📖 Hûd Suresi 30. Ayette “Ey Kavmim! Eğer Ben İman Edenleri Kovarsam Allah’a Karşı Bana Kim Yardım Edebilir? Hâlâ Düşünüp Öğüt Almayacak mısınız?” | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hûd Suresi 30. Ayette “Ey Kavmim! Eğer Ben İman Edenleri Kovarsam Allah’a Karşı Bana Kim Yardım Edebilir? Hâlâ Düşünüp Öğüt Almayacak mısınız?”

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,181
2,736,267
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 30. Ayette “Ey Kavmim! Eğer Ben İman Edenleri Kovarsam Allah’a Karşı Bana Kim Yardım Edebilir? Hâlâ Düşünüp Öğüt Almayacak mısınız?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Nûh, güçlü insanların desteğini kazanmak uğruna güçsüz müminleri feda etmeyi reddeder. Çünkü insanların onayını kazanmak için Allah karşısındaki sorumluluğu çiğnemek gerçek kazanç değildir. Hûd 30, ‘Kimi memnun etmek için kimi haksızlığa uğratıyorum?’ sorusunu her çağın insanına yönelten güçlü bir adalet dersidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 30. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Ey kavmim! Eğer onları kovarsam Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve yâ kavmi men yensurunî minallâhi in teradtuhum. E fe lâ tezekkerûn.”

Bu ayet, Hûd 29’un doğrudan devamıdır. Hz. Nûh bir önceki ayette kendisine iman eden fakat toplumun ileri gelenleri tarafından küçümsenen insanları kovmayacağını söylemişti. Şimdi bunun nedenini daha da güçlü biçimde açıklıyor: Onları sırf güçlülerin hoşuna gitmesi için haksız biçimde uzaklaştırırsa, bunun hesabını Allah’a verecektir.

2️⃣ “Eğer Onları Kovarsam” İfadesindeki “Onlar” Kimlerdir ❓​

Buradaki “onlar”, bir önceki ayette söz konusu edilen iman etmiş fakat toplumun ileri gelenlerince düşük statülü görülen kimselerdir.

Nûh’un kavminin seçkinleri, bu insanların:

yoksul,

güçsüz,

toplumda itibarsız

olduklarını düşünerek onları küçümsüyordu.

Hz. Nûh ise onların ekonomik ve sosyal konumuna değil, imanlarına ve Allah karşısındaki sorumluluklarına bakıyor.

Bu nedenle mesele yalnız birkaç insanın bir toplantıdan çıkarılması değildir. Asıl mesele, insanları sınıfsal kibir yüzünden dışlamak ve güçlülerin desteği uğruna zayıfların onurunu feda etmektir.

3️⃣ Nûh Neden Onları Kovmayı Bu Kadar Ciddi Bir Mesele Olarak Görüyor ❓​

Çünkü bu insanlar Allah’a iman etmişlerdir ve Hz. Nûh’un onları yalnız yoksul veya düşük statülü oldukları için kovması açık bir haksızlık olurdu.

Nûh kendi çıkarını düşünseydi şöyle davranabilirdi:

“Toplumun zenginleri ve güçlüleri bana katılsın da, şu fakir müminleri bir süre uzak tutalım.”

Böylece belki daha büyük siyasi veya sosyal destek kazanabilirdi.

Fakat bunu yapmıyor.

Çünkü peygamberce ahlakın ölçüsü:

“Bana ne kazandırır?”

değil,

“Allah katında doğru olan nedir?”

sorusudur.

4️⃣ “Allah’a Karşı Bana Kim Yardım Edebilir?” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“men yensurunî minallâh”

denilir.

Genel anlamıyla:

“Allah’a karşı bana kim yardım edebilir, beni Allah’ın hükmünden kim koruyabilir?”

Hz. Nûh burada kavmin ileri gelenlerine çok güçlü bir cevap verir. Onların desteği ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın huzurunda Nûh’u kurtarabilecek bağımsız bir güç değildir.

Yani Nûh şunu söylüyor:

“Sizi memnun etmek için Allah’a karşı sorumluluğumu çiğnersem, sizin gücünüz bana ne sağlayacak?”

Bu, insanın hangi otoriteyi nihai otorite gördüğünü ortaya çıkaran çok derin bir sorudur.

5️⃣ Bu İfade İnsanlardan Yardım İstemeyi Yasaklıyor mu ❓​

Hayır.

Bir önceki ayetlerde olduğu gibi burada da önemli bir ayrım vardır.

İnsan:

avukatından yardım alabilir,

arkadaşına başvurabilir,

doktoruna güvenebilir,

ailesinden destek isteyebilir,

devletin hukuk mekanizmalarını kullanabilir.

Bunlar normal insanî yardımlardır.

Ayette reddedilen şey, insanların Allah’ın nihai hükmüne karşı bağımsız ve mutlak koruyucular sanılmasıdır.

İnsan yardımı gerçektir; fakat mutlak değildir.

Tevhid, insanî yardımlaşmayı yok etmez. Yaratılmış yardımı Allah’ın yerine koymayı reddeder.

6️⃣ Bu Ayet Güçlü İnsanların Desteğini Önemsiz mi Görüyor ❓​

Hayır.

Toplumdaki güçlü, bilgili veya varlıklı insanların desteği bazen gerçekten faydalı olabilir. Bir hayır çalışmasına büyük kaynak sağlayabilirler. Bir haksızlığın giderilmesine yardımcı olabilirler. Bir toplumsal projeyi büyütebilirler.

Sorun güçlü insanlarla ilişki kurmak değildir.

Sorun, onların desteğini kazanmak için adaletten vazgeçmektir.

Hz. Nûh:

“Zengin insanlarla konuşmayacağım.”

demiyor.

Söylediği şey şudur:

“Onları kazanmak uğruna yoksulları kovmayacağım.”

Bu çok farklıdır.

7️⃣ Güçlüleri Kazanmak İçin Güçsüzleri Feda Etmek Neden Yanlıştır ❓​

Çünkü böyle bir yaklaşım insan değerini araçsallaştırır.

Bir kurum şöyle düşünebilir:

“Bu yoksul insan bize maddi fayda sağlamıyor; ama şu zengin kişi büyük bağış yapabilir. O rahatsız oluyorsa yoksulu uzaklaştıralım.”

Bu düşünce kısa vadede maddi kazanç sağlayabilir ama adalet açısından büyük bir sorun oluşturur.

Hz. Nûh’un cevabı bunun tam tersidir:

İnsanın onuru sponsorun rahatından daha değerlidir.

Bir topluluğun büyümesi, adaletin küçülmesi pahasına olmamalıdır.

8️⃣ Bu Ayet Dinî Topluluklarda Sınıf Ayrımcılığına Karşı Ne Söyler ❓​

Çok güçlü bir ilke ortaya koyar.

İbadethane veya dinî topluluk, zenginlerin özel salonuna dönüşmemelidir.

Bir insan:

çok para verdiği için otomatik olarak daha takvalı değildir.

Başka biri:

maddi imkânı olmadığı için Allah katında daha değersiz değildir.

Dinî çevrelerde özellikle şu tehlikeye dikkat edilmelidir: Parası ve nüfuzu olan kişinin bütün istekleri karşılanırken, sessiz ve güçsüz insanın sürekli geri plana itilmesi.

Hûd 30 bu zihniyete karşı:

“Allah’a karşı bunun hesabını kim verecek?”

sorusunu yöneltir.

9️⃣ Bir Dinî Lider Güçlü Bağışçıların İsteğine Göre İnsanları Dışlayabilir mi ❓​

Sırf insanların ekonomik veya sosyal statüsü nedeniyle bunu yapmak, Hûd 29–30’un ahlaki ruhuyla bağdaşmaz.

Bir bağışçı:

“Ben para veriyorum ama şu fakir insanları burada görmek istemiyorum.”

diyorsa, bağış miktarı o talebi adil hâle getirmez.

Bağış değerli olabilir.

Fakat para:

başka insanların onurunu satın alma yetkisi

vermez.

Bir dinî kurumun en büyük sınavlarından biri bazen tam burada ortaya çıkar:

Maddi çıkar mı, ilke mi?

Hz. Nûh’un tercihi nettir:

İlke.

🔟 Peki Bir Topluluktan Hiç Kimse Çıkarılamaz mı ❓​

Hayır. Ayeti bu şekilde genellemek doğru olmaz.

Bir kişi:

şiddet uyguluyorsa,

başkalarını taciz ediyorsa,

sistematik biçimde zarar veriyorsa,

güvenliği tehdit ediyorsa

bir topluluğun onu belirli kurallar çerçevesinde uzaklaştırması gerekebilir.

Hûd 30’un meselesi davranış nedeniyle adil disiplin uygulamak değildir.

Buradaki problem, iman etmiş insanların:

fakir,

düşük statülü,

seçkinler tarafından hoş karşılanmayan

kişiler olmaları nedeniyle kovulmak istenmesidir.

Sınıfsal dışlama ile haklı güvenlik veya disiplin tedbiri aynı şey değildir.

1️⃣1️⃣ Nûh’un Tutumu Liderlik Ahlakı Açısından Ne Öğretiyor ❓​

Gerçek liderlik yalnız güçlülerin talebini yerine getirmek değildir.

Bir lider özellikle sesi az çıkan insanların hakkını da gözetmelidir.

Çünkü güçlü insan zaten kendisini savunacak birçok araca sahip olabilir. Güçsüz olanın sesi ise daha kolay bastırılabilir.

Hz. Nûh, kavmin ileri gelenlerine yaranmak için müminlerin en güçsüzlerini gözden çıkarmıyor.

Bu, liderlik için çok güçlü bir ölçüdür:

En güçlü kişi seni alkışlıyor diye en zayıf kişinin hakkını çiğneme.

Adalet, yalnız güçlülere adil davranmak değil, güçsüzlerin hakkını da korumaktır.

1️⃣2️⃣ “Allah’a Karşı Bana Kim Yardım Edebilir?” Sözü Nûh’un Korkak Olduğunu mu Gösterir ❓​

Hayır.

Bu cümle kişisel korkaklığın değil, Allah karşısındaki sorumluluk bilincinin ifadesidir.

Hz. Nûh güçlülerden çekindiği için müminleri korumuyor değildir.

Tam tersine güçlülerin baskısına rağmen onları koruyor.

Onun asıl dikkate aldığı şey:

Allah’ın hükmüdür.

Bu nedenle ayetteki duygu:

panik değil,

takva ve sorumluluktur.

Allah korkusu ≠ korkaklık.

Bazen Allah’a karşı sorumluluk bilinci, insanın güçlü insanlara karşı daha cesur durmasını sağlar.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet “İnsanları Memnun Etmeye Çalışmak Yanlıştır” mı Diyor ❓​

Hayır.

İnsanların memnuniyetini önemsemek normaldir.

Aileni sevindirmek isteyebilirsin.

Müşterinin memnuniyetini önemseyebilirsin.

Arkadaşlarının senden hoşnut olmasını isteyebilirsin.

Bir yönetici halkın ihtiyaçlarını dikkate alabilir.

Problem, insanların memnuniyetini adaletin ve Allah’ın ölçüsünün üzerine çıkarmaktır.

İnsan bazen herkes mutlu olsun ister. Bu güzel bir niyet olabilir.

Ama bir kişiyi memnun etmek için başka birine haksızlık yapılacaksa sınır burada başlar.

Memnuniyet değerlidir; adaletten üstün değildir.

1️⃣4️⃣ İnsanların Onayını Kaybetme Korkusu Bizi Haksızlığa Sürükleyebilir mi ❓​

Evet.

İnsan sosyal bir varlıktır ve dışlanmaktan korkabilir. Bu son derece insanîdir.

Fakat bu korku bazen insanı yanlış davranışlara sürükleyebilir.

Bir iş yerinde herkes bir çalışanı dışlıyordur. Sen bunun haksız olduğunu bildiğin hâlde grubun seni de dışlamasından korktuğun için sessiz kalabilirsin.

Bir ailede güçsüz bir akrabaya haksızlık yapılıyordur. Aile büyüklerine karşı çıkmamak için sesini çıkarmayabilirsin.

Bir sosyal çevrede bir kişi alay konusu yapılabilir. Sen de grupta kalabilmek için alaya katılabilirsin.

Hûd 30 burada çok güçlü bir ahlaki soru getirir:

“İnsanların desteğini korurken Allah karşısındaki sorumluluğunu kaybediyor musun?”

1️⃣5️⃣ Bu Ayet Patron–Çalışan veya Zengin–Fakir İlişkilerine Nasıl Bir İlke Sunar ❓​

Ayet modern iş hukuku anlatmıyor; fakat ahlaki ilkesi güçlüdür:

Güç farkı, insanlık değer farkı değildir.

Patronun ekonomik yetkisi olabilir.

Çalışanın belirli görevleri olabilir.

Ancak patron:

“Ben para veriyorum, o hâlde senin onuruna istediğim gibi davranırım.”

diyemez.

Zengin insan da:

“Ben daha çok vergi veya bağış ödüyorum, bu nedenle fakir insanlardan daha değerliyim.”

diyemez.

Toplumsal roller farklı olabilir.

Ama insanlık onuru satın alınamaz.

Hûd 30’un özü, güç sahibinin isteği karşısında güçsüz insanın kolayca feda edilmemesidir.

1️⃣6️⃣ “Hiç Düşünmüyor musunuz?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“e fe lâ tezekkerûn”

sorusuyla biter.

Genel anlamıyla:

“Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız, hatırlamayacak mısınız?”

Burada Hz. Nûh kavminin vicdanına ve aklına seslenir.

Sanki şöyle der:

“Siz beni, Allah’a inanmış insanları kovmaya çağırıyorsunuz. Peki bunun Allah karşısındaki sonucunu hiç düşünmüyor musunuz?”

Bu soru, dinî ahlakın yalnız emir ezberlemek değil, sonuçları düşünmek olduğunu gösterir.

İnsan bazen kısa vadeli çıkarı görür ama daha büyük ahlaki sonucu göremez.

Tezekkür, bu kör noktayı açmaya çağırır.

1️⃣7️⃣ Bir Çoğunluk Birinin Dışlanmasını İstiyorsa Bu Dışlama Doğru Olur mu ❓​

Hayır.

Çoğunluğun talebi tek başına adalet ölçüsü değildir.

Bin kişi bir masum insana haksızlık yapılmasını istese, sayı haksızlığı haklı yapmaz.

Bir topluluk:

“Biz bu kişiyi istemiyoruz.”

diyebilir.

O zaman şu soru sorulmalıdır:

Neden?

Somut bir zararı mı var?

Bir hakkı mı ihlal etti?

Yoksa:

fakir olduğu,

farklı göründüğü,

statüsü düşük olduğu

veya güçlülerin hoşuna gitmediği

için mi dışlanıyor?

Çoğunluk kararı ≠ otomatik ahlaki doğruluk.

1️⃣8️⃣ Hûd 29 ve 30 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 29’da Hz. Nûh iki şeyi söylemişti:

“Sizden mal istemiyorum.”

ve:

“İman edenleri kovmam.”

Hûd 30 ise ikinci cümlenin gerekçesini açıklar:

“Onları kovarsam Allah’a karşı bana kim yardım edebilir?”

Böylece Nûh’un tavrı yalnız sosyal merhamet değildir; Allah’a karşı hesap bilinci üzerine kuruludur.

Nûh fakir müminleri korurken:

popüler olmaya,

bağış toplamaya,

seçkinleri kazanmaya

çalışmıyor.

Onların hakkını koruyor çünkü bunun Allah karşısında doğru olduğuna inanıyor.

Bu, ahlakın çıkar hesabından daha yüksek bir zemine oturduğunu gösterir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 30. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 30. ayet, tek bir soruyla insanın güç, çıkar, toplumsal onay ve Allah karşısındaki sorumluluk anlayışını sarsar:

“Eğer onları kovarsam Allah’a karşı bana kim yardım edebilir?”

Bu soru aslında yalnız Hz. Nûh’un kavmine ait değildir.

İnsan hayatında sürekli benzer seçimlerle karşılaşabilir.

Bir tarafta:

güçlü insanların desteği,

para,

makam,

itibar,

çoğunluğun alkışı

olabilir.

Diğer tarafta ise sessiz, güçsüz ve kolayca feda edilebilecek bir insanın hakkı bulunabilir.

İşte gerçek ahlak çoğu zaman tam bu noktada ortaya çıkar.

Çünkü adalet, herkesin seni alkışladığı zaman kolaydır. Asıl sınav, adil olduğun için güçlü insanların desteğini kaybetme ihtimali doğduğunda başlar.

Hz. Nûh işte bu sınavın içinde duruyor.

Toplumun ileri gelenleri onu küçümsemişti.

Üstelik Nûh’un yanında bulunan yoksul müminleri de küçümsüyorlardı.

Muhtemelen Nûh, onları uzaklaştırsa güçlülerle arasındaki mesafe azalabilirdi.

Fakat Nûh bunun bedelini kabul etmiyor.

Çünkü bazı ittifaklar fazla pahalıdır.

Para kaybettirmez belki.

Ama:

adaleti,

vicdanı,

ilkeleri

ve Allah karşısındaki sorumluluğu

kaybettirebilir.

Bu nedenle bir insanın hayatında şu soruyu sık sık sorması gerekir:

“Bu kazanç karşılığında neyi satıyorum?”

Bir iş insanı büyük bir müşteri kazanabilir ama çalışanının hakkını feda ediyorsa bu kazanç sorgulanmalıdır.

Bir siyasetçi güçlü bir grubun desteğini kazanabilir ama zayıf bir grubun temel haklarını yok sayıyorsa bu desteğin bedeli sorgulanmalıdır.

Bir dinî kurum büyük bağış alabilir ama bağışçının baskısıyla adaletsizlik yapıyorsa ayetin aynasına bakmalıdır.

Bir aile, güçlü akrabayı memnun etmek için güçsüz üyeyi susturuyorsa aynı ahlaki problem ortaya çıkabilir.

Güçlü olanı memnun etmek, haklı olanı korumaktan daha önemli hâle geldiğinde adalet zedelenir.

Hûd 30’un mesajı burada oldukça günceldir.

Bugün kurumlar zaman zaman:

“Bu kişiyi kaybedersek büyük para kaybederiz.”

diye düşünebilir.

Bu ekonomik olarak gerçek bir endişe olabilir.

Ama hemen ikinci soru gelmelidir:

“Onu kaybetmemek için ne yapmamız isteniyor?”

Eğer istenen şey:

haksızlığı örtmek,

bir mağduru susturmak,

güçsüz birini dışlamak

veya hakikati çarpıtmak

ise, Hz. Nûh’un sorusu yeniden duyulur:

“Peki Allah’a karşı seni kim koruyacak?”

Bu ifade insanı sorumsuz biçimde:

“Dünya ilişkilerini önemsemeyelim.”

noktasına götürmez.

Elbette kurumların bütçesi önemlidir.

İş dünyasında müşteri önemlidir.

Siyasette destek önemlidir.

Ailede huzur önemlidir.

Fakat bunların hiçbiri mutlak değer değildir.

Hepsinin üzerinde adalet vardır.

Hûd 30 aynı zamanda insanın vicdanını başkasına kiralamaması gerektiğini öğretir.

Bazen insan şöyle düşünür:

“Herkes böyle yapıyor.”

Bu mazeret değildir.

“Patron istedi.”

Bu her davranışı ahlaken doğru yapmaz.

“Aile büyüğü söyledi.”

Bu haksızlığı helal yapmaz.

“Lider emretti.”

Bu Allah karşısındaki kişisel sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmaz.

İnsan başkasının etkisi altında olabilir; baskının derecesi elbette sorumluluğun değerlendirilmesinde önemlidir. Fakat temel ilke şudur:

İnsan ahlaki sorumluluğunu bütünüyle başka bir insana devredemez.

Hz. Nûh kendisine:

“Bu insanları kov.”

diyen toplumsal baskının arkasına saklanmıyor.

“Siz istediniz, ben de yaptım.”

demiyor.

Çünkü biliyor ki sonunda kendisi de hesap verecek.

Bu, liderlik açısından son derece önemli bir derstir.

Bir lider:

“Çevremdekiler böyle istedi.”

diyerek bütün sorumluluğu üzerinden atamaz.

Karar veren kişi verdiği kararın ahlaki yükünü taşır.

Bir başka önemli nokta, Hûd 30’un dinî topluluklarda elitizm tehlikesini açıkça sorgulatmasıdır.

İnsanlar bazen farkında olmadan iki sınıfa ayrılabilir:

önemli insanlar

ve:

diğerleri.

Önemli olanlar:

daha iyi karşılanır,

daha çok dinlenir,

hataları daha kolay affedilir.

Diğerlerinin sesi ise kolayca kaybolur.

Kur’an’ın Nûh kıssası bu zihniyetle ciddi biçimde hesaplaşır.

Çünkü Allah’a iman eden yoksul bir insanı, sırf bir zengin onu sevmiyor diye kapının önüne koymak peygamberce bir tavır değildir.

Hûd 30 bize şu ölçüyü verir:

Bir insanın toplumdaki etkisi arttıkça insanlık değeri artmaz.

Bu, zenginleri küçümsemek değildir.

Zengin de Allah’ın kuludur.

Fakir de Allah’ın kuludur.

Zengin insanın hakkını da korumak gerekir.

Fakir insanın hakkını da.

Adaletin güzelliği tam burada ortaya çıkar:

Kimin güçlü olduğuna değil, kimin hakkı olduğuna bakar.

Bu nedenle ayet ters sınıfçılığa da izin vermez.

“Fakir her zaman haklıdır, zengin her zaman haksızdır.”

gibi bir sonuç çıkarılamaz.

Hz. Nûh bu müminleri fakir oldukları için savunmuyor; sırf fakir oldukları için haksız yere kovulmak istendikleri için savunuyor.

Bu ayrım önemlidir.

Kur’an’ın adaleti kimlik üzerinden değil, hak üzerinden işler.

Ayetin sonundaki:

“Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”

sorusu ise meseleye başka bir derinlik kazandırır.

Nûh yalnız:

“Hayır, kovmam.”

demiyor.

Kavmini düşünmeye zorluyor:

“Bir an durun. Benden ne istiyorsunuz?”

Siz benden Allah’a iman eden insanları, sırf onları aşağı gördüğünüz için kovmamı istiyorsunuz.

“Bunun Allah katında ne anlama geleceğini hiç düşünmüyor musunuz?”

İnsan bazen kendi talebinin ahlaki sonucunu fark etmeyebilir.

Bu yüzden tezekkür, yani durup düşünmek çok önemlidir.

Örneğin biri:

“Şu çalışanı çıkarın, onu sevmiyorum.”

diyebilir.

Peki kişi gerçekten yanlış mı yaptı?

Yoksa sadece hoşumuza mı gitmiyor?

Bir aile:

“Şu kişiyi davet etmeyelim, zengin misafirlerimiz rahatsız oluyor.”

diyebilir.

Peki bu adil mi?

Bir topluluk:

“Bu insanları burada istemiyoruz, görüntümüzü bozuyorlar.”

diyebilir.

Peki insan onuru nerede?

Hûd 30’un:

“Hiç düşünmüyor musunuz?”

sorusu tam bu noktada vicdanı harekete geçirir.

Ayet aynı zamanda güçlü bir Allah bilinci oluşturur.

İnsan dünyadaki bütün ilişkilerinde yalnız:

“İnsanlar ne diyecek?”

diye yaşamamalıdır.

Elbette insanların görüşleri önemlidir. Ama daha büyük soru vardır:

“Allah katında bu doğru mu?”

Bu soru sağlıklı biçimde anlaşıldığında insanı topluma düşman yapmaz. Tam tersine insana, toplumsal baskının yanlış olduğu yerde ahlaki bağımsızlık kazandırabilir.

Herkes birine haksızlık ederken:

“Ben yapmayacağım.”

diyebilmek.

Herkes yalan söylerken:

“Ben söylemeyeceğim.”

diyebilmek.

Güçlü biri mağduru susturmak istediğinde:

“Bu adil değil.”

diyebilmek.

Bunlar Allah karşısındaki sorumluluk bilincinin dünyadaki değerli sonuçlarıdır.

Fakat ayetin:

“Allah’a karşı bana kim yardım eder?”

ifadesini de yanlış kullanmamalıyız.

Bir insan kendisine yönelik her eleştiride:

“Ben Allah’ın tarafındayım, bana karşı çıkan Allah’a karşı çıkıyor.”

diyemez.

Hz. Nûh peygamberdir ve vahiy almaktadır.

Biz ise kendi yorumlarımızda yanılabiliriz.

Bu nedenle sıradan bir insanın kendi kararını otomatik olarak Allah’ın kararıyla eşitlemesi tehlikelidir.

Önce gerçekten adil olup olmadığımızı sorgulamalıyız.

Kendi çıkarımızı Allah’ın iradesi gibi sunmamalıyız.

Ayeti başkasını susturmak için değil, önce kendi vicdanımızı denetlemek için okumalıyız.

Ben güçlü insanların baskısıyla birini haksızlığa uğratıyor muyum?

Para kaybetme korkusuyla doğruyu susturuyor muyum?

Birilerinin sevgisini korumak için güçsüz bir insanı feda ediyor muyum?

Kendi statümü korumak uğruna adaletsiz bir karar veriyor muyum?

İşte Hûd 30’un aynası budur.

Ayet nihayetinde bize çok sade ama çok zor bir ilke bırakır:

İnsanların desteği değerli olabilir; fakat Allah karşısında doğru olanın yerine geçemez.

Güçlüleri düşmanlaştırmak zorunda değilsin.

Zenginlerden uzak durmak zorunda değilsin.

Toplumun desteğini küçümsemek zorunda değilsin.

Ama bunların hiçbiri uğruna masum ve güçsüz insanın hakkını satma.

Ve belki Hûd Suresi 30. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir seçim yapmak zorunda kaldığımızda güçlü insanların desteğini mi, yoksa adaleti mi önceleyebiliyoruz? Para, makam veya çevre kaybetme ihtimali ortaya çıktığında sessiz ve güçsüz insanların hakkını yine de koruyabiliyor muyuz? Ve insanların bizi terk etmesinden korkarken, Allah karşısında yanlış yapmanın çok daha büyük bir kayıp olabileceğini hatırlayabiliyor muyuz?

“Güçlü insanların desteği değerli olabilir; fakat adaletin bedeli hâline geldiği anda fazla pahalıdır. Hz. Nûh, seçkinleri kazanmak için müminleri kovmadı; çünkü insanların alkışı Allah karşısındaki sorumluluğu silemez. Kimin daha güçlü olduğuna değil, kimin hakkının çiğnendiğine bak. İnsanları memnun et; ama bunu masumun onurunu satarak yapma.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt