📖 Âl-i İmrân Suresi 109. Ayette “Göklerde ve Yerde Ne Varsa Allah’ındır ve Bütün İşler Sonunda Allah’a Döndürülür” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,066
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 109. Ayette “Göklerde ve Yerde Ne Varsa Allah’ındır ve Bütün İşler Sonunda Allah’a Döndürülür” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan dünyada sahip olduğunu düşündüğü şeylere sıkıca tutunur; fakat Âl-i İmrân 109, mülkiyetin en derin anlamını değiştirir: Biz sahip değil, emanetçiyiz. Başlangıç Allah’ın, varlık Allah’ın ve bütün işlerin varacağı son merci yine Allah’tır.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 109. ayetinde şöyle buyrulur:


“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Bütün işler Allah’a döndürülür.”


Oldukça kısa olan bu ayet, son derece büyük iki hakikati bir araya getirir:


Mutlak mülkiyet Allah’a aittir.


Ve:


bütün işlerin nihai dönüşü Allah’adır.


  1. ayette:

“Allah âlemlere zulmetmek istemez.”


denilmişti.


  1. ayet ise bunun hemen ardından Allah’ın neden kimseye zulmetmeye ihtiyacı olmadığını düşündüren daha geniş bir hakikat ortaya koyar:

Zaten:


göklerde ve yerde ne varsa O’nundur.


Allah:


bir başkasının malını ele geçirmek,


gücünü artırmak,


çıkar elde etmek


için hüküm vermez.


Çünkü bütün varlık zaten O’na aittir.


Ayetin ikinci yarısı ise insanı tarihin ve hayatın nihai sonuna götürür:


“Bütün işler Allah’a döndürülür.”


Yani hiçbir mesele sonsuza kadar:


çözümsüz,


hesapsız,


sahipsiz


kalmaz.


1️⃣ “Göklerde ve Yerde Ne Varsa Allah’ındır” Ne Demektir ❓


Ayette:


“ve lillâhi mâ fis-semâvâti ve mâ fil-ard”


ifadesi kullanılır.


Yani:


“Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ındır.”


Bu ifade:


insanı,


dünyayı,


gökyüzünü,


tabiatı,


maddi varlıkları


ve bütün yaratılmış düzeni kapsayan evrensel bir mülkiyet bildirisidir.


Kur’an’a göre Allah:


sadece bazı kutsal alanların değil;


bütün varlığın Rabbidir.


2️⃣ Allah’ın Sahipliği İnsanların Sahipliğinden Nasıl Farklıdır ❓


İnsanın mülkiyeti sınırlıdır.


Bir ev:


satın alabiliriz.


Ama o evi oluşturan:


maddeyi,


toprağı,


doğa yasalarını


biz yaratmadık.


Bir tarlaya sahip olabiliriz.


Ama:


yağmuru,


güneşi,


toprağın temel varlığını


biz meydana getirmedik.


İnsan mülkiyeti:


hukuki ve geçici


bir sahipliktir.


Allah’ın mülkiyeti ise:


yaratıcı ve mutlak mülkiyettir.


3️⃣ Eğer Her Şey Allah’ınsa Bizim Sahip Olduğumuz Mallar Gerçekte Nedir ❓


Kur’anî bakış açısından:


emanet


olarak düşünülebilir.


İnsan:


para kazanabilir.


Ev alabilir.


Toprak sahibi olabilir.


Fakat bunların hiçbirini:


sonsuz süre yanında


tutamaz.


Ölüm geldiğinde:


mülkiyet ilişkisi sona erer.


Bu nedenle:


“Benim”


dediğimiz şeylerin önemli bir kısmı aslında:


bir süreliğine bize verilmiş imkânlardır.


4️⃣ Bu Anlayış Özel Mülkiyeti Reddeder mi ❓


Hayır.


Kur’an:


miras,


alışveriş,


mal,


borç,


ticaret


gibi birçok konuda insanların mülkiyet ilişkilerini kabul eder.


Buradaki vurgu:


hukuki mülkiyeti reddetmek değil;


onu:


mutlaklaştırmamaktır.


İnsan:


“Bu benim malımdır.”


diyebilir.


Ama:


“Ben bunun mutlak ve sonsuz sahibiyim.”


diyemez.


5️⃣ Mülkiyetin Allah’a Ait Olduğunu Bilmek İnsanın Mala Bakışını Nasıl Değiştirir ❓


Mal artık yalnız:


kişisel güç


değildir.


Aynı zamanda:


sorumluluktur.


İnsan parasını:


nasıl kazandığından,


nerede harcadığından,


başkalarının hakkını yiyip yemediğinden


sorumludur.


Çünkü kendisine verilen imkân:


sınırsız kullanım izni


anlamına gelmez.


Emanetin:


hesabı vardır.


6️⃣ İnsan Gerçekten Bir Şeye Tam Anlamıyla Sahip Olabilir mi ❓


Dünyevî düzeyde elbette mülkiyet vardır.


Fakat varoluşsal anlamda:


insan hiçbir şeyi sonsuza kadar sahiplenemez.


Hatta kendi bedenimize bile:


sınırsız hâkimiyetimiz yoktur.


Yaşlanırız.


Hastalanabiliriz.


Ölürüz.


Bu nedenle Âl-i İmrân 109 insanın:


mutlak sahiplik yanılsamasını


kırar.


İnsan malik olabilir;


ama:


Mâlikü’l-Mülk


değildir.


7️⃣ “Gökler ve Yer” İfadesi Neden Birlikte Kullanılıyor ❓


Kur’an’da bu ifade sık sık:


bütün yaratılmış düzeni


ifade etmek için kullanılır.


“Gökler ve yer” denildiğinde:


yalnız iki fiziksel alan


değil;


varlığın bütünü


kastedilir.


Bu nedenle ayet:


Allah’ın hakimiyetinin dışında kalan bağımsız bir varlık alanı yoktur


mesajı verir.


8️⃣ Allah Her Şeyin Sahibiyse İnsan Özgürlüğü Nasıl Mümkündür ❓


Allah’ın yaratıcı mülkiyeti:


insanın hiçbir iradesinin olmadığı


anlamına gelmez.


Kur’an insana:


seçim,


sorumluluk,


hesap


yükler.


İnsan:


kendisine verilmiş irade alanı içinde


kararlar alır.


Fakat bu özgürlük:


mutlak değildir.


İnsan:


yaratılmış bir özgürlüğe


sahiptir.


Yani:


özgürüz ama bağımsız tanrılar değiliz.


9️⃣ “Bütün İşler Allah’a Döndürülür” Ne Demektir ❓


Ayette:


“ve ilallâhi turce‘u’l-umûr”


denir.


Yani:


“Bütün işler Allah’a döndürülür.”


Bu ifade:


nihai hüküm,


son değerlendirme,


hesap


merkezinin Allah olduğunu anlatır.


Dünyada meseleler:


mahkemelere,


yöneticilere,


kurumlara


gidebilir.


Ama nihai dönüş:


Allah’adır.


🔟 “İşlerin Allah’a Dönmesi” Mekânsal Bir Yolculuk mu Demektir ❓


Hayır.


Allah’a dönüş:


bir mekândan başka bir mekâna fiziksel seyahat


olarak düşünülmemelidir.


Buradaki anlam:


nihai hükmün,


sonucun,


hesabın


Allah’a ait olmasıdır.


İnsan:


Allah’tan bağımsız bir varlık alanına çıkıp sonra geri dönmüş değildir.


Zaten her an:


O’nun yaratması ve bilgisi içindedir.


“Dönüş”:


nihai yüzleşme ve hüküm


anlamındadır.


1️⃣1️⃣ Bütün İşler Allah’a Dönecekse Dünyadaki Mahkemelerin Önemi Kalır mı ❓


Elbette kalır.


İnsanlar:


adalet sistemi kurmak,


suçu araştırmak,


hakkı korumak


zorundadır.


Ahiret inancı:


dünya adaletini gereksizleştirmez.


Tam tersine:


insanı daha adil olmaya


çağırmalıdır.


Çünkü dünyevî mahkeme hata yapabilir.


Ama nihai hesap:


eksiksiz bilgiye sahip Allah’a


aittir.


1️⃣2️⃣ Dünyada Cezasız Kalan Haksızlıkların Sonu Ne Olur ❓


Ayet bu konuda güçlü bir umut taşır.


Bir zalim:


mahkemeden kaçabilir.


Delilleri yok edebilir.


Gücünü kullanabilir.


İnsanları susturabilir.


Hatta hayatının sonuna kadar:


ceza görmeyebilir.


Ama:


“Bütün işler Allah’a döndürülür.”


ifadesi şunu söyler:


Son hesap:


dünya sistemleriyle


sınırlı değildir.


Bu nedenle mutlak cezasızlık:


Kur’an’ın ahiret anlayışında mümkün değildir.


1️⃣3️⃣ Bu Ayet Güç Sahiplerini Nasıl Uyarmaktadır ❓


Bir hükümdar,


işveren,


zengin,


yönetici


kendisini çok güçlü hissedebilir.


İnsanlar ona:


hesap soramayabilir.


Ama ayet:


bütün mülkiyetin Allah’a ait olduğunu


hatırlatır.


Yani dünyevî güç:


emanettir.


Bir gün:


makam da,


servet de,


otorite de


sona erecektir.


Ve gücü nasıl kullandığının hesabı:


asıl sahibine


dönecektir.


1️⃣4️⃣ Bu Ayet Fakir veya Güçsüz İnsan İçin Ne Söyler ❓


İnsanın değeri:


sahip olduğu mal miktarıyla


ölçülmez.


Çünkü zenginin malı da:


Allah’ındır.


Fakirin hayatı da:


Allah’ın yaratması içindedir.


Bu nedenle mülkiyet:


insanın ontolojik değerini


belirlemez.


Bir milyarderin:


Allah karşısındaki yaratılmışlığı


ile yoksul insanın yaratılmışlığı arasında:


temel bir fark yoktur.


İkisi de:


emanetçi ve kuldur.


1️⃣5️⃣ İnsan Neden Sahip Olduğu Şeylere Bu Kadar Bağlanır ❓


Çünkü sahiplik:


güven hissi


verebilir.


Evimiz:


güvence.


Paramız:


güvence.


Makamımız:


güvence.


İnsan bazen sahip oldukları üzerinden:


kimlik


kurar.


Fakat sorun şu ki:


bunların hepsi kaybedilebilir.


Ayet insana daha derin bir güven merkezi gösterir:


Sahip oldukların değil, onların gerçek sahibi olan Allah.


1️⃣6️⃣ “Her Şey Allah’ındır” Düşüncesi İsraf Anlayışını Nasıl Etkiler ❓


Eğer nimet:


emanetse;


onu anlamsız biçimde tüketmek de:


ahlaki mesele


hâline gelir.


Su,


gıda,


toprak,


enerji,


doğal kaynaklar


yalnız bizim keyfimize bırakılmış sınırsız nesneler değildir.


İnsanın:


gelecek nesiller,


diğer canlılar,


toplum


karşısında da sorumluluğu vardır.


Dolayısıyla Allah’ın mülkiyeti fikri:


tüketim ahlakı


da üretir.


1️⃣7️⃣ 108 ve 109. Ayetler Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Allah Tasavvuru Ortaya Çıkar ❓


  1. ayet:

Allah zulmetmez.


  1. ayet:

Her şey Allah’ındır ve bütün işler O’na döner.


Bu iki ayet birlikte çok güçlü bir anlam oluşturur.


Allah:


mutlak güç sahibidir.


Ama:


zalim değildir.


Mutlak mülk sahibidir.


Ama:


keyfî değildir.


Nihai hakimdir.


Ama:


adaletsizlik yapmaz.


Kur’an’ın ilah tasavvurunda:


güç ile adalet birbirinden ayrılmaz.


1️⃣8️⃣ Bir Gün Her Şeyi Bırakacağımızı Bilmek Hayatımızı Nasıl Değiştirmelidir ❓


Bu düşünce insanı:


mal sahibi olmaktan,


çalışmaktan,


başarılı olmaktan


alıkoymaz.


Ama sahip olduklarının:


kendisine sahip olmasını


engelleyebilir.


İnsan:


parasını kullanır;


parasının kölesi olmaz.


Makamını kullanır;


makamını kimliği hâline getirmez.


Eşyayı sever;


ama bütün hayatının anlamını ona bağlamaz.


Çünkü bilir:


Bir gün hepsini bırakacak.


1️⃣9️⃣ “Benim” Dediğimiz Her Şeyi Bir Gün Bırakacaksak, Gerçekte Bu Hayattan Yanımızda Ne Götüreceğiz ❓


Âl-i İmrân 109’un insanın önüne koyduğu en büyük varoluşsal sorulardan biri budur.


İnsan dünyaya gelir.


Sonra yavaş yavaş:


bir şeylere sahip olur.


İlk oyuncağım.


Benim odam.


Benim param.


Benim evim.


Benim arabam.


Benim işim.


Benim şirketim.


Benim toprağım.


Benim ismim.


Benim itibarım.


Hayatın büyük kısmı:


“benim”


kelimesinin etrafında kurulabilir.


Fakat ölüm geldiğinde:


çok garip bir şey olur.


Bir ömür:


“Benim.”


dediğimiz şeylere artık:


başkaları sahip olur.


Evimizde:


başkaları yaşar.


Arabamızı:


başkası kullanır.


Paramızı:


başkaları paylaşır.


Makamımıza:


başkası oturur.


Bir zaman sonra:


adımız bile çok az insan tarafından


hatırlanabilir.


İşte Âl-i İmrân 109 bütün bu sahiplik duygusunun içine çok güçlü bir cümle bırakır:


“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır.”


Yani aslında:


hiçbir şey bize mutlak anlamda ait değildi.


Hepsi:


emanetti.


Belki bize verilen asıl soru:


“Neye sahiptin?”


değil;


“Sana verilenlerle ne yaptın?”


olacaktır.


Paran vardı:


ne yaptın?


Gücün vardı:


kimi korudun?


Bilgin vardı:


kime fayda sağladın?


Zamanın vardı:


nasıl kullandın?


Sevgin vardı:


kime verdin?


Bir insanın gerçek zenginliği belki:


arkasında bıraktığı eşya miktarı


değil;


emaneti nasıl taşıdığıdır.


Ayetin ikinci cümlesi ise bütün bu düşünceyi tamamlar:


“Bütün işler Allah’a döndürülür.”


Demek ki hayat:


rastgele başlayıp rastgele biten


bir hareket değildir.


Bir dönüşü vardır.


Ve bu dönüş:


varlığın gerçek sahibinedir.


Belki insan ölümün eşiğinde:


“Ne kadar şey biriktirdim?”


sorusundan çok:


“Bana verilen şeyleri nasıl kullandım?”


sorusuyla yüzleşecektir.


Ve Âl-i İmrân 109’un bize bıraktığı en derin soru şudur:


Bir gün “benim” dediğimiz hiçbir şeyi yanımızda götüremeyeceksek, bugün hayatımızı sahip olmak üzerine mi, yoksa bize emanet edilenleri doğru kullanmak üzerine mi kuruyoruz?


“İnsanın elindeki her şey geçici bir emanettir; gerçek mülk Allah’ındır. Âl-i İmrân 109, sahip olduklarımızın miktarından çok onları nasıl kullandığımızı önemsemeyi ve sonunda bütün işlerin varlığın gerçek sahibine döneceğini unutmamayı öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt