşıyabilir. Fakat ruhsal olgunluk, bu yıkıcı duyguları fark edip sevilen nesneyi yeniden koruma arzusuna ulaşabilmektir.
Olgun sevginin dili şöyledir:
"Sana kızdım ama seni yok etmek istemiyorum."
"Seni kırmış olabilirim ama ilişkimizi onarmak istiyorum."
"Öfkem geldi ama sevgim tamamen kaybolmadı."
"Seni yalnızca iyi olduğun zaman değil, kırılgan olduğunda da değerli görüyorum."
Bu nedenle onarım arzusu, sevginin dayanıklılığını gösterir. Sevgi, hiç çatışma yaşamamak değildir; çatışmadan sonra iyi olanı yeniden kurabilmektir.
Onarım Arzusu Hasetin Yıkıcılığına Nasıl Karşı Durur
Klein'in kuramında haset, iyi nesnenin iyiliğine tahammül edemeyip onu bozma, küçültme ya da kirletme arzusudur. Haset, iyi nesneden beslenmek yerine ona saldırır. Onarım arzusu ise hasetin tam karşısında durur. Çünkü onarım, iyi nesneyi bozmak değil, onu yeniden yaşatmak ister.
Haset şöyle der:
"İyi olan sende olduğu için onu bozmak istiyorum."
Onarım arzusu ise şöyle der:
"İyi olan zarar gördüyse onu korumak ve yeniden kurmak istiyorum."
| Haset | Onarım Arzusu |
|---|---|
| İyi nesneye saldırır | İyi nesneyi korur |
| Yıkıcıdır | İyileştiricidir |
| İyiliği kirletmek ister | İyiliği yeniden canlandırmak ister |
| Eksikliği saldırıya çevirir | Suçluluğu sorumluluğa çevirir |
| İç dünyayı kurutur | İç dünyayı besler |
Bu yüzden onarım arzusu, insan ruhunun haset karşısında geliştirebildiği en değerli iyileştirici güçlerden biridir. İnsan iyi nesneyi yok etmek yerine onarmaya başladığında, iç dünyasında sevgi yeniden kök salar.
Şükran Onarım Arzusunu Nasıl Güçlendirir
Şükran, iyi nesneden gelen değeri kabul edebilme ve onu iç dünyada koruyabilme kapasitesidir. Klein'e göre şükran geliştiğinde, kişi iyi nesneyi bozmaya değil, yaşatmaya yönelir. Bu nedenle şükran, onarım arzusunun en güçlü kaynaklarından biridir.
Şükran duyan insan, kendisine iyi gelen şeyi küçümsemez. Sevgi, yardım, bakım, bilgi ve destek karşısında saldırıya geçmez. Bunların değerini hisseder. Değerini hissettiği için de zarar gördüğünde onarmak ister.
Şükran onarım arzusunu şu şekilde besler:
İyi nesnenin kıymetini hissettirir.
Hasetin yıkıcılığını azaltır.
Suçluluğu yapıcı hale getirir.
Sevgiyi koruma isteği doğurur.
Kırılan bağı yeniden kurma cesareti verir.
İç dünyadaki iyi nesneyi güçlendirir.
Şükran yoksa onarım zayıflar. Çünkü kişi iyi nesnenin değerini hissedemediğinde, onu onarmak için içsel bir neden de bulamaz. Şükran, ruhun "bu iyi olan yaşamalı" diyebilmesidir.
Onarım Arzusu Ve Özür Dileme Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Özür dilemek, onarımın önemli bir parçası olabilir; fakat onarım arzusu özürden daha derindir. Çünkü özür bazen yalnızca sosyal bir davranış olabilir. Onarım ise iç dünyada sevilen nesneyi yeniden iyi, güvenli ve canlı hale getirme çabasıdır.
Gerçek onarım sadece "özür dilerim" demekle bitmez. Şunları da içerir:
Zararın farkına varmak
Karşı tarafın duygusunu önemsemek
Sorumluluğu inkâr etmemek
Aynı zararı tekrar etmemek için değişmeye çalışmak
İlişkide güveni yeniden kurmak
İyi olanı sabırla yaşatmak
Sahte ya da yüzeysel özür ise şöyle olabilir:
"Özür dilerim ama sen de abarttın."
"Özür diledim ya, daha ne istiyorsun
"Tamam, suç bende olsun."
"Kusura bakma ama beni sen zorladın."
Gerçek onarımda kişi yalnızca kendi suçluluğundan kurtulmak istemez; karşı tarafın ve ilişkinin iyileşmesini de ister. Bu yüzden onarım, sözden çok sorumluluk taşıyan sevgi eylemidir.
Onarım Arzusu Yaratıcılıkla Nasıl Bağlantılıdır
Melanie Klein'e göre yaratıcılık, çoğu zaman onarım arzusuyla derinden bağlantılıdır. İnsan iç dünyasında kırılmış, kaybedilmiş ya da zarar görmüş gibi hissettiği iyi nesneyi dış dünyada yeniden kurmaya çalışabilir. Bu çaba sanat, yazı, müzik, üretim, bakım, öğretme, inşa etme ve iyileştirme biçimlerinde ortaya çıkabilir.
Yaratıcılık, ruhun "bozulmuş olanı başka bir biçimde yeniden kurma" yeteneğidir. Bir insan bir eser ortaya koyduğunda, bazen yalnızca estetik bir şey üretmez; iç dünyasında parçalanmış olanı sembolik olarak birleştirir.
Onarım arzusunun yaratıcı biçimleri şunlar olabilir:
Bir yazıyla kaybı anlamlandırmak
Bir sanat eseriyle iç acıyı dönüştürmek
Bir ilişkiyi sabırla iyileştirmek
Bir çocuğa bakım vererek iyi nesneyi yaşatmak
Bir bilgi üretimiyle dünyaya katkı sunmak
Yıkılmış olanı yeniden inşa etmek
Kırılan bir değeri daha güzel bir biçimde kurmak
Bu nedenle yaratıcılık, Klein'in düşüncesinde yalnızca yetenek değil; ruhsal onarımın en zarif yollarından biridir. İnsan bazen iç dünyasında kaybettiği iyi nesneyi, dış dünyada bir eser, bir söz, bir bakım ya da bir sevgi biçimiyle yeniden yaratır.

