📖 Kehf Suresi 28. Ayette “Sabah Akşam Rablerine Dua Eden ve O’nun Rızasını İsteyenlerle Beraber Sabret; Dünya Hayatının Süsünü İsteyerek Gözlerini Onlardan Ayırma” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,994
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Kehf Suresi 28. Ayette “Sabah Akşam Rablerine Dua Eden ve O’nun Rızasını İsteyenlerle Beraber Sabret; Dünya Hayatının Süsünü İsteyerek Gözlerini Onlardan Ayırma” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsanın yanında bulunmaya değer kişileri servetleri, makamları veya toplumdaki görünürlükleri değil; kalplerinin yönü belirler. Allah’ı samimiyetle arayan sade bir insan, dünyanın alkışladığı fakat kalbi hakikatten uzak birinden çok daha değerli olabilir. Kehf Suresi bize yalnız kim olduğumuzu değil, kimlerle beraber olduğumuzu da sorgulatır; çünkü insan çoğu zaman fark etmeden çevresinin değerlerine benzemeye başlar.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Kehf Suresi 28. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Kehf Suresi'nin 28. ayeti, insanın kimlerle beraber olması gerektiği, insanlara hangi ölçüyle değer vermesi gerektiği ve dünya hayatının gösterişi karşısında kalbini nasıl koruyacağı konusunda çok güçlü bir rehberlik sunmaktadır.

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını isteyerek dua edenlerle beraber sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil bıraktığımız, kendi arzusuna uyan ve işi aşırılık olan kimseye itaat etme.”
Kehf Suresi, 18:28
Bu ayette üç büyük ölçü öne çıkar: Samimi kullarla beraber olmak, insanların değerini dünya süsleriyle ölçmemek ve Allah'ı unutarak arzularının peşinden giden kimseleri hayatın ölçüsü hâline getirmemek.

2️⃣ “Sabah Akşam Rablerine Dua Edenlerle Beraber Sabret” Ne Anlama Gelir ❓​

Buradaki “sabret” ifadesi yalnız sıkıntıya dayanmak anlamında değildir. Aynı zamanda bu insanlarla beraberliğini kararlılıkla sürdür, onları küçümseme, onların yanında bulunmaktan vazgeçme anlamı taşır.

Çünkü insan bazen toplumdaki statü farklarından etkilenebilir.

Zenginlerle beraber olmak daha itibarlı görünebilir.

Güçlü kişilerle görünmek daha faydalı kabul edilebilir.

Toplumda tanınmış insanların çevresinde bulunmak insana değer kazandırıyormuş gibi düşünülebilir.

Ayet ise Peygamberimize çok farklı bir ölçü verir:

Allah'ı samimiyetle anan insanlarla beraber kal.

Bu insanların maddi imkânları az olabilir.

Toplumda yüksek makamları bulunmayabilir.

Fakat Allah katındaki değerlerini dünyadaki statüleri belirlemez.

3️⃣ “Sabah Akşam Rablerine Dua Edenler” Kimlerdir ❓​

Bu ifade Allah'ı düzenli biçimde anan, O'na kulluk eden ve hayatlarının yönünü Rablerine çevirmiş samimi müminleri anlatmaktadır.

“Sabah akşam” ifadesi yalnız günün iki belirli saatinde dua etmek anlamına indirgenmemelidir. Burada süreklilik, devamlılık ve hayatın Allah'ı anma bilinci içinde geçmesi öne çıkar.

Bu insanlar yalnız sıkıştıklarında dua eden kişiler değildir.

Allah'ı hayatlarının içinde tutarlar.

Nimet geldiğinde şükrederler.

Zorlukta dua ederler.

Karar verirken Allah'ı hesaba katarlar.

Hata yaptıklarında O'na dönerler.

Dolayısıyla ayetin tarif ettiği çevre, gösteriş peşinde koşan değil Allah'la ilişkisini canlı tutan insanların çevresidir.

4️⃣ “Allah’ın Rızasını İsteyenler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin en önemli ifadelerinden biri budur.

Bu insanlar Allah'a yalnız dünyalık kazanç için yönelmiyor.

İnsanların kendilerini dindar görmesini istemiyor.

Toplumda saygınlık kazanmak için ibadet etmiyor.

Asıl yönleri:

Allah'ın hoşnutluğunu istemektir.

Kur’an'daki “Allah'ın yüzünü istemek” anlamındaki ifade de burada maddi veya fiziksel bir tasvirden ziyade Allah'ın rızasını, yakınlığını ve O'na yönelişi anlatan güçlü bir kulluk ifadesidir.

Bu nedenle ayet, ibadetin görünüşünden önce niyetine dikkat çeker.

Aynı namazı iki kişi kılabilir.

