📖 Âl-i İmrân Suresi 174. Ayette “Bunun Üzerine Kendilerine Hiçbir Kötülük Dokunmadan Allah’ın Nimeti ve Lütfuyla Geri Döndüler; Allah’ın Rızasına | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Âl-i İmrân Suresi 174. Ayette “Bunun Üzerine Kendilerine Hiçbir Kötülük Dokunmadan Allah’ın Nimeti ve Lütfuyla Geri Döndüler; Allah’ın Rızasına

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,136
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 174. Ayette “Bunun Üzerine Kendilerine Hiçbir Kötülük Dokunmadan Allah’ın Nimeti ve Lütfuyla Geri Döndüler; Allah’ın Rızasına Uydular” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Tehdit ortadan kalkmadan önce tevekkül edilir; sonuç güzel olduğunda ise insan geriye dönüp yalnız kendi cesaretini değil, Allah’ın lütfunu da görür. Âl-i İmrân 174, korkuya teslim olmayan bir imanın ardından gelen güveni, korunmayı ve Allah’ın rızasını anlatır.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 174. ayetinde şöyle buyrulur:


“Bunun üzerine kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan Allah’tan bir nimet ve lütufla geri döndüler. Allah’ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.”


Bu ayet, 173. ayetin doğrudan devamıdır.


Bir önceki ayette müminlere:


“İnsanlar size karşı toplandılar, onlardan korkun.”


denilmişti.


Onların cevabı ise:


“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.”


olmuştu.


  1. ayet şimdi bu tevekkülün ardından ne olduğunu anlatır:

Onlar:


yeniden ağır bir zarara uğramadan,


Allah’ın nimeti ve lütfuyla,


görevlerini yerine getirerek


geri döndüler.


Burada dikkat çekici olan şudur:


Kur’an yalnızca:


“Kurtuldular.”


demez.


Daha yüksek bir sonuç daha söyler:


“Allah’ın rızasına uydular.”


Yani asıl kazanç:


sadece başlarına bir kötülük gelmemesi değil;


doğru olanı yaparak Allah’ın hoşnutluğunu aramalarıdır.


1️⃣ “Bunun Üzerine Geri Döndüler” İfadesi Hangi Olayla İlişkilidir ❓


Ayette:


“fenkalebû”


denir.


Yani:


“Döndüler, geri geldiler.”


Klasik tefsir ve siyer geleneğinde bu ayet genellikle Uhud’un ardından gerçekleşen:


Hamrâü’l-Esed hareketi


ile ilişkilendirilir.


Müslümanların, Mekke ordusunun yeniden saldırma ihtimaline karşı harekete geçtiği ve ardından ciddi yeni bir çatışma yaşamadan geri döndüğü aktarılır.


Ancak tarihsel ayrıntılar farklı rivayetlerde farklılaşabilir.


Ayetin kesin vurgusu:


tehdide rağmen harekete geçen müminlerin Allah’ın lütfuyla geri dönmüş olmasıdır.


2️⃣ “Allah’tan Bir Nimetle Geri Döndüler” Ne Demektir ❓


Ayette:


“bi-ni‘metin minallâh”


denir.


Yani:


“Allah’tan bir nimetle…”


Buradaki nimet:


korunma,


güven,


selamet,


moralin yeniden toparlanması


gibi anlamlar taşıyabilir.


Uhud’un ağır yaralarından sonra:


yeniden bir zarar yaşamadan geri dönebilmek:


başlı başına büyük bir nimet


olarak görülmektedir.


Kur’an böylece insanı:


sadece büyük zaferleri değil;


zarardan korunmayı da nimet olarak görmeye


çağırır.


3️⃣ “Lütuf” Neden Nimetle Birlikte Zikrediliyor ❓


Ayette:


“ve fadlin”


ifadesi de vardır.


Yani:


“ve bir lütufla.”


“Fadl”:


Allah’ın bol ihsanı,


fazladan verdiği iyilik,


cömertçe sunduğu karşılık


anlamlarını taşır.


Nimet:


elde edilen iyiliği;


lütuf ise:


bu iyiliğin Allah’ın cömertliğiyle verilmesini


öne çıkarabilir.


İnsan:


görevini yapmıştır.


Ama sonuç:


sadece insan emeğinin mekanik ürünü


olarak sunulmaz.


Allah’ın lütfu da vardır.


4️⃣ “Kendilerine Hiçbir Kötülük Dokunmadı” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“lem yemseshum sû’”


denir.


Yani:


“Onlara bir kötülük dokunmadı.”


Bu ifade, söz konusu hareket sırasında:


yeni ve ciddi bir zarara uğramadan


geri dönmelerini anlatır.


Burada “kötülük”:


savaşta yeni bir yaralanma,


öldürülme,


yenilgi


gibi zararlarla ilişkilendirilebilir.


Uhud’da ağır yara alan topluluk:


bu kez:


yeni bir büyük zarar yaşamadan


dönmüştür.


5️⃣ Bu Ayet Allah’a Güvenen Hiç Kimseye Kötülük Dokunmayacağını mı Söylüyor ❓


Hayır.


Böyle bir genelleme doğru değildir.


Bir önceki ayetlerin tamamı zaten:


müminlerin:


yaralandığını,


öldürüldüğünü,


üzüldüğünü


anlatmaktadır.


Dolayısıyla:


“Allah’a güvenen insan fiziksel olarak hiçbir zarar görmez.”


şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.


Buradaki ifade:


belirli bir olayda:


Allah’ın onları yeni bir zarardan koruduğunu


anlatmaktadır.


Tevekkül:


dünyada acısız hayat garantisi


değildir.


6️⃣ O Hâlde Bu Ayet ile Uhud’daki Kayıplar Arasında Çelişki Var mı ❓


Hayır.


Uhud’da:


kayıp vardır.


Sonrasındaki bu harekette ise:


yeni bir ciddi zarar yaşanmamıştır.


İki olay:


farklı aşamalardır.


Bu da önemli bir ders verir:


Bir insan veya toplum:


bir gün ağır kayıp yaşayabilir.


Ama bu:


gelecekte her adımının da aynı şekilde sonuçlanacağı


anlamına gelmez.


Dünkü yara, yarının kaderi değildir.


7️⃣ Tevekkülün Sonucu Her Zaman İstediğimiz Şekilde mi Gelir ❓


Hayır.


  1. ayette:

“Allah bize yeter.”


denilmişti.


  1. ayette güzel bir sonuç gelmiştir.

Ama buradan:


“Hasbunallahu ve ni‘mel vekil diyen herkes istediği sonucu mutlaka alır.”


gibi mekanik bir formül çıkarılamaz.


Tevekkül:


Allah’ı kendi istediğimiz sonucu üretmeye zorlamak


değildir.


Tevekkül:


doğru olanı yaptıktan sonra:


sonucu Allah’ın hikmetine bırakmaktır.


Bazen sonuç:


korunma olabilir.


Bazen:


sabır.


Bazen:


beklenmedik başka bir kapı.


8️⃣ “Allah’ın Rızasına Uydular” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“vettebeû rıdvânallâh”


denir.


Yani:


“Allah’ın rızasına uydular.”


Bu ifade son derece önemlidir.


Onların asıl başarısı:


sadece sağ salim dönmeleri


değildir.


Tehdide rağmen:


Allah’ın razı olacağı yolda:


sorumluluklarını yerine getirmiş olmalarıdır.


Kur’an’ın başarı ölçüsü böylece:


yalnız:


“Ne oldu?”


değil;


“Doğru olanı yaptın mı?”


sorusuna bağlanır.


9️⃣ Allah’ın Rızasını İzlemek Sonuçtan Daha mı Önemlidir ❓


Ahlaki açıdan:


evet.


