Martin Heidegger’e Göre Varlık Ve Zaman Nedir
Dasein, Kaygı, Ölüm Ve Otantik Yaşam Nasıl Açıklanır
“Zaman, insanın dışında akan bir nehir değil; insanın kendi varlığını ölüm, imkân ve seçim içinde duyduğu en derin iç ufuktur.”
– Ersan Karavelioğlu
Martin Heidegger’e göre Varlık Ve Zaman, yalnızca bir felsefe kitabının adı değildir. Bu ifade, insanın dünyadaki varoluşunu anlamak için açılmış büyük bir düşünce kapısıdır. Heidegger, bu eserinde felsefenin en eski ama en çok unutulmuş sorusunu yeniden sorar: Varlık nedir
Ona göre insanlar her gün birçok şeyin var olduğunu kabul eder: evler, yollar, bedenler, insanlar, düşünceler, duygular, ölüm, zaman, dünya... Fakat çoğu zaman şunu sormazlar: Bir şeyin var olması ne demektir
Heidegger’in cevabı, insanı yalnızca akıl sahibi canlı, biyolojik organizma, toplumsal birey ya da psikolojik özne olarak görmez. İnsan, onun dilinde Daseindır; yani kendi varlığını mesele edebilen, dünyada bulunan, zamana açılan, ölüme doğru yaşayan, kaygıyla sarsılan ve kendi hayatını otantik ya da sıradan biçimde sürdürebilen varlıktır.
Varlık Ve Zaman Nedir
Varlık Ve Zaman, Heidegger’in 1927’de yayımlanan başyapıtıdır. Bu eser, 20. yüzyıl felsefesinin en etkili, en zor ve en dönüştürücü metinlerinden biridir. Kitabın temel amacı, varlığın anlamını yeniden sormaktır.
Heidegger’e göre Batı felsefesi uzun süre tek tek var olan şeylerle ilgilenmiştir. İnsan nedir, ruh nedir, madde nedir, Tanrı nedir, bilgi nedir, doğa nedir gibi sorular sorulmuştur. Fakat bütün bu sorulardan önce gelen temel soru unutulmuştur: Varlık ne demektir
İnsan geçmişten gelir.
Şimdide bulunur.
Geleceğe doğru kendini tasarlar.
Ve bütün imkânlarının en uç sınırında ölümle karşılaşır.
Bu yüzden Varlık Ve Zaman, yalnızca teorik bir ontoloji kitabı değildir. Aynı zamanda insanın kaygı, ölüm, gündelik hayat, başkaları, seçim, otantiklik ve zamansallık içindeki varoluşunu açıklayan büyük bir varlık çözümlemesidir.
Heidegger Neden Varlık Sorusunu Yeniden Sorar
Heidegger’e göre felsefenin en temel sorusu varlık sorusudur, fakat bu soru tarih boyunca unutulmuştur. İnsanlar “var olanları” incelemiş, ama “var olmanın anlamını” yeterince düşünmemiştir.
Mesela bir masa vardır. Bir ağaç vardır. Bir insan vardır. Bir düşünce vardır. Bir duygu vardır. Fakat bunların her biri farklı biçimde vardır. Taşın varlığı ile insanın varlığı aynı değildir. Bir çekicin varlığı ile bir şiirin varlığı aynı değildir. Bir ölünün varlığı ile yaşayan insanın varlığı aynı değildir.
| Sıradan Soru | Heidegger’in Derinleştirdiği Soru |
|---|---|
| İnsan nedir | İnsan nasıl vardır |
| Dünya nedir | Dünya insan için nasıl açılır |
| Zaman nedir | İnsan varoluşu neden zamansaldır |
| Ölüm nedir | Ölüm insanın varlığını nasıl açığa çıkarır |
| Hakikat nedir | Varlık nasıl açığa çıkar |
Heidegger için felsefe, hazır tanımlarla yetinemez. Felsefe, insanın en alışılmış görünen şeyleri bile yeniden şaşkınlıkla sorabilmesidir.
Dasein Nedir
Dasein, Heidegger’in insan varlığını anlatmak için kullandığı en önemli kavramdır. Almanca’da “orada-varlık” anlamına gelir. Fakat Heidegger bu kelimeyle sıradan anlamda insanı değil, kendi varlığıyla ilişki kurabilen varlığı anlatır.
Dasein, kendisini yalnızca yaşayan bir canlı olarak bulmaz. O, kendi varlığını anlar, yorumlar, sorar, kaygılanır, seçer, kaçar, sahiplenir, unutur ve hatırlar.
Bir taş vardır; ama kendi varlığını sormaz.
Bir ağaç büyür; ama ölümünü varoluşsal bir imkân olarak düşünmez.
Bir hayvan çevresiyle ilişki kurar; fakat “ben nasıl varım
İnsan ise kendi varlığına dönebilir ve onu mesele edebilir.
| Varlık Türü | Heidegger Açısından Durum |
|---|---|
| Taş | Sadece mevcuttur |
| Bitki | Yaşar, fakat varlığını sorgulamaz |
| Hayvan | Çevresi içinde yaşar |
| Dasein | Kendi varlığını anlayan ve sorabilen varlıktır |
Dasein, dünyada yalnız başına duran bir nesne değildir. O, dünya içinde, başkalarıyla birlikte, geçmişten gelerek, geleceğe açılarak ve ölüme doğru yaşayarak var olur.
Dünya-İçinde-Varlık Ne Demektir
Heidegger’e göre insan önce zihninin içinde kapalı duran bir özne, sonra dış dünyaya bakan bir göz değildir. İnsan her zaman zaten bir dünyanın içindedir. Bu yüzden Heidegger, Dasein’ı dünya-içinde-varlık olarak tanımlar.
Bu kavram modern felsefedeki özne-nesne ayrımına büyük bir eleştiridir. İnsan dünyaya dışarıdan bakmaz; dünyada yaşar. Evde oturur, yolda yürür, bir aleti kullanır, biriyle konuşur, bekler, korkar, sevinir, karar verir.
Bir çekiç, fiziksel olarak tahta ve metalden oluşabilir. Fakat usta için çekiç, “çekiç” olarak, yani iş görme, tamir etme, kurma, üretme ilişkileri içinde anlam kazanır.
Bir ev sadece duvar değildir.
Bir yol sadece taş değildir.
Bir masa sadece ahşap değildir.
Bir kapı sadece nesne değildir.
Bunların hepsi insanın dünyası içinde anlam taşır.
Heidegger’in dünyası, hesaplanmış nesnelerden önce yaşanan anlam alanıdır.
Atılmışlık Nedir
Atılmışlık, insanın kendisini seçmediği bir dünyanın içinde bulmasıdır. İnsan kendi doğumunu, zamanını, ailesini, dilini, bedenini, kültürünü, tarihini ve başlangıç koşullarını seçmez. Fakat bu seçmediği koşullar içinde yaşamaya ve seçim yapmaya başlar.
Heidegger’e göre Dasein, dünyaya kendi iradesiyle gelmez. İnsan kendisini zaten başlamış bir hayatın içinde bulur.
İnsan şunları seçmez:
Doğduğu çağı.
Doğduğu aileyi.
İlk dilini.
İlk kültürel anlamlarını.
Ölümlü bir bedenle var olmayı.
Fakat insan yalnızca atılmış değildir. Aynı zamanda imkânlara açılır. Yani başlangıcını seçmez; ama bu başlangıçtan hareketle hayatını nasıl yorumlayacağını seçebilir.
| Atılmışlık | İmkân |
|---|---|
| Seçilmemiş başlangıç | Seçilebilir yön |
| Verilmiş dünya | Yorumlanabilir hayat |
| Miras alınmış dil | Yeni anlam kurma |
| Ölümlü beden | Otantik yaşam çağrısı |
| Tarihsel durum | Kendi varoluşunu sahiplenme |
Bu yüzden Heidegger’de atılmışlık kadercilik değildir. İnsan dünyaya atılmıştır; ama kendi imkânlarına da açıktır.
Tasarı Ve İmkân Ne Anlama Gelir
Heidegger’e göre insan yalnızca geçmişinden ibaret değildir. Dasein daima geleceğe doğru açılır. İnsan henüz olmadığı şeylere doğru yaşar. Bu yüzden Dasein, imkân varlığıdır.
İnsan sadece “şu anda ne ise” o değildir. İnsan aynı zamanda olabileceği şeylerle ilişki içindedir. Bir meslek seçer, bir ilişki kurar, bir hayat biçimi tasarlar, bir korkudan kaçar, bir hedefe yönelir, bir anlamı sahiplenir.
Bir taş sadece olduğu şeydir.
İnsan ise olabileceği şeylerle birlikte yaşar.
Bu nedenle Heidegger’de insanın varlığı sabit bir tanım değil, açık bir yöneliştir. İnsan kendini daima geleceğe doğru taşır.
Fakat bütün imkânların en son sınırı vardır: ölüm. İnsan ne kadar imkâna açılırsa açılsın, en kesin imkânı kendi ölümüdür. Bu yüzden Heidegger’de gelecek, ölüm bilinciyle derinleşir.
Kaygı Nedir
Heidegger’de kaygı, sıradan korkudan farklıdır. Korku belirli bir şeye yönelir. İnsan köpekten, hastalıktan, işini kaybetmekten veya karanlık bir sokaktan korkabilir. Fakat kaygı daha belirsiz, daha derin ve daha varoluşsaldır.
Kaygıda insan belirli bir nesneden değil, bütün varoluşunun temelsizliğinden sarsılır. Dünya bir an için tanıdık güvenini kaybeder. Gündelik anlamlar gevşer. İnsan kendi varlığının çıplaklığıyla karşılaşır.
Kaygı anında insan şunu hissedebilir:
Gündelik hayat eskisi kadar sağlam değildir.
Herkesin yaptığı şeyler birden anlamsızlaşır.
İnsan kendi yalnız varlığını fark eder.
Ölüm, zaman ve hiçlik düşüncesi yaklaşır.
Kendi hayatını gerçekten yaşayıp yaşamadığını sorgular.
Heidegger için kaygı sadece psikolojik bir rahatsızlık değildir. Kaygı, insanı “onlar”ın uyuşuk dünyasından çekip kendi varoluşuna döndürebilir.
Ölüm Heidegger’de Neden Merkezîdir
Heidegger’e göre Dasein, ölüme-doğru-varlıktır. İnsan yalnızca bir gün ölecek olan canlı değildir; öleceğini bilen ve bu bilgiyle yaşayan varlıktır.
Ölüm, insanın en kişisel ve en devredilemez imkânıdır. Kimse bizim yerimize ölemez. Başkaları bizimle birlikte yaşayabilir, bizimle acı çekebilir, bizi sevebilir; fakat ölümümüzü bizim yerimize yaşayamaz.
Gündelik hayatta ölüm çoğu zaman uzaklaştırılır. “İnsanlar ölür” denir. Ölüm haber olur, sayı olur, başkalarının başına gelen olay olur. Fakat Heidegger, insanı bu kaçıştan çıkarır: Ben öleceğim. Bu hayat sınırlı. Bu imkân bana ait.
| Gündelik Ölüm Anlayışı | Heidegger’in Ölüm Bilinci |
|---|---|
| Ölüm başkalarının başına gelir | Ölüm benim en kişisel imkânımdır |
| Ölüm ertelenir | Ölüm hayatı şimdi belirler |
| Ölüm unutulur | Ölüm otantikliği açar |
| Ölüm sıradanlaştırılır | Ölüm varoluşu ciddileştirir |
Heidegger için ölüm bilinci, insanı karamsarlığa hapsetmek zorunda değildir. Tam tersine, insanı kendi hayatını daha sahici biçimde sahiplenmeye çağırır.
Otantik Yaşam Nedir
Otantik yaşam, insanın kendi varoluşunu başkalarının ortalama beklentilerine, kalabalığın alışkanlıklarına ve gündelik kaçışlara bırakmadan sahiplenmesidir.
Heidegger’e göre insan çoğu zaman otantik yaşamaz. Gündelik hayatın içinde “herkes gibi” olur. Herkes nasıl düşünüyorsa öyle düşünür. Herkes neye önem veriyorsa ona önem verir. Herkes nasıl yaşıyorsa öyle yaşar.
Fakat ölüm bilinci ve kaygı, insanı bu ortalama yaşantıdan uyandırabilir.
Otantik yaşam şudur:
Kendi ölümünü ciddiye almak.
Kendi imkânlarını fark etmek.
Hayatı başkalarının beklentilerine bütünüyle teslim etmemek.
Gündelik kalabalığın içinde kaybolmamak.
Kendi varoluşunu sorumlulukla üstlenmek.
Otantiklik, toplumdan kaçmak değildir. İnsan yine başkalarıyla yaşar. Fakat artık kendisini bütünüyle anonim kalabalığın akışına bırakmaz.

Otantik Olmayan Yaşam Nedir
Otantik olmayan yaşam, insanın kendi varoluşunu fark etmeden, gündelik kalabalığın akışı içinde kaybolmasıdır. Heidegger bunu ahlaki anlamda basit bir suçlama olarak kullanmaz. Otantik olmamak, insanın gündelik varoluşunun doğal eğilimidir.
İnsan çoğu zaman kendi hayatını sorgulamak istemez. Çünkü sorgulamak rahatsız eder. Ölümü düşünmek sarsar. Kaygıyla yüzleşmek zordur. Bu yüzden insan gündelik meşguliyetlere, dedikoduya, meraka, oyalanmaya ve “herkes böyle yapıyor” rahatlığına sığınır.
Otantik olmayan yaşamda:
İnsan kendi ölümünü unutmaya çalışır.
Hayatı başkalarının ölçüsüyle değerlendirir.
Kendi imkânlarını kalabalığın beklentisine bırakır.
Derin sorulardan kaçar.
Sürekli meşgul olur, ama kendine dönmez.
Heidegger için bu durum insanın tamamen kötü olması anlamına gelmez. Fakat insan burada kendi varlığının derinliğini kaybeder. Otantiklik, bu kaybın fark edilmesiyle başlar.

“Onlar” Kimdir
Heidegger’in “onlar” kavramı, gündelik hayatın anonim kalabalığını anlatır. “Onlar” belirli bir kişi değildir. Herkestir ve hiç kimsedir. İnsan, “onlar”ın dünyasında kendisini ortalama beklentilere göre ayarlar.
“Onlar böyle der.”
“İnsanlar böyle yaşar.”
“Herkes böyle düşünür.”
“Böyle yapmak gerekir.”
“Böyle hissetmek normaldir.”
“Onlar” dünyasında insan çoğu zaman sorumluluğu da dağıtır. Çünkü kararın sahibi belirsizdir. Herkes konuşur ama kimse tam olarak sahiplenmez. Herkes yargılar ama kimse derin düşünmez. Herkes yaşar ama pek az kişi kendi varlığını sorar.
| “Onlar” Dünyası | Otantik Uyanış |
|---|---|
| Herkes gibi yaşamak | Kendi imkânını fark etmek |
| Ölümü uzaklaştırmak | Ölümü kişisel imkân olarak görmek |
| Dedikodu ve oyalanma | Sessiz düşünme |
| Ortalama beklenti | Sahici seçim |
| Sorumluluğu dağıtmak | Kendi varlığını üstlenmek |
Heidegger’in uyarısı açıktır: İnsan toplumsal hayat içinde yaşar; fakat kendi varlığını bütünüyle “onlar”a bırakırsa kendini kaybeder.

Zaman Heidegger’de Ne Anlama Gelir
Heidegger’e göre zaman, yalnızca saatle ölçülen dışsal bir akış değildir. Zaman, Dasein’ın varoluş yapısıdır. İnsan geçmişten gelir, şimdide bulunur ve geleceğe yönelir.
İnsan geçmişini taşır.
Geleceğe imkân olarak açılır.
Şimdide dünya ile meşgul olur.
Heidegger’de zamanın üç boyutu yalnızca kronolojik sıra değildir. Bunlar insanın varoluşsal yapısını anlatır:
| Zaman Boyutu | Varoluşsal Anlam |
|---|---|
| Geçmiş | Atılmışlık, miras, olmuşluk |
| Şimdi | Meşguliyet, dünya içinde bulunma |
| Gelecek | İmkân, tasarı, ölüm bilinci |
Heidegger için gelecek çok önemlidir. Çünkü insan kendisini imkânlara doğru tasarlar. Fakat geleceğin en kesin ufku ölümdür. Ölüm, insanın bütün imkânlarını sınırlayan son imkândır.
Bu yüzden Varlık Ve Zamanda zaman, varlığı anlamanın temel ufku haline gelir.

Geçmiş, Şimdi Ve Gelecek Dasein’da Nasıl Birleşir
İnsan zamanı parça parça yaşamaz. Geçmiş, şimdi ve gelecek birbirinden tamamen kopuk değildir. İnsan geçmişinden gelir, geleceğe doğru yaşar ve şimdiki davranışlarını bu iki yön içinde kurar.
Bir insanın geçmişi sadece geride kalmış olaylar değildir. Geçmiş, insanın içine atıldığı mirastır. Dil, aile, kültür, travmalar, sevinçler, alışkanlıklar ve öğrenilmiş anlamlar insanın şimdisinde yaşamaya devam eder.
Gelecek de sadece henüz gelmemiş zaman değildir. Gelecek, insanın kendisini doğru tasarladığı imkân alanıdır.
Bu yüzden Heidegger’de insanın şimdisi basit bir “an” değildir. Şimdi, geçmişin taşındığı ve geleceğin açıldığı varoluşsal düğümdür.
Otantik insan, geçmişini inkâr etmez; ama ona tamamen esir de olmaz. Geleceğe açılır; ama geleceği boş bir hayal olarak değil, ölüm bilinciyle sınırlanmış ciddi bir imkân olarak kavrar.

El-Altında-Olan Ve Mevcut-Olan Nedir
Heidegger, dünyadaki şeylerle ilişkimizi açıklarken iki önemli ayrım yapar: el-altında-olan ve mevcut-olan.
El-altında-olan, bir şeyi gündelik kullanım içinde, işleviyle ve anlam ağıyla deneyimlememizdir. Mesela çekiç, ustanın elinde sadece fiziksel bir nesne değildir; çivi çakmaya yarayan araçtır. İnsan onu teorik olarak incelemeden kullanır.
Mevcut-olan ise bir şeyi karşımızda duran nesne olarak teorik biçimde ele almamızdır. Çekiç kırıldığında ya da kullanılamaz hale geldiğinde, onu bir nesne olarak fark ederiz.
| Kavram | Anlamı |
|---|---|
| El-altında-olan | Kullanım içinde anlam kazanan şey |
| Mevcut-olan | Karşımızda nesne olarak duran şey |
| Gündelik dünya | Araçlar ve ilişkiler ağı |
| Teorik bakış | Nesneyi gözlemleme hali |
Bu ayrım, Heidegger’in dünyayı yalnızca nesneler toplamı olarak görmediğini gösterir. Dünya, insanın içinde yaşadığı, kullandığı, ilişki kurduğu ve anlamlandırdığı bir yapıdır.

Hakikat Varlık Ve Zaman’da Nasıl Anlaşılır
Heidegger’e göre hakikat yalnızca bir cümlenin doğru olması değildir. Klasik anlayışta hakikat çoğu zaman düşüncenin nesneye uygunluğu olarak görülür. Heidegger ise daha köklü bir hakikat anlayışı önerir: açığa çıkma.
Hakikat, gizli olanın açığa çıkmasıdır. Varlık, insanın dünyasında belirli biçimlerde kendini gösterir. Fakat her açığa çıkış aynı zamanda bir gizlenme de taşır. Çünkü bir şeyi belli bir açıdan görmek, başka yönlerin örtülü kalması anlamına gelebilir.
İnsan hakikate yalnızca soyut akılla ulaşmaz. Bazen kaygıda, bazen ölüm bilincinde, bazen sanat eserinde, bazen dilde, bazen gündelik bir aracın kullanımında hakikat açığa çıkar.
Hakikat şurada belirir:
Dünyanın anlamlı açılışında.
Dasein’ın kendi varlığını fark etmesinde.
Otantik karar anında.
Ölüm bilincinin açıklığında.
Varlığın gizlenip açılma hareketinde.
Bu nedenle Heidegger’in hakikat anlayışı, bilgi teorisinden daha derin bir varlık meselesidir.

Vicdanın Çağrısı Ne Demektir
Heidegger’de vicdanın çağrısı, insanı “onlar”ın dünyasından çıkarıp kendi varoluşuna çağıran sessiz bir uyarıdır. Bu çağrı ahlaki emirler listesi değildir. Vicdan burada “şunu yap, bunu yapma” diyen sıradan bir ahlak sesi değil; Dasein’ı kendi sahici imkânına çağıran varoluşsal sestir.
Vicdanın çağrısı gürültülü değildir. Sessizdir. İnsanı dış kalabalıktan içsel açıklığa çeker.
Bu çağrı insana şunları hatırlatır:
Sen kendi ölümüne doğru yaşıyorsun.
Bu hayat senin.
İmkânlarını sen üstlenmelisin.
Kalabalığın içinde kaybolma.
Kendi varoluşunu sahiplen.
Heidegger’de vicdan, suçluluk duygusundan daha derindir. İnsan, kendi varoluşunu tam olarak üstlenmediği için eksik kalır. Vicdan bu eksikliği duyurur ve insanı otantik yaşama çağırır.

Kararlılık Nedir
Kararlılık, Dasein’ın kendi varoluşunu otantik biçimde üstlenmesidir. İnsan, kaygı ve ölüm bilinciyle sarsıldıktan sonra kendi imkânlarına doğru daha sahici bir şekilde yönelir.
Kararlılık, rastgele inat etmek değildir. Kararlılık, insanın kendi faniliğini, atılmışlığını ve imkânlarını fark ederek yaşamını sahiplenmesidir.
Kararlılık şunları içerir:
Ölüm bilincinden kaçmamak.
Kendi imkânlarını seçmek.
Sorumluluğu kalabalığa dağıtmamak.
Geçmişini sahiplenmek.
Geleceğe açık ama fanilik bilinciyle yaşamak.
Heidegger’de kararlılık, insanı soyut bir kahramana dönüştürmez. İnsan hâlâ dünyadadır, başkalarıyladır, gündelik işler içindedir. Fakat artık bu dünyanın içinde daha uyanık, daha sahiplenmiş ve daha sahici biçimde bulunur.

Varlık Ve Zaman Bugünün İnsanına Ne Söyler
Bugünün insanı hız, teknoloji, tüketim, sosyal medya, iş temposu, beklenti, performans ve sürekli meşguliyet içinde yaşıyor. Her şey akıyor, her şey ölçülüyor, her şey paylaşılıyor; fakat insan bazen kendi varlığını sormayı unutuyor.
Heidegger bugün bize şunu sorardı:
Gerçekten yaşıyor musun, yoksa sadece meşgul müsün
Kendi hayatını mı sürdürüyorsun, yoksa “onlar”ın hayatını mı tekrar ediyorsun
Ölümünü hatırlıyor musun, yoksa onu haberlerin içine mi gömüyorsun
Dünyayı anlam alanı olarak mı görüyorsun, yoksa sadece kullanılacak kaynak olarak mı
Varlık Ve Zaman, bugünün insanına yavaşlamayı, düşünmeyi, ölüm bilinciyle yaşamayı, kaygıdan kaçmamayı, kendi imkânlarını sahiplenmeyi ve kalabalığın ortalama beklentileri içinde erimemeyi hatırlatır.
Bu yüzden Heidegger’in kitabı hâlâ canlıdır. Çünkü modern insan hâlâ aynı soruyla karşı karşıyadır: Ben burada nasıl varım

Son Söz
İnsan Zamanın İçinde Kendi Varlığını Nasıl Sahiplenir
Martin Heidegger’e göre Varlık Ve Zaman, insanın kendisini yeniden en derin yerinden sormasıdır. İnsan yalnızca yaşayan bir beden, düşünen bir zihin, çalışan bir varlık veya toplumsal bir rol değildir. İnsan, kendi varlığını anlayabilen, ölümünü bilen, zamana açılan, kaygıyla sarsılan, dünyada bulunan ve kendi hayatını otantik biçimde sahiplenme imkânı taşıyan varlıktır.
Heidegger bize şunu hatırlatır: İnsan dünyaya dışarıdan bakan bir seyirci değildir. İnsan zaten dünyanın içindedir. Dilin, bedenin, tarihin, başkalarının, araçların, hatıraların, korkuların, beklentilerin ve ölümün içinde var olur. Bu yüzden insanın hakikati, soyut tanımlardan önce yaşadığı dünyanın içinde belirir.
Kaygı insanı sarsar. Ölüm insanı çağırır. Vicdan insanı uyandırır. Otantiklik insanı kendi hayatına geri döndürür. “Onlar” insanı kalabalıkta eritmek ister; fakat Dasein, kendi varlığını sahiplenerek bu erimeye karşı uyanabilir.
Heidegger’in düşüncesi bize kolay bir mutluluk vaadi sunmaz. Fakat derin bir uyanış çağrısı bırakır: Kendi varlığını unutma. Ölümünü unutma. Zamanını unutma. Kalabalığın içinde kendini kaybetme. Dünya içinde yaşadığını fark et. Hayatını başkalarının ortalama cümlelerine teslim etme.
Çünkü insan, ancak kendi faniliğini ciddiye aldığında hayatını gerçekten sahiplenmeye başlayabilir.
“İnsan zamanı tüketmez; zamanın içinde kendi varlığını ya unutur ya da ölümün açıklığında yeniden bulur.”
– Ersan Karavelioğlu