Martin Heidegger’e Göre Otantik Yaşam Nedir
Ölüm Bilinci, Kaygı, Vicdan Ve Kendi Olma Nasıl Açıklanır
“İnsan, kendi ölümünü unuttuğunda kalabalığın gölgesinde yaşar; ölümünü hatırladığında ise kendi varlığının sessiz kapısını aralar.”
– Ersan Karavelioğlu
Martin Heidegger’e göre otantik yaşam, insanın kendi varoluşunu başkalarının ortalama beklentilerine, gündelik hayatın uyuşturucu akışına, kalabalığın görünmez kurallarına ve “onlar”ın sıradanlaştırıcı dünyasına tamamen teslim etmeden yaşayabilmesidir. Otantiklik, insanın kendisini toplumdan bütünüyle koparması değil; toplumun içinde yaşarken bile kendi ölümlülüğünü, kaygısını, vicdanın çağrısını, zamanını ve kendi olma imkânını ciddiye almasıdır.
Heidegger için insan, yalnızca yaşayan bir canlı değildir. İnsan, kendi varlığını sorabilen bir varlıktır. Fakat çoğu zaman bu soruyu unutmuş şekilde yaşar. İşe gider, konuşur, tüketir, eğlenir, korkar, plan yapar, dedikodu eder, gündemi takip eder, başkalarının ne düşündüğüne göre kendisini ayarlar. Böylece insan yaşar gibi görünür; fakat kendi varlığını gerçekten sahiplenmeden yaşayabilir.
Otantik yaşam, işte bu unutulmuş varoluşun yeniden hatırlanmasıdır. İnsan bir gün ölümünü, zamanının sınırlılığını, hayatının başkasına devredilemezliğini ve kendi seçimlerinin ağırlığını fark ettiğinde, artık yalnızca “herkes gibi” yaşamaya devam edemez. Çünkü Heidegger’e göre insanın en derin uyanışı, kendi hayatının sonlu, kişisel, devredilemez ve sorumluluk isteyen bir varoluş olduğunu fark etmesiyle başlar.
Otantik Yaşam Nedir
Otantik yaşam, insanın kendi varoluşunu başkalarının hazır kalıplarına bırakmadan sahiplenmesidir. Heidegger’de otantiklik, süslü bir kişisel gelişim kavramı değildir. O, insanın kendi varlığının sorumluluğunu üstlenmesiyle ilgilidir.
Otantik insan, başkalarının dünyasında yaşar; ama bütünüyle başkalarının ölçülerine teslim olmaz. Konuşur, çalışır, sever, toplum içinde bulunur; fakat kendi hayatının sınırlı, kişisel ve devredilemez olduğunu unutmaz.
Otantik yaşam şunları içerir:
Kendi ölümünü ciddiye almak.
Kendi zamanının sınırlı olduğunu bilmek.
Kendi imkânlarını fark etmek.
Kaygıdan tamamen kaçmamak.
Vicdanın sessiz çağrısını duymak.
Hayatı kalabalığın ortalama yorumlarına bütünüyle teslim etmemek.
| Otantik Olmayan Yaşam | Otantik Yaşam |
|---|---|
| Herkes gibi yaşamak | Kendi varlığını sahiplenmek |
| Ölümü ertelemek | Ölümü varoluşsal biçimde duymak |
| Kaygıdan kaçmak | Kaygının açtığı hakikati görmek |
| Sorumluluğu dağıtmak | Kendi imkânlarını üstlenmek |
| Gündelik oyalanmaya sığınmak | Hayatın sınırlılığını ciddiye almak |
Heidegger için otantiklik, kusursuz olmak değildir. Otantik insan hata yapmaz, korkmaz, düşmez demek değildir. Otantik insan, bütün düşüşlerine rağmen kendi varlığını yeniden duymaya çalışan insandır.
Heidegger Neden Otantiklik Meselesini Önemser
Heidegger’in otantiklik meselesini önemsemesinin nedeni, insanın kendi varlığını çok kolay unutabilmesidir. İnsan sadece biyolojik olarak yaşamaz; anlamlar, alışkanlıklar, başkalarının bakışı, toplumun dili ve gündelik düzen içinde yaşar. Bu düzen insana kolaylık sağlar; fakat aynı zamanda onu kendi varoluşundan uzaklaştırabilir.
İnsan çoğu zaman şunu sormadan yaşar:
Ben gerçekten ne istiyorum
Bu hayat gerçekten benim mi
Kendi imkânlarımı mı yaşıyorum, yoksa başkalarının beklentilerini mi
Ölümlü olduğumu bilerek mi yaşıyorum, yoksa ölümü sürekli erteliyor muyum
Heidegger’e göre gündelik hayat, insanı bu sorulardan uzaklaştırır. Çünkü gündelik hayat meşguldür, gürültülüdür, hızlıdır ve insanı sürekli dışarıya çeker.
Heidegger için insanın asıl tehlikesi sadece yanlış düşünmek değildir. Daha derin tehlike, düşünmeden yaşamak, kendini sormadan akıp gitmek ve kendi ölümünü unutmuş gibi yaşamaktır.
Bu yüzden otantik yaşam, insanın kendi varlığının derinliğine yeniden çağrılmasıdır.
“Onlar” Dünyası Otantik Yaşamı Nasıl Örter
Heidegger’in “onlar” kavramı, gündelik hayatın anonim kalabalığını anlatır. “Onlar” belirli bir kişi değildir. Herkestir ve hiç kimsedir. İnsan çoğu zaman bu görünmez kalabalığın içinde düşünür, konuşur, yaşar ve karar verir.
“Herkes böyle yapıyor.”
“İnsanlar böyle düşünüyor.”
“Böyle yaşamak normal.”
“Böyle hissetmek gerekir.”
“Böyle konuşmak uygun.”
Bu cümlelerde insan, kendi varoluşunu başkalarının ortalama dünyasına teslim eder.
“Onlar” dünyasında insan:
Kendi düşüncesi yerine genel kanaati tekrar eder.
Kendi korkusu yerine kalabalığın korkusunu taşır.
Kendi sevincini bile başkalarının ölçüsüne göre düzenler.
Kendi ölümünü kişisel hakikat olarak değil, genel bir olay gibi görür.
Hayatını özgün bir imkân olarak değil, ortalama bir akış olarak yaşar.
Heidegger’e göre insan “onlar”dan tamamen çıkamaz. Çünkü insan başkalarıyla birlikte yaşayan bir varlıktır. Fakat insan tamamen “onlar” içinde erirse, kendi varoluşunu kaybeder.
Otantik yaşam, “onlar”ı bütünüyle yok etmek değil; onların içinde kaybolmamayı öğrenmektir.
Otantik Olmayan Yaşam Nedir
Otantik olmayan yaşam, insanın kendi varoluşunu sahiplenmeden, gündelik hayatın akışı içinde kendisini unutmasıdır. Bu, Heidegger’de basit bir ahlaki suçlama değildir. Yani otantik olmayan insan kötü, sahtekar veya değersiz insan demek değildir. Bu, insan varoluşunun doğal düşüş eğilimidir.
İnsan çoğu zaman kolay olana kaçar. Derin sorular rahatsız eder. Ölümü düşünmek ağırdır. Kaygıyla yüzleşmek zordur. Kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmek yük getirir. Bu yüzden insan çoğu zaman gündelik meşguliyetlerin içine sığınır.
Otantik olmayan yaşamda:
İnsan sürekli meşguldür ama derin değildir.
Konuşur ama gerçekten düşünmez.
Yaşar ama kendi hayatını sahiplenmez.
Ölümü bilir ama kişisel olarak duymaz.
Seçer gibi görünür ama çoğu zaman kalabalığın seçimini tekrar eder.
Bu durumda insanın hayatı dışarıdan düzenli görünebilir. Fakat içten bakıldığında kendi varoluşuyla sahici bir temas zayıflamıştır.
Heidegger’in uyarısı buradadır: İnsan, çok şey yaparken bile kendi varlığını unutabilir.
Otantik Yaşam Toplumdan Kaçmak Mıdır
Heidegger’e göre otantik yaşam, toplumdan kaçmak değildir. Otantik insan, başka insanlardan uzaklaşıp yalnız, kapalı ve toplumsuz bir varlık haline gelmez. Çünkü Dasein zaten başkalarıyla-birlikte-varlıktır. İnsan daima bir dünya, dil, kültür ve ilişki ağı içinde yaşar.
Otantiklik, toplumu terk etmek değil; toplum içinde kendini kaybetmemektir.
Otantik yaşamda insan:
Ailesiyle olabilir ama kendi varlığını unutmaz.
Toplum içinde çalışabilir ama yalnızca rolüne indirgenmez.
Başkalarıyla konuşabilir ama kalabalığın dilinde tamamen erimez.
Gündelik işler yapabilir ama hayatın sonluluğunu unutmaz.
Bu yüzden otantiklik, dış dünyayı reddeden bir içe kapanış değildir. Tam tersine, insanın dünyada daha bilinçli, daha sahici ve daha sahiplenmiş biçimde bulunmasıdır.
| Yanlış Anlama | Heidegger’e Göre Otantiklik |
|---|---|
| Toplumdan kaçmak | Toplum içinde kendini kaybetmemek |
| Yalnızlaşmak | Kendi varlığını sahiplenmek |
| Herkese karşı olmak | “Onlar”ın içinde erimemek |
| Bencil olmak | Kendi ölümünü ve sorumluluğunu ciddiye almak |
| Farklı görünmeye çalışmak | Sahici biçimde var olmak |
Otantik olmak, farklı görünmek değil; kendi varoluşunu gerçekten duymaktır.
Kaygı Otantik Yaşamın Kapısını Nasıl Açar
Heidegger’de kaygı, otantik yaşamın en önemli kapılarından biridir. Kaygı, sıradan korkudan farklıdır. Korku belirli bir şeye yönelir: hastalık, kayıp, tehlike, başarısızlık gibi. Kaygı ise daha derindir. Kaygıda insan bütün varoluşunun temelsizliğiyle, sınırlılığıyla ve açıklığıyla karşılaşır.
Kaygı anında gündelik dünyanın sağlamlığı çözülür. İnsan, alıştığı anlamların birden gevşediğini hisseder. Herkesin önemli dediği şeyler anlamını kaybetmiş gibi olabilir. İnsan kendi yalnız varoluşuyla yüzleşir.
Kaygı insana şunları gösterebilir:
Hayat sandığım kadar sağlam değil.
Zamanım sandığım kadar sınırsız değil.
Başkalarının beklentileri benim varoluşumun yerine geçemez.
Gündelik meşguliyetler ölüm gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Kendi hayatımı sahiplenmem gerekiyor.
Heidegger kaygıyı sadece olumsuz bir duygu gibi görmez. Kaygı rahatsız eder; fakat aynı zamanda insanın kendisini yeniden bulmasına imkân açar.
Çünkü bazen insan, en derin hakikatine huzurla değil; sarsıntıyla yaklaşır.
Ölüm Bilinci Otantik Yaşam İçin Neden Gereklidir
Heidegger’e göre insan, ölüme-doğru-varlıktır. Bu, insanın yalnızca bir gün ölecek olması demek değildir. İnsan, öleceğini bilen ve bu bilgiyle yaşayabilen varlıktır.
Ölüm, insanın en kişisel imkânıdır. Kimse bizim yerimize ölemez. Başkaları bizimle birlikte yaşayabilir, bizimle ağlayabilir, bizi sevebilir; fakat ölümümüzü bizim yerimize üstlenemez.
Gündelik hayatta insan ölümü uzaklaştırır:
“Herkes ölür.”
“Bir gün olur.”
“Şimdi düşünmeye gerek yok.”
“Daha zaman var.”
Fakat otantik ölüm bilinci şöyle der:
“Ben öleceğim.”
“Bu hayat sınırlı.”
“Bu zaman bana ait.”
“Bu imkânları ben sahiplenmeliyim.”
| Gündelik Ölüm Anlayışı | Otantik Ölüm Bilinci |
|---|---|
| Ölüm başkalarının başına gelir | Ölüm benim en kişisel imkânımdır |
| Ölüm ertelenir | Ölüm şimdiki hayatımı ciddileştirir |
| Ölüm konuşulmaz | Ölüm varoluşu açığa çıkarır |
| Ölüm haber olur | Ölüm kişisel çağrı olur |
Heidegger için ölüm bilinci karamsarlık değildir. Ölüm, insanı hayatı daha sahici yaşamaya çağıran en derin sınırdır.
Otantiklik Ve Zaman Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Heidegger’e göre insanın varlığı temelde zamansaldır. İnsan geçmişten gelir, şimdide bulunur ve geleceğe doğru kendisini tasarlar. Otantiklik de bu zamansal yapının sahici biçimde sahiplenilmesiyle ilgilidir.
Otantik insan, geçmişini inkâr etmez; ama geçmişine bütünüyle esir olmaz. Şimdide yaşar; ama sadece gündelik meşguliyetlerin içine gömülmez. Geleceğe açılır; ama geleceği sınırsız bir hayal gibi değil, ölümle sınırlı bir imkân alanı olarak kavrar.
| Zaman Boyutu | Otantik Yaşamdaki Anlamı |
|---|---|
| Geçmiş | Atılmışlığı ve mirası sahiplenmek |
| Şimdi | Gündelik hayat içinde uyanık bulunmak |
| Gelecek | Kendi imkânlarına doğru sahici biçimde yönelmek |
| Ölüm | Bütün imkânların en kesin sınırı |
Otantik olmayan insan zamanı çoğu zaman tüketilecek bir şey gibi yaşar. Otantik insan ise zamanı, kendi varoluşunun dokusu olarak duyar.
Bu yüzden Heidegger açısından zaman yönetimi değil, zamanı varoluşsal olarak sahiplenmek önemlidir. Çünkü insan zamanı sadece harcamaz; zamanın içinde kendi varlığını ya unutur ya da bulur.
Vicdanın Çağrısı Nedir
Heidegger’de vicdanın çağrısı, insanı “onlar” dünyasından çekip kendi varoluşuna döndüren sessiz bir çağrıdır. Bu vicdan, gündelik ahlak kuralları listesi değildir. Yani sadece “şunu yap, bunu yapma” diyen bir dış ses değildir.
Vicdan daha derinden konuşur. İnsana şunu fısıldar: Kendi varlığını unutma.
Bu çağrı:
Gürültülü değildir.
Kalabalığın sesi gibi değildir.
İnsanı içten sarsar.
Ölüm bilincini hatırlatır.
Kendi hayatını sahiplenmeye çağırır.
Sorumluluğu başkalarına dağıtmayı engeller.
Vicdanın çağrısını duyan insan, kendi hayatına başka bir gözle bakmaya başlar:
Ben gerçekten kendi hayatımı mı yaşıyorum
Yoksa bana verilmiş ortalama bir hayatı mı sürdürüyorum
Bu karar gerçekten benim mi
Bu zamanımı nasıl geçiriyorum
Heidegger için vicdan, insanı suçluluk duygusuna hapsetmek için değil; onu otantik varoluşa uyandırmak için önemlidir.

Suçluluk Heidegger’de Ne Anlama Gelir
Heidegger’de suçluluk, yalnızca ahlaki veya hukuki anlamda suç işlemek değildir. Daha derin bir varoluşsal anlam taşır. İnsan, daima bazı imkânları seçerken bazılarını seçmez. Her seçim, başka imkânların geride kalması anlamına gelir. Bu yüzden insanın varoluşu eksiklik, sınırlılık ve sorumluluk taşır.
Dasein, kendi hayatını tamamen tamamlanmış ve kusursuz biçimde yaşayamaz. Çünkü insan sınırlıdır, zamansaldır ve ölümlüdür. Her karar bir yön açar, başka yönleri kapatır.
Bu suçluluk:
Basit pişmanlık değildir.
Hukuki suç değildir.
Dışarıdan verilen ceza değildir.
Varoluşun yapısındaki eksiklik ve sorumluluktur.
İnsan kendi hayatını bütünüyle başkalarına bıraktığında da bir tür varoluşsal eksiklik yaşar. Çünkü kendi imkânlarını sahiplenmemiştir. Vicdanın çağrısı, insanı bu eksikliğe uyandırır.
Bu yüzden Heidegger’de suçluluk, insanı ezmek için değil; onu kendi varoluşunun ciddiyetine çağırmak için düşünülür.

Kararlılık Otantik Yaşamda Ne Demektir
Kararlılık, Heidegger’de otantik yaşamın temel kavramlarından biridir. Kararlılık, insanın kendi varoluşunu, ölüm bilincini, kaygısını, atılmışlığını ve imkânlarını sahiplenerek yaşamasıdır.
Bu kararlılık, inatçılık değildir. Sert bir ego gösterisi değildir. Başkalarına meydan okumak ya da farklı görünmek de değildir. Kararlılık, insanın kendi hayatının devredilemezliğini fark edip onu üstlenmesidir.
Kararlılık şunları içerir:
Kendi ölümünü ciddiye almak.
Kendi imkânlarını seçmek.
Kalabalığın ortalama yorumlarına tamamen teslim olmamak.
Geçmişini sahiplenmek.
Şimdide uyanık bulunmak.
Geleceğe sahici biçimde yönelmek.
Kararlı insan dünyadan kopmaz. Aksine, dünyada daha sahici bulunur. İşine, ilişkilerine, sözlerine ve seçimlerine daha derin bir sorumlulukla yaklaşır.
Heidegger’de kararlılık, insanın “ben artık her şeyi kontrol ediyorum” demesi değildir. Tam tersine, insanın sınırlı olduğunu bilerek kendi varoluşunu daha ciddi yaşamasıdır.

Otantik Yaşam İle Kendi Olma Arasındaki Bağ Nedir
Otantik yaşam, insanın kendi olması ile doğrudan ilgilidir. Fakat Heidegger’de kendi olmak, modern anlamda “istediğini yapmak” veya “herkesten farklı olmak” değildir. Kendi olmak, insanın kendi varoluşunu başkalarının anonim kalabalığında kaybetmeden sahiplenmesidir.
Kendi olmak şudur:
Kendi ölümünü kendine ait bilmek.
Kendi zamanını sahiplenmek.
Kendi imkânlarını ciddiye almak.
Kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmek.
Kendi varlığını kalabalığın ortalama diliyle tamamen örtmemek.
Modern dünyada insan çoğu zaman kendi olmayı stil, tercih, görünüş veya özgünlük gösterisi sanabilir. Fakat Heidegger açısından bunlar yeterli değildir. İnsan farklı görünüp yine de otantik olmayabilir. Çünkü otantiklik dış görünüşten değil, varoluşun sahiplenilmesinden doğar.
Kendi olmak, başkalarından farklı görünmek değil; kendi sonluluğunu, kaygısını, zamanını ve sorumluluğunu sahici biçimde taşımaktır.

Otantik Yaşam Mutluluk Demek Midir
Heidegger’in otantik yaşam anlayışı doğrudan mutluluk vaadi değildir. Otantik olmak, insanı her zaman huzurlu, neşeli, rahat veya problemsiz yapmaz. Hatta otantik yaşam çoğu zaman daha ağır bir farkındalık getirir.
Çünkü insan kendi ölümünü, zamanının sınırlılığını, seçimlerinin sorumluluğunu ve hayatının devredilemezliğini daha derin hisseder. Bu, kolay bir mutluluk değil; ciddi bir uyanıştır.
| Mutluluk Arayışı | Otantiklik |
|---|---|
| Rahatlık isteyebilir | Hakikati göze alır |
| Acıdan kaçabilir | Kaygıyı dinler |
| Ölümü unutabilir | Ölümü ciddiye alır |
| Dış onay arayabilir | Kendi varlığını sahiplenir |
| Kolay huzur ister | Derin sorumluluk taşır |
Otantik yaşam mutsuzluk demek de değildir. Fakat onun amacı basit mutluluk değil, sahici varoluştur. İnsan otantik yaşadığında belki daha ağır hisseder; ama kendi hayatına daha yakın yaşar.
Heidegger’in çağrısı şudur: Hayatı yalnızca rahat geçirmek değil, gerçekten kendi hayatın olarak yaşamak önemlidir.

Otantik Yaşam Ve Gündelik Hayat Birlikte Mümkün Mü
Heidegger’e göre insan gündelik hayattan tamamen çıkamaz. İnsan çalışır, konuşur, yemek yer, haberleşir, alışveriş yapar, plan kurar, ilişkiler yaşar. Bunlar insan varoluşunun kaçınılmaz parçalarıdır.
Otantiklik, gündelik hayatı terk etmek değildir. Otantiklik, gündelik hayatın içinde kendini bütünüyle kaybetmemektir.
Bir insan otantik yaşayabilir:
İşini yaparken.
Ailesiyle konuşurken.
Bir dostunu dinlerken.
Bir karar alırken.
Bir kayıp yaşarken.
Sessizce kendi zamanını düşünürken.
Otantiklik illa dramatik ve büyük kararlarla ilgili değildir. Bazen insanın en sıradan anlarda kendisini unutmamasıyla ilgilidir.
Gündelik hayat insanı örtebilir; ama aynı zamanda otantik yaşama alanı da olabilir. Çünkü insan kendi varoluşunu soyut bir yerde değil, tam da bu dünya, bu zaman, bu ilişkiler, bu sorumluluklar içinde sahiplenir.

Otantiklik Bireysel Bencillik Midir
Otantiklik, bencillik değildir. Heidegger’de kendi varoluşunu sahiplenmek, başkalarını yok saymak anlamına gelmez. Çünkü Dasein daima başkalarıyla birlikte var olur. İnsan dünyada yalnız bir ada değildir.
Fakat başkalarıyla birlikte yaşamak, kendi varlığını tamamen başkalarına bırakmak anlamına da gelmez. Otantik insan, hem başkalarıyla yaşar hem de kendi varoluşunu kaybetmemeye çalışır.
Bencillik şöyle der:
“Sadece ben önemliyim.”
Otantiklik ise şöyle der:
“Bu hayat bana ait ve onu ben sahiplenmeliyim.”
Bu ikisi aynı şey değildir. Otantik insan, başkalarına karşı daha sorumlu bile olabilir. Çünkü kendi ölümünü ve sınırlılığını ciddiye alan insan, başkalarının da sonlu ve kırılgan varlıklar olduğunu daha derinden fark edebilir.
Bu yüzden Heidegger’de otantiklik, toplumsal sorumluluğu yok etmek zorunda değildir. Tam tersine, insanı daha sahici ilişkiler kurmaya çağırabilir.

Otantik Yaşam Modern İnsan İçin Neden Zordur
Modern insan için otantik yaşam zordur; çünkü modern dünya insanı sürekli dışarıya çeker. Hız, ekranlar, sosyal medya, tüketim, performans baskısı, görünürlük arzusu, gündem kalabalığı ve sürekli meşguliyet insanın kendi varlığıyla baş başa kalmasını zorlaştırır.
İnsan her an bir şey izler, okur, paylaşır, cevap verir, yetişir, kıyaslanır ve görünür olur. Fakat bütün bu görünürlük içinde kendi varlığını daha az duyabilir.
Modern dünyada otantik olmayan yaşam şöyle görünür:
Sürekli meşgul olmak.
Kendi düşüncesi yerine gündemin düşüncesini taşımak.
Kendi hayatını başkalarının görüntüleriyle kıyaslamak.
Zamanını tüketmek ama zamanını sahiplenmemek.
Ölümü unutmak için sürekli oyalanmak.
Kendi sesini kalabalığın gürültüsünde kaybetmek.
Heidegger bugün yaşasaydı belki de modern insana şunu sorardı: Bu kadar sesin içinde kendi varlığının sessiz çağrısını hâlâ duyabiliyor musun

Heidegger’in Otantiklik Anlayışı Bugün Bize Ne Söyler
Heidegger’in otantiklik anlayışı bugün hâlâ çok güçlüdür. Çünkü insan hâlâ kendi hayatını gerçekten yaşayıp yaşamadığını sormak zorundadır. Teknoloji gelişmiş, iletişim hızlanmış, seçenekler çoğalmış olabilir; fakat insanın temel sorusu değişmemiştir:
Ben nasıl varım
Bu hayat gerçekten benim mi
Ölümlü olduğumu bilerek mi yaşıyorum
Yoksa sadece oyalanıyor muyum
Bugünün insanı için otantiklik şunları hatırlatır:
Kendi zamanını sahiplen.
Ölümünü unutma.
Kalabalığın diliyle bütünüyle düşünme.
Kaygının sana açtığı soruyu dinle.
Her görünürlüğü sahicilik sanma.
Meşguliyet ile anlamı karıştırma.
Kendi hayatının devredilemez olduğunu unutma.
Bu çağrı, kolay bir reçete sunmaz. Fakat insanı kendi varoluşunun ağırlığına ve derinliğine geri döndürür.

Otantik Yaşam İnsana Ne Öğretir
Otantik yaşam insana en temelde şunu öğretir: Hayat başkasına devredilemez. İnsan başkalarının arasında yaşar, başkalarından öğrenir, başkalarıyla konuşur; fakat kendi ölümünü, kendi zamanını ve kendi varoluşunu başkasına bırakamaz.
Otantik yaşam insana şunları öğretir:
Ölümden kaçma; onu hayatın ciddiyeti olarak duy.
Kaygıdan tamamen kaçma; bazen kaygı seni kendine çağırır.
Vicdanın sessiz çağrısını dinle.
“Onlar”ın ortalama dünyasında kaybolma.
Kendi imkânlarını sahiplen.
Zamanını tüketme; zamanın içinde kendini bul.
Hayatını başkalarının cümleleriyle tamamen örtme.
Bu dürüstlük her zaman konforlu değildir. Fakat insanı daha gerçek yapar. Çünkü insan ancak kendi sonluluğunu ve sorumluluğunu kabul ettiğinde kendi hayatını daha sahici biçimde yaşayabilir.

Son Söz
İnsan Kendi Ölümünü Duyduğunda Kendi Hayatına Uyanır Mı
Martin Heidegger’e göre otantik yaşam, insanın kendi varoluşunu kalabalığın ortalama akışından, gündelik meşguliyetlerin uyuşturucu perdesinden ve “onlar”ın görünmez yönetiminden geri almasıdır. İnsan çoğu zaman yaşadığını sanır; fakat kendi varlığını duymadan, kendi ölümünü ciddiye almadan, kendi zamanını sahiplenmeden ve kendi imkânlarını sorgulamadan da yaşayabilir.
Otantiklik, insanın kendi hayatına uyanmasıdır. Bu uyanış bazen kaygıyla gelir. Bazen ölüm düşüncesiyle gelir. Bazen vicdanın sessiz çağrısıyla gelir. Bazen insanın birden “Ben ne yapıyorum
Otantik insan ölümü sürekli düşünerek karamsarlaşan insan değildir. Otantik insan, ölümün varlığını bilerek zamanını daha sahici yaşayan insandır. Başkalarıyla birlikte yaşar; ama kendini onlarda eritmez. Gündelik hayatın içinde bulunur; ama gündelikliğin içinde tamamen uyumaz. Kaygı duyar; ama kaygıdan yalnızca kaçmaz. Vicdanın çağrısını duyar; ama onu kalabalığın gürültüsüne boğmaz.
Heidegger’in otantik yaşam anlayışı bize büyük bir soru bırakır: Kendi hayatımızı gerçekten sahipleniyor muyuz, yoksa bize verilmiş ortalama bir hayatı mı tekrar ediyoruz
Bu soru kolay değildir. Fakat insanı kendi varlığına geri çağırır. Çünkü insanın en büyük kaybı, ölmekten önce kendi hayatını hiç gerçekten yaşamamış olmasıdır.
“Otantik insan, ölümü düşünerek hayattan kaçan değil; ölümün açıklığında kendi hayatını ilk kez gerçekten sahiplenen insandır.”
– Ersan Karavelioğlu