Aynı yardımı iki kişi yapabilir.

Fakat niyetleri farklı olabilir.

Amelin dışarıdaki görüntüsü kadar kalbin neden yaptığı da önemlidir.

5️⃣ Bu Ayet Yoksul Müminlerin Zenginlerden Daha Değerli Olduğunu mu Söylüyor ❓​

Ayetin mesajı:

“Yoksulluk kendi başına üstünlük, zenginlik kendi başına kötülüktür.”

değildir.

Bir insan zengin olabilir ve son derece samimi bir mümin olabilir.

Bir insan fakir olabilir ama kötü ahlaklı davranabilir.

Dolayısıyla mal miktarı tek başına iman veya ahlak ölçüsü değildir.

Ayetin karşı çıktığı şey insan değerini servetle ölçmektir.

Bir kişiyi:

“Parası az, demek ki önemsiz.”

diye küçümsemek yanlıştır.

Aynı şekilde:

“Çok zengin, o hâlde mutlaka Allah katında daha değerli.”

demek de yanlıştır.

Kur’an'ın öne çıkardığı ölçüler iman, samimiyet, takva ve güzel ameldir.

Mal ise imtihan araçlarından biridir.

6️⃣ Peygamberimizin Samimi Fakat Fakir Müminlerden Uzaklaşmaması Neden Özellikle Vurgulanmıştır ❓​

Ayetin anlam dünyasında toplumda itibarlı veya güçlü görünen kimselerin, kendilerini sıradan gördükleri müminlerle aynı ortamda bulunmaktan hoşlanmamaları gibi bir sosyal baskı vardır.

Kur’an bu mantığı kabul etmez.

İslam'ın mesajı yalnız zenginlere ait değildir.

Yalnız yöneticilere ait değildir.

Yalnız yüksek sosyal sınıflara ait değildir.

Allah'ın huzurunda insanın ekonomik sınıfı, makamı veya ailesinin ünü onu otomatik olarak üstün hâle getirmez.

Bu nedenle Peygamberimize:

Samimi müminleri dünya statüsüne sahip insanları kazanmak uğruna kenara itme.

anlamında çok güçlü bir ölçü verilmektedir.

Bu, İslam'ın sosyal ahlakındaki büyük ilkelerden biridir:

İnsanın onuru servetinden önce gelir.

7️⃣ “Dünya Hayatının Süsünü İsteyerek Gözlerini Onlardan Ayırma” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade insan psikolojisini olağanüstü biçimde tarif eder.

İnsan gözü doğal olarak gösterişli olana çekilebilir.

Güzel ev.

Lüks araba.

Makam.

Şöhret.

Güçlü çevre.

Pahalı kıyafet.

Büyük takipçi kitlesi.

Bunların tamamı insanın dikkatini çekebilir.

Ayet ise:

“Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini samimi insanlardan çevirme.”

demektedir.

Yani görünüşe aldanıp değer sıralamanı değiştirme.

Bir insan sade yaşayabilir ama kalbi çok güzel olabilir.

Başka biri dışarıdan son derece etkileyici görünebilir fakat karakteri bozuk olabilir.

Gözün gördüğü parlaklık, kalbin değerini ölçmez.

8️⃣ Dünya Hayatının Süsü Kötü müdür ❓​

Hayır.

Kur’an'ın dünya hayatının süsünden söz etmesi, güzel evin, temiz kıyafetin, servetin veya maddi rahatlığın kendiliğinden kötü olduğu anlamına gelmez.

Problem süsün varlığı değil, süsün değer ölçüsüne dönüşmesidir.

Bir insan güzel bir eve sahip olabilir ve şükredebilir.

İyi para kazanabilir ve helalinden harcayabilir.

Güzel giyinebilir.

Başarılı olabilir.

Bunların hiçbiri tek başına yanlış değildir.

Sorun:

“Parası varsa değerlidir, yoksa değersizdir.”

anlayışıdır.

Dünya nimetleri kullanılabilir.

Ama insanları tarttığımız terazi yalnız dünya nimetleri olmamalıdır.

9️⃣ Kehf 28 Sosyal Statü Hakkında Bize Ne Öğretir ❓​

İnsan topluluklarında statü çok güçlü bir etkendir.

İnsanlar bazen bir kişinin makamına göre davranır.

Müdür geldiğinde ayağa kalkar.

Zengin kişinin sözünü daha dikkatle dinler.

Tanınmış birini görünce özel ilgi gösterir.

Sıradan gördüğü insana ise aynı değeri vermeyebilir.

Kehf 28 bu davranış biçimini sorgulamaktadır.

Çünkü Allah'ın ölçüsünde dışarıdan önemsiz görülen bir insan manevi açıdan çok değerli olabilir.

Bu nedenle bir Müslümanın insanlara davranışında temel ölçü:

“Bu kişinin bana ne faydası var?”

değil,

“Bu insanın da Allah'ın yarattığı bir onuru var.”

olmalıdır.

Statü saygıyı belirleyebilir ama insanlık değerini belirlememelidir.

🔟 “Kalbini Bizi Anmaktan Gafil Bıraktığımız Kimse” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade dikkatle anlaşılmalıdır.

İlk bakışta:

“Allah bazı insanları sebepsiz yere gafil yapıyor.”

gibi yanlış bir anlam çıkarmamak gerekir.

Kur’an'ın genel mesajında insan tercihleri, yönelişi ve sorumluluğu önemlidir. İnsan sürekli Allah'tan yüz çevirir, hakikati önemsemez ve arzularını hayatının merkezi hâline getirirse gaflet onun kalıcı hâline dönüşebilir.

Allah'ın hidayeti ve saptırması konusu Kur’an'ın bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir.

Burada keyfî ve sebepsiz bir zulüm fikri yoktur.

Allah kimseye haksızlık etmez.

Ayetin pratik mesajı şudur:

Allah'ı sürekli unutan ve hayatını yalnız arzularının yönettiği bir insanı kendine ahlaki rehber edinme.

1️⃣1️⃣ Gaflet Nedir ve İnsan Nasıl Gafil Hâle Gelir ❓​

Gaflet yalnız Allah'ın adını hiç anmamak değildir.

İnsan dilinde Allah'ın adı olduğu hâlde davranışlarında Allah'ı unutabilir.

Ticaret yaparken hile yapar.

Sonra dua eder.

İnsanların hakkını yer.

Sonra kendisini dindar görür.

Gücünü kötüye kullanır.

Ama hesap gününü davranışında hiç dikkate almaz.

Bu da gafletin bir biçimi olabilir.

Gaflet, insanın hayatını Allah'ın huzurunda yaşadığını unutmasıdır.

Bu yüzden zikir yalnız dildeki tekrar değildir.

Gerçek zikir, insanın davranışlarına da yön verir.

Allah'ı hatırlayan insan:

“Bunu yaparsam Rabbimin huzurunda bunun hesabını nasıl vereceğim?”

diye düşünebilir.

İşte hatırlamanın ahlaka dönüşmesi budur.

1️⃣2️⃣ “Kendi Arzusuna Uyan” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

İnsan arzularının bulunması tek başına kötü değildir.

Yemek isteriz.

Sevilmek isteriz.

Para kazanmak isteriz.

Dinlenmek isteriz.

Başarılı olmak isteriz.

Bunlar insan tabiatının parçalarıdır.

Problem, arzunun hayatın mutlak yöneticisi hâline gelmesidir.

İnsan:

“Canım istiyor, o hâlde doğrudur.”

demeye başlarsa ahlaki ölçü kaybolabilir.

Bazen istediğimiz şey yanlıştır.

Bazen arzumuzu sınırlamak gerekir.

Bazen kısa vadeli haz, uzun vadede zarar verir.

Kehf 28 bu nedenle arzuyu tamamen yok etmeyi değil, arzuyu doğru ölçü altında tutmayı öğretir.

Nefsin isteği vardır.

Ama son söz her zaman nefse ait değildir.

1️⃣3️⃣ Kendi Arzusunun Peşinden Gitmek Özgür Olmak Değil midir ❓​

Gerçek özgürlük yalnız:

“Canım ne isterse onu yaparım.”

demek değildir.

Çünkü insan her arzusunu takip ettiğinde bazen arzusunun kölesi hâline gelebilir.

Öfkelendiğinde hemen saldırıyorsa öfkesini kontrol etmiyor, öfkesi onu kontrol ediyor olabilir.

Alışveriş isteğini durduramıyorsa tüketme arzusu onu yönetiyor olabilir.

Sürekli takdir bekliyorsa insanların beğenisine bağımlı hâle gelebilir.

Gerçek özgürlük bazen:

“Bunu istiyorum ama doğru olmadığı için yapmayacağım.”

diyebilmektir.

İslam'ın nefis terbiyesi tam olarak burada anlam kazanır.

Özgürlük yalnız seçim yapabilmek değil, yanlış arzunun karşısında da seçim yapabilmektir.

1️⃣4️⃣ “Onun İşi Aşırılık Olmuştur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda geçen ifade, kişinin işinin ölçüyü aşmış, dağılmış, zayi olmuş veya doğru sınırları kaybetmiş bir hâle gelmesini düşündürmektedir.

Allah'ı unutmak.

Arzuyu rehber yapmak.

Sonra da hayatın ölçüsünü kaybetmek.

Bunlar birbirinden bağımsız değildir.

İnsan merkezini kaybettiğinde kararları da dağılabilir.

Bugün başka şeyi ister.

Yarın başka şeyi.

Kısa vadeli zevkler uzun vadeli amaçların önüne geçer.

Sonunda kişi:

“Ben aslında neyin peşindeyim?”

sorusunun cevabını bile kaybedebilir.

Kehf 28 bu nedenle insanı yalnız davranışını değil, hayatının merkezini sorgulamaya çağırır.

1️⃣5️⃣ Kehf 28 Arkadaş Seçimi Hakkında Ne Öğretir ❓​

Ayetin en güçlü günlük hayat mesajlarından biri arkadaş çevresiyle ilgilidir.

İnsan çevresinden etkilenir.

Arkadaşlarının konuşma tarzı.

Para anlayışı.

Ahlak ölçüsü.

Eğlence biçimi.

Başarı tanımı.

Zamanla insana sirayet edebilir.

Bu nedenle kimlerle vakit geçirdiğimiz önemlidir.

Ayet:

Allah'ı samimiyetle isteyenlerle beraber ol.

mesajı verir.

Bu, yalnız dindar görünen insanlarla arkadaş ol anlamına gelmez.

Asıl ölçü samimiyet ve ahlaktır.

Bir insan çok dinî kelime kullanabilir ama güvenilmez olabilir.

Başka biri daha az konuşur ama dürüst, merhametli ve Allah'a karşı samimi olabilir.

İyi çevre, insanın Allah'a yaklaşmasına ve karakterinin güzelleşmesine yardım eden çevredir.

1️⃣6️⃣ Kehf 28 Sosyal Medya Çağında Nasıl Anlaşılabilir ❓​

Bugün “gözlerini dünya hayatının süsüne dikme” uyarısı çok farklı bir anlam kazanmıştır.

İnsan birkaç dakika içinde yüzlerce kişinin hayatını görebiliyor.

Lüks tatiller.

Arabalar.

Evler.

Başarılar.

Güzellik.

Mükemmel görünen ilişkiler.

Bunları sürekli görmek insanın zihninde yanlış bir standart oluşturabilir.

Kişi kendi hayatına bakar ve:

“Ben geride kaldım.”

diye düşünebilir.

Oysa gördüğü görüntünün arkasındaki hayatın tamamını bilmiyor.

Kehf 28'in mesajı burada çok güçlüdür:

Gözünün gördüğü dünya süsünü, insan değerinin ve hayat başarısının tek ölçüsü hâline getirme.

İnsanın huzuru, sadakati, ailesi, vicdanı ve Allah'la ilişkisi bir fotoğrafta görünmeyebilir.

Ama bunlar hayatın en değerli tarafları olabilir.

1️⃣7️⃣ Kehf Suresi 27–29. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

  1. ayette:
“Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku.”

buyrulmuş ve Allah'ın sözlerini değiştirebilecek hiçbir gücün olmadığı bildirilmişti.

  1. ayette bu vahyin insan hayatındaki toplumsal karşılığı gösterilmektedir. Vahyi yalnız okumak yetmez; onun öğrettiği değerlere göre kimlerle beraber olduğumuzu ve insanları hangi ölçüyle değerlendirdiğimizi de düzeltmemiz gerekir.
Samimi müminlerin maddi durumları düşük diye onlardan uzaklaşmak, vahyin değer sistemine aykırıdır.

  1. ayette ise hakikat meselesi daha açık biçimde ortaya konacak ve:
“Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”

buyrulacaktır. Ardından inkâr ve zulmün sonuçlarına dikkat çekilecektir.

Böylece üç ayetin akışı şöyledir:

Hakikati vahiyden öğren, hakikati yaşayan samimi insanları dünya süsü uğruna terk etme ve insan tercihinin sonuçlarının bulunduğunu unutma.

1️⃣8️⃣ Kehf Suresi 28. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

İnsanları Allah’a yönelişleri ve ahlaklarıyla değerlendir; servetleri ve görünür statüleriyle değil.

Dünya insanı sürekli dış görünüşe bakmaya çağırır.

Ne giyiyor?

Ne kadar kazanıyor?

Hangi arabaya biniyor?

Kaç takipçisi var?

Kimlerle görüşüyor?

Kur’an ise daha derine bakar:

Kalbi nereye dönük?

Samimi mi?

Allah'ı hatırlıyor mu?

Dürüst mü?

Arzusunu hakikatin önüne koyuyor mu?

Bu ölçü yalnız başkalarını değerlendirmek için değil, kendimizi değerlendirmek için de kullanılmalıdır.

Belki asıl soru şudur:

Ben Allah’ın rızasını mı arıyorum, yoksa insanların gözünde değerli görünmeyi mi?

1️⃣9️⃣ Kehf Suresi 28. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Kehf Suresi'nin 28. ayeti, insanın sosyal hayatındaki en temel yanılgılardan birini hedef almaktadır:

İnsan değerini dış görünüş, para, makam ve dünya süsleri üzerinden ölçmek.

Bu yanılgı yalnız eski toplumlara ait değildir.

Bugün de son derece güçlüdür.

Bir ortamda pahalı giyinen biri geldiğinde insanlar hemen dikkat kesilebilir.

Tanınmış biri geldiğinde herkes onunla fotoğraf çekilmek isteyebilir.

Zengin kişinin anlattığı sıradan bir söz bile daha önemliymiş gibi dinlenebilir.

Aynı ortamda sade giyimli, sessiz ve maddi imkânı az olan bir insan görmezden gelinebilir.

Kehf 28 tam olarak bu değer sistemini sarsmaktadır.

Allah'ın ölçüsünde kişinin banka hesabı, kalbinin değerini göstermez.

Makamı takvasının belgesi değildir.

Takipçi sayısı ahlakının ölçüsü değildir.

Dünya statüsü ile Allah katındaki değer aynı şey değildir.

Bu son derece güçlü bir eşitlik anlayışıdır.

Fakat ayeti sınıfsal bir öfkeye dönüştürmek de doğru olmaz.

Kur’an:

“Zenginlerden nefret edin.”

demiyor.

Zengin bir mümin de Allah'ın rızasını isteyebilir.

Malını hayra kullanabilir.

İnsanlara yardım edebilir.

Adil davranabilir.

Fakir insan da kibirli, haksız veya kötü davranabilir.

Bu nedenle mesele para değil, kalbin yönüdür.

Ayetin tarif ettiği insanlar:

“Rablerinin rızasını isteyenler.”

Bu ifade bütün sosyal sınıfların üzerinde bir ölçüdür.

Zengin de olabilir.

Fakir de.

Genç de.

Yaşlı da.

Kadın da.

Erkek de.

Önemli olan Allah'a yöneliş ve samimiyettir.

Bu nedenle İslam toplumunun idealinde camide zengin ve fakir aynı safta durabilir.

Bu görüntünün manevi anlamı çok büyüktür.

Dışarıda birinin makamı yüksek olabilir.

Diğerinin hiçbir makamı olmayabilir.

Ama Allah'ın huzurunda ikisi de kul olarak durur.

Bu eşitlik insanın dünyadaki bütün farklılıklarını yok saymaz.

Ama hiçbir dünyevî farklılığı insanlık onurunun üzerine çıkarmaz.

Kehf 28'in:

“Onlarla beraber sabret.”

ifadesi ayrıca insanın iyi insanlarla beraberliğinin her zaman kolay olmayabileceğini de düşündürür.

Samimi insanlar her zaman bize ekonomik avantaj sağlamayabilir.

Bazen çevremize faydalı görünmeyebilirler.

Bazen toplum tarafından küçümsenebilirler.

İşte sadakat burada sınanır.

Bir insanı yalnız bize faydalı olduğu sürece seviyorsak bu gerçek dostluk olmayabilir.

Ayet bize insanların değerini çıkar üzerinden değil, hakikat üzerinden görmeyi öğretir.

Bu bugün arkadaşlık ilişkilerinde son derece önemlidir.

Bazı insanlar yalnız güçlü kişilerle arkadaşlık kurmak ister.

İşine yarayacak insanları arar.

Kartvizit toplar.

Çevre oluşturur.

Bunların iş dünyasında makul tarafları olabilir.

İnsan bağlantılar kurabilir.

Ama bütün ilişkileri:

“Bu insan bana ne kazandırır?”

sorusuna indirgerse insan ilişkisi ticari araca dönüşür.

Kehf 28'in ruhu:

“Bu insan bana ne kazandırıyor?”

sorusunun yanına:

“Bu insanın karakteri nasıl, onunla beraberlik beni nasıl biri yapıyor?”

sorusunu eklemektir.

Bu, arkadaş seçiminde büyük fark oluşturur.

Bir kişiyle vakit geçirdiğimizde sürekli başkalarını küçümsüyorsak, dedikodu yapıyorsak, paraya taparcasına konuşuyorsak ve insanları görünüşlerine göre değerlendiriyorsak çevremizin bizi hangi yöne çektiğini düşünmemiz gerekir.

Aynı şekilde bir insanla beraber olduğumuzda daha dürüst, daha sakin, daha merhametli ve Allah'ı daha çok hatırlayan biri oluyorsak o beraberlik büyük bir nimet olabilir.

Çevre yalnız zamanımızı değil, karakterimizi de şekillendirir.

İnsan fark etmeden arkadaşlarının kelimelerini kullanmaya başlar.

Sonra alışkanlıklarını.

Sonra değerlerini.

Bu nedenle iyi insanlarla beraberlik, insanın kendisini korumasının yollarından biridir.

Ayetin dünya süsü uyarısı ise günümüz tüketim kültürü açısından olağanüstü derecede günceldir.

İnsan artık yalnız kendi mahallesindeki zenginleri görmüyor.

Telefonunu açtığında dünyanın en zengin, en güzel, en başarılı ve en gösterişli insanların hayatları karşısına çıkıyor.

Bu sürekli karşılaştırma insanın kendi hayatını küçümsemesine yol açabilir.

Normal evi yetersiz görünür.

Normal araba kötü görünür.

Normal tatil değersiz görünür.

Normal beden çirkin görünür.

Normal hayat başarısız görünür.

Oysa sosyal medyada gördüğümüz hayatın büyük bölümü seçilmiş görüntülerdir.

İnsanların borçlarını görmeyiz.

Kaygılarını görmeyiz.

Aile içindeki sorunlarını görmeyiz.

Yalnızlıklarını görmeyiz.

Bazen yalnız vitrini görürüz.

Kehf 28:

“Gözlerini dünya hayatının süsüne dikme.”

derken insana karşılaştırma tuzağından çıkmak için çok güçlü bir ölçü verir.

Bu:

“Güzelliğe bakma.”

demek değildir.

“Güzelliği hayatın nihai değeri sanma.”

demektir.

İnsan güzel şeylerden yararlanabilir.

Güzel bir evde yaşayabilir.

Kaliteli şeyler alabilir.

Ama bunlar olmadığında kendi değerinin azaldığını düşünmemelidir.

Çünkü insanın onuru sahip olduğu eşyalardan gelmez.

Bu ayetin genç insanlar açısından mesajı özellikle önemlidir.

Bugün gençler çok erken yaşta görünüş, marka ve statü baskısıyla karşılaşabiliyor.

Hangi telefonu kullanıyor?

Hangi ayakkabıyı giyiyor?

Nereye tatile gidiyor?

Kaç takipçisi var?

Bu sorular genç insanın kendi değerini dış ölçülere bağlamasına yol açabilir.

Kehf 28 ise çok farklı bir eğitim verir:

Değerini başkalarının sana bakışından alma.

Allah'a yönelişin.

Karakterin.

Emeğin.

Dürüstlüğün.

Merhametin.

Bunlar çok daha kalıcı değerlerdir.

Bir telefon birkaç yıl sonra eskir.

Moda değişir.

Takipçi sayısı değişir.

Ama insanın karakteri onunla çok daha uzun süre yürür.

Ayetin gaflet uyarısı da bu noktada anlam kazanır.

Dünya süsüne fazla odaklanan insan zamanla Allah'ı unutabilir.

Kendi değerini görünüşe bağlar.

Sonra daha fazlasını ister.

Daha iyi araba.

Daha pahalı ev.

Daha çok beğeni.

Daha yüksek makam.

Bir noktada insanın hayatı “daha fazla” kelimesinin etrafında dönmeye başlayabilir.

Ne kadar kazanırsa kazansın yeterli gelmez.

Çünkü problem sahip olduğu şeyin miktarında değil, kalbinin doyma ölçüsündedir.

Kehf 28 bize dışarıdaki bolluğun içerideki huzuru garanti etmediğini hatırlatır.

İnsan çok şeye sahip olabilir ve sürekli eksik hissedebilir.

Başka biri daha sade yaşayabilir ama kalbi huzurlu olabilir.

Zenginlik ile doyum aynı şey değildir.

Bu nedenle ayet Allah'ı hatırlayanlarla beraberliği önemser.

Çünkü zikir insanın merkezini yeniden düzenler.

İnsan:

“Daha fazla ne alabilirim?”

sorusundan önce:

“Bana verilenlerin hakkını nasıl verebilirim?”

diye düşünmeye başlayabilir.

Bu şükürdür.

Şükür, daha iyiye ulaşma arzusunu tamamen yok etmez.

İnsan çalışmaya devam edebilir.

Ama sahip olmadıklarının peşinde koşarken sahip olduklarını değersiz görmez.

Şükür, hırsın zehrini azaltır.

Ayetin “kendi arzusuna uyana itaat etme” uyarısı ise çağımızda başka bir açıdan dikkat çekicidir.

Bugün bazı kişiler çok görünür olabilir.

Milyonlarca insan onları takip edebilir.

Fakat görünürlük, ahlaki rehberlik yetkisi değildir.

Bir insan eğlenceli olabilir.

Ünlü olabilir.

Çok para kazanabilir.

Bunların hiçbiri onun hayat anlayışının doğru olduğu anlamına gelmez.

Bu nedenle kimi takip ettiğimizi sorgulamamız gerekir.

Takip etmek yalnız ekrandaki bir düğmeye basmak değildir; sürekli dinlediğimiz insan zihnimizde yer kaplar.

Bir kişinin sözlerini her gün dinlersek değerlerinden etkilenebiliriz.

Bu yüzden dijital çağda Kehf 28'in:

“Kime itaat ettiğine dikkat et.”

mesajı çok geniş anlam kazanır.

Her popüler insan rehber değildir.

Her zengin insan başarı öğretmeni değildir.

Her güzel konuşan insan hikmet sahibi değildir.

İnsanların sözleri hakikat ölçüsünde değerlendirilmelidir.

Ayet aynı zamanda insanın kendi nefsini de sorgulatır.

Çünkü “arzusuna uyan kişi” yalnız dışarıdaki başka biri değildir.

O kişi biz de olabiliriz.

Bir başkasına bakıp:

“Bu adam nefsinin peşinde.”

demek kolaydır.

Ama asıl soru:

“Ben kendi arzularım karşısında ne durumdayım?”

olmalıdır.

Bir şey istediğimde kendimi durdurabiliyor muyum?

Öfkelendiğimde dilimi kontrol edebiliyor muyum?

Para kazanırken helal-haram sınırını koruyor muyum?

Birini çok sevdiğimde yanlışını görebiliyor muyum?

Birinden nefret ettiğimde ona adil davranabiliyor muyum?

İşte nefis terbiyesi burada başlar.

Ayet önce başkasını teşhis etmek için değil, kendimizi düzeltmek için okunmalıdır.

Kehf 28'in “sabret” emri bu açıdan çok anlamlıdır.

İyi insanlarla beraber kalmak bazen sabır ister.

Çünkü iyi arkadaş her istediğimizi onaylamaz.

Bazen bize:

“Burada yanlış yapıyorsun.”

der.

Bu rahatsız edici olabilir.

Nefsimizi sürekli öven çevre hoşumuza gidebilir.

Ama insanı gerçekten seven kişi gerektiğinde doğruyu söyleyebilir.

Bu nedenle iyi çevre yalnız bizi rahatlatan değil, bizi güzelleştiren çevredir.

Bir dost seni Allah'tan uzaklaştıran kararlarında sürekli alkışlıyorsa iyi niyetli bile olsa sana iyi gelmeyebilir.

Başka bir dost nazikçe:

“Bunu bir daha düşün.”

diyorsa bazen gerçek dostluk odur.

Kehf 28'in beraberlik öğretisi nicelikten çok kaliteye dikkat çeker.

Çok arkadaşın olması gerekmez.

Seni Allah'a ve güzel ahlaka yaklaştıran birkaç samimi insan, yüzlerce yüzeysel ilişkiden daha değerli olabilir.

Bu, toplumdan kopmak anlamına gelmez.

Farklı insanlarla görüşebiliriz.

İş yapabiliriz.

Komşuluk kurabiliriz.

Ama kalbimize en fazla etki eden yakın çevremizi bilinçli seçmek gerekir.

Çünkü:

İnsan yalnız seçtiği arkadaşlarla vakit geçirmez; zamanla onların bazı özelliklerini de taşımaya başlayabilir.

Ayetin sosyal adalet açısından da büyük mesajı vardır.

Bir toplum fakirleri görünmez hâle getiriyorsa, insan değerini ekonomik güce göre ölçüyorsa ve yalnız zenginlerin sözünü dinliyorsa ahlaki bir problem vardır.

İnsan ekonomik olarak başarılı olan kişiye saygı gösterebilir.

Ama yoksul bir insanı aşağılayamaz.

Çünkü yoksulluk insanın insanlık onurunu azaltmaz.

Aynı şekilde yardım yaparken de karşı tarafı küçümsememek gerekir.

Birine yardım etmek:

“Ben senden üstünüm.”

demek değildir.

Bugün sen yardım ediyorsun.

Yarın sen yardıma ihtiyaç duyabilirsin.

Hayat şartları değişebilir.

Bu nedenle gerçek yardımın içinde merhamet kadar saygı da bulunmalıdır.

Kehf 28'in dünya süsü hakkındaki uyarısı iş hayatında da çok önemlidir.

Bazen insanlar şirket içinde yalnız üst düzey yöneticilere iyi davranır.

Temizlik görevlisini görmezden gelir.

Garsona kaba davranır.

Şoföre yukarıdan bakar.

Ama şirket sahibini gördüğünde son derece nazik olur.

Bu davranış insanın karakteri hakkında çok şey söyler.

Gerçek nezaket, bize fayda sağlayabilecek insanlara gösterdiğimiz nezaket değildir.

Güçsüz gördüğümüz insana nasıl davrandığımız karakterimizin daha gerçek ölçülerinden biridir.

Kehf 28'in ruhuna uygun insan, insanları makamlarına göre insanlık sınıflarına ayırmaz.

Makamların görev farkı vardır.

Ama onurun temelinde hepimiz insanız ve Allah'ın kullarıyız.

Ayet ayrıca şöhret arzusunu da sorgular.

İnsan yalnız zengin olmak değil, görünür olmak isteyebilir.

Adının bilinmesini.

Fotoğrafının görülmesini.

Sözlerinin paylaşılmasını.

Bunların tamamı kendi başına günah değildir.

İnsan yaptığı güzel işin tanınmasını isteyebilir.

Fakat şöhret hayatın merkezi hâline geldiğinde tehlike başlar.

Kişi artık:

“Doğru olan ne?”

yerine:

“Bana ne kadar ilgi getirir?”

diye düşünmeye başlayabilir.

Bu durumda insanlar Allah'ın rızası yerine insanların bakışını aramaya başlayabilir.

Kehf 28'in başındaki:

“Rablerinin rızasını isteyenler.”

ifadesi burada çok güçlü bir karşı ölçüdür.

İnsan zaman zaman kendisine şunu sormalıdır:

“Bunu gerçekten doğru olduğu için mi yapıyorum, yoksa insanların beni alkışlamasını istediğim için mi?”

Niyetlerimizin tamamen saf olduğunu iddia etmek kolay değildir.

İnsanın içinde birçok motivasyon aynı anda bulunabilir.

Önemli olan sürekli kendimizi düzeltmeye çalışmaktır.

İyi bir iş yaptıktan sonra övgü hoşumuza gidebilir.

Bu insanîdir.

Ama övgü gelmediğinde iyiliği bırakıyorsak motivasyonumuzu yeniden düşünmek gerekebilir.

Allah’ın rızasını istemek, insanların takdirini hiç önemsememek değil; insanların takdirini nihai amaç hâline getirmemektir.

Kehf Suresi'nin 28. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: İnsanları paralarına ve statülerine göre mi değerlendiriyorum? Samimi ama sade insanları küçümsüyor muyum? Sosyal medyada gördüğüm hayatlarla kendimi sürekli kıyaslıyor muyum? Kimlerin sözlerini hayatımda rehber hâline getiriyorum? Arzularımı kontrol edebiliyor muyum, yoksa arzularım mı beni yönetiyor? Çevrem beni Allah’a ve güzel ahlaka yaklaştırıyor mu?

Bu sorular ayetin yalnız Peygamberimize belirli insanlarla oturmasını emreden tarihî bir hitap olmadığını; arkadaşlık, insan onuru, sınıf farkı, tüketim kültürü, sosyal medya, nefis terbiyesi, şöhret ve samimiyet hakkında çok kapsamlı bir hayat rehberi sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak Kehf 28 bize şunu öğretmektedir: Allah’ın rızasını samimiyetle isteyen insanları dünya ölçülerine göre küçümseme. Paranın, makamın ve gösterişin gözünü kamaştırmasına izin verme. Allah’ı unutan ve kendi arzusunu hayatın ölçüsü hâline getiren kişileri körü körüne takip etme. Kimlerle yürüdüğünü dikkatle seç; çünkü insanın çevresi zamanla kalbinin yönünü etkileyebilir.

Dünyanın gözü pahalı olana dönebilir.

Kalabalıklar güçlü olanın etrafında toplanabilir.

Şöhret insanları büyüleyebilir.

Ama Kur’an'ın terazisi başka türlü tartar.

Ve belki ayetin kalbe bıraktığı en büyük ölçü şudur:

İnsanın değeri cebinin büyüklüğünde değil, kalbinin hangi yöne baktığındadır.

⠀

🌿 Son Söz​

“Dünya insanı vitrini seyretmeye çağırır; Kur’an ise kalbin yönüne bakmayı öğretir. Bir insanın parası az olabilir fakat duası samimi, kalbi temiz ve sözü güvenilir olabilir; bir başkası dünyanın bütün süslerine sahip olduğu hâlde kendi arzularının esiri olabilir. Bu yüzden arkadaşımızı, dostumuzu ve örnek aldığımız insanları yalnız görünür başarılarına göre seçmeyelim. Çünkü dünya süsü gözümüzü etkileyebilir, fakat Allah katındaki gerçek değeri belirleyen kalbin samimiyeti ve insanın nasıl yaşadığıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt