Âl-i İmrân Suresi 115. Ayette “Onların Yaptıkları Hiçbir Hayır Karşılıksız Bırakılmayacaktır; Allah Takvâ Sahiplerini Çok İyi Bilir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanların görmediği bir iyilik kaybolmuş değildir; alkışlanmayan bir hayır da değersiz değildir. Âl-i İmrân 115, iyiliğin gerçek karşılığını insanların takdirine değil, hiçbir samimi ameli unutmayan Allah’ın bilgisine bağlar.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 115. ayetinde şöyle buyrulur:
“Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilir.”
Bu ayet, 113 ve 114. ayetlerde övülen Kitap Ehli içindeki salih insanların anlatımını tamamlar.
- ayette:
“Hepsi bir değildir.”
denilmiş;
gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okuyan ve secde eden bir topluluktan söz edilmişti.
- ayette onların:
Allah’a ve ahiret gününe iman ettikleri,
iyiliği emrettikleri,
kötülükten sakındırdıkları,
hayırda yarıştıkları
anlatılmıştı.
- ayet ise bütün bunların sonunda çok güçlü bir güvence verir:
Yapılan hiçbir gerçek hayır Allah katında kaybolmaz.
İnsanlar görmese bile.
Kimse teşekkür etmese bile.
İyilik dünyada karşılık bulmasa bile.
Allah:
onu bilir.
Ve ayetin sonunda:
“Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilir.”
denilerek dış görünüşten daha derin bir ölçüye geçilir:
niyet ve takvâ.
“Yaptıkları Hiçbir Hayır” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:
“ve mâ yef‘alû min hayrin”
ifadesi kullanılır.
Yani:
“Her ne hayır yaparlarsa…”
Buradaki “hayır” oldukça geniştir.
Sadaka.
Adalet.
Merhamet.
İbadet.
Bir insana yardım etmek.
Bir kötülüğü önlemek.
Doğruyu savunmak.
Bir yarayı sarmak.
Bir insanın hayatını kolaylaştırmak.
Dolayısıyla hayır:
yalnız maddi yardım
değildir.
İyi ve doğru olan her davranışı kapsayan geniş bir ahlaki alandır.
“Karşılıksız Bırakılmayacaktır” Ne Demektir
Ayette:
“fe-len yukferûhu”
denir.
Bu ifade:
yaptıkları iyiliğin inkâr edilmeyeceği,
değerinin örtülmeyeceği,
karşılığının kaybolmayacağı
anlamlarına gelir.
Burada son derece güzel bir anlam vardır:
İnsan bazen iyilik yapar ama:
kimse fark etmez.
Kimse teşekkür etmez.
Hatta iyiliği yaptığı kişi bile onu unutur.
Ama Allah:
iyiliği unutmaz.
“Yukferûhu” Kelimesi Neden Dikkat Çekicidir
Kelimenin kökü:
örtmek,
görmezden gelmek
anlamlarıyla ilişkilidir.
Burada:
“İyiliğiniz örtülmeyecek, yok sayılmayacak.”
anlamı öne çıkar.
Bu, insan için güçlü bir tesellidir.
Çünkü dünyada:
emeğiniz yok sayılabilir.
Hakkınız verilmeyebilir.
İyiliğiniz başkasına mal edilebilir.
Ama ilahî değerlendirmede:
hiçbir gerçek hayır kaybolmaz.
İnsanların Takdir Etmediği İyilik Allah Katında Değerli Olabilir mi
Evet.
Hatta bazı iyiliklerin değeri:
kimse görmediğinde
daha da samimi olabilir.
Bir insan:
gizlice yardım eder.
Kimse bilmez.
Birinin hatasını:
yaymak yerine örter.
Kimse fark etmez.
Bir haksızlığa fırsatı olduğu hâlde katılmaz.
Kimse onu alkışlamaz.
Ama bütün bunlar:
Allah’ın bilgisindedir.
Bu nedenle gerçek iyilik:
seyirciye ihtiyaç duymaz.
İyilik Mutlaka Dünyada Karşılık Görür mü
Hayır.
Kur’an:
“Her iyiliğin karşılığını mutlaka dünyada hemen alırsınız.”
diye bir garanti vermez.
İyi insanlar:
haksızlığa uğrayabilir.
Yardım eden kişi:
nankörlük görebilir.
Doğru söyleyen kişi:
zarar görebilir.
Ayetin güvencesi daha büyüktür:
İyiliğin Allah katındaki değeri kaybolmaz.
Dünya karşılığı ile:
nihai karşılık
aynı şey değildir.
İyiliğin Karşılığını İnsanlardan Beklemek Yanlış mıdır
Teşekkür beklemek insani olabilir.
İnsan yaptığı iyiliğin:
takdir edilmesini
isteyebilir.
Sorun:
iyiliğin tamamını insanların övgüsüne bağlamaktır.
Eğer:
kimse teşekkür etmeyince
iyilik yapmayı bırakıyorsak;
motivasyonumuzun önemli kısmı:
Allah’tan değil,
insanların onayından
geliyor olabilir.
Ayet kalbi başka bir yere bağlar:
Allah bilir.
Bu Ayet Neden Önceki Kitap Ehli Övgüsünün Hemen Ardından Geliyor
Çünkü Kur’an burada önemli bir adalet ilkesi gösterir.
- ayette:
“Hepsi bir değildir.”
demişti.
- ayette:
içlerinden salih olanların özelliklerini anlatmıştı.
- ayette ise:
“Yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmaz.”
buyurur.
Yani insanın mensup olduğu topluluk değil:
imanı, takvâsı ve yaptığı hayır
değerlendirmede önem taşır.
Bu, kimlik temelli kolaycı genellemeye karşı çok güçlü bir mesajdır.
Başka Bir Topluluğun Yaptığı İyiliği Kabul Etmek Neden Önemlidir
Çünkü adalet bunu gerektirir.
Bir insan:
bizim grubumuzdan olmadığı için
yaptığı iyiliği küçümsememeliyiz.
Kur’an burada Kitap Ehli içindeki salih kişiler hakkında:
“Yaptıkları hayır karşılıksız bırakılmayacaktır.”
diyor.
Demek ki hakikat sevgisi:
iyiliği kim yaparsa yapsın görebilmeyi
gerektirir.
İyilik:
grup kimliğine göre
iyilik olmaktan çıkmaz.
“Allah Takvâ Sahiplerini Bilir” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“vallâhu alîmun bil-muttakîn”
denir.
Yani:
“Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilir.”
Bu ifade yalnız:
Allah onların kim olduğunu bilir
demek değildir.
Allah:
niyetlerini,
samimiyetlerini,
gizli mücadelelerini,
kimsenin görmediği fedakârlıklarını
da bilir.
Bu yüzden ilahî değerlendirme:
insanların yüzeysel değerlendirmesinden
çok daha derindir.
Takvâ ile Hayır Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Takvâ:
Allah bilinciyle yaşamak
demektir.
Hayır ise:
bu bilincin davranışa dönüşmüş hâli olabilir.
Takvâ gerçekse:
insanın:
adaletine,
merhametine,
dürüstlüğüne,
yardımseverliğine
yansımalıdır.
Bu nedenle ayette önce:
hayır
sonra:
takvâ
gelmesi anlamlıdır.
İçteki bilinç:
dışarıdaki iyilikle
buluşur.

Bir İyiliğin Değerini Niyet mi, Sonuç mu Belirler
Her ikisi de önemlidir.
İyi niyet:
temeldir.
Ama sadece:
“Niyetim iyiydi.”
demek her zaman yeterli değildir.
İnsan iyi niyetle:
zararlı bir şey
yapabilir.
Bu nedenle:
niyet,
bilgi,
sonuç,
yöntem
birlikte düşünülmelidir.
Takvâlı insan:
yalnız iyi görünmeyi değil;
gerçekten iyi sonuç üretmeyi
ister.

Küçük İyiliklerin Gerçekten Bir Değeri Var mıdır
Evet.
İnsan bazen:
“Büyük bir şey yapamıyorum.”
diye hiçbir şey yapmayabilir.
Oysa küçük bir hayır:
bir insanın hayatında büyük sonuç oluşturabilir.
Bir güzel söz.
Bir telefon.
Bir bardak su.
Bir çocuğa kitap.
Bir yaşlıya yardım.
Bir özür.
Bir affediş.
Ayet:
“Her ne hayır yaparlarsa…”
diyerek iyiliğin küçük-büyük ayrımını insanın küçümsemesine bırakmaz.

Gizli Yapılan İyilik Neden Özellikle Değerlidir
Çünkü gizlilik:
riyayı azaltabilir.
İnsan:
kimse bilmiyorken de
iyilik yapıyorsa;
bunun güçlü bir iç motivasyonu vardır.
Elbette açık yapılan hayır da değerlidir.
Hatta bazen başkalarını teşvik etmek için açık yapılması faydalı olabilir.
Ama asıl soru şudur:
Kimse görmese yine yapar mıydık?
Takvâ burada sınanır.

İyilik Yapan İnsan Nankörlük Görürse Ne Yapmalıdır
Nankörlük:
acıtır.
İnsan:
“Bir daha kimseye yardım etmeyeceğim.”
diye düşünebilir.
Ama Âl-i İmrân 115 farklı bir bakış verir:
İnsanların teşekkür edip etmemesi:
hayrın Allah katındaki değerini
belirlemez.
Bu, insanın kendisini sürekli sömürülmeye açması anlamına gelmez.
Sınır koymak mümkündür.
Fakat birinin nankörlüğü yüzünden:
iyilik ilkesinden vazgeçmek
başka bir şeydir.

İyilik Yapıp Sonra Başa Kakmak Hayrın Ruhunu Bozar mı
Evet.
Kur’an başka ayetlerde sadakanın:
başa kakma,
incitme
ile bozulmaması gerektiğini belirtir.
İnsan:
birine yardım edip sonra yıllarca:
“Ben sana bunu yapmıştım.”
diyorsa;
iyiliğini:
bir güç aracına
dönüştürebilir.
Gerçek hayır:
karşısındaki insanı borçlu bir kişilik hâline getirmek
değildir.
Onurunu koruyarak yardım etmektir.

Allah Hiçbir Hayrı Kaybetmiyorsa İnsanların Hatırlaması Neden Bu Kadar Önemli Geliyor
Çünkü insan:
görülmek
ister.
Takdir edilmek ister.
Bu çok insani bir ihtiyaçtır.
Ama bütün özdeğerimizi:
başkalarının fark etmesine
bağlarsak;
görünmediğimiz zaman:
kendimizi değersiz hissedebiliriz.
Ayet insana daha sağlam bir merkez verir:
Allah biliyor.
Bu düşünce insanı:
insanların alkışından tamamen bağımsız değil;
ama ona esir olmayan
bir kişiliğe taşıyabilir.

Allah’ın Takvâ Sahiplerini Bilmesi Neden Teselli Olduğu Kadar Uyarıdır
Çünkü Allah:
sadece gizli iyiliği değil;
gizli kötülüğü de
bilir.
Bir insan dışarıdan:
çok hayırsever
görünebilir.
Ama niyeti:
şöhret,
güç,
çıkar
olabilir.
İnsanları kandırabilir.
Fakat Allah’ın bilgisini:
kandıramaz.
Bu nedenle:
“Allah bilir.”
cümlesi hem tesellidir
hem:
vicdan uyarısıdır.

113, 114 ve 115. Ayetler Birlikte Nasıl Bir İnsan Portresi Çiziyor
- ayet:
gece ibadetini,
ayet okumayı,
secdeyi
gösterir.
- ayet:
Allah’a ve ahirete imanı,
iyilik için çalışmayı,
hayırda yarışmayı
anlatır.
- ayet ise:
bunların hiçbirinin Allah katında kaybolmayacağını
bildirir.
Böylece ideal insan:
iman eden, ibadet eden, iyilik üreten ve karşılığını yalnız insanlardan beklemeyen
bir kişilik olarak ortaya çıkar.
İç dünya ile:
toplumsal hayat
birleşir.

Kimse Bilmeyecek ve Hiç Kimse Teşekkür Etmeyecek Olsa Yine de Aynı İyiliği Yapar mıydık
Âl-i İmrân 115’in insanın önüne koyduğu en derin soru belki budur.
İnsan bazen:
iyilik yapar.
Sonra bekler.
Bir teşekkür.
Bir mesaj.
Bir övgü.
Bir takdir.
Belki sosyal medyada:
beğeni.
Belki insanların:
“Ne kadar iyi biri.”
demesini.
Bunlar geldiğinde:
mutlu oluruz.
Gelmediğinde:
kırılırız.
Ama ayet insanın iyiliğiyle kurduğu ilişkiyi:
çok daha derin bir yere taşır.
“Yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır.”
Demek ki bir hayrın gerçek kaydı:
insanların hafızasında
değildir.
Allah’ın bilgisindedir.
Bir yaşlıya yardım ettiniz.
Kimse görmedi.
Bir borcu sessizce sildiniz.
Kimse öğrenmedi.
Bir insan hakkında kötü konuşabilecekken sustunuz.
Bunu hiç kimse bilmedi.
Bir çocuğun eğitimine destek oldunuz.
Adınızı söylemediniz.
Birine kötülük yapma gücünüz vardı ama:
Allah için vazgeçtiniz.
Bunun fotoğrafı yok.
Tanığı yok.
Alkışı yok.
Ama:
Allah biliyor.
Belki gerçek takvâ tam da burada ortaya çıkar.
İnsan iyiliği:
görünmek için mi
yapıyor;
yoksa:
iyi olduğu için mi?
Bugün modern dünyada iyilik bile:
gösteriye
dönüşebilir.
Yardım yaparken kamera açılır.
Yoksulun yüzü paylaşılır.
İyilik yapan kişi görünür.
Yardım alan insan:
bir içerik nesnesine
dönüşebilir.
Bazen bu görünürlük başkalarını hayra teşvik edebilir; dolayısıyla her açık hayrı kötü görmek doğru değildir.
Ama kalbin sorması gereken soru değişmez:
“Kimse bilmeyecek olsa yine yapar mıydım?”
İşte Âl-i İmrân 115’in özgürleştirici tarafı budur:
İyiliğin değerini:
insanların alkışından
kurtarır.
Belki dünya:
iyiliğimizi unutabilir.
İnsanlar:
nankörlük edebilir.
Hatta yardım ettiğimiz kişi:
bir gün bize karşı bile dönebilir.
Ama bütün bunlar:
yaptığımız samimi hayrı
Allah’ın bilgisinden silemez.
Ve belki Âl-i İmrân 115’in bize bıraktığı en ağır ama en güzel soru şudur:
Hayatımızda hiç kimsenin bilmediği, yalnız Allah’ın bildiği iyiliklerimiz var mı; yoksa yaptığımız her hayrın görülmesine ve takdir edilmesine mi ihtiyaç duyuyoruz?
“Gerçek hayır, alkışın bittiği yerde de devam edebilen hayırdır. Âl-i İmrân 115, insanların unutabileceğini fakat Allah’ın hiçbir samimi iyiliği kaybetmeyeceğini hatırlatarak insanı görünmek için değil, gerçekten iyi olmak için yaşamaya çağırır.”
Ersan Karavelioğlu