📖 İbrâhîm Suresi 14. Ayette “Onlardan Sonra Sizi Mutlaka O Yere Yerleştireceğiz; Bu, Makamımdan ve Tehdidimden Korkanlar İçindir” İfadesi | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 İbrâhîm Suresi 14. Ayette “Onlardan Sonra Sizi Mutlaka O Yere Yerleştireceğiz; Bu, Makamımdan ve Tehdidimden Korkanlar İçindir” İfadesi

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,433
2,736,288
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 14. Ayette “Onlardan Sonra Sizi Mutlaka O Yere Yerleştireceğiz; Bu, Makamımdan ve Tehdidimden Korkanlar İçindir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 13. ayette peygamberler ‘Ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız ya da bizim dinimize dönersiniz’ tehdidiyle karşılaşmış, bunun üzerine Allah ‘Biz zalimleri mutlaka helâk edeceğiz’ diye vahyetmişti. 14. ayet bu ilahî güvenceyi devam ettirir: ‘Onlardan sonra sizi mutlaka o yere yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimse içindir.’ Ayet, baskı ve sürgün tehdidi altındaki peygamberlere ve onların çizgisindeki müminlere Allah’ın yardımını bildirir. Ancak bu tarihsel ilahî vaadi, herhangi bir topluluğun istediği toprağı ‘Allah bize vaat etti’ diyerek ele geçirmesine izin veren sınırsız bir mülkiyet belgesi gibi okumak doğru değildir. Aynı şekilde ‘makamımdan korkan’ ifadesi Allah’ın fiziksel bir mekânda bulunduğu anlamına gelmez; tefsirlerde Allah’ın huzurunda durup hesap verme, O’nun gözetimi ve ilahî azamet karşısındaki sorumluluk bilinci gibi açıklamalar bulunmaktadır. Buradaki korku da insanı sürekli paniğe sürükleyen bir korku değil, zulümden alıkoyan haşyet ve hesap bilincidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 14. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Onlardan sonra sizi mutlaka o yere yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimse içindir.” Ayetin Arapçası ise “Ve le-nuskinennekumu’l-arda min ba‘dihim. Zâlike li-men hâfe makâmî ve hâfe va‘îd.” şeklindedir.

Bu ayet, bir önceki ayetteki sürgün tehdidine doğrudan cevap niteliğindedir. Baskıcı toplumlar peygamberlere “Sizi yurdumuzdan çıkaracağız” derken Allah, onların gücünün mutlak olmadığını bildirir ve peygamberlerine zulmün ardından yeniden yerleşme ve güven vaadinde bulunur.

Buradaki temel karşıtlık son derece dikkat çekicidir: Zalimler toprağın mutlak sahibi olduklarını sanırken, Kur’an nihai hükmün Allah’a ait olduğunu hatırlatır.

2️⃣ “Sizi Mutlaka O Yere Yerleştireceğiz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “le-nuskinennekumu’l-ard”, yani “sizi mutlaka o yere/yeryüzüne yerleştireceğiz” şeklinde güçlü bir ifade bulunur. Bağlam, peygamberleri sürgün etmek isteyen zalimlerin ardından onların veya inananların güven içinde yerleşmesini anlatmaktadır.

Bu, zulmün sonsuza kadar süremeyeceği mesajını taşır. Kendilerini toprağın tek hâkimi sanan güç sahiplerinin egemenlikleri sona erebilir ve baskı altında bulunanlar yeniden güvenli bir hayat kurabilir.

Ancak ayeti her mümine dünyada mutlaka toprak, devlet veya siyasi iktidar verileceğini garanti eden evrensel bir formüle dönüştürmemek gerekir.

3️⃣ Buradaki “Yer” veya “Toprak” Tam Olarak Neresidir ❓​

Ayet yalnızca “el-ard”, yani yer veya toprak ifadesini kullanır. Bağlamda peygamberlerin sürülmekle tehdit edildiği topraklarla ilişkili bir anlam güçlüdür.

Kur’an burada modern sınırları olan bir ülkenin tapu planını veya siyasi haritasını vermemektedir. Asıl vurgu sürgün tehdidine karşı ilahî güvence ve zalimlerin hâkimiyetinin kalıcı olmadığıdır.

Bu nedenle ayetin tarihsel mesajını bugünkü herhangi bir arazi ihtilafına doğrudan “Bu toprak kesin bizimdir” şeklinde uygulamak için ayetin kendisinden çok daha fazla delil gerekir.

4️⃣ Bu Ayet Belirli Bir Topluluğa Ebedî Toprak Hakkı mı Veriyor ❓​

Ayetin bağlamı böyle sınırsız ve koşulsuz bir sonuç çıkarmaya elverişli değildir. Burada belirli peygamberler ve onları sürgün etmek isteyen zalim toplumlar arasındaki tarihsel çatışmadan söz edilmektedir.

Allah’ın peygamberlerine verdiği özel bir yardım vaadini, nesiller boyunca sürecek etnik veya siyasi bir dokunulmazlık belgesine çevirmek doğru değildir. Kur’an’da insanın değeri ve sorumluluğu soyuna değil, imanına ve davranışına bağlanır.

İlahî yardım vaadi, başkalarının hukukunu yok sayma ruhsatı değildir.

5️⃣ “Onlardan Sonra” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Ayette “min ba‘dihim”, yani “onlardan sonra” denilir. Bu ifade zalim düzenin sonsuz olmadığını ve onların ardından yeni bir dönemin gelebileceğini gösterir.

Bir önceki ayette peygamberleri sürmek isteyenler kendilerini çok güçlü görüyordu. Fakat Kur’an onların varlığının ve iktidarının da geçici olduğunu bildirir.

Bu, tarihin önemli derslerinden biridir: Bir iktidarın bugün çok güçlü görünmesi, onun sonsuza kadar süreceği anlamına gelmez.

6️⃣ Zalimlerin Yerine Geçmek Otomatik Olarak Haklı Olmak Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır. Bir zalimin ardından iktidara veya toprağa sahip olmak, yeni gelenleri otomatik olarak ahlaken üstün yapmaz.

Geçmişte zulme uğramış bir topluluk daha sonra güç sahibi olduğunda kendisi de adaletsiz davranabilir. Mağduriyet kalıcı ahlaki dokunulmazlık sağlamaz.

Kur’an’ın verdiği ders yalnız “Bir gün siz de güçlü olacaksınız” değildir; güç elde edildiğinde Allah karşısındaki sorumluluğun unutulmaması gerekir. Ayetin devamında korku ve hesap bilincinin zikredilmesi tam da bu nedenle önemlidir.

7️⃣ Bu Ayet Siyasi Egemenlik Vaadi Olarak Okunabilir mi ❓​

Bağlamda dünyevî yerleşme ve güç değişimi vardır; bunu tamamen soyutlaştırmak doğru olmaz. Fakat buradan “Allah’a inanan herkes mutlaka devlet kurar veya siyasi iktidarı ele geçirir” şeklinde bir yasa çıkarılamaz.

Peygamberlerin ve müminlerin tarih boyunca farklı şartlarda yaşadığı bilinmektedir. Bazıları siyasi güç kazanmış, bazıları ağır baskılar altında yaşamış, bazıları da dünyevî zaferin tamamını görmeden vefat etmiştir.

Dolayısıyla dünyevî iktidar, Allah’ın sevgisinin zorunlu ölçüsü değildir.

8️⃣ Dünyevî Başarı İlâhî Rızanın Kanıtı mıdır ❓​

Hayır. Bir toplumun geniş topraklara, güçlü orduya veya büyük ekonomik imkânlara sahip olması, Allah’ın o toplumun bütün davranışlarından razı olduğunun kanıtı değildir.

Zalimler de dönem dönem büyük güç elde edebilir. Firavun bunun Kur’an’daki en açık örneklerinden biridir.

Bu nedenle “Kazandıysak Allah bizden razıdır” düşüncesi tehlikeli olabilir. Dünyevî başarı ahlaki muhasebenin yerini tutmaz.

9️⃣ “Bu, Makamımdan Korkanlar İçindir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “zâlike li-men hâfe makâmî”, yani “Bu, makamımdan korkan kimse içindir” denilir. Buradaki “makâm” ifadesinin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmaktadır.

Bazı açıklamalarda Allah’ın huzurunda durup hesap verme, bazılarında Allah’ın kul üzerindeki gözetimi ve hükmü, bazılarında ise ilahî azamet karşısındaki sorumluluk bilinci vurgulanır.

Ortak nokta şudur: İnsan Allah’ın karşısında hesap verecek bir varlık olduğunu unutmamalıdır.

🔟 “Allah’ın Makamı” Fiziksel Bir Yer midir ❓​

Ayetin ifadesini Allah’ın belirli bir fiziksel mekânda oturduğu şeklinde anlamak doğru değildir. Allah yaratılmış mekânın sınırlarına mahkûm bir varlık gibi düşünülmez.

Kur’an’ın Allah hakkındaki ifadeleri insan bedenine ve fiziksel konuma indirgenmemelidir. “Makâmî” burada ilahî huzur, hüküm veya hesap karşısında durma gibi anlamlarla açıklanmıştır.

Bu nedenle ayetten Allah için bir koordinat, yön veya fiziksel oturma yeri çıkarmaya çalışmak, yaratıcıyı yaratılmış varlıklara benzetme tehlikesi taşır.

1️⃣1️⃣ Allah’tan Korkmak Ne Demektir ❓​

Kur’an’daki Allah korkusu yalnız dehşet veya panik anlamına gelmez. Bunun içinde haşyet, saygı, sorumluluk ve yaptıklarının hesabını vereceğini bilme boyutları vardır.

İnsan Allah’tan korktuğu için iyilik yapıyorsa bu, O’nu sürekli kendisine zarar vermek isteyen bir varlık gibi düşündüğü anlamına gelmemelidir. Allah aynı zamanda Rahmân, Rahîm, Gafûr ve Tevvâb olarak tanıtılır.

Sağlıklı dinî korku, insanı umutsuzlaştırmaktan çok zulümden ve sorumsuzluktan alıkoyan ahlaki bir bilinç üretmelidir.

1️⃣2️⃣ Sürekli Allah Korkusuyla Panik İçinde Yaşamak Takvâ mıdır ❓​

Hayır. Takvâ ve haşyet, insanın sürekli psikolojik dehşet içinde yaşaması anlamına gelmez.

Bir kişi sürekli “Allah şimdi beni cezalandıracak mı?”, “Aklıma bu düşünce geldi, mahvoldum mu?” gibi yoğun korkularla günlük hayatını sürdüremiyorsa bu durum otomatik olarak yüksek takvâ göstergesi değildir.

Kur’an’ın korku dili umut, rahmet, tövbe ve bağışlanma diliyle birlikte okunmalıdır. Allah bilinci insanı sorumlu kılar; sağlıksız bir korku döngüsüne hapsetmeyi amaçlamaz.

1️⃣3️⃣ “Tehdidimden Korkan” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin devamında “ve hâfe va‘îd”, yani “tehdidimden/uyarımdan korkan” denilir. Buradaki “va‘îd”, Allah’ın kötülük ve zulüm karşısındaki ceza uyarısını ifade eder.

İnsan “Yaptıklarımın hiçbir sonucu yok” diye yaşamamalıdır. Güç, servet veya toplum desteği insanı hesap dışı bırakmaz.

Bu korku, cezanın varlığını ciddiye almak ve davranışlarını buna göre düzeltmek anlamındadır; insanın Allah’ın rahmetinden ümidini kesmesi anlamına gelmez.

1️⃣4️⃣ Allah’ın Azabından Korkmak ile Allah’ın Rahmetini Ummak Çelişir mi ❓​

Hayır. Kur’anî kulluk anlayışında korku ve ümit birlikte düşünülür.

Yalnız korku üzerinden kurulan din anlayışı insanı ümitsizliğe sürükleyebilir; yalnız umut üzerinden kurulan ve hiçbir hesabı önemsemeyen anlayış ise sorumsuzluğa dönüşebilir. Denge, Allah’ın rahmetine güvenmekle birlikte yaptıklarımızın hesabını ciddiye almaktır.

İnsan hata yaptığında “Ben artık bittim” demek yerine tövbe eder; fakat “Nasıl olsa affedilirim” diyerek zulme de devam etmez.

1️⃣5️⃣ Bu Ayetteki Korku Güç Sahiplerine Ne Söylüyor ❓​

Ayet yalnız sürgün edilen mağdurlara teselli vermekle kalmaz; güç sahibi olacak insanlara da sınır çizer. Allah onları zalimlerin ardından bir yere yerleştirse bile onlar da Allah karşısında hesap verecektir.

Bu nedenle gerçek güvence, yalnız toprağa sahip olmak değil, gücü Allah korkusu ve adalet bilinciyle kullanmaktır.

Dün mağdur olan kişi bugün iktidara geldiğinde “Ben geçmişte mağdurdum, artık bana her şey serbest” diyemez. Allah’ın makamından korkmak tam da böyle bir sınırsızlaşmanın önüne geçer.

1️⃣6️⃣ Geçmişte Zulme Uğramak Gelecekte Zulmetme Hakkı Verir mi ❓​

Hayır. İbrâhîm Suresi’nin bu ayetleri birlikte okunduğunda tam tersine güçlü bir ahlaki ders ortaya çıkar.

Peygamberler sürgün tehdidi yaşamış ve baskıya uğramıştır. Allah onlara güvence vermiştir; fakat bu güvence başkalarına aynı zulmü uygulama izni değildir.

Kurtuluşun ahlaki değeri, zulmün yöntemlerini devralmamakla korunur. Dün haksızlığa uğramış olmak, bugün yapılan haksızlığı haklı hâle getirmez.

1️⃣7️⃣ “Allah Bizi Yerleştirecek” Diyerek Tedbir Bırakılabilir mi ❓​

Hayır. Bir önceki ayetlerde tevekkülün sebepleri terk etmek olmadığı açıkça görülmüştü.

Peygamberler tebliğ etmiş, mücadele etmiş, baskıya dayanmış ve gerekli olduğunda hareket etmişlerdir. İlâhî vaat insan sorumluluğunu iptal etmez.

Bu nedenle bir kişinin “Allah bana başarı vaat etti, artık planlamama veya çalışmama gerek yok” demesi Kur’an’daki tevekkül anlayışıyla uyumlu değildir. Vaat güven verir; görev ise devam eder.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 13 ve 14. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 13. ayette zalimler peygamberlere “Ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız ya da bizim dinimize dönersiniz” diye tehdit etmişlerdi. Allah da “Zalimleri mutlaka helâk edeceğiz” buyurmuştu.

  1. ayet bu güvenceyi tamamlar: “Onlardan sonra sizi o yere yerleştireceğiz.” Böylece sürgün tehdidinin karşısına yeniden yerleşme, zalimin geçici egemenliğinin karşısına ilahî hüküm konur. Fakat hemen ardından Allah’ın makamından ve tehdidinden korkmak şartının hatırlatılması, güç kazanan kişinin de sorumsuz olmadığını gösterir.
Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 15. ayette, “Onlar zafer/hüküm istediler; her inatçı zorba hüsrana uğradı” anlamındaki çok çarpıcı ifade gelecektir. Ayetin ilk fiilinin öznesi hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar bulunur; bazı yorumlarda peygamberlerin Allah’tan hüküm ve yardım istedikleri, bazı yorumlarda ise inkârcıların meydan okuyarak hükmün gelmesini talep ettikleri üzerinde durulur. Bu nedenle bir sonraki ayette özellikle “istiftâh” kelimesinin anlamı, “cebbâr” ve “anîd” kavramları, zorbalık ile meşru otoritenin farkı, güç sahibi olmanın haklı olmak anlamına gelmemesi ve ilahî hükümden insanlara keyfî şiddet yetkisi çıkarılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 14. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 14. ayet, bir önceki ayetin sürgün tehdidine karşı çok güçlü bir umut mesajı verir. Peygamberleri yurtlarından çıkarabileceklerini düşünen zalimler, toprağı ve siyasi gücü mutlak mülkleri gibi görmektedir. Allah ise onların varlığının geçici olduğunu hatırlatır: “Onlardan sonra sizi o yere yerleştireceğiz.” Böylece ayet, insanın bugün sahip olduğu güç nedeniyle kendisini tarihin son sahibi sanmaması gerektiğini öğretir. Hiçbir dünyevî iktidar mutlak değildir.

Fakat bu ilahî vaat, kolayca siyasi slogan hâline getirilmemelidir. Ayeti “Biz müminiz, dolayısıyla istediğimiz toprak bize aittir” şeklinde okumak, metnin bağlamını aşar. Burada belirli bir zulüm, sürgün tehdidi ve peygamberlere verilen ilahî güvence vardır. Vahyin özel bir tarihsel vaadini modern insanın sınırsız coğrafi talebine dönüştürmek ciddi bir yorum hatası olabilir. Allah adına toprak talep etmek, başkalarının meşru hukukunu ortadan kaldırmaz.

Ayetin en dikkat çekici tarafı, yerleşme vaadinin hemen ardından “Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir” denmesidir. Bu, gücün tek başına ödül olmadığını gösterir. İnsan zalimin ardından bir yere yerleşebilir; fakat artık kendisi de nasıl davranacağıyla sınanacaktır. Eğer dün kendisine yapılan zulmü bugün başkasına uyguluyorsa, geçmiş mağduriyeti onu ahlaken temize çıkarmaz. Güç el değiştirince adalet ilkesi değişmez.

“Allah’ın makamından korkmak” ifadesi de burada derin bir ahlaki ölçü oluşturur. İnsan kendisini hiç kimseye hesap vermeyecek mutlak otorite gibi görmemelidir. Allah’ın huzurunda hesap verme bilinci, özellikle güç sahibi insanın kendi sınırını hatırlamasını sağlar. Ancak bu ifade Allah’ı fiziksel bir tahtta veya belirli bir mekânda bulunan varlık şeklinde düşünmeyi gerektirmez. Tefsirlerde farklı açıklamalar vardır; ortak vurgu ilahî huzur, hüküm, azamet ve hesap bilincidir.

Bu korku da sürekli dehşet içinde yaşamak değildir. Kur’an’ın Allah tasavvuru yalnız ceza tehdidinden oluşmaz; rahmet, mağfiret, lütuf ve tövbe de aynı ilahî hitabın parçalarıdır. Sağlıklı haşyet insanı felç etmez; onu zulümden alıkoyar. Bir insan Allah korkusuyla daha adil, daha dürüst ve daha sorumlu hâle geliyorsa bu korku ahlaki bir işleve sahiptir. Fakat korku, insanı sürekli ümitsiz ve işlevsiz hâle getiriyorsa dinin umut ve rahmet boyutları da yeniden hatırlanmalıdır.

Ayet böylece mağdura da güçlüye de farklı mesajlar verir. Mağdura “Zalimin bugünkü gücü mutlak değildir”, güçlüye ise “Bugün sana verilen imkân seni hesap dışı bırakmaz” der. Bu denge Kur’an’ın adalet anlayışında son derece önemlidir. Yalnız mazluma teselli vermek değil, mazlum güç kazandığında onun da zalimleşmemesi için ahlaki sınır koymak gerekir.

İbrâhîm Suresi 14. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Zalimlerin sürgün ve baskı gücünü mutlak sanma; Allah’ın hükmünün onların üzerinde olduğunu bil. Peygamberlere verilen yerleşme vaadini herkese açık sınırsız toprak tapusuna dönüştürme. Dün mağdur olanın bugün otomatik olarak haklı olacağını sanma. “Allah’ın makamı” ifadesini fiziksel mekân gibi yorumlama; onu hesap, haşyet ve ilahî azamet bilinciyle anlamaya çalış. Allah korkusunu sürekli paniğe değil, zulümden uzak durmaya dönüştür. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Gerçek güvence yalnız bir toprağa yerleşmek değil, güç eline geçtiğinde de Allah’a hesap vereceğini unutmadan adalet üzerinde kalabilmektir.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 15. ayette, güç ve zorbalık temasının sonucu daha da keskinleşecektir: “Onlar hüküm ve yardım istediler; her inatçı zorba hüsrana uğradı.” Tefsirlerde ayetin ilk kısmındaki talebin peygamberlere mi yoksa meydan okuyan inkârcılara mı nispet edildiği konusunda farklı açıklamalar vardır. Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’tan hüküm istemenin kişisel intikam duasıyla karıştırılmaması, “cebbâr” kavramının burada baskıcı ve zorba insanı ifade etmesi, “anîd” kelimesinin hakikate karşı inatçı direnişi, dünyevî gücün kalıcı başarı olmadığı ve ilahî hüküm anlatısının bireysel şiddete ruhsat vermediği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 14. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Güç yalnız başkasının elindeyken mi tehlikeli geliyor, yoksa bizim elimize geçtiğinde de kendimizi sorgulayabiliyor muyuz? Geçmişte uğradığımız haksızlıkları bugün yaptığımız haksızlıkların bahanesine mi dönüştürüyoruz? Dinî bir vaadi kendi siyasi veya ekonomik çıkarımız için kolayca “Allah bize bunu verdi” diye mi yorumluyoruz? Allah korkusu bizi daha adil mi yapıyor, yoksa yalnız sürekli endişeli mi bırakıyor? Bir gün hesap vereceğimizi gerçekten düşünüyorsak, güçsüz insanların haklarına nasıl davranıyoruz? Ve en önemlisi, zalim ortadan kalktığında onun yerini almak mı istiyoruz, yoksa onun kurduğu zulüm düzenini de ortadan kaldırmak mı?

“İbrâhîm 14, ‘Onlardan sonra sizi mutlaka o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimse içindir’ buyurarak zulmün ve sürgün gücünün kalıcı olmadığını bildirir. Bu vaat, herhangi bir topluluğun istediği toprağı Allah adına ele geçirmesine izin veren sınırsız bir tapu değildir. ‘Makamımdan korkan’ ifadesi de Allah’a fiziksel mekân nispet etmeyi değil, ilahî huzur ve hesap karşısındaki sorumluluk bilincini ifade eder. Ayetin büyük dersi şudur: Zulümden kurtulmak büyük nimettir; fakat gerçek sınav, güç senin eline geçtiğinde geçmiş zalimin yöntemlerini tekrar etmeyip adaleti koruyabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt