📖 Meryem Suresi 2. Ayette “Bu, Rabbinin Kulu Zekeriyyâ’ya Olan Rahmetinin Anılmasıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,948
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Meryem Suresi 2. Ayette “Bu, Rabbinin Kulu Zekeriyyâ’ya Olan Rahmetinin Anılmasıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Allah’ın rahmeti bazen insanın bütün yolların daraldığını düşündüğü yerde görünür hâle gelir. Kul kendi gücünün sınırına ulaşabilir, zamanın geçtiğini düşünebilir ve önündeki imkânları yetersiz görebilir; fakat Rabbin rahmeti insan hesabına sığmaz. Meryem Suresi daha kıssanın başında sonucu değil rahmeti öne çıkararak bize şunu öğretir: Dua etmeden önce bile seni bilen, ihtiyacını gören ve kulluğunu kuşatan bir Rabbin vardır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Meryem Suresi 2. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Meryem Suresi'nin ikinci ayeti, surenin ilk ayetindeki “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” harflerinin ardından kıssaya son derece anlamlı bir giriş yapmaktadır. Henüz Zekeriyyâ'nın duasının ayrıntıları anlatılmadan önce Allah, olayın merkezine rahmeti yerleştirmektedir.

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Bu, Rabbinin kulu Zekeriyyâ’ya olan rahmetinin anılmasıdır.”
Meryem Suresi, 19:2
Ayet kısa olmasına rağmen çok güçlü kavramları bir araya getirir: Rab, rahmet, kul ve Zekeriyyâ. Böylece biraz sonra anlatılacak olayın yalnız olağanüstü bir çocuk müjdesi olmadığını; Allah ile kul arasındaki rahmet ilişkisini anlatan bir kıssa olduğunu daha başlangıçta bildirir.

Buradaki temel mesajlardan biri şudur: Zekeriyyâ kıssasının merkezinde yalnız bir dileğin gerçekleşmesi değil, Allah’ın kuluna yönelen rahmeti vardır.

2️⃣ Ayet Neden Kıssaya “Rahmet” Kelimesiyle Başlamaktadır ❓​

Bu tercih son derece anlamlıdır. Kur’an henüz Zekeriyyâ'nın ne istediğini açıklamadan önce yaşanacak olayın Allah'ın rahmeti çerçevesinde anlaşılması gerektiğini bildirir.

Bu, okuyucunun bakışını değiştirir. Olayı yalnız:

“Yaşlı bir insan çocuk istedi ve isteği gerçekleşti.”

şeklinde okumak eksik kalır.

Kur’an daha baştan:

“Burada Rabbinin bir kuluna olan rahmetini gör.”

demektedir.

Böylece kıssa insanın talebinden önce Allah'ın merhametini, insanın imkânsızlık hissinden önce ilahî kudreti, kulun kaygısından önce de Rabbin yakın ilgisini öne çıkarır.

Bu bize dua konusunda da önemli bir ölçü verir:

Duanın merkezinde yalnız istediğimiz şey değil, kendisine yöneldiğimiz Rahmân ve Rahîm olan Allah bulunmalıdır.

3️⃣ Ayetteki “Zikir” veya “Anılma” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin başındaki ifade, Zekeriyyâ'ya gösterilen rahmetin anlatılması, hatırlatılması ve zikredilmesi anlamını taşır.

Burada “zikir” kelimesini yalnız dil ile yapılan tesbih anlamında düşünmek doğru olmaz. Kur’an'da kelime bağlama göre anma, hatırlatma, bildirme ve anlatma gibi anlam alanlarına sahip olabilir.

Bu ayette adeta:

“Şimdi sana Rabbinin Zekeriyyâ'ya gösterdiği rahmetten söz ediliyor.”

denilmektedir.

Dolayısıyla okuyucu biraz sonra gelecek ayetleri yalnız tarihî bilgi almak için değil, Allah'ın rahmetinin nasıl tecelli ettiğini düşünmek için okumaya hazırlanır.

Bu yaklaşım Kur’an kıssalarının temel özelliklerinden birini gösterir:

Kıssa yalnız geçmişi anlatmaz; bugünkü insanın imanına da hitap eder.

4️⃣ “Rabbinin Rahmeti” İfadesindeki “Rab” Kelimesi Neden Önemlidir ❓​

Ayet:

“Allah'ın rahmeti”

demek yerine anlam bakımından özellikle:

“Rabbinin rahmeti”

ifadesini kullanmaktadır.

“Rab” kavramı; yaratan, sahip olan, yöneten, terbiye eden ve kulunu gözeten Allah'ı hatırlatan son derece derin bir anlam taşır.

Bu nedenle “Rabbinin rahmeti” ifadesi yalnız uzaktan verilen bir yardım görüntüsü oluşturmaz. Kulunu bilen, onun hayatını kuşatan ve ihtiyaçlarından haberdar olan Rabbin rahmeti vurgulanır.

Zekeriyyâ duasını biraz sonra Rabbine yöneltecektir. Çünkü kul kime ait olduğunu bilir.

Bu ilişki çok değerlidir:

Kul dua eder çünkü Rabbini tanır; Rab cevap verirken kulunu zaten bilir.

İnsanın duası Allah'a bilinmeyen bir bilgi ulaştırmaz. Dua, kulun ihtiyacını Rabbinin huzurunda kullukla ifade etmesidir.

5️⃣ Allah’ın Zekeriyyâ’ya Olan Rahmeti Neyi Kapsamaktadır ❓​

Meryem 2 henüz rahmetin bütün ayrıntılarını açıklamaz. İlerleyen ayetlerde Zekeriyyâ'nın duası, yaşlılığı, ailesiyle ilgili kaygısı ve Yahyâ'nın müjdelenmesi anlatılacaktır.

Bu nedenle ayetteki rahmeti yalnız:

“Ona çocuk verildi.”

cümlesine indirgememek daha doğrudur.

Çocuk müjdesi bu rahmetin çok önemli bir tecellisidir; fakat Allah'ın rahmeti aynı zamanda duayı işitmesi, kulunu yalnız bırakmaması, ona umut vermesi ve ilahî hikmet içerisinde cevap vermesi gibi daha geniş bir anlam taşır.

Rahmet bazen istediğimiz nimetin verilmesinde görünür.

Bazen bir kötülüğün uzaklaştırılmasında.

Bazen sabır verilmesinde.

Bazen de bizim o anda göremediğimiz başka bir hayırda.

Allah’ın rahmeti, insanın yalnız kendi istediği sonuçla sınırlandırılamaz.

6️⃣ “Kulu Zekeriyyâ” İfadesinde Neden Özellikle Kulluk Vurgulanmaktadır ❓​

Ayet Zekeriyyâ'yı anlatırken onun peygamberlik makamından önce “kul” oluşunu vurgulamaktadır.

Bu son derece anlamlıdır.

Kur’an'da kulluk küçültücü bir sıfat değildir. Tam tersine Allah'a gerçek anlamda kul olmak insan için en şerefli makamlardan biridir.

Zekeriyyâ peygamberdir.

Ama Allah değildir.

Allah'ın kuludur.

Allah'a muhtaçtır.

Dua eder.

Rabbinden ister.

Bu bize peygamberlerin gerçek konumunu da öğretir.

Peygamberler ilahlaştırılacak varlıklar değil, Allah’a kulluğun en güzel örnekleridir.

Zekeriyyâ'nın büyüklüğü Rab olmamasında değil, Rabbine güzel bir kul olmasındadır.

7️⃣ Hz. Zekeriyyâ Kimdir ❓​

Hz. Zekeriyyâ, Kur’an'da adı geçen peygamberlerden biridir. Meryem Suresi'nin başlangıcında onun Rabbine yönelişi, duası ve Yahyâ ile müjdelenmesi önemli bir yer tutmaktadır.

Kur’an onun hayatının bütün tarihî ayrıntılarını anlatmaz. Bu nedenle Kur’an'ın vermediği biyografik ayrıntıları kesin bilgi gibi sunmamak gerekir.

Meryem Suresi'nin burada özellikle göstermek istediği yön, Zekeriyyâ'nın Rabbine muhtaç bir kul olarak yönelmesidir.

İlerleyen ayetlerde onun yaşlılığından, bedenindeki zayıflamadan ve eşinin çocuk sahibi olamaması durumundan söz edilecektir. Bütün bunların ortasında Zekeriyyâ ümidini Allah'tan kesmez.

Bu nedenle onun kıssası, dua ile teslimiyetin ve zor şartlarda bile Allah’ın rahmetinden ümit kesmemenin güçlü örneklerinden biridir.

8️⃣ Allah’ın Bir Peygamberi “Kulum” Diye Anması Ne Öğretir ❓​

Bu ifade bize kulluğun değerini yeniden düşündürür.

İnsan dünyada büyük unvanlar ister.

Başkan.

Profesör.

Yönetici.

Ünlü.

Zengin.

Fakat Kur’an bir peygamberi anlatırken onun Allah karşısındaki en temel kimliğini öne çıkarır:

Kul.

Bu, bütün dünyevî unvanların üzerinde bir kimliktir.

İnsan ne kadar güçlü olursa olsun Allah'ın kuludur.

Ne kadar bilgili olursa olsun Allah'ın kuludur.

Ne kadar büyük bir makamda bulunursa bulunsun Allah'ın kuludur.

Bu bilinç insandaki kibri kırar.

Dünyadaki unvanların büyüyebilir; fakat Allah karşısındaki en gerçek kimliğin kulluktur.

Zekeriyyâ'nın şerefi de bu kulluğun içinde görülmektedir.

9️⃣ Allah’ın Rahmeti Yalnız Olağanüstü Mucizelerde mi Görülür ❓​

Hayır. Allah'ın rahmetini yalnız olağanüstü olaylarda aramak doğru değildir.

Bir insan büyük bir sıkıntıdan kurtulduğunda rahmeti görebilir.

Ama her sabah sağlıklı biçimde uyanmak da nimettir.

Bir bardak su içebilmek rahmettir.

Sevdiğin bir insanın yanında bulunması rahmettir.

Hata yaptıktan sonra tevbe edebilme fırsatı rahmettir.

Doğruyu fark ettiren bir söz rahmet olabilir.

Bu nedenle Meryem 2'yi yalnız çok olağanüstü bir olayın giriş cümlesi olarak okumamalıyız.

Ayet bize rahmeti fark eden bir göz kazandırmalıdır.

İnsan bazen büyük mucizeler ararken her gün içinde yaşadığı nimetleri göremez.

Rahmeti görmek için hayatın olağanüstü hâle gelmesi gerekmez; bazen olağan sandığımız şeylerin kendisi büyük bir rahmettir.

🔟 Allah’ın Rahmeti İnsan Hesaplarının Bittiği Yerde de Ulaşabilir mi ❓​

Zekeriyyâ kıssasının ilerleyen ayetleri tam da bu konuda çok güçlü bir örnek oluşturacaktır. İnsan kendi şartlarına baktığında bazı ihtimalleri çok düşük veya neredeyse imkânsız görebilir.

Zekeriyyâ da ilerleyen ayette yaşlılığını açıkça dile getirecektir.

Fakat Allah'ın kudreti insanın biyolojik, maddi veya toplumsal hesaplarının içine hapsedilemez.

Bu, insanın:

“Nasıl olsa Allah yapar.”

deyip sebepleri tamamen terk etmesi anlamına gelmez.

Mümin sebepleri kullanır.

Tedbir alır.

Çalışır.

Ama aynı zamanda Allah'ın kudretini kendi gördüğü ihtimallerle sınırlamaz.

İnsan ihtimalleri hesaplar; Allah ise ihtimalleri yaratan Rabdir.

Bu nedenle mümin zor durumda:

“Benim görebildiğim yol kalmadı.”

diyebilir; fakat:

“Allah’ın rahmeti için hiçbir yol kalmadı.”

demez.

1️⃣1️⃣ Dua Ettiğimiz Her Şeyin Aynen Gerçekleşmesi Rahmetin Şartı mıdır ❓​

Hayır. Bu ayeti:

“Zekeriyyâ istedi ve aldı; o hâlde her dua mutlaka istediğimiz biçimde gerçekleşir.”

şeklinde okumak doğru değildir.

Allah duayı işitir; fakat kulun istediği şeyin ne zaman, hangi biçimde ve hangi hikmetle karşılık bulacağını Allah bilir.

İnsan bazen istediği şeyi hayırlı sanabilir fakat sonucu kendi düşündüğü gibi olmayabilir.

Bazen dua edilen şey gerçekleşir.

Bazen gecikebilir.

Bazen farklı bir hayır ortaya çıkabilir.

Bazen insanın istediği şey gerçekleşmez fakat dua insanı Rabbine daha fazla yaklaştırır.

Bu yüzden Allah'ın rahmetini yalnız:

“İstediğimi aldım.”

ölçüsüne indirgemek doğru değildir.

Rahmet, yalnız talebimizin gerçekleşmesi değil; Allah’ın bizim için bildiği hayrın içerisinde bulunmaktır.

1️⃣2️⃣ Duanın Gecikmesi Allah’ın Rahmetinin Olmadığı Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır.

İnsan zamanla yaşar ve çoğu zaman hemen sonuç görmek ister. Dua eder ve:

“Neden hâlâ olmadı?”

diye düşünebilir.

Fakat insanın zaman algısı ile Allah'ın hikmeti aynı ölçüye indirgenemez.

Bazen beklemek insanı olgunlaştırabilir.

Bazen şartların oluşması gerekir.

Bazen de kulun istediği şey onun düşündüğü zamanda değil başka bir zamanda hayırlıdır.

Elbette bütün gecikmelerin hikmetini bildiğimizi iddia edemeyiz.

Bu nedenle bir insana:

“Duan gerçekleşmedi çünkü Allah seni şunun için bekletiyor.”

gibi kesin açıklamalar yapmak doğru değildir.

Fakat şu büyük hakikati koruyabiliriz:

Duanın gecikmesi, Allah’ın seni duymadığı anlamına gelmez.

Zekeriyyâ kıssası, özellikle uzun süre bekleyen insanlara ümit ile dua arasındaki bağı hatırlatır.

1️⃣3️⃣ Rahmet ile İmtihan Bir Arada Bulunabilir mi ❓​

Evet. İnsan bazen rahmeti yalnız kolaylıkla eşleştirir.

Hayat kolay gidiyorsa:

“Allah bana rahmet ediyor.”

der.

Zorluk çıktığında ise:

“Rahmet nerede?”

diye sorabilir.

Oysa dünya hayatında rahmet ile imtihan her zaman birbirinin zıddı değildir.

İnsan zor bir süreç yaşarken Allah ona sabır, doğru insanlar, yeni bir anlayış veya manevi yakınlık verebilir.

Bu, çekilen acının kendisini küçümsemek anlamına gelmez.

Acı gerçektir.

Kayıp gerçektir.

Fakat Allah'ın rahmeti bazen zorluğun tamamen yok olmasından önce, kulun o zorluk içinde yalnız bırakılmamasında görünür.

Zekeriyyâ kıssası da bize bunu düşündürür:

Rahmet, hayatın hiç zorlaşmaması değil; zorluk içinde de Rabbinle bağının kopmamasıdır.

1️⃣4️⃣ Allah’ın Rahmeti Kulun Yaşıyla veya Gücüyle Sınırlı mıdır ❓​

Hayır. İlerleyen ayetlerde Zekeriyyâ'nın yaşlılığını açık biçimde ifade ettiğini göreceğiz. Bu durum kıssanın en dikkat çekici yönlerinden biridir.

İnsan yaşlandıkça bazı imkânlarının azaldığını görebilir.

Bedeni değişir.

Enerjisi düşebilir.

Bazı fırsatların geçtiğini düşünebilir.

Fakat insanın yaşının ilerlemesi Allah'ın rahmetinin sona erdiği anlamına gelmez.

İnsan yetmiş yaşında da yeni bir iyiliğe başlayabilir.

Seksen yaşında da tevbe edebilir.

Hayatının son dönemlerinde de Allah'a yaklaşabilir.

Buradan herkesin geç yaşta Zekeriyyâ'nın yaşadığı türden olağanüstü bir nimet yaşayacağı sonucu çıkarılamaz.

Fakat güçlü ilke şudur:

Allah’a yönelmenin son kullanma tarihi yoktur.

İnsan nefes aldığı sürece dua, tevbe ve salih amel yolunu açık tutmalıdır.

1️⃣5️⃣ Allah’ın Rahmetini Ummak Sebepleri Terk Etmek Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır. Rahmete güvenmek ile sorumluluğu terk etmek aynı şey değildir.

Hasta insan tedavi olabilir.

İş arayan insan başvuru yapabilir.

Bir problemi olan insan uzmanına danışabilir.

Bir hedefi olan insan çalışabilir.

Bütün bunlar Allah'a güvenmemek değildir.

Tam tersine Allah'ın yarattığı sebeplerden yararlanmaktır.

