Mâide Suresi 24. Ayette “Ey Mûsâ! Onlar Orada Bulundukça Biz Oraya Asla Girmeyeceğiz; Sen ve Rabbin Gidin Savaşın, Biz Burada Oturacağız” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 24. ayet, korkunun yalnızca insanı geri çekmekle kalmayıp bazen sorumluluğunu başkasının omzuna bırakmasına da yol açabileceğini gösterir. İnanç, insanın ‘Birileri benim yerime yapsın’ dediği yerde değil, kendi payına düşen görevi üstlendiği yerde sınanır.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 24. ayet, Hz. Mûsâ ile İsrailoğulları arasındaki konuşmanın en çarpıcı noktalarından biridir.
Bir önceki ayette iman ve cesaret sahibi iki kişi kavme:
“Kapıdan girin. Oraya girdiğinizde galip geleceksiniz. Eğer müminseniz Allah’a tevekkül edin.”
demişti.
Fakat kavim bu çağrıyı kabul etmez.
Hz. Mûsâ’ya şu sert cevabı verir:
“Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız.”
Bu cevap yalnızca korkuyu değil;
sorumluluktan kaçışı,
pasifliği,
peygambere karşı saygısızlaşmayı
ve tevekkülün yanlış anlaşılmasını da ortaya koyar.
“Onlar Orada Bulundukça Biz Asla Girmeyeceğiz” Ne Demektir
Kavim artık geçici bir tereddüt ifade etmez.
Oldukça kesin konuşur:
“Asla girmeyeceğiz.”
Bu ifade korkunun karara dönüştüğü noktadır.
Başlangıçta:
“Orada güçlü insanlar var.”
denilmişti.
Şimdi ise:
“Ne olursa olsun gitmeyeceğiz.”
denilmektedir.
Korku böylece insanın bütün ihtimalleri kapatmasına yol açar.
“Asla” Kelimesindeki Kesinlik Neden Önemlidir
İnsan korktuğunda geleceği kesin biçimde biliyormuş gibi konuşabilir.
“Yapamam.”
“Başaramam.”
“Bu kesinlikle olmaz.”
“Hiçbir yolu yok.”
gibi cümleler kurabilir.
Oysa insan geleceği bilmez.
Mâide 24’te kavmin en büyük hatalarından biri, korkularını kesin gerçeklik gibi kabul etmeleridir.
Önceki Ayetteki Cesaret Çağrısı Neden Etkili Olmadı
Çünkü bilgi her zaman insanın davranışını değiştirmez.
İki adam onlara;
bir strateji göstermiş,
zafer ümidi vermiş,
Allah’a güvenmelerini söylemişti.
Fakat kavim korkusuna öylesine bağlanmıştır ki bu çağrı etkili olmaz.
Bu durum önemli bir gerçeği gösterir:
İnsan bazen doğru sözü duyar ama onu kabul edecek psikolojik hazırlığa sahip değildir.
“Sen ve Rabbin Gidin” Sözü Neden Çok Ağırdır
Bu ifade son derece saygısız bir tavır taşır.
Hz. Mûsâ onlara Allah’ın emrini iletmektedir.
Onlar ise görevi kendileri üstlenmek yerine adeta:
“Bizi bu işe karıştırma; sen hallet.”
demektedir.
Bu, peygambere karşı bir başkaldırı olmasının yanında insanın Allah ile yaptığı ahdi de ciddiye almamasını gösterir.
İnsan Allah’a Görev Dağıtabilir Mi
Hayır.
İnsan Allah’ın kuludur.
Kur’an’ın temel düzeninde Allah emreder, insan sorumluluk üstlenir.
Mâide 24’te ise bu ilişki tersine çevrilmiş gibi görünür.
Kavim adeta:
“Sen ve Rabbin bu işi yapın.”
der.
Bu ifade, insanın kendi sorumluluğundan kaçarken ne kadar ileri gidebileceğinin çarpıcı örneklerinden biridir.
“Gidin Savaşın” Sözü Neden Bir Sorumluluktan Kaçıştır
Çünkü görevin muhatabı yalnızca Hz. Mûsâ değildir.
Kavim de bu görevin parçasıdır.
Fakat onlar bütün yükü peygamberin üzerine bırakmaya çalışır.
Bu, günlük hayatta da sık görülen bir tavırdır:
“Birileri yapsın.”
“Devlet yapsın.”
“Yönetici yapsın.”
“Başka biri çözsün.”
“Ben karışmayayım.”
Toplumsal sorunlarda herkes böyle düşündüğünde sorumluluk ortada kalır.
“Biz Burada Oturacağız” Ne Anlama Gelir
Ayetin belki de en çarpıcı cümlesi budur:
“Biz burada oturacağız.”
Bu yalnızca fiziksel olarak oturmak değildir.
Pasifliği,
geri çekilmeyi
ve sorumluluğu reddetmeyi ifade eder.
İnsan bazen hiçbir şey yapmayarak da bir karar vermiş olur.
Eylemsizlik de bir tercihtir.
Hiçbir Şey Yapmamak Gerçekten Tarafsızlık mıdır
Her zaman değil.
Bazı durumlarda insanın bir sorumluluğu vardır.
O sorumluluğu yerine getirmemek:
“Ben hiçbir şey yapmadım.”
şeklinde masum bir durum olmayabilir.
Bazen yapılması gereken bir şeyi yapmamak da sonuç doğurur.
Mâide 24’te kavmin “oturacağız” sözü bu nedenle ciddi bir tavırdır.
Tevekkül İle “Allah Yapsın” Demek Arasında Ne Fark Vardır
Çok büyük fark vardır.
Tevekkül:
İnsan görevini yapar, sonucunu Allah’a bırakır.
Pasif kadercilik ise:
İnsan görevini yapmaz, sonucu Allah’tan bekler.
Mâide 24’te kavmin tavrı ikinci duruma yaklaşır.
Onlar kendileri mücadele etmek istemezken Allah’ın ve peygamberin problemi çözmesini bekler.
Kur’an’ın tevekkül anlayışı ise insanın çabasını dışlamaz.
Bu Ayet İnanç İle Eylem Arasındaki İlişkiyi Nasıl Gösterir
Kavim Allah’a inandığını söylemektedir.
Hz. Mûsâ’nın peygamber olduğunu da bilmektedir.
Fakat emir zorlaştığında iman davranışa dönüşmez.
Bu nedenle ayet çok temel bir soruyu gündeme getirir:
İnandığını söylediğin şey, zor anda sana ne yaptırıyor?
İnanç yalnızca sözde kalıyorsa sınav anında gücünü gösteremeyebilir.

Korku Nasıl İsyana Dönüşebilir
Korkunun kendisi günah değildir.
Fakat insan korkusunu yönetemezse şu aşamalar ortaya çıkabilir:
Önce:
“Korkuyorum.”
Sonra:
“Gitmek istemiyorum.”
Daha sonra:
“Gitmeyeceğim.”
En sonunda:
“Sen git.”
Mâide 24, korkunun sorumluluktan kaçışa ve sonunda açık bir başkaldırıya nasıl dönüşebileceğini gösterir.

Hz. Mûsâ’nın Durumu Neden Çok Zordur
Hz. Mûsâ uzun süre kavmini Firavun’un zulmünden kurtarmak için mücadele etmiştir.
Onları korumuş,
uyarmış,
rehberlik etmiş
ve Allah’ın mesajını aktarmıştır.
Şimdi ise aynı toplum:
“Sen ve Rabbin gidin savaşın.”
demektedir.
Bir lider için bundan daha ağır hayal kırıklıklarından biri, bütün çabalarına rağmen kendi toplumunun sorumluluk almamasıdır.

Bu Ayet Liderlik Açısından Ne Öğretir
Bir lider her şeyi tek başına yapamaz.
En büyük lider bile toplumun yerine sürekli karar veremez.
İnsanları yönlendirebilir.
Doğruyu gösterebilir.
Cesaret verebilir.
Ama sonunda insanlar kendi sorumluluklarını üstlenmek zorundadır.
Mâide 24 şu gerçeği gösterir:
Takipçileri sorumluluk almayan bir liderin gücü sınırlıdır.

İnsan Neden Sorumluluğu Başkasına Atmak İster
Çünkü sorumluluk risk taşır.
Bir karar verdiğinizde sonuçtan da pay alırsınız.
Başarısızlık ihtimali vardır.
Eleştiri olabilir.
Kayıp olabilir.
Bu yüzden bazı insanlar şöyle düşünür:
“Başkası karar versin; kötü olursa da ben sorumlu olmayayım.”
Mâide 24 tam olarak bu psikolojiyi düşündürür.

“Biz Burada Oturacağız” Zihniyeti Günümüzde Nasıl Görülür
Bu tavır hayatın pek çok alanında görülebilir.
Bir insan:
“Biri gelip hayatımı düzeltsin.”
“Birileri bu sorunu çözsün.”
“Şartlar kendiliğinden değişsin.”
“Ben hiçbir risk almayayım.”
diye düşünebilir.
Fakat birçok problem insan harekete geçmeden çözülmez.
Beklemek bazen çözüm değil, problemin devam etmesidir.

Bu Ayet Körü Körüne Tehlikeye Atılmayı mı Savunur
Hayır.
Bağlamda belirli bir peygamberlik emri vardır.
Bu nedenle ayeti:
“Her risk gördüğünde düşünmeden üzerine git.”
şeklinde yorumlamak doğru değildir.
Akıl,
plan,
hazırlık
ve gerçekçi risk değerlendirmesi önemlidir.
Eleştirilen şey, bütün bunlardan önce korkuya teslim olup görevi baştan reddetmektir.

Mâide 22, 23 ve 24 Birlikte Nasıl Bir Hikâye Oluşturur
Bu üç ayet insan psikolojisinin aşamalarını gösterir.
Mâide 22:
“Orada güçlü insanlar var.”
Korku.
Mâide 23:
“Kapıdan girin ve Allah’a güvenin.”
Cesaret çağrısı.
Mâide 24:
“Sen ve Rabbin gidin; biz oturacağız.”
Sorumluluktan kaçış.
Böylece tek bir olay içinde korku, cesaret ve pasiflik karşı karşıya gelir.

Ayetin En Büyük Ahlaki Uyarısı Nedir
Belki de şudur:
Allah’a güvenmek, görevimizi Allah’a bırakmak değildir.
İnsan kendi payına düşeni yapmak zorundadır.
Dua eder ama çalışır.
Tevekkül eder ama tedbir alır.
Allah’tan yardım ister ama kendi sorumluluğunu yerine getirir.
İnanç insanı eylemsiz hâle getiriyorsa burada tevekkül kavramının yanlış anlaşılması ihtimali vardır.

Mâide Suresi 24. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 24. ayet insanın sorumluluk karşısında kullanabileceği en eski mazeretlerden birini gösterir:
“Bir başkası yapsın.”
İsrailoğulları karşılarındaki güçlü topluluğu görür.
Korkarlar.
Bu insani bir durumdur.
Fakat sorun korkmaları değildir.
Sorun korkunun sonunda şu cümleye dönüşmesidir:
“Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturacağız.”
Bu cümleyle insan kendi hayatındaki sorumluluğu tamamen dışarıya verir.
Oysa hayatın birçok alanında hiç kimse bizim yerimize;
cesur olamaz,
karar veremez,
hatalarımızı düzeltemez,
karakterimizi inşa edemez
ve görevimizi yerine getiremez.
Başkaları bize yol gösterebilir.
Hz. Mûsâ gibi hatırlatabilir.
Mâide 23’teki iki adam gibi cesaret verebilir.
Fakat sonunda adımı insanın kendisi atmak zorundadır.
Bu nedenle Mâide 24, tevekkül ile pasiflik arasındaki sınırı çok güçlü biçimde gösterir:
Tevekkül, “Allah benim yerime yapsın” demek değildir.
Tevekkül:
“Ben elimden geleni yapacağım ve sonucunu Allah’a bırakacağım.”
demektir.
Belki de ayetin bugün insanın yüzüne tuttuğu en güçlü ayna şudur:
Hayatımızda kaç kez:
“Birileri bunu benim için çözsün.”
dedik?
Ve kaç kez aslında çözümün ilk adımının bizim ayağa kalkmamız olduğunu unuttuk?
“Mâide Suresi 24. ayet, insanın Allah’a güvenmek ile kendi sorumluluğunu Allah’a bırakmak arasındaki farkı anlamasını ister. Dua edip oturmakla, dua edip yürümek aynı şey değildir. İnsan kendi payına düşen adımı atmadığında tevekkül değil, sorumluluktan kaçış başlayabilir.”
Ersan Karavelioğlu