Simone De Beauvoir'ın 'Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur' Sözü Ne Anlama Gelir
Toplumsal Cinsiyet, Beden Ve Özgürlük Nasıl Açıklanır
“İnsan bazen doğduğu bedenden önce, toplumun ona giydirdiği anlamların içinde büyür.”
– Ersan Karavelioğlu
Simone de Beauvoir'ın meşhur sözü olan “Kadın doğulmaz, kadın olunur”, yalnızca feminizm tarihinin değil, modern felsefenin de en sarsıcı cümlelerinden biridir. Bu söz, kadının biyolojik varlığını inkâr etmez; fakat kadınlık dediğimiz kimliğin, yalnızca bedenden değil, toplumun beklentilerinden, aile yapısından, dilden, gelenekten, eğitimden, erkek bakışından, ahlaki kalıplardan ve tarihsel rollerden oluştuğunu gösterir.
Beauvoir'a göre insan, sadece doğduğu şey değildir. İnsan, aynı zamanda kendisine öğretilen, kendisinden beklenen, izin verilen, yasaklanan, övgüyle yönlendirilen ve utanma duygusuyla sınırlandırılan bir varlıktır. Bu yüzden kadınlık, yalnızca biyolojik bir durum değil; toplumsal olarak üretilen bir varoluş biçimidir.
Simone De Beauvoir Bu Sözü Neden Söyledi
“Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü, kadının doğuştan gelen bir kaderle belirlenmediğini anlatır. Beauvoir burada şunu söylemek ister: Bir insan dişi bedeniyle doğabilir, fakat toplumun “kadınlık” dediği bütün davranışları, rollerini, sınırlarını ve beklentilerini zaman içinde öğrenir.
Yani mesele şudur: Biyoloji başlangıçtır; ama toplum kimliği biçimlendirir.
Bir kız çocuğu doğduğunda onun bedeni vardır; fakat toplum kısa sürede o bedene anlamlar yüklemeye başlar. Hangi rengin ona yakışacağı, nasıl oturacağı, nasıl konuşacağı, ne kadar güleceği, ne kadar susacağı, ne kadar korunacağı ve ileride nasıl bir hayat kurması gerektiği yavaş yavaş belirlenir.
Bu yüzden Beauvoir'ın cümlesi, kadınlığı doğadan çıkarıp tarihin, kültürün ve iktidar ilişkilerinin alanına taşır.
Kadınlık Biyolojik Bir Gerçeklik Mi, Toplumsal Bir İnşa Mı
Beauvoir'a göre kadının bedeni elbette vardır. Kadın bedeni, doğurganlık, hormonal döngüler, bedensel farklılıklar ve cinsiyet özellikleriyle gerçek bir varoluş alanıdır. Fakat bu bedenin toplumda nasıl yorumlandığı, doğanın değil, kültürün sonucudur.
Bir bedenin farklı olması, o bedenin eksik, ikincil, daha zayıf, daha edilgen veya daha az özgür olduğu anlamına gelmez. Fakat tarih boyunca kadın bedeni çoğu zaman böyle yorumlanmıştır.
| Biyolojik Gerçeklik | Toplumsal Yorum |
|---|---|
| Kadın doğurabilir | Kadının temel görevi anneliktir |
| Kadın bedeni farklıdır | Kadın daha duygusaldır |
| Kadının bedensel döngüleri vardır | Kadın akıl yerine bedenle tanımlanır |
| Kadın cinsiyeti vardır | Kadın toplumsal olarak sınırlandırılır |
Beauvoir'ın itirazı tam burada başlar. Ona göre beden gerçek olabilir, fakat bedene yüklenen anlamlar sorgulanmalıdır. Çünkü toplum, biyolojik farkı alıp onu hiyerarşiye, kontrole ve role dönüştürür.
Kadınlık, sadece bedenden ibaret değildir. Kadınlık, toplumun bedene yazdığı uzun bir hikâyedir.
Toplumsal Cinsiyet Nedir
Beauvoir Bu Kavramı Nasıl Önceden Sezmiştir
Bugün toplumsal cinsiyet dediğimiz kavram, biyolojik cinsiyetten farklı olarak toplumun kadın ve erkek üzerine yüklediği rolleri ifade eder. Beauvoir bu kavramı bugünkü adıyla sistemleştirmemiş olsa da, düşüncesi bu ayrımın felsefi temelini güçlü biçimde kurar.
Biyolojik cinsiyet, bedensel farklılıklara işaret eder.
Toplumsal cinsiyet ise toplumun bu bedene hangi anlamı verdiğini gösterir.
Bir kız çocuğuna bebek verilmesi, erkek çocuğa araba alınması basit bir oyuncak tercihi gibi görünebilir. Fakat bunlar çocuklara gelecekte nasıl davranmaları gerektiğini fısıldayan sembollerdir.
Kız çocuğa çoğu zaman bakım, zarafet, uyum, duygusallık öğretilir. Erkek çocuğa ise cesaret, girişim, rekabet, güç ve dış dünya öğretilir.
Kız Çocuğu Nasıl Kadın Olmaya Alıştırılır
Beauvoir'a göre kadınlığın inşası çocuklukta başlar. Çocuk daha dünyayı anlamadan önce, dünya ona kim olması gerektiğini söylemeye başlar.
Kız çocuğuna çoğu zaman nazik, sessiz, uyumlu, temiz, dikkatli, ölçülü ve korunması gereken biri olması öğretilir. Erkek çocuğun hareketliliği çoğu zaman “çocuk işte” diye karşılanırken, kız çocuğun aynı hareketliliği “yakışmaz” diye sınırlandırılabilir.
Bu küçük cümleler zamanla büyük kimlik duvarlarına dönüşür:
“Kız gibi otur.”
“Fazla gülme.”
“Sesini yükseltme.”
“Kendine dikkat et.”
“Güzel ol ama dikkat çekme.”
“Başarılı ol ama fazla sivrilme.”
Bu cümlelerin her biri, kız çocuğun bedenini, sesini ve davranışını dışarıdan izlemeyi öğrenmesine neden olur.
Erkek Bakışı Kadınlığı Nasıl Şekillendirir
Erkek bakışı, kadının kendisini kendi varoluşundan önce başkasının gözüyle değerlendirmeye zorlanmasıdır. Kadın, yalnızca kim olduğunu değil, nasıl göründüğünü, nasıl algılandığını, beğenilip beğenilmediğini, uygun bulunup bulunmadığını düşünmeye itilir.
Bu bakış, kadını ikiye böler:
| Kadının İç Sesi | Dışarıdan Gelen Bakış |
|---|---|
| Ben kimim | Nasıl görünüyorum |
| Ne istiyorum | Benden ne bekleniyor |
| Nasıl yaşayacağım | Bu bana yakışır mı |
| Neyi seçmeliyim | İnsanlar ne der |
Bu yüzden kadın çoğu zaman sadece yaşayan bir özne değil, aynı zamanda kendini izleyen bir nesne haline gelir. Kendi bedeninde yaşarken bile, bedenini dışarıdan görmeye başlar.
Beauvoir'a göre bu, özgürlüğün en sessiz biçimde zedelenmesidir. Çünkü insan kendi hayatını kurmadan önce, başkasının bakışına göre kendisini düzenlemeye başlarsa, varoluşu dışarıdan şekillenir.
Kadın Bedeni Neden Sürekli Anlamlandırılır
Kadın bedeni tarih boyunca sadece biyolojik bir beden olarak görülmemiştir. O beden; namus, güzellik, annelik, cinsellik, ayıp, arzu, masumiyet, çekicilik, günah, fedakârlık ve aile gibi birçok kavramla kuşatılmıştır.
Beauvoir için sorun, kadının beden sahibi olması değildir. Sorun, kadının bedeninin çoğu zaman kadından daha fazla topluma aitmiş gibi görülmesidir.
Kadın bedenine sürekli sınırlar çizilir:
Nasıl giyineceği konuşulur.
Nasıl yaşlanacağı konuşulur.
Nasıl anne olacağı konuşulur.
Nasıl güzel kalacağı konuşulur.
Nasıl davranırsa saygın olacağı konuşulur.
Beauvoir'ın düşüncesi burada çok nettir: Kadın bedeni, kadının özgürlüğünü yok eden bir kader değildir. Fakat toplum, o bedeni kontrol alanına çevirdiğinde kadınlık bir baskı düzenine dönüşür.
Kadınlık Neden Rol Haline Gelir
Toplum, kadınlığı çoğu zaman bir varoluş biçimi olmaktan çıkarıp bir rol haline getirir. Kadından sadece insan olması değil, belirli bir kadınlık performansı göstermesi beklenir.
Bu rol bazen uysallık, bazen güzellik, bazen annelik, bazen fedakârlık, bazen duygusallık, bazen de sessiz dayanıklılık olarak karşımıza çıkar.
Kadın şu ikili baskılar arasında kalabilir:
| Kadından Beklenen | Kadına Yönelen Baskı |
|---|---|
| Güzel ol | Fazla dikkat çekme |
| Güçlü ol | Fazla sert görünme |
| Başarılı ol | Aileyi ihmal etme |
| Anne ol | Kendini tamamen adama |
| Özgür ol | Sınırını bil |
| Sevgi dolu ol | Kendini unutacak kadar fedakâr ol |
Bu rol düzeni, kadını sürekli denge kurmaya zorlar. Kadın hem görünür olmalı hem aşırı görünmemelidir. Hem güçlü olmalı hem yumuşak kalmalıdır. Hem başarılı olmalı hem tehdit edici görünmemelidir.
Beauvoir'a göre bu, kadının özgür bir özne olarak değil, sürekli başkalarının beklentilerine göre ayarlanmış bir varlık olarak yaşamasına neden olur.
Kadın Neden 'Öteki' Olarak Kurulur
Beauvoir'ın en önemli kavramlarından biri öteki kavramıdır. Erkek kendisini tarih boyunca çoğu zaman merkez, akıl, insan, özne ve norm olarak konumlandırmıştır. Kadın ise bu merkeze göre tanımlanan varlık haline getirilmiştir.
Erkek “insan” gibi görülürken, kadın “kadın” olarak ayrıca sınıflandırılır. Yani erkek genel ölçü, kadın ise özel durum gibi sunulur.
Bu yüzden kadın çoğu zaman kendi başına tanımlanmaz; erkeğe göre tanımlanır:
Erkeğin eşi.
Erkeğin annesi.
Erkeğin arzusu.
Erkeğin ilhamı.
Erkeğin namusu.
Erkeğin tamamlayıcısı.
Kadın, erkeğin karşıtı değil; insanlığın eşit bir varoluş biçimidir. Kadın, erkeğe göre değil; kendi bilinciyle, kendi bedeniyle, kendi özgürlüğüyle tanımlanmalıdır.
Annelik Kadının Kaderi Mi, Seçimi Mi Olmalıdır
Beauvoir'ın annelik konusundaki düşüncesi derindir ve bazen yanlış anlaşılır. O anneliği küçümsemez. Fakat anneliğin kadının zorunlu kaderi gibi sunulmasına karşı çıkar.
Kadına toplum tarafından sık sık şu mesaj verilir: Kadınlık annelikle tamamlanır. Bu anlayışta anne olmayan kadın eksik, bencil, soğuk veya yarım gibi gösterilebilir.
Oysa Beauvoir'a göre annelik, ancak özgürce seçildiğinde gerçek anlamını bulur. Kadın anne olmayı seçebilir; fakat anne olmamak da kadını eksiltmez.
| Dayatılmış Annelik | Özgürce Seçilmiş Annelik |
|---|---|
| Kadının görevi gibi görülür | Kadının bilinçli tercihi olur |
| Kadını tek role indirger | Kadının hayatındaki anlamlardan biri olur |
| Fedakârlığı zorunlu kılar | Sevgiyle sorumluluğu dengeler |
| Kadının bireyliğini siler | Kadının öznesini korur |

Evlilik Kadın Kimliğini Nasıl Etkiler
Beauvoir, evliliği yalnızca romantik bir birliktelik olarak değil, tarihsel bir kurum olarak inceler. Çünkü geleneksel toplumlarda evlilik, kadının çoğu zaman ekonomik, toplumsal ve duygusal olarak erkeğe bağlandığı bir yapıya dönüşmüştür.
Kadına küçük yaştan itibaren evlilik bir tamamlanma noktası gibi gösterilebilir. Sanki kadın, ancak biri tarafından seçildiğinde, sevildiğinde veya eş olduğunda hayatı anlam kazanacakmış gibi bir kültür üretilir.
Beauvoir bu anlayışa karşı çıkar. Çünkü kadın, ilişki içinde var olabilir; fakat varlığını yalnızca ilişkiyle tanımlamak zorunda değildir.
Gerçek aşk, kadının kendini kaybettiği yer değil; iki özgür bilincin birbirini çoğalttığı yerdir. Eğer aşk kadını kendi düşüncesinden, emeğinden, hayallerinden ve özgürlüğünden koparıyorsa, artık aşk değil, estetikleşmiş bağımlılık haline gelir.

Ev İçi Emek Kadını Nasıl İçkinliğe Hapseder
Beauvoir'ın felsefesinde içkinlik ve aşkınlık kavramları çok önemlidir.
İçkinlik, insanın kapalı döngülere, tekrara ve edilgenliğe hapsedilmesidir.
Aşkınlık, insanın kendini aşması, dünyaya yönelmesi, üretmesi ve iz bırakmasıdır.
Geleneksel toplumlarda kadın çoğu zaman evin içine, bakım emeğine ve sürekli tekrarlanan işlere yönlendirilir. Yemek yapılır, biter; tekrar yapılır. Ev temizlenir, kirlenir; tekrar temizlenir. Çocuk bakılır, aile toparlanır, görünmez emek sürer.
Bu emek değerlidir; fakat sorun, bu emeğin çoğu zaman kadının tek varoluş alanı haline getirilmesidir.
Kadın yalnızca ev içinde tekrar eden işlere mahkûm edildiğinde, dünyaya açılma, üretme, yazma, yönetme, keşfetme ve kendi geleceğini kurma imkânı daralır.

Ekonomik Bağımsızlık Kadın Özgürlüğü İçin Neden Gereklidir
Beauvoir'a göre kadın özgürlüğü yalnızca düşünsel bir mesele değildir. Kadının gerçek anlamda özgür olabilmesi için ekonomik bağımsızlık da gerekir.
Çünkü ekonomik bağımlılık, çoğu zaman kadının seçimlerini sınırlar. Kadın kendi geçimini sağlayamadığında, istemediği ilişkilerde, istemediği rollerde veya istemediği koşullarda kalmaya zorlanabilir.
Ekonomik bağımsızlık kadına yalnızca para kazandırmaz. Ona hayır diyebilme gücü, kendi hayatını kurabilme imkânı, ilişkilerde daha eşit durabilme cesareti ve toplumsal görünürlük kazandırır.
Fakat Beauvoir'ın işaret ettiği önemli bir nokta daha vardır: Kadının çalışması tek başına yeterli değildir. Eğer kadın dışarıda çalışırken ev içindeki bütün yükü de tek başına taşıyorsa, bu özgürlük eksik kalır.
Gerçek eşitlik, yalnızca kadının işe gitmesi değil; emeğin, bakımın, sorumluluğun ve kararların adil biçimde paylaşılmasıdır.

Kadınlık Doğal Görünen Bir Alışkanlık Mıdır
Toplumsal roller uzun süre tekrarlandığında doğal görünmeye başlar. Beauvoir'ın en güçlü tespitlerinden biri budur. İnsanlar çoğu zaman toplumsal olarak öğrendikleri şeyleri doğanın buyruğu sanır.
Mesela “kadınlar daha duygusaldır”, “erkekler daha mantıklıdır”, “kadınlar ev işlerinde daha iyidir”, “erkekler liderliğe daha yatkındır” gibi cümleler çoğu zaman doğal gerçeklik gibi sunulur. Oysa bunların büyük bölümü eğitim, beklenti, alışkanlık ve ödül-ceza düzeniyle üretilir.
Bir insana çocukluktan itibaren bakım rolü verilirse, o kişi bakımda ustalaşır. Bir insana liderlik fırsatı verilirse, o kişi liderlikte gelişir. Sonra toplum bu sonucu doğalmış gibi gösterir.
Kadınlık da böyle kurulmuştur. Sürekli tekrar edilen roller, zamanla doğal sanılmıştır. Fakat doğal sanılan her şey gerçekten doğal değildir.

Kadın Kendi Kimliğini Nasıl Yeniden Kurabilir
Beauvoir'a göre kadın özgürleşmesi, yalnızca dış baskıların kaldırılmasıyla tamamlanmaz. Kadının kendi içindeki öğrenilmiş sınırları da fark etmesi gerekir.
Çünkü baskı yalnızca dışarıda değildir. Bazen insanın içine yerleşir. Kadın, toplumun kendisine söylediği sözleri zamanla kendi iç sesi sanabilir.
“Ben yapamam.”
“Bana yakışmaz.”
“İnsanlar ne der
“Bu kadar istemem doğru mu
“Fazla güçlü görünür müyüm
Bu yüzden özgürleşme, önce bir fark ediştir. Kadın, kendisine öğretilen kadınlık ile kendi gerçek arzusu arasındaki farkı görmeye başladığında, kimliğini yeniden kurabilir.
Bu süreçte kadın, erkek gibi olmaya çalışmaz. Kadın, erkeğin kurduğu ölçüye göre değil, kendi varoluşunun derinliğine göre kendini inşa eder.

Özgürlük Beauvoir'a Göre Ne Anlama Gelir
Beauvoir varoluşçu bir düşünürdür. Bu nedenle onun için insan, hazır bir özle tamamlanmış değildir. İnsan, seçimleriyle, eylemleriyle ve dünyaya yönelişiyle kendisini kurar.
Fakat özgürlük, boşlukta yaşanan bir şey değildir. Her insan bir durum içinde doğar. Kadın da bedeni, ailesi, sınıfı, kültürü, dili ve toplumsal koşulları içinde yaşar.
Beauvoir'ın büyüklüğü burada ortaya çıkar: O, kadının koşullarını görür; ama kadını bu koşullara tamamen mahkûm etmez.
Özgürlük, koşulları inkâr etmek değildir. Özgürlük, o koşullar içinde kendini aşma gücü bulmaktır.
Kadın için özgürlük şudur:
Kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmak.
Kendi hayatını yalnızca başkalarının beklentileriyle kurmamak.
Kendi emeğinin değerini bilmek.
Kendi sesini saklamamak.
Kendi arzularından utanmamak.
Kendi düşüncesini erkek onayına teslim etmemek.
Kendi geleceğini seçebilmek.

Erkek Bu Düzenin Neresindedir
Beauvoir'ın düşüncesi yalnızca kadını anlatmaz; erkeğin tarihsel olarak nasıl merkez haline getirildiğini de gösterir. Erkek çoğu zaman özne, akıl, norm, güç ve evrensel insan olarak kurgulanmıştır.
Bu durum erkeğe ayrıcalık verir; fakat aynı zamanda erkeği de belli rollere hapseder. Erkekten güçlü olması, ağlamaması, yönetmesi, kazanması, koruması, kontrol etmesi ve duygularını bastırması beklenir.
Kadının öteki yapılması, erkeğin sahte bir merkezlik içinde büyütülmesidir. Fakat bu merkezlik de insanı eksiltir. Çünkü erkek de gerçek bir insan olarak değil, iktidar rolünün temsilcisi olarak yaşamaya zorlanabilir.
Gerçek eşitlikte biri merkez, diğeri çevre değildir. İkisi de insan olmanın bütün imkânlarına açılır.

Bu Söz Günümüzde Neden Hâlâ Güçlüdür
Bugün kadınlar geçmişe göre daha fazla eğitim almakta, çalışmakta, üretmekte ve kamusal alanda görünür olmaktadır. Fakat Beauvoir'ın sözü hâlâ gücünü korur; çünkü kadınlık hâlâ çoğu yerde toplumsal beklentilerle biçimlendirilmektedir.
Modern dünyada baskılar daha görünmez hale gelebilir. Eskiden açık yasaklar daha belirginken, bugün kadınlar çoğu zaman mükemmel görünme, başarılı olma, iyi anne olma, çekici kalma, duygusal olarak güçlü durma, her şeyi aynı anda başarma baskısıyla karşılaşır.
Kadın artık sadece evde kalmaya zorlanmayabilir; fakat hem işte başarılı hem evde kusursuz hem ilişkide anlayışlı hem bedende genç hem ruhen dayanıklı olması beklenebilir.
Bu yüzden Beauvoir'ın cümlesi bugün de yankılanır. Çünkü kadınlık hâlâ yalnızca bir biyoloji değil, sürekli üretilen bir toplumsal senaryo olarak yaşanmaktadır.

Beauvoir'ın Sözü Yanlış Anlaşılınca Ne Olur
“Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü bazen yanlış biçimde “bedenin hiçbir anlamı yoktur” diye yorumlanabilir. Oysa Beauvoir bedeni yok saymaz. Tam tersine, bedeni çok ciddiye alır.
Onun söylediği şey, bedenin tek başına kader olmadığıdır. Kadın bedeni vardır; fakat o bedene toplumun yüklediği anlamlar zorunlu değildir.
Bir başka yanlış anlama da şudur: Beauvoir'ın kadınlığı tamamen yapay bir maske gibi gördüğü sanılır. Oysa onun derdi kadınlığı yok etmek değil, kadınlığın özgür olmayan biçimde dayatılmasına karşı çıkmaktır.
Kadın ister anne olur, ister olmaz. İster evlenir, ister evlenmez. İster çalışır, ister başka bir hayat biçimi kurar. Önemli olan, bu seçimlerin gerçekten özgür, bilinçli ve eşit koşullarda yapılabilmesidir.

Son Söz
Kadın Kendi Varoluşunu Toplumun Yazdığı Senaryodan Nasıl Geri Alır
Simone de Beauvoir'ın “Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü, insanlık tarihinin en derin yanılsamalarından birini açığa çıkarır: Toplum, kendi kurduğu rolleri çoğu zaman doğanın buyruğu gibi gösterir. Kadına öğrettiği sessizliği zarafet, fedakârlığı kader, güzelliği değer, anneliği tamamlanma, bağımlılığı sevgi, itaati ahlak gibi sunabilir.
Fakat Beauvoir bu perdenin arkasına bakar ve şunu söyler: Kadın, doğduğu anda eksik, ikincil ya da tamamlanmayı bekleyen bir varlık değildir. Kadın, toplumun ona yüklediği anlamlardan çok daha geniş, çok daha derin ve çok daha özgür bir bilinçtir.
Kadın olmak, başkalarının yazdığı rolü oynamak zorunda olmak değildir. Kadın olmak, kendi bedenini, kendi sesini, kendi düşüncesini, kendi emeğini ve kendi geleceğini sahiplenebilme cesaretidir.
Bu söz bize yalnızca kadını anlatmaz. İnsanı anlatır. Çünkü her insan, bir ölçüde toplumun kendisine verdiği maskelerle doğar; fakat özgürlük, o maskelerin arkasından kendi hakikatini çıkarabilme gücüdür.
“Kadın kendisine biçilen anlamı reddettiğinde yalnızca özgürleşmez; insanlığın eksik bırakılmış vicdanını da tamamlar.”
– Ersan Karavelioğlu