Onarım Arzusu İlişkilerde Nasıl Görülür
İlişkilerde onarım arzusu, çatışmalardan sonra ortaya çıkan en değerli ruhsal kapasitedir. Çünkü hiçbir gerçek ilişki kusursuz değildir. İnsanlar birbirini yanlış anlayabilir, kırabilir, ihmal edebilir, öfkeyle konuşabilir ya da farkında olmadan incitebilir.
İlişkiyi güçlü kılan şey hiç kırılmamak değil; kırıldıktan sonra onarılabilmektir.
Onarım arzusu ilişkilerde şöyle görünür:
Tartışmadan sonra konuşmaya açık olmak
Hata yaptığında savunmaya kaçmadan dinlemek
Karşı tarafın duygusunu küçümsememek
Kırılan güveni zamanla yeniden kurmak
Öfkeyi ilişkiyi yok etmeden ifade etmek
Geçmiş iyilikleri bir kırgınlıkla tamamen silmemek
Bağı yeniden güçlendirmek için emek vermek
Onarım kapasitesi olmayan ilişkilerde her çatışma bir yıkıma dönüşebilir. Onarım kapasitesi olan ilişkilerde ise çatışma bile daha derin bir anlayışa ve yakınlığa kapı açabilir.

Onarım Arzusu İç Dünyada Nasıl Çalışır
Onarım arzusu yalnızca dış ilişkilerde değil, kişinin iç dünyasında da çalışır. İnsan içsel olarak sevdiği, değer verdiği, korumak istediği iyi nesnelere zarar vermiş gibi hissedebilir. Bu zarar gerçek bir davranıştan kaynaklanabileceği gibi, bilinçdışı fantazilerden, öfkeden, hasetten ya da suçluluk duygusundan da kaynaklanabilir.
Kişi iç dünyasında şu deneyimi yaşayabilir:
"İçimde iyi olan bir şeyi bozdum."
"Sevdiğim nesne zarar gördü."
"İç huzurum kırıldı."
"Bunu yeniden kurmalıyım."
Bu noktada onarım arzusu devreye girer.
Bu yüzden onarım, yalnızca başkasına yönelik değildir; insanın kendi ruhundaki iyi olanı yeniden güvenli hale getirme çabasıdır.

Onarım Arzusu Ve Kendini Affetme Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Onarım arzusu, sağlıklı biçimde işlendiğinde kişinin kendini affetmesine de zemin hazırlayabilir. Fakat burada önemli bir ayrım vardır: Kendini affetmek, hatayı yok saymak değildir. Gerçek kendini affetme, sorumluluğu gördükten, onarım için emek verdikten ve yıkıcı suçluluğu dönüştürdükten sonra mümkün olur.
Kişi hata yaptığında iki uç arasında sıkışabilir:
Birinci uç: Her şeyi inkâr etmek, sorumluluk almamak.
İkinci uç: Kendini tamamen kötü ilan edip içsel olarak cezalandırmak.
Onarım arzusu üçüncü yolu açar:
"Hata yaptım."
"Bu beni bütünüyle kötü yapmaz."
"Sorumluluğumu alabilirim."
"Onarmak için emek verebilirim."
"Değişerek kendimi de ilişkiyi de iyileştirebilirim."
Bu yüzden onarım, insanı hem başkasıyla hem kendisiyle daha olgun bir ilişkiye taşır. Kişi hatasını inkâr etmeden, kendini yok etmeden ve sevgiyi tamamen kaybetmeden ilerlemeyi öğrenir.

Onarım Arzusu Olmadığında Ne Olur
Onarım arzusu zayıf olduğunda ilişkiler ve iç dünya daha kırılgan hale gelir. Kişi zarar verdiğini fark ettiğinde ya bunu inkâr eder ya başkasını suçlar ya da suçluluğun altında ezilerek hiçbir şey yapamaz. Bu durumda sevgi bağları kolayca kopabilir.
Onarım arzusu olmadığında görülebilecek durumlar:
Hataları kabul edememek
Sürekli savunmaya geçmek
Karşı tarafın acısını küçümsemek
Özür dilemeyi yenilgi gibi görmek
İlişkilerde kopuşları hızlandırmak
Suçluluğu saldırganlığa çevirmek
Kırılan bağı yeniden kurmak yerine kaçmak
Onarım arzusu zayıfsa, kişi iyi nesneyi koruyamaz. Haset, öfke ya da savunmalar baskın hale gelir. Böylece ilişkide zarar oluştuğunda, onu iyileştirmek yerine daha da büyüten davranışlar ortaya çıkabilir.
Bu nedenle onarım kapasitesi, duygusal olgunluğun en temel ölçülerinden biridir.

Sahte Onarım Ve Gerçek Onarım Arasındaki Fark Nedir
Her onarım girişimi gerçek onarım değildir. Bazen kişi karşı tarafı gerçekten anlamak için değil, kendi suçluluğundan hızla kurtulmak için onarım yapıyormuş gibi davranabilir. Buna sahte onarım denebilir. Gerçek onarım ise sabır, sorumluluk ve içtenlik içerir.
| Sahte Onarım | Gerçek Onarım |
|---|---|
| Hızlıca konuyu kapatmak ister | Acıyı anlamaya çalışır |
| Kendi rahatlamasına odaklanır | İlişkinin iyileşmesine odaklanır |
| Savunma içerir | Sorumluluk içerir |
| Karşı tarafın duygusunu küçümser | Karşı tarafın duygusunu ciddiye alır |
| Değişim üretmez | Davranışsal değişim hedefler |
| Sözde kalır | Emekle desteklenir |
Gerçek onarım şunu kabul eder: Kırılan güven, tek cümleyle değil; tutarlı davranışlarla iyileşir.
Bu nedenle Klein'in onarım arzusu, yalnızca içsel bir niyet değil; sevilen nesnenin gerçekten korunması ve ilişkinin gerçekçi biçimde yeniden kurulması için gösterilen ruhsal emektir.

Onarım Arzusu Ebeveynlikte Neden Çok Önemlidir
Ebeveynlik, onarım arzusunun en canlı biçimde görüldüğü alanlardan biridir. Hiçbir ebeveyn kusursuz değildir. Bazen yorulur, kızar, sabırsız davranır, çocuğunu yanlış anlar ya da duygusal olarak yetersiz kalabilir. Önemli olan hiç hata yapmamak değil; hata sonrasında onarım kapasitesinin bulunmasıdır.
Çocuk için onarım deneyimi çok değerlidir. Çünkü çocuk şunu öğrenir:
"İlişkiler kırılabilir ama tamamen yok olmak zorunda değildir."
"Öfke gelse bile sevgi geri dönebilir."
"Hata konuşulabilir."
"Duygular onarılabilir."
"Bağ güvenli kalabilir."
Ebeveynlikte onarım şöyle görünebilir:
Çocuğa bağırdıktan sonra bunu fark edip konuşmak
Çocuğun korkusunu küçümsememek
Yanlış anlaşıldığında düzeltmek
Özür dilemeyi otorite kaybı saymamak
Çocuğa duyguların taşınabilir olduğunu göstermek
Bu tür onarıcı deneyimler, çocuğun iç dünyasında iyi nesnenin güçlenmesini sağlar. Çocuk, sevginin kırılgan ama onarılabilir bir bağ olduğunu öğrenir.

Onarım Arzusu Toplumsal Ve Ahlaki Yaşamda Nasıl Görülür
Onarım arzusu yalnızca bireysel ilişkilerde değil, toplumsal ve ahlaki yaşamda da önemlidir. Toplumlar da hata yapabilir, zarar verebilir, ihmal edebilir, ayrımcılık üretebilir, adaletsizlik oluşturabilir. Bu durumlarda onarım arzusu, yalnızca bireysel özür değil; daha geniş bir sorumluluk bilinci anlamına gelir.
Toplumsal onarım şunları içerebilir:
Zararın kabul edilmesi
Mağduriyetin görünür kılınması
Adalet arayışı
Telafi mekanizmaları
Kırılan güvenin yeniden kurulması
Geçmiş hatalardan öğrenilmesi
Daha insani kurumlar inşa edilmesi
Kleinci açıdan bakıldığında toplumlar da kendi yıkıcı yanlarını inkâr ettiklerinde, suçu sürekli dışarı attıklarında veya zarar göreni susturduklarında onarım kapasitesini kaybeder. Oysa olgun toplum, verdiği zararı görebilen ve iyi olanı yeniden kurmak için emek verebilen toplumdur.
Onarım arzusu, bireysel ruhun olduğu kadar toplumsal vicdanın da temelidir.

Onarım Arzusu Nasıl Güçlendirilir
Onarım arzusunun güçlenmesi için insanın öncelikle kendi yıkıcı duygularını tamamen inkâr etmeden görebilmesi gerekir. Çünkü kişi öfkesini, hasetini, kıskançlığını, kırıcı yanını ya da hatasını hiç kabul edemiyorsa gerçek onarım da mümkün olmaz.
Onarım arzusunu güçlendiren temel kapasiteler şunlardır:
Kendi hatasını görebilmek
Suçluluğu taşımayı öğrenmek
Savunmaya kaçmadan dinleyebilmek
Karşı tarafın acısını küçümsememek
İyi nesnenin değerini hissetmek
Şükran kapasitesini geliştirmek
Haseti ve yıkıcılığı fark etmek
Değişim için gerçek emek vermek
Kırılan güvenin zamana ihtiyaç duyduğunu kabul etmek
Onarım arzusu, insanın içindeki sevgi kapasitesiyle birlikte büyür. Kişi iyi olanı gerçekten değerli gördükçe, onu korumak ve zarar gördüğünde iyileştirmek ister.

Onarım Arzusu Günümüz İnsanına Ne Öğretir
Günümüz dünyasında insanlar ilişkileri hızla tüketmeye, kırıldığında hemen silmeye, hata yapıldığında tamamen iptal etmeye, suçluluk karşısında ya inkâr etmeye ya da kendini yok etmeye eğilimli olabilir. Oysa Melanie Klein'in onarım arzusu kavramı, bize çok daha derin bir yol gösterir.
Bu kavram şunu öğretir: Kırılmak ilişkinin sonu olmak zorunda değildir; bazen daha bilinçli bir bağın başlangıcı olabilir.
Günümüz insanı için onarım arzusu şu dersleri taşır:
Hata insanidir, fakat onarım olgunluktur.
Özür sözle başlar ama davranışla tamamlanır.
Suçluluk yok etmek için değil, dönüştürmek için vardır.
Sevgi, kırılanı emekle yeniden kurabilme cesaretidir.
İlişkiler kusursuzlukla değil, onarılabilirlikle güçlenir.
İyi olanı korumak, insan ruhunun en derin sorumluluklarından biridir.
Bu çağda en büyük olgunluklardan biri, yıkmak kadar kolay olan bir dünyada onarmayı seçebilmektir. Çünkü onarım, hem psikolojik hem ahlaki hem de ruhsal bir derinlik ister.

Son Söz
Suçluluktan Sevgiye, Kırılmadan Ruhsal İyileşmeye Uzanan Onarıcı Yolculuk
Melanie Klein'in onarım arzusu kavramı, insan ruhunun en umut verici yönlerinden birini görünür kılar. İnsan yalnızca yıkan, saldıran, haset eden ya da öfke duyan bir varlık değildir. İnsan aynı zamanda incittiğini fark edebilen, sevdiğini korumak isteyen, kırdığı bağı yeniden kurmaya çalışan ve iç dünyasında iyi olanı yaşatmak için emek verebilen bir varlıktır.
Onarım arzusu, suçluluğun sevgiyle buluştuğu yerde doğar. Suçluluk tek başına insanı karanlığa çekebilir; fakat sevgiyle birleştiğinde sorumluluğa, empatiye ve iyileştirme çabasına dönüşür. Bu dönüşüm, depresif konumun en değerli armağanıdır.
Klein'in düşüncesinde onarım, ruhun kırılmış iç nesnelerini yeniden bütünleştirme çabasıdır. Bazen bir özürde, bazen bir davranış değişikliğinde, bazen bir sanat eserinde, bazen bir çocuğa gösterilen sabırda, bazen bir ilişkiyi kurtarmak için verilen sessiz emekte kendini gösterir. İnsan, yıktığı şeyi yeniden kurmaya yöneldiğinde yalnızca dış dünyayı değil; kendi iç dünyasını da iyileştirir.
Gerçek onarım, hatayı yok saymaz. Aksine hatanın ağırlığını görür, fakat o ağırlığın altında sevgiyi tamamen kaybetmez. İnsan burada şunu öğrenir: Ben zarar vermiş olabilirim ama bütünüyle yıkıcı olmak zorunda değilim. İlişki zarar görmüş olabilir ama bütünüyle yok olmak zorunda değil. İyi olan incinmiş olabilir ama emekle yeniden güçlenebilir.
Bu nedenle onarım arzusu, ruhun en zarif diriliş biçimidir. Çünkü insan, sevdiğini onarmaya çalışırken kendi içindeki iyi nesneyi de yeniden yaşatır. Ve belki de en derin iyileşme, insanın kırdığı yerde kalmayıp oraya sevgi, bilinç ve sorumlulukla yeniden dokunabilmesidir.
"Onarım, ruhun kırıldığı yere sevgiyle geri dönmesidir; insan orada yalnızca ilişkiyi değil, kendi içindeki iyi olanı da yeniden hayata çağırır."
— Ersan Karavelioğlu