Çünkü insan:


sonucun tamamını kontrol edemez.


Ama:


doğruyu seçmek,


dürüst davranmak,


sorumluluğunu yerine getirmek


konusunda etkisi vardır.


Bir insan:


doğru karar verir.


Ama sonuç kötü olabilir.


Başka biri:


ahlaken yanlış karar verir.


Tesadüfen veya şartlar nedeniyle:


iyi sonuç alabilir.


Kur’an’ın ölçüsü:


yalnız sonuç olmadığı için:


ahlaki doğruluk


merkeze alınır.


🔟 İyi Sonuç Her Zaman Allah’ın Bizden Razı Olduğunun Kanıtı mıdır ❓


Hayır.


Bu çok önemli bir ayrımdır.


Bir insan:


haksızlık yapıp:


çok para kazanabilir.


Bir zalim:


uzun süre güçlü kalabilir.


Bir hile:


dünyevî başarı getirebilir.


Dolayısıyla:


başarı = Allah’ın rızası


denklemi kurulamaz.


Bu ayette rıza:


müminlerin doğru çağrıya cevap vermesiyle


bağlantılıdır.


Yani sonuçtan önce:


ahlaki yöneliş


vardır.


1️⃣1️⃣ Kötü Sonuç Allah’ın Bizden Razı Olmadığını mı Gösterir ❓


Hayır.


Peygamberler bile:


acı,


sürgün,


yaralanma,


kayıp


yaşamıştır.


Uhud’da da müminler:


acı çekmiştir.


Dolayısıyla dünyevî sonuç:


Allah’ın rızasının tek ölçüsü değildir.


Bir insan:


doğruyu yaptığı hâlde:


bedel ödeyebilir.


Ahlaki değer:


bazen tam da:


bedel öderken doğru kalmakta


ortaya çıkar.


1️⃣2️⃣ “Allah Büyük Lütuf Sahibidir” Ne Anlama Gelir ❓


Ayet:


“vallâhu zû fadlin azîm”


diye biter.


Yani:


“Allah büyük lütuf sahibidir.”


Bu ifade:


insanın Allah’ın verdiği iyiliği:


kendi başarısına bütünüyle mal etmesini


engeller.


Müminler:


harekete geçti.


Cesaret gösterdi.


Ama:


korunmaları,


sonucun olumlu gelişmesi,


içlerindeki güven


Allah’ın lütfuyla da


ilişkilendirilir.


İnsan çabası vardır.


Ama:


kibir için alan bırakılmaz.


1️⃣3️⃣ Başımıza Kötülük Gelmemesi de Bir Nimet midir ❓


Evet.


İnsan genellikle nimet denildiğinde:


elde ettiği yeni şeyleri


düşünür.


Para geldi.


İş bulundu.


Ev alındı.


Başarı kazanıldı.


Fakat bazen:


nimet:


başımıza gelmeyen şeydir.


Bir kazadan:


kurtulmak.


Bir yanlış kararın:


önlenmesi.


Bir tehlikenin:


uzaklaşması.


İnsan bazen:


hiç gerçekleşmediği için fark etmediği nimetler


içinde yaşayabilir.


Âl-i İmrân 174 bu açıdan:


şükür ufkunu genişletir.


1️⃣4️⃣ İnsan Fark Etmediği Nimetler İçin Nasıl Şükredebilir ❓


Bütün ayrıntıları bilemez.


Ama genel olarak:


hayatta elimizde bulunan:


sağlık,


güven,


insanlar,


zaman,


imkânlar


ve korunma için:


şükredebilir.


Bazen insan:


başına gelen zorlukları:


çok net hatırlar.


Ama başına gelmeyen binlerce felaketi:


hiç düşünmez.


Bu, doğal bir psikolojik eğilimdir.


Ayet ise insanın bakışını:


yalnız kayıplara değil, korunmuş olduğu alanlara da


çevirir.


1️⃣5️⃣ Bu Ayet Tehdide Karşı Cesaretin Ödüllendirildiğini mi Gösteriyor ❓


Bağlam içinde:


evet.


Müminler:


korkutulmuştu.


Ama:


geri çekilmek yerine:


sorumluluklarını yerine getirmişti.


Sonuçta:


zarar görmeden


geri döndüler.


Ancak cesaret:


tek başına ölçü değildir.


Ayet onların:


Allah’ın rızasını izlediğini


de söyler.


Yani Kur’an’ın övdüğü cesaret:


kör gözükaralık değil;


ahlaki amaçla birleşmiş cesarettir.


1️⃣6️⃣ Cesaret ile Tedbirsizlik Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓


Cesaret:


tehlikeyi görür.


Ama doğru görevden:


sırf korku nedeniyle kaçmaz.


Tedbirsizlik ise:


tehlikeyi küçümser.


Riskleri:


hesaba katmaz.


“Bana bir şey olmaz.”


der.


Âl-i İmrân 174’teki insanlar:


tehdit karşısında harekete geçmiştir.


Ama bunu:


örgütlü bir toplumsal ve askerî sorumluluk içinde


yapmışlardır.


Dolayısıyla mesaj:


korkusuzca kendini tehlikeye atmak


değildir.


1️⃣7️⃣ 173 ve 174. Ayetler Birlikte Tevekkülü Nasıl Tanımlıyor ❓


  1. ayette:

tehdit haberi gelir.


Onlar:


“Allah bize yeter.”


der.


  1. ayette:

hareket ederler


ve:


Allah’ın lütfuyla geri dönerler.


Bu iki ayet birlikte:


tevekkülün üç unsurunu gösterir:


Tehdidi fark etmek.


Kalbi Allah’a bağlamak.


Sorumluluğu yerine getirmek.



Yani tevekkül:


sözde değil;


hareketle tamamlanan güven


dir.


1️⃣8️⃣ Bu Ayetin Günlük Hayata En Güçlü Mesajı Nedir ❓


Belki şu:


Korkudan dolayı doğru olduğunu bildiğin şeyi bırakma; ama sonucu da kendi gücüne mal etme.


İnsan bazen:


bir hakikati söylemekten,


bir yanlış ilişkiyi bitirmekten,


bir projeye başlamaktan,


bir hakkı savunmaktan


korkar.


Tedbirini alır.


Sonra:


doğru gördüğü şeyi


yapar.


Eğer sonuç iyi olursa:


“Ben ne kadar güçlüyüm.”


diye kibirlenmek yerine:


Allah’ın lütfunu


görebilir.


Bu:


cesaret ile tevazuyu


birleştirir.


1️⃣9️⃣ Hayatımızda Bizi En Çok Korkutan Bir Kararın Ardında Asıl Ölçümüz “Ne Kaybederim?” mi, Yoksa “Allah’ın Rızasına Uygun Olan Nedir?” Sorusu mu ❓


Âl-i İmrân 174’ün insanın önüne koyduğu en derin soru budur.


İnsan karar verirken:


çoğu zaman önce:


sonucu


hesaplar.


Ne kazanacağım?


Ne kaybedeceğim?


Kim destekleyecek?


Kim karşı çıkacak?


Bunlar:


önemli sorulardır.


Akıllı insan:


sonuçları düşünür.


Ama bazen öyle bir an gelir ki:


sonuç hesabının önünde:


daha büyük bir soru


durur:


“Doğru olan ne?”


Çünkü bazen doğru olan:


kolay değildir.


Para kaybettirebilir.


İnsan kaybettirebilir.


Statü kaybettirebilir.


Konforu bozabilir.


Ve insan tam o anda:


iki farklı ölçü arasında


kalabilir.


Bir tarafta:


güvenlik.


Diğer tarafta:


Allah’ın rızası.


Âl-i İmrân 174’teki insanlar:


tehdidi duydular.


Daha dün:


yaralanmışlardı.


Yine de:


harekete geçtiler.


Sonra Kur’an:


“Allah’ın rızasına uydular.”


dedi.


Belki ayetin en büyük başarısı:


onların zarar görmeden dönmesi bile değildir.


Asıl büyük başarı:


korkunun onların ahlaki yönünü değiştirmemesidir.


Çünkü insan bazen hiçbir fiziksel zarar görmeden:


çok daha büyük bir şeyi


kaybedebilir.


Vicdanını.


Cesaretini.


Sadakatini.


Doğru bildiğini.


Bazen de bedel ödeme ihtimaline rağmen:


bunları korur.


Ve belki gerçek kazanç:


orada başlar.


Bu ayette bir başka denge daha vardır.


İnsan doğruyu yapar.


Sonra iyi sonuç gelir.


Ama Kur’an:


“Ne kadar başarılı insanlardı.”


diye bitirmez.


“Allah büyük lütuf sahibidir.”


der.


Yani hem:


sorumluluk al.


Hem de:


kibirlenme.


Bu çok ince bir dengedir.


Bir insan başarısız olduğunda:


bütün suçu kadere


yükleyebilir.


Başarılı olduğunda ise:


bütün şerefi kendisine


verebilir.


Kur’an ise ikisini de:


düzeltir.


Hata yaptığında:


kendi payına bak.


Başarı geldiğinde:


Allah’ın lütfunu gör.


İşte bu yaklaşım insanı:


hem:


sorumlu


hem:


mütevazı


yapar.


Belki hayatımızdaki bazı en büyük nimetler de:


hiç fark etmediğimiz:


“dokunmayan kötülüklerdir.”


Bugün eve sağ salim geldik.


Normal görünüyor.


Ama bir nimet.


Sevdiğimiz insan:


yanımızda.


Normal görünüyor.


Ama bir nimet.


Bir büyük hata:


son anda olmadı.


Kimse bilmedi.


Ama bir nimet.


İnsan bazen:


yalnız eksik olana


bakar.


Ayet ise:


korunmuş olana da bak


der gibidir.


Ve belki en olgun şükür:


yalnız sahip olduğumuz şeyler için değil;


Allah’ın bizi:


farkında olmadığımız nice zarardan korumuş olabileceğini


hatırlayabilmektir.


Ama ayetin nihai ölçüsü yine:


dünyevî güvenlik değildir.


Çünkü bazen zarar gelebilir.


Asıl mesele:


Allah’ın rızasını izlemek.


İnsan doğru olanı yaptığı için:


her zaman dünyada kolaylık


bulmayabilir.


Ama Allah’ın rızasını:


dünyevî sonucun üstünde tuttuğunda:


hayatın ölçüsü


değişir.


Artık soru yalnız:


“Kazandım mı?”


değildir.


Şu olur:


“Doğru kaldım mı?”


Ve belki Âl-i İmrân 174’ün bize bıraktığı en ağır soru şudur:


Hayatımızdaki en kritik kararda bütün korkularımızı, kazançlarımızı ve insanların ne diyeceğini bir an susturabilsek, yalnız Allah’ın rızasına en uygun olan seçeneği seçmeye gerçekten hazır mıyız; yoksa tevekkülümüz ancak doğru olanın bedeli düşük olduğu sürece mi güçlü?


“Âl-i İmrân 174, korkuya rağmen doğru çağrıya cevap verenlerin Allah’ın nimeti ve lütfuyla geri döndüğünü anlatırken başarıyı yalnız zarar görmemekle ölçmez; asıl kazancı Allah’ın rızasına uymakta gösterir. İnsan tedbirini alır, doğru olanı yapar, sonucu Allah’a bırakır ve güzel sonuç geldiğinde de kendi gücüne değil Allah’ın büyük lütfuna şükreder.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt