Târık Suresi 10. Ayette “O Gün İnsanın Ne Bir Gücü Ne De Bir Yardımcısı Olacaktır” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Dünyadaki Güç, Servet, Statü Ve Sosyal Desteklerin Hesap Gününde İşlevsiz Kalması Bireysel Sorumluluk Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan dünyada kendisini gücü, çevresi, serveti ve itibarıyla güvende hissedebilir. Târık Suresi ise hesap gününde bütün bu dış dayanakların çözüleceğini ve insanın kendi gerçeğiyle baş başa kalacağını söyler.”
Ersan Karavelioğlu
Târık Suresi 10. Ayette Ne Buyrulur
Târık Suresinin onuncu ayetinde anlam olarak:
“O gün insanın ne bir gücü vardır ne de bir yardımcısı.”
buyrulur.
Bir önceki ayette:
sırların ortaya çıkarılacağı ve sınanacağı gün
anlatılmıştı.
Şimdi aynı günün başka bir özelliği açıklanır:
İnsan:
kendisini kurtaracak kişisel bir güce
ve dışarıdan yetişecek bağımsız bir desteğe
sahip olmayacaktır.
Bu:
hesabın bireyselliğini
çok güçlü biçimde ortaya koyar.
“Kuvvet” Kelimesi Burada Ne Anlama Gelir
Ayette geçen:
“kuvvet”
kelimesi:
güç,
imkân,
kendini savunma kapasitesi
ve bir şeyi gerçekleştirebilme kudreti
anlamlarına gelir.
Dünyada insanın:
bedensel gücü,
parası,
makamı,
siyasi etkisi
veya sosyal ağı
ona avantaj sağlayabilir.
Fakat ayetin iddiasına göre:
hesap gününde bunların hiçbiri:
ilahî hükmü etkisiz hâle getirecek bir kuvvete
dönüşemez.
“Nâsır” Ne Anlama Gelir
“Nâsır”:
yardım eden,
destekleyen,
koruyan,
savunan
anlamına gelir.
Ayette:
insanın:
kendisini kurtaracak bağımsız bir yardımcısının bulunmadığı
bildirilir.
Buradaki vurgu:
dünyadaki insanlar arası yardımlaşmanın değersiz olduğu değildir.
Mesele:
hesap gününde hiç kimsenin:
Allah’ın hükmüne karşı başka birini zorla kurtaramayacağıdır.
Dünyadaki Güç Neden Ahirette İşe Yaramaz
Çünkü dünya gücü:
belirli sistemlerin içinde işler.
Para:
ekonomik sistemde değerlidir.
Makam:
kurumların içinde güç sağlar.
Ordu:
siyasi düzende etkilidir.
Şöhret:
insanların dikkatini yönlendirebilir.
Fakat hesap günü:
bu kurumların hiçbiri:
nihai otorite değildir.
Kur’an’ın perspektifinde:
orada:
gücün kaynağı değişmez; fakat insanın güç yanılsaması ortadan kalkar.
Servet İnsanı Neden Mutlak Olarak Koruyamaz
Dünyada para:
çok şeyi kolaylaştırabilir.
İyi bir avukat.
Daha iyi sağlık hizmeti.
Güvenlik.
Konfor.
Sosyal etki.
Ama para:
ölümü satın alamaz.
Geçmişte yapılan bir haksızlığı:
ahlaken doğruya çeviremez.
Ve Kur’an’ın ahiret anlayışında:
hesap gününün hükmünü:
satın alınabilir bir sisteme
dönüştüremez.
Bu nedenle servet:
araçtır.
Mutlak güvence değildir.
Makam Ve Statü Neden Geçicidir
Çünkü bütün unvanlar:
dünya hayatının içindedir.
Başkan.
Patron.
Komutan.
Profesör.
Ünlü.
Zengin.
Bunların hepsi:
belirli toplumsal yapılarda anlam taşır.
Ölüm:
bu unvanların çoğunu:
bir anda etkisiz hâle getirir.
Hesap gününde ise:
sorulan soru:
“Dünyada sana ne deniyordu?”
değil,
“Sana verilen imkânlarla ne yaptın?”
olacaktır.
Güçlü Bir Çevre İnsanı Kurtarabilir mi
Dünyada:
evet, bazı durumlarda.
İnsan:
tanıdıkları sayesinde:
sorunlarını çözebilir.
Bir telefon:
kapıları açabilir.
Bir bağlantı:
cezadan kaçmaya bile yardımcı olabilir.
Fakat Târık 10:
bu sistemin:
ahirette geçerli olmayacağını
söyler.
Orada:
torpil mantığı işlemez.
İnsan:
kendi sorumluluğuyla:
karşı karşıyadır.
Bu Ayet İlahi Adalet Açısından Neden Önemlidir
Çünkü gerçek adalet:
güçlü ile zayıf arasında:
ayrım yapmamalıdır.
Dünyada:
güçlü insan:
daha iyi savunulabilir.
Zayıf insan:
sesini duyuramayabilir.
Ama Kur’an’ın ahiret anlayışında:
zenginlik,
soy,
makam
ve sosyal bağlantı:
hükmü değiştiremez.
Bu:
eşitlikçi bir hesap anlayışı
ortaya koyar.
Bu Ayet İnsanın Bugünkü Güç Algısını Nasıl Sorgular
İnsan bazen:
elindeki araçları:
kendi varlığının parçası sanabilir.
Parası varsa:
kendini güçlü hisseder.
İnsanlar ona saygı gösteriyorsa:
bunun kendi mutlak değeri olduğunu
düşünebilir.
Fakat bunların çoğu:
koşullara bağlıdır.
Para gider.
Makam biter.
İnsanlar uzaklaşır.
Ayet:
insana:
ödünç aldığı güçleri kendi özü sanmamasını
hatırlatır.
İnsan Gerçekten Güçsüz müdür
Dünyada insan:
tamamen güçsüz değildir.
Karar verir.
Çalışır.
Üretir.
Savunur.
Değiştirir.
Kur’an da:
insanın sorumluluğunu:
tam da bu sınırlı güce dayandırır.
Fakat ayetin söylediği:
insanın:
mutlak güç sahibi olmadığıdır.
Dünyada güç vardır.
Ama:
sınırları vardır.
Hesap gününde ise:
ilahî hükme karşı bağımsız güç:
yoktur.

Şefaat Bu Ayetle Çelişir mi
Kur’an’ın başka ayetlerinde:
şefaat kavramı:
Allah’ın iznine bağlı biçimde
ele alınır.
Bu nedenle:
“yardımcı yoktur”
ifadesini:
Allah’tan bağımsız biçimde:
hesabı iptal edecek bir kurtarıcı olmadığı
şeklinde anlamak daha uygundur.
Kur’an’ın genel çerçevesinde:
hiçbir varlık:
Allah’ın iradesinden bağımsız:
nihai yetkiye sahip değildir.
Bu:
tevhid anlayışının:
ahiret boyutudur.

İnsan Neden Başkalarının Kendini Kurtaracağını Düşünmeye Eğilimlidir
Çünkü dünya hayatında:
büyük ölçüde ilişkiler sayesinde yaşarız.
Ailemiz yardım eder.
Arkadaşlarımız destek olur.
Kurumlar bizi korur.
Bu nedenle insan:
sosyal desteğe alışır.
Bu kötü değildir.
Ama Târık 10:
insanın şu yanılsamasını kırar:
“Her durumda birileri beni kurtarır.”
Bazı sorumluluklar:
devredilemez.

Hesabın Bireysel Olması Ne Anlama Gelir
Bu:
her insanın:
kendi tercihleriyle
ilişkili olarak değerlendirilmesi
demektir.
Bir insan:
“Herkes yapıyordu.”
diyebilir.
“Bana emir verildi.”
diyebilir.
“Çevrem böyleydi.”
diyebilir.
Bunların bazıları:
sorumluluğun derecesini etkileyebilir.
Ama insanın:
ahlaki iradesini:
tamamen yok saymaz.
Kur’an’ın hesap anlayışı:
kişiyi:
kalabalığın arkasına saklanmaktan
çıkarır.

“Emir Aldım” Demek Her Zaman Sorumluluktan Kurtarır mı
Hayır.
İnsan:
otorite altında olabilir.
Baskı altında olabilir.
Bu:
ahlaki değerlendirmede önemlidir.
Ama özellikle açık zulümlerde:
yalnız:
“Bana emredildi.”
demek:
her şeyi otomatik olarak meşru hâle getirmez.
Târık’ın bireysel hesap anlayışı:
insanın:
kendi ahlaki kararını da:
sorgulamasını gerektirir.

Bu Ayet Mazlum İçin Nasıl Bir Teselli Taşır
Mazlum:
dünyada karşısındaki insanı:
dokunulmaz görebilir.
Zalim:
çok güçlü olabilir.
Arkasında:
devlet,
para,
ordu,
çevre
veya nüfuz
bulunabilir.
Târık 10:
bütün bu güçlerin:
nihai olmadığını söyler.
Bir gün:
güçlü olan da:
yardımcısız ve kendi hesabıyla
karşılaşacaktır.
Bu:
mazlum için:
nihai adalet umududur.

Bu Ayet İnsanları Sevmemeyi Veya Yardımdan Kaçınmayı mı Öğretir
Hayır.
Dünyada:
dayanışma,
yardımlaşma
ve dostluk
çok değerlidir.
Ayetin konusu:
toplumsal yalnızlık değildir.
Buradaki mesele:
hiçbir insan ilişkisinin:
ahlaki sorumluluğumuzu başkasına devretmeye yetmemesidir.
Dostlarımız bizi destekleyebilir.
Ama:
bizim yerimize:
karakterimizi yaşayamaz.

Bu Ayet Günlük Hayatımıza Nasıl Uygulanabilir
Şunu düşünmeye yardımcı olabilir:
Eğer:
param,
makamım,
çevrem
ve insanların bana gösterdiği saygı
bir gün tamamen ortadan kalksa:
ben kimim?
Geride:
hangi karakter kalıyor?
Hangi davranışlarım:
sadece gücüm olduğu için mümkündü?
Bu sorular:
insanın:
dış dayanaklarla gerçek benliğini:
birbirinden ayırmasına
yardımcı olabilir.

Târık Suresi 9 Ve 10. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
- ayet:
- ayet:
Önce:
maskeler düşer.
Sonra:
dayanaklar gider.
Yani:
insanın:
hem iç dünyası:
ortaya çıkar,
hem de dış dünyadaki:
güç araçları:
işlevsiz hâle gelir.
Geriye:
insanın gerçekte ne olduğu
kalır.

Târık Suresi 10. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
Târık Suresinin onuncu ayeti:
“O gün insanın ne bir gücü vardır ne de bir yardımcısı.”
der.
Bu ayet:
dünya hayatında insanın güven duyduğu:
neredeyse bütün dış dayanakları:
tek cümlede sarsar.
İnsan:
parasına güvenir.
Ama para:
onu her şeyden kurtaramaz.
Makamına güvenir.
Ama makam:
bir gün sona erer.
Çevresine güvenir.
Ama insanların gücü:
sınırlıdır.
Bedenine güvenir.
Ama beden:
yaşlanır.
Zekâsına güvenir.
Ama zekânın da:
ulaşamadığı sınırlar vardır.
Ve sonunda:
ölüm gelir.
İşte Târık:
bu geçiciliğin:
ötesine geçer.
Hesap gününde:
insan:
dünyada oluşturduğu bütün koruma katmanlarından:
soyulur.
Ne kartviziti kalır.
Ne unvanı.
Ne serveti:
mutlak avantajdır.
Ne arkasındaki kalabalık:
ilahî hükmü değiştirebilir.
Bu:
ilk bakışta:
çok sert bir yalnızlık gibi görünebilir.
Ama adalet açısından:
son derece önemli bir fikirdir.
Çünkü eğer ahirette de:
dünyadaki güç ilişkileri devam etseydi,
zengin yine avantajlı,
güçlü yine dokunulmaz,
zayıf yine çaresiz
olurdu.
Kur’an’ın hesap anlayışı ise:
tam tersini söyler:
Adalet önünde insanın dünyevi statüsü ayrıcalık sağlamaz.
Bu:
özellikle:
güç sahibi insanlar için:
çok büyük bir sorumluluktur.
Çünkü gücün olması:
suç değildir.
Servet:
tek başına kötü değildir.
Makam:
tek başına yanlış değildir.
Mesele:
bunlarla ne yaptığındır.
Bir insan:
gücünü:
zayıfı korumak için
kullanabilir.
Ya da:
zayıfı ezmek için.
Servetini:
yardım için kullanabilir.
Ya da:
başkasının hakkını satın almak için.
Makamını:
adalet üretmek için kullanabilir.
Ya da:
kendisine dokunulmazlık yaratmak için.
Târık 10:
şunu hatırlatır:
Dünya gücü bir gün hesap konusu hâline gelir.
Ve belki ayetin daha kişisel mesajı:
daha da sarsıcıdır:
İnsan bazen:
kendisine yardım edecek biri olduğu için:
yanlış yapmaya cesaret eder.
“Nasıl olsa beni kurtarırlar.”
“Bir telefon açarım.”
“Benim kim olduğumu biliyor musun?”
gibi cümleler:
dünya gücünün psikolojisini:
çok iyi anlatır.
Târık 10 ise:
bütün bunlara:
son derece sade bir cevap verir:
Orada bu cümlelerin hiçbiri işlemeyecek.
Çünkü hesap:
kişiseldir.
İnsan:
yaptığıyla:
karşılaşır.
Bu nedenle ayet:
insanı güçsüzleştirmek için değil,
sorumluluğunu:
dış desteklerden bağımsızlaştırmak için gelir.
Gerçek ahlak:
yalnız:
yakalanmayacağımız için değil,
doğru olduğu için doğruyu yapmak
demektir.
Ve belki Târık Suresi 10. ayetin en derin mesajı şudur:
Dünyadaki gücün büyüklüğü, nihai güvenliğin ölçüsü değildir. İnsan bir gün parasından, makamından, çevresinden ve bütün dış dayanaklarından ayrılır; geriye yalnız yaptığı seçimlerin ahlaki ağırlığı kalır. Bu yüzden en büyük güç, başkalarını kontrol edebilmek değil, gücün geçici olduğunu bilerek adil kalabilmektir.
“İnsan dünyada ‘Arkamda kim var?’ diye güç arar; Târık ise hesap gününde soruyu değiştirir: ‘Sen ne yaptın?’ Çünkü para, makam ve kalabalık çekildiğinde geriye insanın unvanı değil, karakteri kalır.”
Ersan Karavelioğlu