Zekeriyyâ'nın duası da tembelliğin örneği değildir; kulun kendi sınırını bilerek Rabbine yönelmesinin örneğidir.

İslam'ın dengesi şudur:

Elinden geleni yap, elinden gelmeyeni Allah’a bırak.

Sebebi kullanırken Allah'ı unutma.

Allah'a güvenirken de sebebi küçümseme.

Tevekkül, sorumlulukla duanın birbirine düşman olmadığı bir kulluk hâlidir.

1️⃣6️⃣ Meryem 2 Günlük Hayatta Allah’ın Rahmetini Fark Etmemizi Nasıl Sağlar ❓​

Bu ayet insana günün içinde:

“Benim hayatımdaki rahmet nerede?”

diye düşünmeyi öğretebilir.

Belki uzun süredir sahip olduğumuz için artık fark etmediğimiz şeyler vardır.

Sağlık.

Aile.

Bir dost.

Bir iş.

Bir ev.

Yiyecek.

İman.

Dua edebilme imkânı.

İnsan nimete alıştığında onu sıradan görebilir.

Oysa şükür, nimeti yeniden görebilme kabiliyetidir.

Bu ayet aynı zamanda rahmeti yalnız maddi bollukta aramamamız gerektiğini öğretir. Bazen insanın yanlışından dönmesi, kötü bir kararın gerçekleşmemesi veya vicdanının hâlâ onu uyarması da manevi bir rahmet olabilir.

Rahmeti yalnız cebinde ararsan, kalbindeki birçok nimeti kaçırabilirsin.

1️⃣7️⃣ Meryem Suresi 1–3. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Meryem Suresi'nin 1. ayeti “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” harfleriyle başlar ve insanı daha ilk anda vahiy karşısında bilgi tevazusuna davet eder.

  1. ayette:
“Rabbinin kulu Zekeriyyâ’ya olan rahmetinin anılmasıdır.”

buyrularak surenin ana atmosferlerinden biri olan rahmet öne çıkarılır.

  1. ayette ise bu rahmet kıssasının ilk sahnesi açılacaktır: Zekeriyyâ'nın Rabbine gizlice seslenerek dua ettiği bildirilecektir.
Bu üç ayet çok güzel bir akış oluşturur: Önce insanın bilmediğini kabul etmesi, sonra Allah’ın rahmetini tanıması, ardından kulun Rabbine içtenlikle yönelmesi.

Adeta sure bize şunu öğretmektedir:

Her şeyi bilmek zorunda değilsin; fakat Rabbini tanıyabilir, rahmetini umabilir ve O’na dua edebilirsin.

1️⃣8️⃣ Meryem Suresi 2. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Allah’ın rahmeti kulun hayatına ulaşabilir ve insan kendi şartlarına bakarak bu rahmeti sınırlandırmamalıdır.

Zekeriyyâ'nın kıssasına daha dua ayrıntıları başlamadan:

“Rahmet.”

kelimesiyle giriş yapılmaktadır.

Bu bize çok güçlü bir bakış kazandırır.

Bazen insan önce problemini görür.

Allah ise çözümü bilir.

İnsan önce yaşını görür.

Allah kudretini bilir.

İnsan önce imkânsızlığı görür.

Allah ise bütün imkânların Rabbidir.

Bu, insanın her istediğinin gerçekleşeceği anlamına gelmez.

Fakat şu güveni verir:

Kulun ufku bittiğinde Allah’ın rahmeti bitmiş olmaz.

Mümin bu nedenle duada hem umutlu hem teslimiyetli olabilir.

1️⃣9️⃣ Meryem Suresi 2. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Meryem Suresi'nin ikinci ayeti, çok kısa olmasına rağmen bütün Zekeriyyâ kıssasının nasıl okunması gerektiğini belirleyen temel cümlelerden biridir. Kur’an daha Zekeriyyâ'nın duasının ayrıntılarını anlatmadan önce yaşananları “Rabbinin kuluna olan rahmeti” olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle kıssanın merkezinde yalnız bir talebin gerçekleşmesi değil, Rab ile kul arasındaki rahmet ilişkisi vardır.

Bu vurgu bizim Allah'a bakışımızı da düzeltir. İnsan bazen Allah'ı yalnız emir veren ve hesap soran bir Rab olarak düşünmeye başlayabilir. Oysa Kur’an Allah'ın adaletini anlattığı gibi rahmetini de sürekli hatırlatır. Meryem Suresi'nin daha ikinci ayetinde rahmetin öne çıkarılması bunun güzel örneklerinden biridir.

Kul Allah'ın emrine muhataptır ama aynı zamanda Allah'ın rahmetine muhtaçtır. İbadet ederken de rahmete muhtacız, dua ederken de rahmete muhtacız, hata yaptıktan sonra tevbe ederken de rahmete muhtacız.

İnsan kendi hayatına baktığında çoğu zaman eksik olanı daha hızlı görür. Olmayan para, gerçekleşmeyen plan, ulaşılmayan hedef veya çözülemeyen sorun zihinde büyüyebilir. Buna karşılık uzun süredir sahip olduğumuz nimetler görünmez hâle gelebilir.

Meryem 2 insanın bakışını şöyle değiştirebilir:

“Yalnız neyin eksik olduğuna değil, hangi rahmetlerin içinde yaşadığına da bak.”

Bu bakış sorunları yok saymak anlamına gelmez. İnsan gerçekten zor durumda olabilir. Maddi sıkıntısı olabilir, yalnızlık yaşayabilir veya uzun süredir beklediği bir şey gerçekleşmemiş olabilir.

İman:

“Hiçbir sorun yokmuş gibi davran.”

demez.

Ama şöyle der:

“Sorunun, Allah’ın rahmetinden daha büyük olduğunu sanma.”

Bu çok önemli bir dengedir.

Meryem 2 ayrıca insanın kulluk kimliğini yüceltmektedir. Zekeriyyâ'nın peygamber olmasına rağmen:

“Kulu Zekeriyyâ.”

şeklinde anılması bize gerçek şerefin nerede olduğunu gösterir.

İnsan Allah'a kul olduğunu unutunca dünyadaki unvanları kimlik hâline getirebilir. Makamını kaybettiğinde kendisini değersiz hissedebilir. Parasını kaybettiğinde bütün saygınlığının bittiğini düşünebilir.

Oysa müminin en temel kimliği değişmez:

Allah’ın kuluyum.

Bu kimlik servetten önce vardır.

Makamdan sonra da devam eder.

İnsanların seni alkışlamasıyla büyümez, seni eleştirmesiyle yok olmaz.

Bu nedenle kulluk insana sağlam bir iç merkez kazandırabilir.

Zekeriyyâ kıssası aynı zamanda dua eden insanın psikolojisini de düzeltir. İnsan bazen dua ederken:

“Benim istediğim çok zor.”

diye düşünür.

Bazen:

“Artık çok geç.”

der.

Bazen:

“Şartlar uygun değil.”

diye ümidini kaybeder.

İlerleyen ayetlerde Zekeriyyâ'nın da insan açısından son derece zor görünen şartlarla karşı karşıya olduğunu göreceğiz.

Fakat kıssanın başına Allah:

“Rahmet.”

kelimesini koymaktadır.

Bu, mümine hayal satmak değildir. Her insanın istediği her şeyin aynı biçimde gerçekleşeceği sözü verilmemektedir.

Verilen daha büyük bir güven vardır:

Allah’ın kudretini kendi ihtimal hesabına hapsetme.

Sen sebepleri değerlendirirsin.

Doktor tıbbi ihtimali söyler.

Uzman teknik ihtimali söyler.

Ekonomist ekonomik ihtimali söyler.

Bunlar değerlidir.

Ama hiçbiri Allah değildir.

Sebep bilgi verir; kaderin mutlak sahibi olmaz.

Bu nedenle mümin gerçekle bağını koparmadan ümidini koruyabilir.

Bir hastalıkta tedaviyi araştırır ve aynı zamanda dua eder.

Bir işte çalışır ve Allah'tan bereket ister.

Bir aile meselesinde gereken adımları atar ve Allah'ın yardımını umar.

Böylece dua ile sebep birbirine rakip olmaz.

Dua, sebebin arkasındaki Rabbe yöneliştir.

Meryem 2'nin rahmet anlayışı, gerçekleşmeyen dualar konusunda da büyük bir hassasiyet öğretir. Bir insan yıllarca çocuk istemiş olabilir ve çocuğu olmamış olabilir. Böyle bir insana Zekeriyyâ kıssasını anlatıp:

“Sen de yeterince dua edersen kesin olur.”

demek doğru değildir.

Bu hem ayeti yanlış kullanmak hem de acı yaşayan insana ağır bir yük yüklemek olabilir.

Zekeriyyâ'ya verilen nimet özel bir ilahî takdir ve peygamber kıssasıdır.

Ayetin bize öğrettiği:

“Herkes aynı sonucu alacaktır.”

değil,

“Allah’ın rahmetinden ümit kesme ve Rabbine yönel.”

hakikatidir.

Bu fark son derece önemlidir.

İnsanların imtihanları farklıdır.

Birine çocuk verilir.

Bir başkasına verilmez.

Birinin hastalığı iyileşir.

Bir başkası hastalığıyla uzun süre yaşar.

Bütün bu durumların ayrıntılı ilahî hikmetini bizim bilmemiz mümkün değildir.

Bu nedenle insanların acılarını:

“Demek ki yeterince dua etmedin.”

gibi sözlerle açıklamak çok yanlış olabilir.

Rahmeti anlatırken merhametsizleşmemek gerekir.

Meryem 2 bize rahmetin yalnız sonuçta değil, süreçte de bulunabileceğini düşündürür. Zekeriyyâ'nın Rabbine dua edebilmesi bile Allah'la bağının canlı olduğunu gösterir.

İnsan bazen istediği şeyi henüz almamıştır fakat dua ederken kalbi yumuşamıştır.

Kibirden uzaklaşmıştır.

Allah'a daha fazla yönelmiştir.

Kendisine verilen nimetleri fark etmiştir.

Bu dönüşümlerin kendisi de küçümsenmemelidir.

Dua yalnız şartları değiştirmek için değil, dua eden insanı da değiştiren bir kulluk hâlidir.

Bu yüzden insan duadan yalnız sonuç istememelidir.

Dua aynı zamanda:

“Rabbim, beni de düzelt.”

yönelişidir.

Ayetin:

“Rabbinin rahmeti.”

ifadesi, insan ile Allah arasındaki ilişkinin kişisel yönünü de düşündürür. Allah bütün âlemlerin Rabbidir; fakat kul:

“Rabbim.”

diye seslenebilir.

Bu yakınlık insanın Allah'ı kendisi gibi bir varlığa benzetmesi anlamına gelmez. Allah aşkındır ve yaratılmışlara benzemez.

Ama aynı zamanda kulunu bilir.

Duasını işitir.

Hâlinden haberdardır.

Bu yüzden mümin dua ederken boşluğa konuşmadığını bilir.

Duanın en büyük tesellilerinden biri, seni gerçekten bilen bir Rabbe yöneldiğini bilmektir.

Meryem 2'nin başka bir önemli mesajı da rahmeti hatırlamak üzerinedir. Ayette rahmetin “anılması” söz konusudur.

İnsan hayatındaki rahmetleri hatırladıkça bugünkü sıkıntılar karşısında daha sağlam durabilir.

Geçmişte çözülmez sandığın bir sorun çözülmüş olabilir.

Bir tehlikeden korunmuş olabilirsin.

Beklemediğin bir insan yardım etmiş olabilir.

Bir kapı kapanmış ama sonra daha iyi bir yol açılmış olabilir.

Bunların hepsini kesin olarak:

“Allah bunu tam şu nedenle yaptı.”

diye yorumlayamayız.

Fakat insan geçmiş nimetlerine bakarak şükrünü ve Allah'a güvenini güçlendirebilir.

Bu nedenle rahmeti hatırlamak yalnız geçmişe bakmak değildir.

Geleceğe umut taşımaktır.

Ayet bize başkalarına karşı merhamet konusunda da dolaylı bir ders verir. Eğer Allah'ın rahmetine bu kadar muhtaçsak, kendimiz merhametsizliği bir karakter hâline getirmemeliyiz.

Affedilmeyi isteyen insan affetmenin değerini anlamalıdır.

Kendisine yumuşak davranılmasını isteyen insan başkalarına sürekli sert davranmamalıdır.

Allah'ın rahmetini konuşup insanların hatasını ömür boyu yüzlerine vurmak büyük bir çelişki oluşturabilir.

Elbette merhamet haksızlığı onaylamak değildir.

Adalet gereklidir.

Sınırlar gereklidir.

Fakat adalet ile merhamet birbirinin düşmanı değildir.

İnsan yanlış yapan kişiye karşı sınır koyabilir ve yine de onu insanlık onurundan tamamen mahrum bırakmayabilir.

Meryem Suresi'nin daha ikinci ayetinde rahmetin merkezde bulunması, surenin devamını anlamamız açısından da önemlidir. Hz. Meryem'in yaşayacağı büyük imtihanı, Yahyâ'nın müjdelenmesini ve Hz. İsa'nın mucizevi doğumunu okuyacağız.

Bütün bunların üzerinde Allah'ın rahmeti ve kudreti hissedilecektir.

Bu nedenle sureye yalnız olağanüstü olaylar dizisi olarak bakmak eksik olur.

Meryem Suresi aynı zamanda Allah’ın kullarına nasıl merhamet ettiğini, onları nasıl işittiğini ve imkânsız görünen şartlarda bile kudretinin nasıl tecelli ettiğini anlatan büyük bir iman öğretisidir.

Meryem 2'nin bugünkü insan için belki de en önemli mesajlarından biri umut konusunda ortaya çıkar. İnsan bazen bütün hesaplarını yapar ve:

“Artık olmaz.”

der.

Bazen bu değerlendirme dünyevî şartlara göre gerçekten mantıklı olabilir.

Fakat mümin hem gerçekçi hem umutlu olabilir.

Gerçekçi olmak:

“Şartlar zor.”

demektir.

Ümitsizlik ise:

“Allah için bile hiçbir çıkış yok.”

anlamına gelecek bir ruh hâline dönüşebilir.

İşte burada iman farklı bir pencere açar:

“Ben yol göremiyorum; Rabbim yol yaratmaya kadirdir.”

Bu cümle kesin bir dünyevî sonuç vaat etmez.

Ama insanın kalbini Allah'ın rahmetine açık tutar.

Bu da dua ile tevekkül arasındaki en güzel dengelerden biridir.

Meryem Suresi'nin 2. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: Allah'ın rahmetini yalnız istediğim şey gerçekleştiğinde mi fark ediyorum? Hayatımdaki mevcut nimetleri görebiliyor muyum? Dua geciktiğinde hemen ümitsizliğe mi düşüyorum? Allah'ın kulunu işiten ve gözeten Rab oluşunu gerçekten kalbimde taşıyor muyum?

Bu sorular ayetin yalnız Hz. Zekeriyyâ'ya verilen özel bir rahmeti anlatmadığını; rahmet, kulluk, dua, umut, tevekkül, şükür ve Allah'la kurulan bağ hakkında son derece güçlü bir hayat ölçüsü sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak Meryem 2 bize şunu öğretmektedir: Zekeriyyâ kıssası Allah'ın kuluna olan rahmetinin anlatımıdır. Bu rahmet, kulun ihtiyacını bilmekte, duasını işitmekte ve Allah'ın hikmetiyle ona karşılık vermekte görünür. İnsan kendi imkânlarını sınırlı görebilir; fakat Rabbimizin rahmetini kendi imkânlarının sınırına göre ölçmemelidir.

Dua et ama sonucu Allah'a bırak.

Sebebini kullan ama sebebi mutlaklaştırma.

Beklerken ümidini koru.

Nimet geldiğinde şükret.

İstediğin olmadığında Allah'ın rahmetini yok sayma.

Ve her hâlinde şu hakikati hatırla:

Kulun imkânı tükenebilir; Rabbin rahmeti tükenmez.

⠀

🌿 Son Söz​

“Zekeriyyâ’nın kıssası daha duası anlatılmadan ‘rahmet’ kelimesiyle başlıyor. Çünkü kulun hikâyesinden önce Rabbin merhameti vardır. Sen de hayatının zor zamanlarında yalnız kapanmış kapılara bakma; seni bilen, duanı işiten ve senin göremediğin ihtimalleri bilen Rabbini hatırla. İstediğin her şeyin mutlaka senin istediğin biçimde gerçekleşeceğini değil, Allah’ın rahmetinin senin hesabından daha geniş olduğunu bil. Sebeplere sarıl, dua etmeyi bırakma ve sonucunu Rabbine teslim et. Çünkü insanın yolu bitebilir; fakat Allah’ın rahmeti insanın gördüğü yollarla sınırlı değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt