📖 Âl-i İmrân Suresi 122. Ayette “Hani Sizden İki Grup Neredeyse Cesaretini Kaybedip Geri Çekilecekti; Oysa Allah Onların Velisiydi” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,078
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 122. Ayette “Hani Sizden İki Grup Neredeyse Cesaretini Kaybedip Geri Çekilecekti; Oysa Allah Onların Velisiydi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İman, korkunun hiç hissedilmemesi değildir; korku insanı geri çekmek üzereyken bile doğru yerde kalabilme iradesidir. Âl-i İmrân 122, insanın zayıflığını gizlemez; fakat o zayıflığın içinde Allah’a güvenmenin nasıl yeniden ayağa kaldırabileceğini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 122. ayetinde şöyle buyrulur:


“Hani sizden iki grup neredeyse çözülüp geri çekilmeye niyet etmişti. Oysa Allah onların velisiydi. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”


Bu ayet, Uhud Savaşı anlatımının ikinci önemli sahnesidir.


  1. ayette Hz. Muhammed’in:

sabah erkenden ailesinden ayrıldığı,


müminleri savaş mevzilerine yerleştirdiği


anlatılmıştı.


  1. ayette ise artık savaş düzeninin dışından:

müminlerin iç dünyasına


geçilir.


Her şey dışarıdan düzenli olabilir.


Askerler mevzilerindedir.


Komutan vardır.


Plan vardır.


Ama insanların içinde:


korku,


tereddüt,


geri çekilme isteği


doğabilir.


Kur’an bunu saklamaz.


Tam tersine:


müminlerden iki grubun neredeyse moralini kaybedip geri çekileceğini açıkça söyler.


Sonra çok önemli bir cümle gelir:


“Allah onların velisiydi.”


Yani insanın zayıflığı:


Allah’ın yardımından tamamen koptuğu


anlamına gelmez.


Ve ayet şu ilkeyle sona erer:


“Müminler Allah’a tevekkül etsinler.”


1️⃣ Ayette Sözü Edilen “İki Grup” Kimlerdir ❓


Klasik tefsirlerde bu iki grubun:


Medineli Müslümanlardan:


Benî Seleme


ve:


Benî Hârise


olduğu aktarılır.


Bunların sırasıyla:


Hazrec ve Evs kabileleriyle ilişkili iki topluluk olduğu belirtilir.


Uhud’a giderken yaşanan gelişmeler sırasında:


moral kaybı yaşamış,


geri dönmeyi düşünmüşlerdir.


Fakat sonunda:


savaş alanında kalmışlardır.


2️⃣ Bu İki Grup Neden Geri Çekilmeyi Düşündü ❓


Uhud öncesinde Müslüman ordusunun içinde ciddi bir kırılma yaşanmıştı.


Abdullah b. Übey’in çevresindeki önemli bir grup:


ordudan ayrılıp Medine’ye geri dönmüştü.


Bu durum geride kalan müminlerin:


moralini


sarsmış olabilir.


İnsan şöyle düşünebilir:


“Bu kadar kişi geri döndüyse bizim devam etmemiz doğru mu?”


Toplumsal korku:


çok hızlı yayılabilir.


Bu iki grubun tereddüdü de bu bağlamda anlaşılmıştır.


3️⃣ “Neredeyse Cesaretlerini Kaybedeceklerdi” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“iz hemmet tâifetâni minkum en tefşelâ”


ifadesi vardır.


“Feshel”:


zayıflamak,


cesareti kırılmak,


gevşemek,


başarısızlığa düşmek


anlamlarına gelebilir.


Burada önemli olan:


henüz tamamen kaçmış olmamalarıdır.


İçlerinde:


geri çekilme düşüncesi doğmuştur.


Kur’an, insanın içindeki tereddüdü bile:


ahlaki eğitimin parçası


hâline getirir.


4️⃣ Korkuya Kapılmak İmansızlık mıdır ❓


Hayır.


Bu ayet bunun en açık örneklerinden biridir.


Söz konusu kişiler:


müminlerdir.


Ama:


korkmuşlardır.


Tereddüt etmişlerdir.


Hatta neredeyse:


geri çekileceklerdir.


Demek ki iman:


korkunun tamamen yok olması


değildir.


İman:


korkuya rağmen doğru yönü koruyabilmektir.


Bu çok insani ve gerçekçi bir iman anlayışıdır.


5️⃣ İçinden Kaçmak Geçen İnsan Günahkâr Sayılır mı ❓


Sadece bir düşüncenin insanın zihninden geçmesi ile:


bilinçli olarak eyleme dönüşmesi


aynı şey değildir.


İnsan korkabilir.


Bir an:


“Keşke burada olmasaydım.”


diye düşünebilir.


Fakat sonra:


kendini toparlar,


görevini yerine getirir.


Bu ayette de iki grubun tereddüdü anlatılırken:


onların tamamen terk ettiği


söylenmez.


Tam tersine:


Allah’ın onların velisi olduğu


hatırlatılır.


6️⃣ “Allah Onların Velisiydi” Ne Demektir ❓


Ayette:


“vallâhu veliyyuhumâ”


denir.


“Velî”:


dost,


koruyucu,


yardımcı,


yakın destekçi


gibi anlamlar taşır.


Burada çok güzel bir mesaj vardır:


İnsan:


zayıflık yaşayabilir.


Ama Allah:


onu hemen terk etmez.


Kişi samimi iman içinde:


yeniden doğrulabilir.


Bu cümle:


zayıflık yaşayan mümine umut


verir.


7️⃣ Allah’ın Veliliği Korkuyu Otomatik Olarak Yok Eder mi ❓


Hayır.


Allah’ın yardımı:


insanın psikolojisini robotlaştırmaz.


Mümin:


korkabilir.


Endişelenebilir.


Ama Allah’a güven:


bu korkunun onu tamamen yönetmesini


engelleyebilir.


Yani mesele:


korkusuzluk


değil;


korkunun üzerinde daha büyük bir güven kurmaktır.


8️⃣ Neden Ayetin Sonunda “Tevekkül” Emrediliyor ❓


Çünkü korkunun en büyük panzehirlerinden biri:


tevekküldür.


Ayet:


“ve alellâhi fel-yetevekkeli’l-mu’minûn”


der.


Yani:


“Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”


Tevekkül:


sonucun tamamını kontrol edemeyeceğini kabul ederek:


elinden geleni yapıp


Allah’a güvenmektir.


İnsan her şeyi kontrol etmeye çalıştığında:


korku büyüyebilir.


Tevekkül:


kontrolün sınırını kabul etmektir.


9️⃣ Tevekkül ile Pasiflik Arasındaki Fark Nedir ❓


  1. ve 122. ayetler bu farkı birlikte gösterir.

121’de:


mevziler belirlenmiştir.


Plan yapılmıştır.


Hazırlık yapılmıştır.


122’de:


tevekkül emredilir.


Yani sıra şudur:


Önce hazırlık.


Sonra güven.



Tevekkül:


“Nasıl olsa Allah yardım eder.”


deyip tedbiri bırakmak değildir.


Sebebi kullanıp:


sonucu ilahlaştırmamaktır.


🔟 Bir Toplumda Korku Nasıl Yayılır ❓


Korku bulaşıcı olabilir.


Bir kişi:


geri çekilir.


Başka biri:


“Demek durum gerçekten kötü.”


diye düşünür.


Sonra üçüncü kişi etkilenir.


Özellikle savaş,


kriz,


afet


gibi durumlarda:


duygular çok hızlı yayılır.


Bu nedenle liderlikte yalnız fiziksel düzen değil:


moral yönetimi


de çok önemlidir.


Uhud anlatısı bunu açık biçimde gösterir.


1️⃣1️⃣ Birkaç Kişinin Geri Çekilmesi Neden Bütün Grubu Etkileyebilir ❓


Çünkü insan:


başkalarının kararlarını


bilgi olarak kullanır.


Özellikle belirsizlikte:


“Onlar gidiyorsa belki bildikleri bir şey vardır.”


diye düşünebilir.


Bu psikoloji bugün de vardır.


Finans piyasasında.


Kalabalıklarda.


Sosyal medyada.


Savaşta.


İnsanların toplu davranışı:


tek tek bireylerin kararlarını


etkileyebilir.


Bu yüzden:


sürü psikolojisi


çok güçlüdür.


1️⃣2️⃣ İman İnsanı Sürü Psikolojisinden Koruyabilir mi ❓


Koruyabilir ama otomatik olarak değil.


İman:


insana bağımsız bir ahlaki merkez


verir.


Yani:


“Herkes ne yapıyor?”


sorusundan önce:


“Doğru olan nedir?”


sorusunu sormayı öğretir.


Birçok insan geri dönse bile:


doğru görev devam ediyorsa


mümin orada kalabilir.


Bu, toplumsal baskı karşısında:


ahlaki bağımsızlık


oluşturabilir.


1️⃣3️⃣ Bu Ayet İnsanların Zayıflıklarını Neden Açıkça Kaydediyor ❓


Çünkü Kur’an:


ideal insanları kusursuz makineler


olarak sunmaz.


İlk Müslümanlar bile:


korkuyor,


tereddüt ediyor,


hata yapıyor.


Bu gerçekçilik çok değerlidir.


Çünkü sonraki nesil şöyle diyemez:


“Onlar hiç korkmazdı; bizim gibi değillerdi.”


Hayır.


Onlar da:


insandı.


Fark:


zayıflıktan sonra ne yaptıklarında


ortaya çıkıyordu.


1️⃣4️⃣ İnsan Zayıflık Yaşadığında Allah’ın Kendisine Kızdığını mı Düşünmelidir ❓


Her zayıflık:


Allah’ın kişiyi terk ettiği


anlamına gelmez.


Bu ayet tam tersine:


geri çekilmeyi düşünen iki grup için:


“Allah onların velisiydi.”


der.


Bu çok umut vericidir.


İnsan:


korkabilir.


Çökebilir.


Bir an vazgeçmek isteyebilir.


Ama yeniden:


Allah’a yönelip


istikametini düzeltebilir.


İman yolunda:


geri dönüş kapısı


vardır.


1️⃣5️⃣ Moral Çöküş Fiziksel Yenilgiden Önce Gelebilir mi ❓


Evet.


Bir topluluk:


henüz savaş başlamadan


zihnen yenilmiş olabilir.


Eğer herkes:


“Kaybedeceğiz.”


diye düşünüyorsa;


davranışlar da buna göre şekillenir.


Bu nedenle moral:


stratejik bir unsurdur.


Ayet Uhud’un daha savaş başlamadan:


iç savaşını


gösterir.


Önce:


insan kendi korkusuyla


mücadele eder.


Sonra dış düşmanla.


1️⃣6️⃣ Liderler İnsanların Korkusunu Nasıl Yönetmelidir ❓


Korkuyu küçümsememelidir.


“Korkmanız saçma.”


demek her zaman işe yaramaz.


İnsanların:


neden korktuğunu


anlamak gerekir.


Net bilgi.


Doğru plan.


Güven veren liderlik.


Görevlerin açık olması.


Bunlar:


kaygıyı azaltabilir.


Kur’an’ın Uhud anlatısında Hz. Muhammed’in:


önce mevzi kurması,


sonra krizlerin ortaya çıkması


liderliğin:


duygu + düzen


birlikteliğini düşündürür.


1️⃣7️⃣ 121 ve 122. Ayetler Birlikte Nasıl Bir İnsan ve Toplum Modeli Çiziyor ❓


121:


dış düzeni


anlatır.


Mevzi.


Plan.


Hazırlık.


122:


iç dünyayı


anlatır.


Korku.


Tereddüt.


Tevekkül.


Bu iki ayet birlikte çok güçlü bir model oluşturur:


Dışarıda tedbir.


İçeride güven.



Sadece plan:


kalbi sağlamlaştırmayabilir.


Sadece dua:


plansızlığı telafi etmeyebilir.


İkisi birlikte:


dengeli hareket


oluşturur.


1️⃣8️⃣ Başarı İçin Korkunun Tamamen Yok Olmasını Beklemek Neden Yanlış Olabilir ❓


Çünkü o gün:


hiç gelmeyebilir.


İnsan:


“Korkum geçince başlayacağım.”


diyebilir.


Ama:


korku hep biraz kalabilir.


Cesur insan:


korkunun bitmesini bekleyen


değil;


korkuyla birlikte doğru adımı atan


kişidir.


Bu ayetin iki grubu da:


tamamen korkusuz değildir.


Fakat sonuçta:


geri dönmemişlerdir.


Bu çok önemli bir hayat dersidir.


1️⃣9️⃣ Vazgeçmek Üzere Olduğumuz Anlar, Belki de Gerçek Karakterimizin En Fazla Ortaya Çıktığı Anlar mıdır ❓


Âl-i İmrân 122’nin insanın önüne koyduğu en derin sorulardan biri budur.


Hayatta herkesin:


güçlü olduğu


anlar vardır.


Her şey iyi giderken:


kararlı olmak


kolaydır.


İşler güzel.


Para var.


Sağlık yerinde.


İnsanlar destekliyor.


Böyle bir anda:


“Ben çok kararlıyım.”


demek kolaydır.


Ama gerçek sınav çoğu zaman:


her şey ters giderken


başlar.


Çevrendeki insanlar:


geri çekiliyor.


Planlar bozuluyor.


Sonuç belirsiz.


Korku artıyor.


Ve zihnin sana:


“Bırak.”


diyor.


İşte Âl-i İmrân 122 tam bu anı anlatır:


“Sizden iki grup neredeyse çözülüp geri çekilecekti.”


“Neredeyse.”


Bu kelime çok önemlidir.


Çünkü insanın hayatındaki birçok büyük karar:


tam bu “neredeyse” anında


verilir.


Neredeyse vazgeçecektim.


Neredeyse geri dönecektim.


Neredeyse pes edecektim.


Ama:


devam ettim.


Bazen hayatın yönünü değiştiren şey:


büyük bir kahramanlık


değildir.


Sadece:


bir adım daha geri atmamak


tır.


Ve ayetin ardından gelen:


“Allah onların velisiydi.”


cümlesi de tam burada anlam kazanır.


İnsan güçlü olduğu için:


Allah’ın desteğine


muhtaç değildir diye bir şey yoktur.


Belki en çok:


zayıfladığı anda


muhtaçtır.


İman:


“Ben hiç korkmam.”


demek değildir.


Daha dürüst cümle şudur:


“Korkuyorum ama yalnız değilim.”


Ve sonra:


“Müminler Allah’a tevekkül etsinler.”


Bu, insanın kendine fazla yük bindirmemesini de öğretir.


Her sonucu:


sen kontrol edemezsin.


Sen:


görevini yap.


Mevzini koru.


Tedbirini al.


Sonra:


sonucu Allah’a bırak.


Belki hayatımızdaki en büyük kırılma anları:


tam pes etmeyi düşündüğümüz anlardır.


Ve belki Âl-i İmrân 122’nin bize bıraktığı en ağır soru şudur:


Bugün vazgeçmek üzere olduğumuz şey gerçekten bırakmamız gereken bir yol mu, yoksa yalnızca korkumuzun bize geri dönmemizi söylediği doğru bir sorumluluk mu?


“Cesaret, korkunun yokluğu değil, korkunun doğru olanı terk ettirememesidir. Âl-i İmrân 122, insanın zayıflığını inkâr etmeden Allah’a güvenerek yeniden doğrulabileceğini ve gerçek tevekkülün tam da geri çekilmek üzere olduğumuz yerde anlam kazandığını öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt