Jean-Paul Sartre Kimdir
Varoluşçuluğun Özgürlük Ve Sorumluluk Filozofu
“İnsan, kaderin sessiz taşına kazınmış hazır bir yazı değildir; insan, her seçimiyle kendini yeniden yazan, özgürlüğünün ağırlığını omuzlarında taşıyan bilinçtir.”
- Ersan Karavelioğlu
Jean-Paul Sartre, 20. yüzyıl felsefesinin en etkili, en tartışmalı ve en sarsıcı düşünürlerinden biridir. O, yalnızca bir filozof değil; aynı zamanda romancı, oyun yazarı, denemeci, siyasi entelektüel, edebiyat kuramcısı ve modern insanın içsel yalnızlığını felsefi bir dile dönüştüren büyük bir düşünce figürüdür.
Sartre'ın adı en çok varoluşçuluk ile anılır. Onun felsefesinde insan, önceden belirlenmiş bir özle dünyaya gelmez. İnsan, önce var olur; sonra seçimleriyle, eylemleriyle, sorumluluklarıyla ve dünyaya karşı aldığı tavırla kendini kurar. Bu nedenle Sartre'ın meşhur düşüncesi şudur:
Varoluş, özden önce gelir.
Bu cümle, yalnızca felsefi bir formül değildir. Bu cümle, insanın omuzlarına bırakılmış büyük bir yükü anlatır: Özgürlük.
Sartre'a göre insan özgür olmaya mahkûmdur. Çünkü insan seçmemeyi seçtiğinde bile bir seçim yapmış olur. Kaçsa da, susmuş olsa da, beklese de, ertelemiş olsa da, sorumluluktan uzaklaşmaya çalışsa da insan kendi varoluşunun hesabından kurtulamaz.
Jean-Paul Sartre Kimdir
Jean-Paul Sartre, 1905 yılında Paris'te doğmuş, 1980 yılında yine Paris'te hayatını kaybetmiş Fransız filozof, yazar ve düşünürdür. 20. yüzyılın özellikle varoluşçuluk, özgürlük, sorumluluk, bilinç, kendini aldatma, başkalarının bakışı, politik angajman ve edebiyatın toplumsal rolü konularında en belirleyici isimlerinden biri olmuştur.
Sartre, felsefeyi yalnızca akademik bir disiplin olarak görmemiştir. Onun için felsefe, insanın yaşam karşısındaki çıplak sorumluluğunu, seçimlerinin ağırlığını, başkalarıyla ilişkisini ve dünyadaki konumunu anlamanın aracıdır.
| Alan | Sartre'ın Önemi |
|---|---|
| Felsefe | Varoluşçuluğun en güçlü temsilcilerinden biridir. |
| Edebiyat | Roman, oyun ve denemelerinde insanın özgürlük krizini işler. |
| Siyaset | Entelektüelin toplumsal sorumluluğunu savunur. |
| Etik | İnsanın seçimleriyle kendini ve insanlık imgesini kurduğunu söyler. |
| Psikoloji | Kendini aldatma, kaygı ve başkasının bakışı üzerine derin analizler yapar. |
Sartre'ın düşüncesi, modern insanın şu sorusuna güçlü bir cevap arar:
Hazır bir anlam yoksa, insan kendi anlamını nasıl kurar
Sartre'ın Hayatı Hangi Düşünsel Ortamda Şekillendi
Sartre'ın yaşadığı dönem, Avrupa'nın büyük kırılmalarla sarsıldığı bir dönemdir. Birinci Dünya Savaşı'nın mirası, İkinci Dünya Savaşı'nın yıkımı, Nazi işgali, toplama kampları, sömürgecilik, Soğuk Savaş, devrimci hareketler ve modern bireyin yalnızlaşması Sartre'ın düşünce dünyasını derinden etkilemiştir.
Sartre, yalnızca masa başında düşünen bir filozof değildir. Yaşadığı çağın acılarına, savaşlarına, politik çalkantılarına ve insanlık krizlerine doğrudan temas eden bir entelektüeldir.
Onun felsefesi bu yüzden soyut değildir. Sartre'ın düşüncesinde sokak, savaş, hapishane, işgal, direniş, aşk, korku, utanç, seçim, ihanet, özgürlük ve sorumluluk aynı anda yer alır.
Sartre'ın hayatı ile felsefesi birbirinden ayrı düşünülemez. Çünkü o, felsefeyi yaşama karşı verilen varoluşsal bir cevap olarak görmüştür.
Varoluşçuluk Nedir
Varoluşçuluk, insanın hazır bir anlam, hazır bir kader veya önceden belirlenmiş bir özle tanımlanamayacağını savunan felsefi yaklaşımdır. Bu düşünceye göre insan, kendi yaşamını seçimleriyle kurar.
Sartre'ın varoluşçuluğunda insanın özü doğuştan verilmiş değildir. İnsan önce dünyaya gelir, var olur, kendini bir durumun içinde bulur; sonra yaptığı seçimlerle kim olduğunu inşa eder.
| Geleneksel Öz Anlayışı | Sartre'ın Varoluşçuluğu |
|---|---|
| İnsan belirli bir özle doğar. | İnsan önce var olur, sonra kendini kurar. |
| Kader insanı belirler. | İnsan seçimleriyle kendini belirler. |
| Anlam dışarıdan verilir. | İnsan anlamı eylemleriyle oluşturur. |
| Sorumluluk sınırlıdır. | İnsan seçimlerinin yükünü taşır. |
Varoluşçuluk, insanı hem yüceltir hem de sarsar. Çünkü insana şunu söyler:
Sen hazır bir tanım değilsin. Sen, yaptıklarınsın.
Bu cümle özgürleştiricidir; fakat aynı zamanda korkutucudur. Çünkü artık insan, kendi yaşamının bahanesini tamamen dışarıda arayamaz.
“Varoluş Özden Önce Gelir” Ne Demektir
Sartre'ın en meşhur düşüncesi olan “varoluş özden önce gelir”, insanın önce dünyaya geldiğini, sonra seçimleriyle kendi kimliğini ve anlamını kurduğunu ifade eder.
Bir masa yapılmadan önce onun amacı bellidir. Masa, önceden tasarlanmış bir öze göre üretilir. Fakat Sartre'a göre insan böyle değildir. İnsan, önceden belirlenmiş bir kullanım amacıyla dünyaya gelmez.
İnsan önce vardır. Sonra ne olacağını seçer.
Bu yüzden insan:
Bu düşünce, insanı büyük bir özgürlükle karşı karşıya bırakır. Ancak bu özgürlük, rahatlatıcı bir hediye değil; çoğu zaman ağır bir yük gibidir.
Çünkü insan artık şöyle diyemez:
“Ben böyle yaratıldım, başka türlü olamazdım.”
“Şartlar beni tamamen belirledi.”
“Benim seçimim yoktu.”
Sartre'a göre her koşulda insanın bir tavır alma imkânı vardır. İşte bu imkân, özgürlüğün hem ihtişamı hem de ağırlığıdır.
İnsan Neden Özgür Olmaya Mahkûmdur
Sartre'ın en sarsıcı cümlelerinden biri şudur:
İnsan özgür olmaya mahkûmdur.
Bu ifade ilk bakışta çelişkili görünebilir. Çünkü özgürlük genellikle güzel, arzu edilen ve ferahlatıcı bir şey gibi düşünülür. Fakat Sartre için özgürlük aynı zamanda kaçınılamaz bir sorumluluktur.
İnsan seçim yapmaktan kaçamaz. Seçmemek de bir seçimdir. Susmak, beklemek, ertelemek, boyun eğmek, reddetmek, kaçmak veya kabullenmek insanın dünyaya karşı aldığı bir tavırdır.
| Durum | Sartre'a Göre Anlamı |
|---|---|
| Seçmek | Sorumluluğu üstlenmek |
| Seçmemek | Yine bir seçim yapmak |
| Kaçmak | Özgürlüğün yükünden uzaklaşmaya çalışmak |
| Susmak | Bir tavır almak |
| Eylemek | Kendini dünyada kurmak |
İnsan özgürdür; çünkü kendi varoluşuna anlam vermek zorundadır. Fakat bu özgürlük insanı kaygıya da sürükler. Çünkü artık insanın arkasına saklanabileceği mutlak bir bahane yoktur.
Sartre'a Göre Sorumluluk Neden Bu Kadar Ağırdır
Sartre'ın özgürlük anlayışı, sorumluluk düşüncesinden ayrılamaz. İnsan özgür olduğu için sorumludur. Fakat Sartre'a göre insan yalnızca kendinden sorumlu değildir; seçimleriyle aynı zamanda insanlık hakkında da bir imge ortaya koyar.
Bir insan bir davranışı seçtiğinde, aslında “insan böyle davranabilir” demiş olur. Bu nedenle her seçim, yalnızca bireysel değil; aynı zamanda evrensel bir yankı taşır.
Bu yüzden Sartre'ın felsefesinde sorumluluk çok ağırdır. Çünkü insan, kendi seçimlerinin ardına saklanamaz.
Ben böyle yaptım, çünkü herkes böyle yapıyordu demek Sartre için yeterli değildir.
Ben emir aldım demek de sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmaz.
Benim elimden bir şey gelmezdi demek de çoğu zaman kendini aldatmanın bir biçimi olabilir.
Sartre insana şunu hatırlatır:
Sen, seçtiğin şeysin. Ve seçtiğin şeyin anlamından kaçamazsın.
Kaygı Sartre Felsefesinde Neden Önemlidir
Sartre'a göre kaygı, insanın özgürlüğünü fark ettiğinde yaşadığı derin sarsıntıdır. Kaygı, basit bir korku değildir. Korku genellikle dışarıdaki belirli bir tehdide yönelir. Kaygı ise insanın kendi özgürlüğünün sınırsız ihtimalleri karşısında hissettiği içsel titreşimdir.
Bir uçurum kenarında duran insan yalnızca düşmekten korkmaz. Aynı zamanda kendini aşağı bırakabilecek özgür bir varlık olduğunu da ürpertici biçimde hisseder. İşte bu, Sartre açısından kaygının derin örneklerinden biridir.
| Korku | Kaygı |
|---|---|
| Belirli bir nesneye yönelir. | İnsanın kendi özgürlüğünden doğar. |
| Dış tehdit hissidir. | İçsel varoluş sarsıntısıdır. |
| Kaçma isteği doğurur. | Sorumluluğu fark ettirir. |
| Daha sınırlıdır. | Daha derin ve varoluşsaldır. |
Kaygı, Sartre için insanın zayıflığı değildir. Tam tersine, insanın özgürlüğünü fark etmesinin işaretidir. Çünkü yalnızca özgür bir varlık kaygı duyar.
Kendini Aldatma Nedir
Sartre'ın en önemli kavramlarından biri kendini aldatmadır. Kendini aldatma, insanın kendi özgürlüğünü ve sorumluluğunu inkâr ederek kendini sanki zorunlu bir nesneymiş gibi görmesidir.
İnsan bazen şöyle der:
“Ben böyleyim, değişemem.”
“Yapacak bir şey yok.”
“Şartlar beni buna zorladı.”
“Ben sadece rolümü oynuyorum.”
Sartre'a göre bu tür ifadeler bazen gerçek koşulları anlatabilir; fakat çoğu zaman insanın özgürlüğünden kaçmasının yollarına dönüşebilir.
Kendini aldatmada insan kendisini yalnızca bir rol, meslek, kimlik, karakter veya koşul gibi görür. Oysa Sartre'a göre insan hiçbir zaman tamamen bu rollere indirgenemez.
Kendini aldatma, insanın özgürlükten kaçmak için kendi üzerine kapattığı görünmez perdedir.
Bilinç Sartre'a Göre Nedir
Sartre'ın felsefesinde bilinç, kapalı bir iç kutu değildir. Bilinç her zaman bir şeye yönelmiştir. Bu anlayış fenomenolojiden gelir. Bilinç, nesnelerle, dünyayla, başkalarıyla ve kendi imkânlarıyla ilişki içinde var olur.
Sartre bilinç ile varlık arasında önemli bir ayrım yapar:
| Kavram | Anlamı |
|---|---|
| Kendinde Varlık | Nesnelerin dolu, kapalı, kendisiyle özdeş varlığı |
| Kendi İçin Varlık | Bilincin eksik, açık, kendini aşan varlığı |
Bir taş, kendisi neyse odur. Fakat insan böyle değildir. İnsan her zaman olduğundan fazlasına yönelir. İnsan kendini aşar, tasarılar kurar, geleceğe doğru açılır, henüz olmadığı şeyi olmaya çalışır.
Bu nedenle bilinç, Sartre için bir boşluk, açıklık ve aşma hareketidir.
İnsan, tam ve kapanmış bir varlık değildir. İnsan, daima kendini aşan bir projedir.

Başkalarının Bakışı Sartre'da Ne Anlama Gelir
Sartre'ın en etkileyici analizlerinden biri başkasının bakışı üzerinedir. İnsan kendini yalnızca içinden bilmez; başkasının bakışı altında kendini farklı şekilde fark eder.
Bir insan yalnızken kendini özgür ve rahat hissedebilir. Fakat bir anda başkası tarafından görüldüğünü fark ettiğinde, kendi bedeni ve davranışı ona başka bir şekilde görünür hale gelir. Utanç deneyimi burada çok önemlidir.
Utanç, insanın kendini başkasının gözünden yakalamasıdır.
Sartre'ın ünlü “cehennem başkalarıdır” sözü de bu bağlamda anlaşılmalıdır. Bu söz, başkalarının gerçekten cehennem olduğu anlamına gelmez. Daha derin anlamıyla, başkasının bakışı altında insanın kendini sabit bir imgeye hapsedilmiş hissetmesini anlatır.
Başkaları bizi tanır, yargılar, tanımlar, sınırlar ve bazen olduğumuzdan daha dar bir kalıba koyar. Fakat aynı zamanda başkaları olmadan kendimizi anlamamız da eksik kalır.

Sartre Ve Aşk İlişkisi Nasıl Düşünülür
Sartre'ın felsefesinde aşk da özgürlük ve başkasının bakışı problemiyle iç içedir. Aşk, yalnızca romantik duygu değildir; iki özgürlüğün karşı karşıya geldiği karmaşık bir ilişkidir.
İnsan sevdiği kişinin özgürce kendisini sevmesini ister. Fakat aynı zamanda o sevgiyi güvence altına almak, kalıcılaştırmak ve kaybetmemek ister. İşte burada büyük bir gerilim doğar.
Çünkü sevgi ancak özgür olduğunda anlamlıdır. Fakat özgür olan kişi her zaman vazgeçebilir.
| Aşkın Arzusu | Aşkın Çelişkisi |
|---|---|
| Sevilmek ister. | Sevginin zorunlu olmasını isteyebilir. |
| Başkasının özgürlüğünü ister. | O özgürlüğü ele geçirmek isteyebilir. |
| Yakınlık arar. | Kaybetme korkusu yaşar. |
| Tanınmak ister. | Nesneleşmekten korkar. |
Sartre'a göre aşk, iki özgürlüğün birbirini hem arzuladığı hem de tehdit ettiği bir alandır. Bu nedenle aşk, insanın en derin özgürlük sınavlarından biridir.

Sartre'ın Edebiyatı Felsefesiyle Nasıl Bağlantılıdır
Sartre yalnızca felsefi kitaplar yazmamıştır. Romanları, tiyatro oyunları ve denemeleriyle de varoluşçuluğu edebiyatın içine taşımıştır.
Onun en bilinen eserleri arasında Bulantı, Varlık ve Hiçlik, Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sinekler ve Sözcükler bulunur.
| Eser | Temel Tema |
|---|---|
| Bulantı | Varlığın anlamsız yoğunluğu ve insanın yabancılaşması |
| Varlık ve Hiçlik | Bilinç, özgürlük, hiçlik, başkası ve kendini aldatma |
| Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir | Varoluşçuluğun savunusu ve insanın sorumluluğu |
| Gizli Oturum | Başkasının bakışı ve insan ilişkilerindeki sıkışma |
| Kirli Eller | Siyaset, eylem, ahlak ve sorumluluk |
| Sözcükler | Çocukluk, yazarlık ve kimlik üzerine otobiyografik düşünceler |
Sartre'ın edebiyatı, felsefesinin sahneye, karaktere, duyguya ve çatışmaya dönüşmüş halidir. Onun karakterleri çoğu zaman seçim yapmak zorunda kalan, kaçan, kendini aldatan, özgürlüğüyle yüzleşen ve sorumluluğun ağırlığı altında ezilen insanlardır.

“Bulantı” Romanı Neden Önemlidir
Bulantı, Sartre'ın en önemli romanlarından biridir ve varoluşçuluğun edebi bakımdan en güçlü örnekleri arasında yer alır. Romanda Antoine Roquentin adlı karakter, varlığın çıplak, amaçsız ve fazla gerçekliğiyle karşı karşıya gelir.
Bulantı, sıradan bir mide rahatsızlığı değildir. Buradaki bulantı, varoluşun kendiliğindenliğini, nesnelerin açıklanamaz yoğunluğunu ve dünyanın hazır anlamlardan yoksun oluşunu fark etmenin yarattığı derin sarsıntıdır.
Bulantı, Sartre'ın felsefesini roman diliyle hissettirir. Bu eser, insanın varlık karşısındaki şaşkınlığını, yabancılaşmasını ve anlam arayışını çok güçlü biçimde yansıtır.

Sartre'ın Politik Düşüncesi Nasıldır
Sartre, felsefeyi yalnızca bireysel iç dünya meselesi olarak görmemiştir. Ona göre insan, tarih içinde, toplum içinde, ekonomik ve politik ilişkiler içinde var olur.
Bu nedenle Sartre, angaje entelektüel düşüncesini savunur. Yazar ve düşünür, yalnızca kendi dünyasına kapanmamalı; çağının adaletsizlikleri, savaşları, baskıları ve sömürgeci yapıları karşısında tavır almalıdır.
Sartre'ın politik tutumları zaman zaman yoğun biçimde eleştirilmiştir. Fakat onun temel vurgusu açıktır: İnsan, yalnızca kendisi için değil; yaşadığı dünya için de sorumludur.
Bu yüzden Sartre'ın felsefesinde özgürlük, yalnızca bireysel tercih meselesi değil; aynı zamanda tarihsel ve politik bir yükümlülüktür.

Sartre Nobel Edebiyat Ödülü'nü Neden Reddetti
Jean-Paul Sartre, 1964 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüş; ancak bu ödülü reddetmiştir. Bu tavır, onun entelektüel bağımsızlık anlayışıyla doğrudan ilişkilidir.
Sartre, yazarın kurumsal bir kimliğe dönüştürülmesine karşı mesafeli durmuştur. Kendisinin bir kurum tarafından onaylanmış resmi bir figür haline gelmesini istememiştir.
Bu ret, yalnızca kişisel bir kapris değildir. Sartre'ın düşünsel tavrıyla bağlantılıdır.
| Ret Gerekçesi | Felsefi Anlamı |
|---|---|
| Kurumsallaşmaya karşı mesafe | Yazarın bağımsız kalması |
| Resmi otoriteyle özdeşleşmeme | Entelektüel özgürlük |
| Kişisel unvana dönüşmeme | Düşüncenin kurumdan üstün tutulması |
| Yazarlığın eylem olarak korunması | Sözün özgür kalması |
Sartre için düşünür, kendini ödüllerin vitriniyle değil; çağın hakikatleri karşısında aldığı tavırla tanımlamalıdır.

Sartre Ve Simone De Beauvoir İlişkisi Neden Önemlidir
Sartre'ın düşünsel ve kişisel hayatında Simone de Beauvoir çok önemli bir yere sahiptir. Beauvoir, yalnızca Sartre'ın hayat arkadaşı değil; kendi başına büyük bir filozof, yazar ve feminist düşünürdür.
İkisi arasında alışılmış kalıpların dışında bir entelektüel ilişki vardı. Birbirlerinin eserlerini, fikirlerini, politik tavırlarını ve felsefi yönelimlerini derinden etkilediler.
Simone de Beauvoir'ın özellikle İkinci Cins adlı eseri, modern feminist düşüncenin en önemli metinlerinden biri kabul edilir. Sartre'ın varoluşçuluğundaki özgürlük, seçim ve toplumsal yapı tartışmaları Beauvoir'ın kadınlık, özgürlük ve baskı analizleriyle farklı bir derinlik kazanmıştır.
Bu ilişki, yalnızca özel hayatlarıyla değil; modern düşünce tarihindeki üretken etkisiyle de önemlidir.

Sartre'ın Eleştirilen Yönleri Nelerdir
Sartre çok etkili olduğu kadar çok eleştirilen bir düşünürdür. Bazı eleştirmenler onun özgürlük anlayışını fazla ağır ve birey merkezli bulur. Bazıları ise politik tavırlarında zaman zaman hatalı değerlendirmeler yaptığını savunur.
Özellikle erken dönem Sartre'da insanın özgürlüğüne yapılan güçlü vurgu, toplumsal ve ekonomik koşulların etkisini yeterince hesaba katmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Daha sonraki dönemlerinde Sartre, Marksizmle daha fazla ilgilenerek tarihsel ve toplumsal koşulları düşüncesine dahil etmeye çalışmıştır.
| Eleştiri Alanı | Açıklama |
|---|---|
| Aşırı özgürlük vurgusu | Koşulların insan üzerindeki etkisini zayıflatabilir. |
| Politik tutumlar | Bazı tarihsel olaylarda tartışmalı pozisyonlar almıştır. |
| İlişki anlayışı | Başkasıyla ilişkiyi fazla çatışmalı yorumladığı söylenebilir. |
| Dil ve üslup | Bazı felsefi eserleri oldukça yoğun ve zorlayıcıdır. |
Fakat tüm bu eleştirilere rağmen Sartre'ın felsefi gücü azalmamıştır. Çünkü o, insanı en rahatsız edici soruyla yüzleştirir:
Hayatını sen seçiyorsan, kim olduğunun sorumluluğunu ne kadar üstleniyorsun

Sartre Bugün Neden Hâlâ Önemlidir
Sartre bugün hâlâ önemlidir; çünkü modern insan hâlâ aynı sorunlarla yüzleşmektedir: Özgürlük, sorumluluk, kimlik, anlam, yabancılaşma, başkalarının yargısı, toplumsal baskı, politik tavır ve kendini aldatma.
Bugünün insanı da çoğu zaman şunları sorar:
Ben gerçekten özgür müyüm
Seçimlerim bana mı ait
Toplumun benden beklediği rolü mü oynuyorum
Kendi hayatımı mı yaşıyorum, yoksa bana verilen kimliği mi taşıyorum
Sorumluluğum nerede başlıyor
Sartre'ın felsefesi, bu sorulara kolay cevaplar vermez. Tam tersine insanı kolay cevaplardan çıkarır. Çünkü Sartre'a göre insan, kendi hayatının öznesi olmayı istiyorsa, önce kendi kaçışlarını, bahanelerini ve kendini aldatmalarını görmelidir.
Sartre'ın bugüne kalan büyük mesajı budur: İnsan, kendini ancak seçerek ve seçiminin sorumluluğunu alarak kurar.

Son Söz
İnsan, Seçimleriyle Kendi Varlığını Yazan Bir Bilinçtir
Jean-Paul Sartre, modern felsefenin insanı en çok sarsan düşünürlerinden biridir. Çünkü o, insana rahatlatıcı bir kader masalı anlatmaz. İnsana hazır bir öz, güvenli bir kimlik veya dışarıdan verilmiş değişmez bir anlam sunmaz.
Sartre insana şunu söyler:
Sen önce varsın.
Sonra kendini seçiyorsun.
Seçtikçe kendini kuruyorsun.
Kendini kurdukça sorumluluk alıyorsun.
Sorumluluk aldıkça insan olmanın ağırlığını taşıyorsun.
Onun felsefesinde özgürlük, yalnızca güzel bir imkân değildir. Özgürlük aynı zamanda insanın kaçamayacağı kaderidir. Çünkü insan ne yaparsa yapsın, bir tavır alır. Susmak bile bir tavırdır. Kaçmak bile bir seçimdir. Ertelemek bile bir varoluş biçimidir.
Sartre'ın büyüklüğü, insanı bu çıplak gerçekle yüzleştirmesidir: Hayatının anlamı sana verilmez; onu sen kurarsın.
Fakat bu kurma işi basit bir keyfilik değildir. Çünkü her seçim, bir sorumluluk taşır. İnsan yalnızca kendini değil, aynı zamanda insanın ne olabileceğine dair bir imgeyi de seçer.
Bu yüzden Sartre'ın felsefesi karanlık değildir; serttir. Umutsuz değildir; dürüsttür. İnsanı ezen bir felsefe değildir; insanı kendi özgürlüğünün önüne çıkaran bir felsefedir.
Ve belki de Sartre'ın bize bıraktığı en derin çağrı şudur:
Kendini bahanelerin ardına saklama. Çünkü sen, seçtiğin hayatın sorumluluğusun.
“İnsan, özgürlüğünden kaçtığı her yerde kendine biraz daha yabancılaşır; fakat sorumluluğunu üstlendiği her seçimde kendi varlığının kapısını biraz daha açar.”
- Ersan Karavelioğlu
Son düzenleme: