📖 İbrâhîm Suresi 12. Ayette “Allah Bize Yollarımızı Göstermişken Neden O’na Tevekkül Etmeyelim? Bize Yaptığınız Eziyetlere Elbette Sabredeceğiz” | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 İbrâhîm Suresi 12. Ayette “Allah Bize Yollarımızı Göstermişken Neden O’na Tevekkül Etmeyelim? Bize Yaptığınız Eziyetlere Elbette Sabredeceğiz”

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,433
2,736,288
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 12. Ayette “Allah Bize Yollarımızı Göstermişken Neden O’na Tevekkül Etmeyelim? Bize Yaptığınız Eziyetlere Elbette Sabredeceğiz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 11. ayette peygamberler, ‘Biz de sizin gibi insanlardan başkası değiliz; fakat Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah’ın izni olmadan size bir delil getirmemiz mümkün değildir. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler’ demişlerdi. 12. ayet bu tevekkülün nedenini ve baskı karşısındaki ahlaki tavrı açıklar: ‘Allah bize yollarımızı göstermişken neden O’na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceğiz. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.’ Buradaki sabır, zulme razı olmak veya haksızlık karşısında susmak değildir. Peygamberler eziyet gördükleri hâlde görevlerini bırakmamakta, hakikati söylemeye devam etmekte ve baskının kendilerini yanlış yola sürüklemesine izin vermemektedir. Tevekkül de tedbiri, mücadeleyi, yardımlaşmayı veya meşru savunmayı bırakmak değil; bütün bunları yaptıktan sonra nihai güveni Allah’a bağlamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 12. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Allah bize yollarımızı göstermişken neden O’na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceğiz. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” Ayetin Arapçası ise “Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alallâhi ve kad hedânâ subulenâ. Ve le-nasbiranne alâ mâ âzeytumûnâ. Ve alallâhi fe’l-yetevekkeli’l-mutevekkilûn.” şeklindedir.

Ayet, bir önceki ayette başlayan tevekkül temasını daha ileri taşır. Peygamberler yalnız “Allah’a güveniyoruz” demekle kalmaz, bu güvenin nedenini de açıklarlar: Allah kendilerine yolu göstermiştir.

Ardından tevekkülün gerçek hayattaki karşılığı gelir. Baskı ve eziyet onları görevlerinden vazgeçirmeyecektir; sabırla yollarına devam edeceklerdir.

2️⃣ “Allah Bize Yollarımızı Göstermişken” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve kad hedânâ subulenâ”, yani “O bize yollarımızı göstermişken” denilir. Buradaki hidayet, peygamberlerin Allah tarafından doğru yola ve görevlerini yerine getirecekleri istikamete yönlendirilmesini ifade eder.

Peygamberler kendilerine neden yaşadıklarını, kimi çağırdıklarını ve hangi hakikat uğruna mücadele ettiklerini bildiren ilahî rehberliğe sahiptir. Bu nedenle karşılaştıkları baskı, onların tamamen yönsüz kalmasına yol açmaz.

İnsan nereye gittiğini bildiğinde, yoldaki zorlukların anlamı da değişir.

3️⃣ Ayette “Yollarımız” Neden Çoğul Kullanılıyor ❓​

Ayette “subulenâ”, yani “yollarımız” çoğul biçimde geçer. Bundan “Allah’a ulaşan birbirine zıt bütün inançlar eşit derecede doğrudur” gibi zorunlu bir sonuç çıkarılamaz.

Tefsirlerde ifade, Allah’ın peygamberlere gösterdiği hidayet yolları, kulluk yolları, görevlerini yerine getirme yolları veya kendilerini Allah’a ulaştıran doğru istikametler şeklinde açıklanabilir. Kur’an’da tekil “sırat” ile çoğul “subul” kullanımının bağlama göre farklı nüansları bulunmaktadır.

Dolayısıyla çoğul ifade, hakikatin göreceli olduğu anlamına değil, ilahî hidayetin hayatta çeşitli davranış ve kulluk yollarında görünmesine işaret edebilir.

4️⃣ Allah’ın Hidayet Etmesi İnsan İradesini Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır. Peygamberlerin “Allah bize yollarımızı gösterdi” demesi, onların hiçbir tercih yapmayan robotlar hâline getirildiğini göstermez.

Allah yolu gösterir; peygamberler de o yolda yürür, görevlerini yerine getirir ve karşılaştıkları zorluklara rağmen seçimlerini sürdürürler. Ayetin devamındaki “elbette sabredeceğiz” sözü bile onların bilinçli iradesini ortaya koyar.

Bu nedenle ilahî hidayet ile insan sorumluluğunu birbirine rakip görmek gerekmez. Yolun gösterilmesi, yürüyenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

5️⃣ Hidayete Ermiş Bir İnsan Artık Hiç Yanlış Yapmaz mı ❓​

Hayır. Hidayet, insanın yanılmaz hâle gelmesi anlamına gelmez. Peygamberlerin vahiy ve peygamberlik makamına ilişkin özel durumları ayrıca değerlendirilir; sıradan mümin için ise hidayet, hatasızlık belgesi değildir.

Bir insan doğru yolu benimseyebilir ama yine de bilgisinde, yorumunda veya davranışında hata yapabilir. Bu yüzden “Ben hidayetteyim, dolayısıyla söylediğim her şey doğrudur” düşüncesi tehlikelidir.

Hidayet insanı kibirden çok sorumluluğa ve sürekli kendini düzeltmeye yöneltmelidir.

6️⃣ “Neden Allah’a Tevekkül Etmeyelim?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Peygamberler burada retorik bir soru sorarlar: Allah kendilerine yolu göstermişken O’na güvenmemeleri için ne sebep vardır?

Tevekkülün temeli yalnız duygusal iyimserlik değildir. Peygamberler Allah’ı tanımış, vahyi almış ve kendilerine verilen görevin farkına varmışlardır; bu nedenle güvenlerini O’na bağlarlar.

Tevekkül, bilinmeyene körce atlamak değil; Allah’ın kudretini, hikmetini ve rehberliğini bilerek O’na dayanmak şeklinde anlaşılmalıdır.

7️⃣ Tevekkül “Her Şey Güzel Olacak” Demek midir ❓​

Hayır. Bu ayetin kendisi bunun güçlü kanıtıdır. Peygamberler Allah’a tevekkül ettikleri hâlde eziyet görmektedirler.

Dolayısıyla tevekkül, “Allah’a güvenirsem başıma hiçbir kötü şey gelmez” garantisi değildir. Mümin hastalanabilir, kaybedebilir, haksızlığa uğrayabilir veya uzun süre mücadele etmek zorunda kalabilir.

Tevekkülün anlamı, her şey istediğimiz gibi olduğunda değil, istediğimiz gibi olmadığında da Allah’a olan güveni tamamen kaybetmemektir.

8️⃣ “Bize Yaptığınız Eziyetlere Sabredeceğiz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette peygamberler “ve le-nasbiranne alâ mâ âzeytumûnâ”, yani “Bize yaptığınız eziyetlere mutlaka sabredeceğiz” derler. Buradaki ifade, baskı karşısında görevlerini terk etmeyeceklerini gösterir.

Onlar “Eziyet güzeldir” dememekte, eziyeti yapanları haklı görmemektedir. Tam tersine yapılan şey açıkça eziyet olarak adlandırılır.

Sabır, kötülüğün adını değiştirmez. Zulüm zulümdür; sabır ise zulüm karşısında insanın kendi ahlaki yönünü kaybetmemesidir.

9️⃣ Sabretmek Zulme Boyun Eğmek midir ❓​

Hayır. Kur’an’daki peygamberlerin hayatı bunun aksini gösterir. Peygamberler haksızlık karşısında konuşmuş, insanları uyarmış ve gerektiğinde bulundukları yerden hicret etmişlerdir.

Sabır “Hiçbir şey yapma, sana yapılan her şeyi kabul et” anlamına gelmez. İnsan meşru yollarla hakkını arayabilir, şikâyette bulunabilir, korunabilir ve yardım isteyebilir.

Sabır, mücadeleyi bırakmak değil; mücadele sırasında hakikati, ahlakı ve umudu kaybetmemektir.

🔟 Eziyet Gören Birine Sadece “Sabret” Demek Doğru mudur ❓​

Her durumda yeterli değildir. Bazen “Sabret” sözü iyi niyetle söylenebilir; fakat mağdura yardım edilmesi gereken yerde onu yalnız bırakmanın bahanesine de dönüşebilir.

Şiddet, istismar veya ağır haksızlık yaşayan bir insana yalnızca “Sabret, sevabı var” deyip güvenlik ve destek yollarını kapatmak doğru değildir. Sabır, mağdurun korunmasına engel değildir.

İnsan hem sabredebilir hem yardım isteyebilir, uzaklaşabilir, hukuki yollara başvurabilir ve kendisini koruyabilir.

1️⃣1️⃣ Peygamberlerin Sabretmesi Eziyeti Yapanları Haklı Çıkarır mı ❓​

Hayır. Bir mağdurun sabırlı olması, failin suçunu azaltmaz. Peygamberler eziyete sabrettikleri için onları inciten kişiler masum hâle gelmez.

Bu ayrım özellikle önemlidir: Mağdurun erdemi, zalimin eylemine meşruiyet kazandırmaz. Bir insan zulüm karşısında olağanüstü sabır gösterebilir; zulmü yapan kişi yine yaptığından sorumludur.

Dolayısıyla “Bu olay senin sabrını artırdı, demek ki yapan kişi de hayra vesile oldu” diyerek haksızlığı aklamak doğru değildir.

1️⃣2️⃣ Sabır Duyguları Bastırmak mıdır ❓​

Hayır. Sabırlı insanın üzülmemesi, korkmaması veya ağlamaması gerektiği söylenemez. Peygamberlerin hayatında da üzüntü, korku ve sıkıntı görülür.

Sabır, duygu yaşamamak değil, duyguların insanı yanlış davranışa sürüklemesine karşı istikameti korumaktır. İnsan acı çekebilir ama yine de Allah’a bağlılığını sürdürebilir.

Bu nedenle psikolojik sıkıntı veya üzüntü yaşayan bir insanı “Demek sabrın az” diye suçlamak doğru değildir.

1️⃣3️⃣ Tevekkül ile Sabır Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır ❓​

Bu ayette iki kavram birbirini tamamlar. Tevekkül insanın güveninin yönünü, sabır ise zorluk içindeki devamlılığını ifade eder.

İnsan Allah’a güveniyorsa zorlukla karşılaştığında hemen bütün değerlerini terk etmek zorunda kalmaz. Sabır, tevekkülün zaman içindeki dayanıklılığa dönüşmüş hâli gibi düşünülebilir.

Ancak ikisi de pasiflik değildir. Tevekkül güven verir, sabır ise doğru yolda kalma gücünü besler.

1️⃣4️⃣ Allah’a Tevekkül Etmek İnsanlardan Yardım İstememek midir ❓​

Hayır. Ayetin sonunda “Tevekkül edenler Allah’a tevekkül etsinler” denilmesi, insanî yardımların tamamının reddedilmesi anlamına gelmez.

İnsan doktoruna, avukatına, ailesine, arkadaşına veya uzman bir kişiye başvurabilir. Bunlar Allah’ın yarattığı sebepler dünyasının parçalarıdır.

Sorun yardım almak değil, yardımı sağlayan kişiyi mutlak ve bağımsız kurtarıcı hâline getirmektir. Nihai güven Allah’a, günlük işlerde gerekli güven ise insanî sebeplere yöneltilebilir.

1️⃣5️⃣ Tevekkül Tedbiri Bırakmak mıdır ❓​

Hayır. Tevekkül ile tedbir birbirinin karşıtı değildir. Peygamberler yalnız dua edip hiçbir şey yapmayan kişiler değildir; tebliğ eder, planlar, yolculuk yapar, tedbir alır ve gerektiğinde yer değiştirirler.

Bir insan “Allah korur” diyerek açık ve gereksiz bir tehlikeye atılmak zorunda değildir. Aracının bakımını yaptırmak, kapısını kilitlemek veya sağlık kontrolüne gitmek tevekkülsüzlük değildir.

Tedbir bizim görevimiz, sonucun mutlak kontrolü ise bizim elimizde olmayan alandır.

1️⃣6️⃣ Tevekkül Sonuç Kötü Olduğunda Ne Anlama Gelir ❓​

Tevekkülün en zor tarafı burada ortaya çıkar. İnsan elinden geleni yapmış olabilir, fakat sonuç yine de istediği gibi gerçekleşmeyebilir.

Bu durumda tevekkül “Demek ki hiç çabalamamalıydım” demek değildir. İnsan hatası varsa ondan ders çıkarır, şartları yeniden değerlendirir ve yeni sebeplere başvurur; fakat başarısızlığı Allah’ın kendisini terk ettiğinin kesin kanıtı olarak görmez.

Sonucun kötü olması, tevekkülün yanlış olduğu anlamına gelmez; tıpkı sonucun iyi olmasının insanın bütün tercihlerini otomatik olarak doğru yapmadığı gibi.

1️⃣7️⃣ “Tevekkül Edenler Allah’a Tevekkül Etsinler” Neden Tekrar Ediliyor ❓​

Ayet bir önceki ayetin tevekkül cümlesini daha güçlü bir biçimde tekrar eder. Bu tekrar, peygamberlerin içinde bulunduğu baskı ortamında nihai güvenin kaynağını yeniden vurgular.

İnsan büyük baskı altında kaldığında güvenlik için zalimin şartlarına teslim olma, hakikati terk etme veya yalnız kendi gücünü mutlaklaştırma eğilimine girebilir. Peygamberlerin cevabı ise “Bize yol gösteren Allah’a güvenmeye devam edeceğiz” şeklindedir.

Bu güven, kibirli bir yenilmezlik iddiası değildir. İnsanın sınırlarını bilerek Allah’a dayanmasıdır.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 11 ve 12. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 11. ayette peygamberler Allah’ın izni olmadan mucize getiremeyeceklerini söylemiş ve müminleri Allah’a tevekküle çağırmışlardı. 12. ayette ise neden tevekkül ettiklerini açıklarlar: Allah onlara yollarını göstermiştir.

Ardından tevekkülün baskı altında nasıl yaşandığını gösterirler: Eziyete rağmen görevlerinden vazgeçmezler. Böylece hidayet, tevekkül ve sabır aynı çizgi üzerinde birleşir.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 13. ayette, inkâr edenlerin peygamberlere karşı baskısı daha da ağırlaşacaktır: “İnkâr edenler peygamberlerine dediler ki: Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkaracağız ya da kesinlikle bizim dinimize dönersiniz.” Bunun üzerine Rablerinin peygamberlere zalimleri mutlaka helâk edeceğini bildirdiği anlatılacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle inancı zorla değiştirme tehdidi, sürgün ve din özgürlüğü, “bizim dinimize dönün” ifadesinin peygamberlerin daha önce şirk üzere olduklarını mutlaka göstermemesi, zulüm kavramının bağlamı ve ilahî cezadan bireysel şiddet yetkisi çıkarılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 12. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 12. ayet, hidayet, tevekkül ve sabır arasında güçlü bir bağ kurar. Peygamberler Allah’a yalnız zor durumda kaldıkları için sığınmıyorlar; Allah’ın kendilerine yolu göstermiş olmasını güvenlerinin temel gerekçesi olarak açıklıyorlar. Yani tevekkül, yönsüz bir teselli değildir. İnsan kendisini çağıran Rabbini ve yürüdüğü yolun anlamını bildiğinde, zorluklar karşısında dayanma gücü farklı bir derinlik kazanır.

Ayetin “Allah bize yollarımızı göstermişken” sözü hidayetin büyük bir nimet olduğunu hatırlatır. İnsan bazen sahip olduğu maddi nimetleri kolayca fark eder; fakat doğruyu yanlıştan ayırabilecek bir bilinç, hayatın amacına dair bir yön ve ahlaki ölçü de çok büyük nimetlerdir. Hidayet yalnız “Ben doğru gruba mensubum” demek değil, bildiğimiz doğrultuda yaşamaya çalışmak anlamına gelir. Yol gösterilmiş olmak yürümeyi gereksiz kılmaz; tam tersine yürümeyi daha sorumlu hâle getirir.

Buradaki “yollarımız” çoğulu da dikkatli okunmalıdır. Bu ifade birbirine zıt bütün dünya görüşlerinin aynı hakikatin eşit yolları olduğu şeklinde otomatik bir dinî relativizm öğretmez. Peygamberlerin söylediği bağlamda bunlar Allah’ın kendilerine açtığı hidayet ve kulluk yollarıdır. Bir kelimenin çoğul oluşundan büyük metafizik sistemler üretmek yerine ayetin bütün cümlesini dikkate almak gerekir.

Peygamberlerin “Bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceğiz” sözleri ise sabrın gerçek değerini gösterir. Sabır, acıyı inkâr etmez; yapılan şeyi açıkça “eziyet” olarak adlandırır. Bu çok önemlidir. Dinî sabır anlayışı haksızlığın adını değiştirmez. Zulme “imtihan”, saldırıya “kader” diyerek failin sorumluluğunu görünmez hâle getirmek doğru değildir. Bir olay insan için imtihan olabilir, fakat onu yapan zalim yine eyleminden sorumludur.

Aynı nedenle sabır mağduru susturmak için kullanılmamalıdır. Bir insan şiddete, istismara veya ağır baskıya uğruyorsa “Peygamberler de sabretti, sen de hiçbir şey yapma” demek bu ayetin ruhuna aykırı olabilir. Peygamberlerin sabrı görevlerini sürdürmeleridir; zulme ahlaki onay vermeleri değildir. İnsan korunabilir, yardım isteyebilir, hukuk yoluna başvurabilir veya tehlikeli ortamdan uzaklaşabilir. Sabır ile kendini koruma arasında zorunlu bir çelişki yoktur.

Ayet duygusal hayatımız için de önemli bir ölçü verir. Sabır, hiçbir zaman üzülmemek veya korkmamak değildir. İnsanın canı yanabilir, gözyaşı dökebilir ve yorulabilir. Bunların varlığı Allah’a güvensizliğin kanıtı değildir. Sabır, insanın duygularını yok etmesi değil, o duyguların içinde yönünü kaybetmemesidir. Bu nedenle ağır psikolojik acı yaşayan birini “imanın zayıf” diye damgalamak yerine ona destek olmak gerekir.

Tevekkül de aynı biçimde yanlış anlaşılabilir. Bazı insanlar tevekkülü sebep dünyasından tamamen çekilmek gibi görebilir. Oysa peygamberlerin hayatı böyle değildir. Onlar konuşur, tedbir alır, yolculuk eder, insanlarla birlikte çalışır ve gerektiğinde hicret ederler. Allah’a güvenmek, Allah’ın yarattığı sebepleri küçümsemek değildir. Doktor, tedavi, uzman, dost, plan ve güvenlik tedbiri Allah’a rakip değildir.

Tevekkülün en derin sınavı ise insanın bütün tedbirlerine rağmen sonucun istediği gibi çıkmadığı zamandır. Eğer tevekkülü “Allah benim planımı mutlaka gerçekleştirecek” diye anlarsak, istediğimiz sonuç gerçekleşmediğinde inancımız sarsılabilir. Oysa tevekkül Allah’ın bizim senaryomuzu uygulama zorunluluğu değildir. İnsan elinden geleni yapar, dua eder ve çalışır; ardından sonucun kendi mutlak kontrolünde olmadığını kabul eder. Bu kabul tembellik değil, insanın sınırlarını bilmesidir.

İbrâhîm Suresi 12. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Allah sana yol gösterdiyse bu hidayetin değerini bil ve o yolda sorumlulukla yürü. Tevekkülü tedbirsizliğe, sabrı ise zulme boyun eğmeye dönüştürme. Eziyet gören insanı “sabret” diyerek yalnız bırakma; ona yardım et. İnsanlardan ve uzmanlardan meşru yardım almayı Allah’a güvensizlik sanma. Elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırak ama Allah’ı kendi istediğin sonucu vermek zorunda olan bir güç gibi düşünme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Hidayet insana yönünü, sabır yolda kalma gücünü, tevekkül ise bütün çabanın ortasında nihai güvenin kime ait olduğunu öğretir.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 13. ayette, peygamberlere yapılan baskı açık bir tehdide dönüşecektir: “İnkâr edenler peygamberlerine, ‘Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkaracağız ya da kesinlikle bizim dinimize dönersiniz’ dediler. Rableri de onlara, ‘Biz zalimleri mutlaka helâk edeceğiz’ diye vahyetti.” Bu ayeti ele alırken özellikle insanları inanç değiştirmeye zorlamanın zulüm boyutu, sürgünün bir baskı yöntemi oluşu, “bizim dinimize dönün” ifadesinin dilsel anlamı, peygamberlerin mutlaka daha önce putperest oldukları sonucunun çıkarılamaması, din özgürlüğünün önemi, “zalimleri helâk edeceğiz” ifadesinin Allah’ın hükmü olduğu ve bundan bireylere kendi başlarına şiddet uygulama yetkisi çıkarılamayacağı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 12. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Allah’a tevekkül ettiğimizi söylerken gerçekten sorumluluğumuzu yerine getiriyor muyuz? Zorluk geldiğinde hemen doğru bildiğimiz şeyleri terk mi ediyoruz, yoksa şartları yeniden değerlendirip istikametimizi koruyor muyuz? Acı çeken bir insana destek olmak yerine kolayca “Sabret” diyerek sorumluluğu onun omzuna mı bırakıyoruz? Tevekkül adına gerekli tedbirlerden kaçıyor muyuz? İstediğimiz sonuç gerçekleşmediğinde Allah’a güvenimizi tamamen kaybediyor muyuz? Ve en önemlisi, Allah bize yolu gösterdiğinde o yolda yalnız rahat olduğu sürece mi yürüyoruz, yoksa zorluk geldiğinde de hakikati koruyabilecek bir sabır ve tevekkül geliştirebiliyor muyuz?

“İbrâhîm 12, ‘Allah bize yollarımızı göstermişken neden O’na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceğiz. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler’ buyurarak hidayet, sabır ve tevekkülü aynı çizgide birleştirir. Sabır zulme razı olmak, tevekkül tedbiri bırakmak değildir. Peygamberler eziyeti açıkça eziyet olarak adlandırır, fakat baskının kendilerini hakikatten vazgeçirmesine izin vermezler. Ayetin büyük dersi şudur: Sebebe başvur, hakkını koru, mücadeleden vazgeçme; fakat bütün bunların içinde nihai güvenini sebeplere değil Allah’a bağla.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt