Martin Heidegger Kimdir
Varlık Ve Zaman’ın Felsefesini Yazan Düşünür
“İnsan, varlığı yalnızca düşündüğü için değil; varlığın içinde kaygıyla, zamanla ve ölüm bilinciyle yaşadığı için hakikate yaklaşır.”
– Ersan Karavelioğlu
Martin Heidegger, 20. yüzyıl felsefesinin en etkili, en zor, en tartışmalı ve en derin düşünürlerinden biridir. Onun adı özellikle varlık sorusu, Dasein, zaman, ölüm bilinci, kaygı, otantiklik, dünya-içinde-varlık, teknoloji eleştirisi ve başyapıtı Varlık Ve Zaman ile anılır.
Heidegger’in temel meselesi şudur: Varlık nedir
Bu soru ilk bakışta çok soyut görünebilir; fakat Heidegger için felsefenin en unutulmuş, en temel ve en sarsıcı sorusudur. Ona göre Batı felsefesi yüzyıllar boyunca tek tek var olan şeyleri araştırmış; insanı, Tanrı’yı, doğayı, aklı, ruhu, maddeyi, nesneyi ve bilgiyi tartışmıştır. Fakat bütün bunlardan önce gelen varlık anlamını unutmuştur.
Heidegger bu yüzden felsefeyi yeniden en kök soruya döndürmek ister: Bir şeyin var olması ne demektir
Martin Heidegger Kimdir
Martin Heidegger, 1889 yılında Almanya’nın Messkirch kasabasında doğmuş, 1976 yılında hayatını kaybetmiş Alman filozoftur. Modern felsefenin en önemli isimlerinden biri kabul edilir. Özellikle fenomenoloji, varoluş felsefesi, hermeneutik, ontoloji, dil felsefesi ve teknoloji eleştirisi üzerinde çok büyük etki bırakmıştır.
Heidegger’in felsefi ünü büyük ölçüde 1927 yılında yayımlanan Varlık Ve Zaman adlı eserine dayanır. Bu eser, modern felsefenin yönünü değiştiren en etkili metinlerden biridir. Ancak Heidegger’in düşüncesi yalnızca bu kitapla sınırlı değildir. Daha sonraki döneminde dil, şiir, teknoloji, hakikat, sanat, yerleşme, düşünme ve varlığın tarihi üzerine derin metinler kaleme almıştır.
Heidegger’e göre insan, evrenin ortasında yalnızca düşünen bir akıl değildir. İnsan; dünyaya atılmış, zamana açılmış, kaygıyla sarsılmış, ölüme doğru yaşayan, anlam arayan ve varlığı sorabilen tek varlıktır.
Heidegger’in Temel Sorusu Nedir
Heidegger’in bütün felsefesinin merkezinde tek büyük soru vardır: Varlığın anlamı nedir
Bu soru basit gibi görünür; fakat Heidegger’e göre felsefenin en derin problemidir. Çünkü biz her gün birçok şeyin var olduğunu kabul ederiz: masa vardır, insan vardır, zaman vardır, dünya vardır, düşünce vardır, ölüm vardır. Fakat “var olmak” dediğimiz şeyin ne anlama geldiğini çoğu zaman sorgulamayız.
Heidegger’e göre Batı felsefesi, var olan şeyleri incelemiş; ama varlık sorusunu unutmuştur.
| Soru Türü | Örnek |
|---|---|
| Var olan nedir | İnsan nedir, doğa nedir, madde nedir |
| Varlık nedir | Bir şeyin var olması ne demektir |
Bu nedenle Heidegger’in felsefesi klasik anlamda “insan nedir
Bu soru, insanı sadece biyolojik bir canlı veya akıllı bir hayvan olarak değil, varoluşunun farkında olan, kendi varlığına soru sorabilen özel bir varlık olarak düşünmeye çağırır.
Varlık Ve Zaman Neden Bu Kadar Önemlidir
Varlık Ve Zaman, Heidegger’in en ünlü ve en etkili eseridir. Bu kitap, 20. yüzyıl felsefesinde büyük bir kırılma yaratmıştır. Çünkü Heidegger bu eserde felsefeyi yeniden varlık sorusuna döndürmeye çalışır.
Kitabın temel amacı, varlığın anlamını zaman ufku içinde açıklamaktır. Heidegger’e göre varlık, zamandan kopuk biçimde anlaşılamaz. İnsan kendi varlığını daima geçmiş, şimdi ve gelecek içinde yaşar. Bu yüzden insanın varoluşu temelde zamansaldır.
Varlık Ve Zaman şu soruları merkeze alır:
İnsan dünyada nasıl bulunur
Dasein nedir
Kaygı insan varoluşunu nasıl açığa çıkarır
Ölüm bilinci otantik yaşamı nasıl mümkün kılar
Gündelik hayat insanı nasıl kendinden uzaklaştırır
Zaman, varlığı anlamamızın temel ufku mudur
Bu eser, dili zor, kavramları yoğun ve yapısı derin bir kitaptır. Fakat etkisi çok büyüktür. Varoluşçuluktan hermeneutiğe, psikolojiden edebiyat kuramına, teolojiden mimarlığa kadar pek çok alanda iz bırakmıştır.
Dasein Nedir
Heidegger’in en önemli kavramlarından biri Dasein kavramıdır. Almanca’da “orada-varlık” anlamına gelen bu kavram, Heidegger’de insanı ifade eder. Fakat Heidegger özellikle “insan” kelimesi yerine Dasein der; çünkü insanı klasik tanımlardan kurtarmak ister.
Dasein, yalnızca biyolojik bir canlı değildir.
Dasein, yalnızca düşünen akıl değildir.
Dasein, yalnızca toplumun ürünü değildir.
Dasein, kendi varlığı üzerine soru sorabilen varlıktır.
Bir taş vardır; fakat kendi varlığını sormaz. Bir ağaç büyür; fakat “ben niçin varım
| Varlık Türü | Heidegger Açısından Durum |
|---|---|
| Taş | Sadece mevcuttur |
| Bitki | Yaşar ama varlığı sorgulamaz |
| Hayvan | Çevresiyle ilişkilidir |
| Dasein | Kendi varlığını anlayan ve sorgulayan varlıktır |
Dasein, dünyada yalnızca duran bir nesne değildir. O, dünyayı anlamlandıran, geleceğe yönelen, geçmişten gelen, başkalarıyla yaşayan, ölüme doğru var olan ve varlığı sorabilen varlıktır.
Dünya-İçinde-Varlık Ne Demektir
Heidegger’e göre insan, dünyadan ayrı duran bağımsız bir zihin değildir. İnsan her zaman zaten bir dünyanın içindedir. Bu yüzden Heidegger insanı dünya-içinde-varlık olarak tanımlar.
Bu kavram, modern felsefenin insanı özne, dünyayı nesne olarak ayıran yaklaşımına güçlü bir eleştiridir. Heidegger’e göre insan önce zihninin içine kapanıp sonra dış dünyaya ulaşmaya çalışmaz. İnsan zaten dünyada yaşar, çalışır, sever, korkar, kullanır, konuşur, ilişki kurar ve anlam verir.
Dünya-içinde-varlık şunu anlatır:
İnsan daima bir çevre içinde yaşar.
İnsan araçlarla, insanlarla, alışkanlıklarla ve anlamlarla çevrilidir.
Dünya, yalnızca nesneler toplamı değildir.
Dünya, insanın içinde yaşadığı anlam ağıdır.
Bir çekiç, yalnızca fiziksel bir nesne değildir. Usta için o bir iş aracıdır. Ev, yalnızca duvarlardan oluşmaz; barınma, alışkanlık, hafıza ve aidiyet taşır. Yol, yalnızca taş veya asfalt değildir; gitme, dönme, buluşma ve ayrılma anlamları taşır.
Heidegger’e göre insan dünyayı önce teorik olarak bilmez; önce pratik olarak yaşar.
Atılmışlık Ne Demektir
Heidegger’in önemli kavramlarından biri atılmışlıktır. İnsan kendisini seçmediği bir dünyada bulur. Doğduğu zamanı, ailesini, dilini, bedenini, kültürünü, tarihini ve başlangıç koşullarını kendisi belirlemez.
İnsan dünyaya kendi kararıyla gelmez; fakat geldiği dünyada seçimler yapmak zorunda kalır. İşte bu durum, Heidegger’in atılmışlık dediği varoluşsal gerçektir.
Atılmışlık şunları içerir:
Doğduğumuz zamanı seçmeyiz.
Ailemizi seçmeyiz.
Ana dilimizi seçmeyiz.
İlk kültürel anlamlarımızı seçmeyiz.
Ölümlü bir bedenle dünyaya gelmeyi seçmeyiz.
Fakat Heidegger için insan yalnızca atılmış değildir. İnsan aynı zamanda imkânlara açılan bir varlıktır. Yani insan başlangıcını seçmez; fakat o başlangıçtan hareketle kendi varoluşunu yorumlayabilir.
| Seçmediğimiz Alan | Yine De Açılan İmkân |
|---|---|
| Doğum koşulları | Hayatı yorumlama |
| Dil | Yeni anlam kurma |
| Tarih | Kendi yolunu seçme |
| Beden | Varoluşunu sahiplenme |
| Ölüm | Otantik yaşama uyanma |
Bu yüzden atılmışlık kadercilik değildir. İnsan dünyaya atılmıştır; ama tamamen kapatılmış değildir.
Kaygı Heidegger’de Neden Çok Önemlidir
Heidegger’in felsefesinde kaygı, sıradan korkudan farklıdır. Korku belirli bir şeye yönelir: Bir köpekten korkmak, hastalıktan korkmak, işini kaybetmekten korkmak gibi. Kaygı ise daha derin, daha belirsiz ve daha varoluşsaldır.
Kaygı, insanın bütün varoluşunu sarsar. Kaygı anında gündelik anlamlar gevşer. İnsan, alıştığı dünyanın güvenli düzeninden çıkar ve kendi varlığının çıplaklığıyla karşılaşır.
Kaygı anında insan şunu hissedebilir:
Dünya eskisi kadar sağlam görünmez.
Gündelik işler anlamını kaybeder gibi olur.
İnsan kendi yalnız varoluşunu fark eder.
Ölüm ve hiçlik düşüncesi yaklaşır.
Kendi hayatını gerçekten yaşayıp yaşamadığını sorgular.
Heidegger’e göre kaygı olumsuz bir ruh hali gibi görünse de felsefi açıdan çok önemlidir. Çünkü kaygı, insanı gündelik uyuşukluktan çıkarabilir. İnsan kaygı sayesinde kendi varoluşunu daha sahici biçimde görebilir.
Ölüm Heidegger’de Nasıl Anlaşılır
Heidegger’e göre insan, ölüme-doğru-varlıktır. Bu çok önemli bir kavramdır. İnsan yalnızca bir gün ölecek olan canlı değildir; insan, öleceğini bilen ve bu bilgiyle yaşayan varlıktır.
Ölüm, insanın en kişisel, en devredilemez ve en kesin imkânıdır. Kimse bizim yerimize ölemez. Ölüm, insanın bütün gündelik kaçışlarını, rollerini ve sahte güvenliklerini sarsar.
Gündelik hayatta insan ölümü çoğu zaman başkalarının başına gelen bir olay gibi düşünür. “İnsanlar ölür” deriz. Fakat bu cümle ölümü uzaklaştırır. Heidegger ise insanın şunu fark etmesini ister: Ben öleceğim. Bu hayat benim ve sınırlı.
| Gündelik Ölüm Anlayışı | Heidegger’in Ölüm Bilinci |
|---|---|
| Ölüm başkalarının başına gelir | Ölüm benim en kişisel imkânımdır |
| Ölüm ertelenir | Ölüm varoluşu şimdi belirler |
| Ölüm unutulur | Ölüm otantikliği açar |
| Ölüm sıradanlaştırılır | Ölüm hayatı ciddileştirir |
Ölüm bilinci insanı korkutabilir; fakat aynı zamanda onu kendi hayatını sahiplenmeye çağırır. Çünkü zaman sınırlıysa, insan başkalarının hayatını yaşamayı bırakıp kendi varoluşunu daha sahici biçimde seçmelidir.
Otantiklik Nedir
Heidegger’de otantiklik, insanın kendi varoluşunu başkalarının beklentileri, gündelik kalıplar ve anonim toplum içinde kaybetmeden sahiplenmesidir. Otantik insan, kendi ölümünü, kendi imkânlarını ve kendi sorumluluğunu fark eden insandır.
Otantiklik, toplumdan kaçmak veya yalnız yaşamak demek değildir. Otantiklik, başkalarıyla yaşarken bile kendi varoluşunu tamamen onlar dediğimiz anonim kalabalığın eline bırakmamaktır.
Otantik olmayan yaşamda insan şöyle yaşar:
Herkes ne yapıyorsa onu yapar.
Herkes ne düşünüyorsa onu düşünür.
Herkes nasıl konuşuyorsa öyle konuşur.
Kendi hayatını sorgulamadan akışa kapılır.
Ölümü unutarak yaşar.
Otantik yaşamda ise insan şunu sorar:
Ben gerçekten ne yapıyorum
Bu hayat benim mi
Kendi imkânlarımı mı yaşıyorum, yoksa başkalarının beklentisini mi
Ölümlü olduğumu bilerek nasıl yaşamalıyım
Heidegger için otantiklik, insanın kendi varlığını uyanık biçimde üstlenmesidir.

“Onlar” Kavramı Ne Anlama Gelir
Heidegger’in “onlar” kavramı, gündelik hayatın anonim kalabalığını ifade eder. İnsan çoğu zaman kendi düşüncesiyle değil, “herkesin” düşündüğü gibi düşünür. “Onlar böyle yapıyor”, “insanlar böyle konuşuyor”, “herkes böyle yaşıyor” diyerek kendi varoluşunu kalabalığın içine bırakır.
Onlar, belirli bir kişi değildir. Herkestir ve hiç kimsedir. Bu yüzden çok güçlüdür. Çünkü insan fark etmeden onun içinde erir.
“Onlar” dünyasında:
Herkes konuşur, ama kimse gerçekten düşünmez.
Herkes yargılar, ama kimse sorumluluk almaz.
Herkes yaşar gibi görünür, ama çoğu kişi kendi varlığını sormaz.
Ölüm bile sıradan bir haber gibi geçip gider.
Heidegger’e göre insan, “onlar” dünyasından tamamen kurtulamaz. Çünkü insan toplumsal bir varlıktır. Fakat insan, kendisini bütünüyle “onlar”a teslim ederse otantik varoluşunu kaybeder.

Zaman Heidegger’de Neden Varlığın Ufku Olarak Görülür
Heidegger’in felsefesinde zaman, yalnızca saatle ölçülen bir akış değildir. Zaman, insan varoluşunun temel yapısıdır. İnsan geçmişten gelir, şimdi içinde yaşar ve geleceğe doğru kendini tasarlar.
Dasein, zamansal bir varlıktır. İnsan yalnızca “şimdi”de duran bir nesne değildir. Geçmişini taşır, geleceğe yönelir ve şimdiyi bu iki boyut arasında yaşar.
Zamanın üç boyutu insan varoluşunda şöyle görünür:
| Zaman Boyutu | Varoluşsal Anlamı |
|---|---|
| Geçmiş | Atılmışlık, miras, olmuşluk |
| Şimdi | Gündelik meşguliyet, eylem, dünya içinde bulunma |
| Gelecek | İmkân, tasarı, ölüm bilinci |
Heidegger için gelecek özellikle önemlidir. Çünkü insan, kendisini imkânlara doğru açar. İnsan henüz olmadığı şeylere doğru yaşar. Fakat bütün imkânların en son sınırı ölümdür.
Bu yüzden zaman, insan varoluşunun dışındaki bir ölçü değil; insanın kendi varlığını anlama biçimidir.

Hakikat Heidegger’e Göre Nedir
Heidegger’e göre hakikat yalnızca bir önermenin doğru olması değildir. Klasik anlayışta hakikat çoğu zaman “düşüncenin nesneye uygunluğu” olarak tanımlanır. Heidegger ise hakikati daha köklü bir anlamda düşünür: Açığa çıkma, örtünün kalkması, gizli olanın görünür hale gelmesi.
Bu anlayış, Antik Yunanca aletheia kavramına dayanır. Aletheia, gizlenmiş olanın açığa çıkması anlamına gelir.
Bir şeyin hakikati, onun yalnızca ölçülebilir özelliklerinde değil; dünyamız içinde nasıl anlam kazandığında da ortaya çıkar. İnsan, var olanları sadece nesne olarak değil, anlamlı bir dünya içinde görür.
Hakikat şurada açığa çıkar:
Sanatta.
Dilde.
Düşünmede.
Kaygıda.
Ölüm bilincinde.
Dünyayla kurulan sahici ilişkide.
Heidegger’e göre hakikat her zaman açıklık ve gizlenme arasında yaşanır. Her açığa çıkış, aynı zamanda bazı şeyleri gizler. Bu yüzden hakikat, basit bir bilgi meselesi değil; varlığın derin oyunudur.

Heidegger’in Dil Anlayışı Nasıldır
Heidegger’in geç dönem düşüncesinde dil çok merkezi bir yer kazanır. Ona göre dil, yalnızca insanın iletişim aracı değildir. Dil, varlığın açıldığı yerdir. Heidegger’in meşhur ifadesiyle: Dil, varlığın evidir.
Bu cümle şunu anlatır: İnsan varlığı dil sayesinde anlar, yorumlar ve açığa çıkarır. Dil sadece bizim kullandığımız bir araç değildir; biz de dilin içinde düşünürüz.
Bu yüzden şiir, Heidegger için özel bir öneme sahiptir. Çünkü şiir, gündelik dilin aşınmış kalıplarının ötesinde varlığı yeniden duyurabilir. Özellikle Hölderlin gibi şairler Heidegger için düşüncenin yakın akrabalarıdır.
Dil şunları yapar:
Dünyayı adlandırır.
Varlığı açığa çıkarır.
İnsanın düşünme ufkunu kurar.
Hakikati taşır.
Gündelik dilde gizlenen derinliği şiirde yeniden görünür kılar.
Heidegger’e göre dil bozulduğunda düşünme de sığlaşır. İnsan kelimeleri yalnızca tüketim ve iletişim aracı haline getirdiğinde, varlığın derin sesini duymakta zorlanır.

Heidegger’in Teknoloji Eleştirisi Nedir
Heidegger’in en önemli geç dönem düşüncelerinden biri teknoloji eleştirisidir. Ona göre modern teknoloji yalnızca araçlardan ibaret değildir. Teknoloji, dünyayı belirli bir şekilde açığa çıkarma biçimidir.
Modern teknoloji, var olanları çoğu zaman kullanılabilir kaynak olarak görür. Doğa enerji kaynağına, insan iş gücüne, zaman verimlilik unsuruna, toprak üretim alanına, nehir enerji potansiyeline dönüşür.
| Teknolojik Bakış | Heidegger’in Kaygısı |
|---|---|
| Doğa kaynak olur | Varlığın derinliği unutulur |
| İnsan verimlilik unsuruna dönüşür | İnsan kendi varlığından uzaklaşır |
| Zaman hız ve üretimle ölçülür | Düşünme yavaşlığını kaybeder |
| Her şey hesaplanabilir sanılır | Gizem ve açıklık kaybolur |
Heidegger teknolojiyi tamamen reddetmez. Onun eleştirdiği şey, teknolojinin insanın dünyayı görme biçimini bütünüyle ele geçirmesidir.

Heidegger Ve Varoluşçuluk Arasındaki İlişki Nedir
Heidegger sık sık varoluşçulukla birlikte anılır. Özellikle Dasein, kaygı, ölüm, otantiklik ve seçim gibi kavramları varoluşçu düşünürleri derinden etkilemiştir. Jean-Paul Sartre başta olmak üzere birçok düşünür Heidegger’den etkilenmiştir.
Fakat Heidegger kendisini basit anlamda varoluşçu olarak görmez. Çünkü onun asıl amacı insanın bireysel dramını anlatmak değil, varlık sorusunu yeniden açmaktır. İnsan analizini de bu yüzden yapar: Çünkü varlığı sorabilen varlık insandır.
| Varoluşçulukta Vurgu | Heidegger’de Vurgu |
|---|---|
| Bireyin özgürlüğü | Dasein’ın varlık anlayışı |
| Seçim | İmkân ve otantiklik |
| Kaygı | Varlığın açığa çıkması |
| Ölüm | En kişisel imkân |
| Anlam krizi | Varlık sorusunun unutuluşu |
Bu yüzden Heidegger, varoluşçuluğu etkilemiş ama kendi düşüncesini daha derin bir ontolojik proje olarak görmüştür.

Heidegger Neden Tartışmalı Bir Düşünürdür
Heidegger’in felsefi büyüklüğü kadar tarihsel ve politik tartışmaları da vardır. Özellikle 1930’lu yıllarda Nazi Partisi ile ilişkisi, Freiburg Üniversitesi rektörlüğü dönemindeki tutumu ve sonrasında bu konudaki yetersiz hesaplaşması onu modern felsefenin en tartışmalı figürlerinden biri haline getirmiştir.
Bu durum, Heidegger okumalarında ciddi bir etik sorun doğurur. Bir yandan düşüncesi 20. yüzyıl felsefesini derinden etkilemiştir. Diğer yandan politik geçmişi ve Nazi dönemiyle ilişkisi görmezden gelinemez.
Bu konuda iki aşırı uçtan kaçmak gerekir:
Onu tamamen yok saymak, felsefe tarihindeki etkisini anlamayı zorlaştırır.
Onu yalnızca büyük düşünür diye aklamak, tarihsel sorumluluğu küçültür.
Heidegger bize zor bir ders bırakır: Derin düşünce, her zaman doğru politik ve ahlaki duruşu garanti etmez. Bu yüzden büyük filozofları okurken hem düşüncenin gücünü hem insanın yanılabilirliğini birlikte görmek gerekir.

Heidegger’in Etkilediği Alanlar Nelerdir
Heidegger’in etkisi yalnızca felsefeyle sınırlı değildir. Onun düşüncesi çok geniş alanlara yayılmıştır. Özellikle varoluşçuluk, hermeneutik, fenomenoloji, postmodern düşünce, yapısöküm, teoloji, edebiyat kuramı, psikoterapi, mimarlık, sanat felsefesi ve teknoloji eleştirisi üzerinde büyük iz bırakmıştır.
Etkilediği düşünür ve alanlardan bazıları şunlardır:
Jean-Paul Sartre üzerinde varoluş ve özgürlük tartışmalarında etkili olmuştur.
Hans-Georg Gadamer hermeneutik düşüncesinde Heidegger’den güçlü biçimde etkilenmiştir.
Jacques Derrida yapısöküm düşüncesinde Heidegger’le yoğun biçimde hesaplaşmıştır.
Hannah Arendt düşüncesinde dünya, varlık ve insan eylemi meselelerinde Heidegger etkisi görülür.
Modern psikoterapi alanında varoluşçu terapi yaklaşımlarına dolaylı katkı sağlamıştır.
Onun kavramları zor olabilir; fakat açtığı sorular bugün hâlâ canlıdır.

Heidegger Bugün Neden Hâlâ Okunmalıdır
Heidegger bugün hâlâ okunmalıdır; çünkü modern insan hâlâ varlık sorusunu unutma tehlikesi içindedir. Hız, teknoloji, tüketim, veri, üretim, performans ve gündelik telaş içinde insan çoğu zaman şunu sormayı unutur: Ben nasıl varım
Heidegger’in düşüncesi modern insana şunları hatırlatır:
Hayat yalnızca verimlilik değildir.
İnsan yalnızca biyolojik ya da ekonomik bir varlık değildir.
Dünya yalnızca kullanılacak nesneler toplamı değildir.
Ölüm, hayatı sahici biçimde düşünmeye çağırır.
Dil, düşüncenin evidir.
Kaygı, bazen hakikatin kapısını açar.
Teknoloji, dünyayı görme biçimimizi ele geçirebilir.
Bugünün dünyasında her şey hızlanırken, Heidegger’in sorusu daha da değerli hale gelir: Varlığı hâlâ duyabiliyor muyuz, yoksa yalnızca kullanıyor, ölçüyor, tüketiyor ve geçip gidiyor muyuz

Son Söz
Heidegger İnsanı Varlığın Unutulmuş Sorusuna Nasıl Geri Çağırır
Martin Heidegger, felsefeyi yeniden en kök, en eski ve en zor soruya döndürmek isteyen bir düşünürdür: Varlık nedir
Heidegger’e göre insan dünyaya dışarıdan bakan bir seyirci değildir. İnsan zaten dünyanın içindedir. Dilin, tarihin, bedenin, başkalarının, araçların, kaygının ve ölümün içinden var olur. Bu yüzden insanın hakikati, soyut düşüncenin soğuk uzaklığında değil; yaşanan dünyanın içinde, ölüm bilincinin açıklığında, kaygının sarsıntısında ve otantik seçimin ciddiyetinde belirir.
Bu nedenle Heidegger’in düşüncesi bir uyanış çağrısıdır. Ölümü hatırla. Zamanı duy. Kaygıdan kaçma. Dünyayı yalnızca kullanılacak nesneler toplamı sanma. Dili hafife alma. Teknolojinin bakışını tek hakikat sanma. Kendi varlığını başkalarının kalabalığında unutma.
Heidegger zor bir filozoftur; ama zor olduğu kadar derindir. Çünkü sorduğu soru, insanın en derin yerinden gelir: Ben burada nasıl varım
Ve belki de bu soru, modern insanın bütün gürültüler arasında yeniden duyması gereken en sessiz ama en büyük sorudur.
“Varlığı unutan insan, sonunda kendini de unutur; çünkü insan, yalnızca yaşayan değil, var olduğunu sorabildiği için insandır.”
– Ersan Karavelioğlu
Son düzenleme: