İnşikâk Suresi 20. Ayette “Öyleyse Onlara Ne Oluyor da İman Etmiyorlar” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Gökyüzündeki Değişimden İnsan Hayatındaki Dönüşüme Kadar Bunca İşaret Anlatıldıktan Sonra Neden İman Sorusu Sorulur
“İnşikâk, insanı yalnız korkutmaz; düşündürür. Gökyüzü değişir, gece toplar, ay tamamlanır, insan hâlden hâle geçer. Sonra tek bir soru gelir: Bütün bunları gördüğünüz hâlde neden hâlâ hakikate kapalı kalıyorsunuz?”
Ersan Karavelioğlu
İnşikâk Suresi 20. Ayette Ne Buyrulur
İnşikâk Suresinin yirminci ayetinde anlam olarak:
“Öyleyse onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?”
buyrulur.
Bu, bilgi veren bir cümle değil:
sarsıcı bir sorudur.
Sure uzun uzun:
kıyameti,
hesabı,
amel defterini,
rahmeti,
cezayı,
şafağı,
geceyi,
ayı
ve insanın hâlden hâle geçişini
anlattıktan sonra:
okuyucunun karşısına doğrudan şu soruyu koyar:
“Bütün bunlardan sonra insan neden hâlâ iman etmiyor?”
“Femâ Lehum” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetteki:
“femâ lehum”
ifadesi:
“Onlara ne oluyor?”
“Ne hâlleri var?”
“Niçin böyle davranıyorlar?”
gibi anlamlar taşır.
Bu soru bilgi eksikliğini gidermek için sorulmaz.
Daha çok:
hayret, eleştiri ve uyarı
taşır.
Yani:
“Bu kadar işaretten sonra bu direnç neden?”
sorusu ortaya konur.
Kur’an Burada İmansızlığı Sadece Bilgi Eksikliği Olarak mı Görüyor
Hayır.
Kur’an’ın genel anlatısında iman meselesi:
yalnızca yeterince veri görmekle açıklanmaz.
İnsanın:
kibri,
alışkanlıkları,
çıkarları,
toplumsal bağlılıkları,
korkuları
ve dünyaya aşırı bağlanması
da etkili olabilir.
Bu nedenle:
hakikati görmek ile hakikate teslim olmak aynı şey değildir.
İnsan Bir Delili Görüp Yine de İnanmayabilir mi
Evet.
İnsan zihni yalnız verileri toplamaz.
Aynı zamanda:
yorumlar,
seçer,
ön kabuller geliştirir.
İki insan aynı olaya bakıp:
farklı sonuçlara ulaşabilir.
Bu yüzden Kur’an:
doğaya bakmayı
ve düşünmeyi
teşvik ederken,
insanın zihinsel ve ahlaki yönünü de hesaba katar.
Önceki Ayetlerdeki Kozmik İşaretler Neden İman Sorusuna Bağlanır
Çünkü:
şafak,
gece,
dolunay
ve insanın değişimi
bir ortak noktada birleşir:
hiçbir şey sabit değildir.
Bu değişim düzeni:
insanı yaratılış,
ölüm
ve yeniden diriliş
üzerine düşünmeye çağırır.
- ayet:
işaretleri gösterdikten sonra:
“Peki bütün bunlar sende ne uyandırıyor?”
diye sorar.
19. Ayetteki “Hâlden Hâle Geçeceksiniz” İfadesi İman Sorusuna Nasıl Hazırlık Yapar
- ayet:
insanın sürekli dönüşüm içinde olduğunu söyler.
- ayet:
“O hâlde neden iman etmiyorlar?”
der.
Burada güçlü bir bağlantı vardır:
İnsan:
doğduğunu biliyor.
Yaşlandığını görüyor.
Ölümü görüyor.
Değişimin kaçınılmaz olduğunu yaşıyor.
Buna rağmen:
nihai dönüş ihtimalini tamamen kapatması
sorgulanıyor.
İman Kur’an’da Körü Körüne Kabul mü Demektir
Kur’an’ın kendi söylemi açısından:
hayır.
Sürekli:
düşünme,
akletme,
gözlemleme,
hatırlama
ve ders çıkarma
çağrıları vardır.
Dolayısıyla ideal iman:
düşüncenin yokluğu değil, düşünceyle birlikte yöneliş
olarak sunulur.
Fakat bu:
her insanın aynı delilleri ikna edici bulacağı
anlamına gelmez.
İman İle Teslimiyet Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
İman:
sadece:
“Bir şeyin doğru olduğunu düşünüyorum.”
demek değildir.
Dinî anlamda:
hayatı etkileyen bir kabul
boyutu taşır.
Eğer Allah,
hesap
ve ahiret
gerçekse,
bu inanç:
ahlaki seçimleri de etkilemelidir.
Bu nedenle Kur’an açısından iman:
zihinsel kabul ile varoluşsal yönelişi
birleştirir.
İnsan Hakikatin Hayatını Değiştireceğini Düşündüğü İçin Ondan Kaçabilir mi
Bu mümkün bir psikolojik durumdur.
Bazen insan:
bir şeyin doğru olabileceğini kabul etmek istemez.
Çünkü kabul ederse:
alışkanlığını değiştirmesi gerekebilir.
Bir hakkı geri vermesi gerekebilir.
Kibrinden vazgeçmesi gerekebilir.
Hayat düzenini sorgulaması gerekebilir.
Bu nedenle hakikat arayışı:
yalnızca zekâ meselesi değil,
karakter cesareti
de olabilir.
Çıkarlar İnancı Etkileyebilir mi
Evet.
İnsan:
mevki,
servet,
güç,
itibar
ve sosyal çevresini
kaybetmek istemeyebilir.
Yeni bir hakikati kabul etmek:
bunlardan bazılarını tehdit ediyorsa,
insan psikolojik direnç gösterebilir.
Kur’an’ın birçok anlatısında:
hakikate karşı çıkanların yalnız bilgi değil,
çıkar çatışması
da yaşadığı görülür.

Toplumun İnancı Bireyin İnancını Nasıl Etkiler
Çok güçlü biçimde.
İnsan:
ait olduğu grubun düşüncelerinden
etkilenir.
Bir fikir çevresinde herkes:
“Bu saçmadır.”
diyorsa,
bireyin onu bağımsız değerlendirmesi zorlaşabilir.
Tersi de geçerlidir.
Bu nedenle gerçek düşünsel özgürlük:
kalabalığın fikriyle kendi kanaatini ayırabilmeyi
gerektirir.

İnanmak İstemek İle Gerçeği Aramak Arasında Fark Var mıdır
Evet.
İnsan bazen:
istediği sonuca ulaşmak için delil toplar.
Buna:
doğrulama eğilimi
denilebilir.
Hakikati aramak ise:
kendi düşüncesinin yanlış olabileceğini
kabul etmeyi gerektirir.
Bu hem inanan
hem inanmayan
herkes için geçerlidir.
Gerçek entelektüel dürüstlük:
“Ben yanılıyor olabilir miyim?”
sorusunu sorabilmektir.

İman Bir Anda mı Oluşur Yoksa Süreç midir
İkisi de mümkün olabilir.
Bazı insanlar:
çok güçlü bir tecrübeyle
ani dönüş yaşayabilir.
Bazılarında iman:
uzun sorgulamalar,
okumalar,
şüpheler
ve düşünceler
sonucunda gelişir.
İnşikâk’ın önce gökyüzünü,
sonra insanı,
sonra hesabı
düşündürmesi de:
imanı düşünsel bir yolculuğun sonucu olarak
sunabilecek bir yapı taşır.

Şüphe İmanın Düşmanı mıdır
Her şüphe aynı değildir.
Samimi soru:
hakikati aramanın parçası olabilir.
İnsan:
anlamadığı şeyi sorabilir.
İtiraz edebilir.
Araştırabilir.
Sorun:
sorunun kendisi değil,
cevabı hiç duymak istemeyecek biçimde kapanmak
olabilir.
Düşünsel dürüstlük:
hem inançta
hem şüphede
gereklidir.

Bu Ayet İnançsız İnsanları Küçümsemek İçin Kullanılabilir mi
Hayır.
Ayetin amacı:
hakaret etmek değildir.
Kur’an kendi teolojik perspektifinden:
iman etmeme hâlini sorgular.
Ancak bugünkü dünyada insanlarla konuşurken:
her kişinin:
farklı tecrübesi,
bilgisi,
şüphesi,
geçmişi
ve gerekçeleri
olabileceği kabul edilmelidir.
İnanç tartışması:
saygıyı ortadan kaldırmamalıdır.

İman Zorla Oluşturulabilir mi
Gerçek anlamda hayır.
Bir insana:
bir cümleyi söylettirebilirsiniz.
Ama içten inanmasını:
zorla sağlayamazsınız.
İman:
ikna,
anlam,
güven
ve içsel kabul
gerektirir.
Bu nedenle dinî inancın değeri:
özgür yönelişle
ilişkilidir.

“Bu Kadar İşaret Varken Neden İnanmıyorlar?” Sorusu Bilimsel Delil İddiası mıdır
Ayetin mesajını:
“Doğadaki şu olay bilimsel olarak Allah’ı ispatlıyor.”
şeklinde basitleştirmek doğru olmaz.
Şafak,
gece
ve ay
doğal olaylardır.
Kur’an onları:
tefekkür nesnesine dönüştürür.
Yani burada daha çok:
felsefi ve varoluşsal düşünme
çağrısı vardır.
İşareti görmek ile ondan metafizik sonuç çıkarmak:
aynı şey değildir.

İnşikâk’ın Başından 20. Ayete Kadar Nasıl Bir Akıl Yürütme Oluşur
Sure başta:
gökyüzünün yarılmasını
ve yeryüzünün değişimini
anlatır.
Sonra:
insanın Rabbine doğru yürüyüşünü.
Ardından:
amel defterlerini,
kolay hesabı,
kötü hesabı
ve insanın dünya psikolojisini.
Sonra tekrar:
şafak,
gece,
dolunay
ve değişim.
Ve nihayet:
“Öyleyse neden iman etmiyorlar?”
Bu yapı:
kozmik dünya,
ahlaki hayat
ve nihai hesap
arasında:
tek bir bütünlük
kurar.

İnşikâk Suresi 20. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
İnşikâk Suresinin yirminci ayeti:
“Öyleyse onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?”
diye sorar.
Bu soru ilk bakışta:
çok basit görünebilir.
Ama aslında insan düşüncesinin en eski sorularından birine dokunur:
İnsan neden ikna olmaz?
Cevap her zaman:
“Çünkü yeterince bilgi yok.”
değildir.
Bazen bilgi vardır.
Ama insan:
sonucunu kabul etmek istemez.
Bazen delil vardır.
Ama eski düşünceyi bırakmak zordur.
Bazen soru:
akıldan çok:
hayat tarzına
dokunur.
Çünkü bir hakikati kabul etmek:
bazen insanın bütün yaşamını yeniden değerlendirmesini gerektirir.
İnşikâk bu sorudan önce:
insanın hiçbir hâlinin kalıcı olmadığını göstermişti.
Şafak geçiyor.
Gece geliyor.
Ay değişiyor.
İnsan büyüyor.
İnsan yaşlanıyor.
İnsan ölüyor.
Ve Kur’an:
bu değişimin ölümden sonra da devam ettiğini
iddia ediyor.
Sonra:
“Bütün bunları düşündükten sonra neden iman etmiyorsunuz?”
diye soruyor.
Fakat bu soru yalnız inanmayanlara yöneltilmiş gibi okunmamalıdır.
İnanan insan da kendisine şu soruyu sorabilir:
“Eğer gerçekten inanıyorsam, neden hayatım bunu göstermiyor?”
Çünkü iman sadece:
dille söylenen bir cümle
olursa,
ahlaki hayatla arasındaki bağ kopabilir.
Bir insan:
hesaba inandığını söyleyip
haksızlık yapıyorsa,
Allah’ın gördüğünü söyleyip
gizli yerde kötülük yapıyorsa,
ahirete inandığını söyleyip
yalnız dünya için yaşıyorsa,
- ayetin sorusu bir şekilde ona da döner:
“İnandığını söylüyorsun; peki bu inanç sende neyi değiştirdi?”
İşte ayetin büyüklüğü burada ortaya çıkar.
İman:
sadece:
“Doğru mu, yanlış mı?”
sorusu değildir.
Aynı zamanda:
“Bu doğruysa ben nasıl yaşamalıyım?”
sorusudur.
Ve belki İnşikâk 20’nin en derin mesajı şudur:
Hakikat yalnız zihinde kabul edilen bir fikir değil, hayatın yönünü değiştiren bir karşılaşma olmalıdır. Çünkü insanın neye inandığını en sonunda yalnız sözleri değil, seçimleri de gösterir.
“İnşikâk’ın ‘Neden iman etmiyorlar?’ sorusu yalnız inkâra değil, yüzeysel inanca da ayna tutar. Hakikati kabul etmek, onu yalnız düşüncede doğru bulmak değil; hayatın yönünü onun ışığında yeniden kurmaya cesaret etmektir.”
Ersan Karavelioğlu