📖 Hûd Suresi 10. Ayette “Kendisine Dokunan Bir Sıkıntıdan Sonra Ona Bir Nimet Tattırırsak, ‘Kötülükler Benden Gitti’ Der. Çünkü O Şımarık ve Böbürlen

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,151
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 10. Ayette “Kendisine Dokunan Bir Sıkıntıdan Sonra Ona Bir Nimet Tattırırsak, ‘Kötülükler Benden Gitti’ Der. Çünkü O Şımarık ve Böbürlenen Biridir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsanın gerçek karakteri yalnızca sıkıntılar karşısında değil, sıkıntılar sona erdiğinde de ortaya çıkar. Çünkü acı insanın sabrını, bolluk ise şükrünü sınar. Nimetin değerini bilmek başka, nimeti kendinden bilerek böbürlenmek bambaşkadır.” — Ersan Karavelioğlu

⠀

1️⃣ Hûd Suresi 10. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Hûd Suresi 10. ayette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Eğer kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet tattırırsak, mutlaka ‘Kötülükler benden gitti’ der. Çünkü o, şımarık ve böbürlenen biridir.”

Hûd Suresi, 11:10

Bu ayet, insanın sıkıntılardan kurtulup yeniden nimetlere kavuştuğunda gösterebildiği davranışları ele almaktadır.

İnsan zor zamanlarında çaresizlik hissedebilir, Allah'a yönelerek yardım isteyebilir ve yaşadığı sıkıntının sona ermesini arzulayabilir.

Ancak sıkıntılar ortadan kalktığında, daha önce yaşadığı güçlükleri ve kendisine sunulan yeni imkânların değerini unutabilir.

Hatta elde ettiği başarıları yalnızca kendi gücüne bağlayarak kendisini diğer insanlardan üstün görmeye başlayabilir.

İşte ayetin dikkat çektiği temel mesele budur.

İnsanın bir sıkıntıdan kurtulması kadar, kurtulduktan sonra nasıl bir karakter sergilediği de önemlidir.

Çünkü Kur'an'a göre nimetler yalnızca sevinme vesilesi değil, aynı zamanda insanın şükür, tevazu ve sorumluluk bilincini ortaya koyduğu birer imtihandır.

2️⃣ Ayette Geçen “Sıkıntıdan Sonra Nimet” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette kullanılan “darrâ” ifadesi, insanın karşılaştığı zarar, güçlük, sıkıntı ve olumsuzlukları anlatmaktadır.

“Na'mâ” ise iyilik, rahatlık, bolluk ve nimet anlamları taşımaktadır.

Bu iki kavramın birlikte kullanılması, insan hayatındaki değişkenliği göstermektedir.

Bugün hastalıkla mücadele eden insan yarın sağlığına kavuşabilir.

Maddi sıkıntı içerisinde bulunan biri yeniden kazanç elde edebilir.

Uzun süre üzüntü yaşayan bir kişi hayatında yeniden huzur bulabilir.

Kaybettiği fırsatlar nedeniyle umutsuzluğa kapılan insanın karşısına yeni imkânlar çıkabilir.

Bütün bu değişimler, dünya hayatındaki şartların sürekli aynı kalmadığını göstermektedir.

Ancak ayetin asıl dikkat çektiği konu, sıkıntının ardından nimet gelmesi değildir.

Asıl mesele, nimet geldikten sonra insanın geçmişini, sınırlarını ve Allah'a karşı sorumluluğunu unutup unutmamasıdır.

3️⃣ İnsan Sıkıntıdan Kurtulduğunda Neden Değişebilir ❓​

Zorluklar insanın bazı gerçekleri daha açık biçimde görmesine neden olabilir.

Hastalık yaşayan kişi sağlığın değerini anlar.

Maddi sıkıntı yaşayan insan elindeki imkânların kıymetini fark eder.

Yalnızlık yaşayan biri dostluğun önemini daha derinden hissedebilir.

Ancak insan rahatlığa yeniden kavuştuğunda, sıkıntılı günlerde kazandığı bu farkındalığı zamanla kaybedebilir.

Çünkü insan yeni şartlarına alışma eğilimindedir.

Bir zamanlar büyük bir mutluluk kaynağı olan nimet, zamanla sıradan bir imkân olarak görülmeye başlanabilir.

Böylece geçmişteki çaresizlik unutulurken bugünkü başarı abartılabilir.

İnsan, dün muhtaç olduğu yardımı bugün hatırlamıyorsa nimet artmış olsa bile şükür bilinci zayıflamış olabilir.

Ayetin uyarısı, tam olarak bu değişime yöneliktir.

4️⃣ “Kötülükler Benden Gitti” Sözü Neden Eleştiriliyor ❓​

İlk bakışta bu ifade oldukça doğal görünmektedir.

Bir insanın yaşadığı sıkıntı sona erdiğinde bunu dile getirmesi yanlış değildir.

Hastalıktan iyileşen birinin sağlığına kavuştuğu için sevinmesi veya borçlarından kurtulan kişinin rahatladığını söylemesi son derece anlaşılırdır.

Ancak ayette eleştirilen davranış, bu sözün şımarıklık ve böbürlenmeyle birleşen bir tutumun parçası olmasıdır.

İnsan, sıkıntının sona ermesini kendisinin artık hiçbir zorlukla karşılaşmayacağının kanıtı gibi görebilir.

Kendisine verilen imkânları mutlak güvence sayabilir.

Hatta geçmişte yardım istediği günleri unutup bütün başarılarını yalnızca kendisine ait kabul edebilir.

Bu nedenle ayet, rahatlamayı değil, rahatlığın insanda oluşturabildiği yanlış güven ve üstünlük duygusunu eleştirmektedir.

Sıkıntının sona ermesi insanı sevindirebilir; fakat bu sevinç, kişiye kendisini herkesten üstün görme hakkı vermez.

5️⃣ Ayette Geçen “Şımarıklık” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette bulunan “ferih” kelimesi, bağlam içerisinde aşırı sevince kapılan ve bu sevinci ölçüsüz bir tutuma dönüştüren kişiyi ifade etmektedir.

Burada her türlü mutluluğun yanlış olduğu söylenmemektedir.

Kur'an'da sevinç, bulunduğu bağlama göre olumlu veya olumsuz biçimde değerlendirilmektedir.

Örneğin Yunus Suresi 58. ayette insanların Allah'ın lütfu ve rahmetiyle sevinmeleri öğütlenmektedir.

Buna karşılık Kasas Suresi 76. ayette, Karun'un kibirli ve ölçüsüz sevincine yönelik bir uyarı bulunmaktadır.

Dolayısıyla mesele sevinmenin kendisi değildir.

Sevinç insanı şükre, iyiliğe ve paylaşmaya yöneltiyorsa değerli bir duygudur.

Sevinç insanı kibirli, duyarsız ve küçümseyici hâle getiriyorsa ahlaki bir soruna dönüşebilir.

Hûd Suresi 10. ayet, sevincin bu ikinci biçimine dikkat çekmektedir.

6️⃣ “Böbürlenmek” Nedir ve Neden Tehlikelidir ❓​

Ayette geçen “fahûr” kelimesi, kendisini öven, sahip olduklarıyla övünen ve üstünlük taslayan kişiyi anlatmaktadır.

Böbürlenme, insanın başarılarını sürekli başkalarına gösterme ihtiyacı duymasıyla ortaya çıkabilir.

Maddi gücüyle insanları küçümsemek, sahip olduğu makamı üstünlük gerekçesi saymak veya kendisine sunulan imkânların yalnızca kendi yeteneklerinden kaynaklandığını düşünmek bu tutumun örneklerindendir.

Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır.

Başarılarından memnun olmak ile başarıları nedeniyle başkalarını küçümsemek aynı şey değildir.

İnsan çalışmasının karşılığını aldığında sevinebilir.

Emek verdiği bir işi başardığında gurur duyabilir.

Fakat başarı, insanın kendisini mutlak anlamda üstün görmesine neden olduğunda kibir ortaya çıkar.

Çünkü insanın başarılarında kendi çabası kadar sağlığı, yetiştiği şartlar, karşılaştığı fırsatlar ve diğer insanların katkıları da rol oynayabilir.

Tevazu, insanın başarısını inkâr etmesi değil, başarısının kendisini sınırsız ve başkalarından üstün bir varlık hâline getirmediğini bilmesidir.

7️⃣ Şükür ile Böbürlenme Arasındaki Temel Fark Nedir ❓​

Şükür ve böbürlenme, aynı nimet karşısında ortaya çıkabilen iki farklı yaklaşımdır.

Şükreden insan sahip olduğu imkânları değerli görür.

Böbürlenen insan ise sahip oldukları nedeniyle kendisini diğerlerinden daha değerli görmeye başlayabilir.

Şükreden insan nimetlerin sorumluluk gerektirdiğini hatırlar.

Böbürlenen insan nimetleri yalnızca kendi üstünlüğünün göstergesi olarak değerlendirebilir.

Şükür insanı paylaşmaya ve iyiliğe yöneltebilir.

Böbürlenme ise insanın başkalarının ihtiyaçlarını küçümsemesine neden olabilir.

Şükür, “Bana bu imkân verildi, değerini bilmeliyim” diyebilmektir.

Böbürlenme ise “Ben bu imkâna sahip olduğum için herkesten üstünüm” düşüncesine kapılmaktır.

Hûd Suresi 10. ayet, insanı ikinci tutumun tehlikelerine karşı uyarmaktadır.

8️⃣ Allah İnsanı Neden Hem Sıkıntıyla Hem Bollukla Sınar ❓​

Kur'an'da dünya hayatının çeşitli imtihanlar içerdiği bildirilmektedir.

Bu imtihanlar yalnızca hastalık, yoksulluk ve kayıp gibi zor durumlarla sınırlı değildir.

Sağlık, zenginlik, başarı ve rahatlık da insanın davranışlarının ortaya çıktığı şartlardır.

Enbiyâ Suresi 35. ayette insanların hayırla ve şerle imtihan edildiği belirtilmektedir.

Bu gerçek, insan hayatındaki bütün olumlu ve olumsuz gelişmelerin ahlaki sorumluluk açısından değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Sıkıntı, insanın sabrını ve dayanıklılığını ortaya çıkarabilir.

Bolluk ise insanın şükrünü, tevazusunu ve başkalarına karşı tutumunu görünür kılabilir.

Ancak belirli bir kişinin yaşadığı her olayın hangi özel sebeple gerçekleştiğini kesin olarak bildiğimizi söyleyemeyiz.

Kur'an'ın verdiği ders, nimetlerin ve zorlukların karşısında insanın sorumluluğunu unutmamasıdır.

9️⃣ İnsan Nimetlere Kavuştuğunda Allah'ı Neden Unutabilir ❓​

İnsan zor zamanlarında kendi gücünün sınırlı olduğunu daha açık biçimde hissedebilir.

Ancak rahatlığa kavuştuğunda bu sınırlılığı unutma eğilimi gösterebilir.

Artan maddi imkânlar, elde edilen başarılar veya kazanılan toplumsal saygınlık, kişide her şeyi kontrol edebildiği düşüncesini oluşturabilir.

Böylece insan, daha önce yardım istediği günlerdeki ihtiyaç ve bağımlılık bilincini kaybedebilir.

Kur'an'da bu tutum farklı örneklerle ele alınmaktadır.

Özellikle Karun kıssasında, büyük servete sahip bir kişinin zenginliğini kendi bilgisine bağlaması ve kibirlenmesi anlatılmaktadır.

Kasas Suresi 78. ayette Karun'un servetini kendi bilgisi sayesinde elde ettiğini söylediği bildirilmektedir.

Bu örnek, Hûd Suresi 10. ayetin mesajıyla yakından ilişkilidir.

İnsan kendi emeğini kabul ederken Allah'ın nimetlerini ve diğer insanların katkılarını inkâr etmek zorunda değildir.

Gerçek olgunluk, başarı ile tevazuyu birlikte koruyabilmektir.

🔟 Hûd Suresi 9 ve 10. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Hûd Suresi 9 ve 10. ayetler birlikte değerlendirildiğinde insanın iki farklı durum karşısındaki davranışları ortaya çıkmaktadır.

Dokuzuncu ayet, kendisine verilen rahmet geri alındığında insanın ümitsizliğe ve nankörlüğe düşebilmesine dikkat çekmektedir.

Onuncu ayet ise sıkıntıdan sonra yeniden nimet elde eden insanın şımarıklığa ve böbürlenmeye yönelmesini anlatmaktadır.

İlk ayette nimet kaybı karşısındaki aşırılık söz konusudur.

İkinci ayette nimete kavuşmanın ardından ortaya çıkabilen aşırılık ele alınmaktadır.

Bu iki davranışın ortak noktası, insanın değişen şartlar karşısında manevi dengesini koruyamamasıdır.

Nimet gidince bütün umudunu kaybetmek.

Nimet gelince bütün sınırlarını unutmak.

Kur'an'ın bu iki ayette ortaya koyduğu uyarı oldukça önemlidir.

İnsan ne sıkıntıyı sonsuz bir çaresizlik olarak görmeli ne de bolluğu kendisine verilmiş sınırsız bir üstünlük saymalıdır.

1️⃣1️⃣ Gerçek Mutluluk ile Şımarıklık Arasındaki Fark Nedir ❓​

Mutluluk, insanın hayatındaki güzel gelişmelerden duyduğu memnuniyettir.

Şımarıklık ise bu memnuniyetin ölçüsüz davranışlara ve başkalarını küçümseyen bir tutuma dönüşmesidir.

Gerçek mutluluk, insanın çevresindeki insanlarla güzel ilişkiler kurmasına yardımcı olabilir.

İnsan sevindiğinde bu mutluluğunu ailesiyle, dostlarıyla ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşabilir.

Ancak mutluluğun kaynağı yalnızca başkalarından daha fazla şeye sahip olmak hâline gelirse insan sürekli karşılaştırma yapmaya başlayabilir.

Böylece sevinç, yerini üstünlük yarışına bırakabilir.

Mutlu olmak için başkalarından üstün olmak gerekmez.

Bir nimetin değerini bilmek için başkalarının o nimetten yoksun olmasından memnuniyet duymak gerekmez.

Ayetin öğrettiği ahlaki denge, insanın güzel gelişmeler karşısında sevinirken merhametini ve tevazusunu kaybetmemesidir.

1️⃣2️⃣ Zenginlik ve Başarı İnsanı Mutlaka Kibirli Yapar Mı ❓​

Hayır.

Kur'an'ın eleştirdiği şey zenginliğin veya başarının kendisi değildir.

Sorun, insanın sahip olduklarını nasıl değerlendirdiği ve bu imkânların karakteri üzerindeki etkisidir.

Maddi imkânları bulunan bir kişi ihtiyaç sahiplerine yardım edebilir.

Başarılı bir insan bilgisini başkalarıyla paylaşabilir.

Toplumda saygın bir konuma gelen kişi gücünü adalet ve iyilik için kullanabilir.

Bütün bunlar nimetlerin sorumluluk bilinciyle değerlendirilmesine örnektir.

Ancak aynı imkânlar başkalarını küçümsemek, gösteriş yapmak ve kendisini ayrıcalıklı görmek için de kullanılabilir.

Bu nedenle zenginlik tek başına erdemin veya kibrin göstergesi değildir.

Önemli olan insanın sahip olduklarıyla kurduğu ilişkidir.

İnsanın değeri, elindekilerin çokluğundan önce onları hangi amaçla kullandığıyla ilişkilidir.

1️⃣3️⃣ Nimet Geldiğinde Geçmiş Sıkıntıları Hatırlamak Neden Önemlidir ❓​

İnsanların geçmişte yaşadıkları zorlukları hatırlamaları, bugünkü nimetlerin değerini daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.

Ancak bu hatırlama, sürekli acı içerisinde yaşamak veya geçmişe takılı kalmak anlamına gelmemelidir.

Amaç, geçmiş deneyimlerden ahlaki bir bilinç geliştirmektir.

Bir zamanlar maddi sıkıntı yaşamış insan, imkânları arttığında yoksulların durumunu daha iyi anlayabilir.

Hastalık geçirmiş biri, sağlığına kavuştuğunda sağlık sorunları yaşayan insanlara karşı daha duyarlı davranabilir.

Yalnızlık yaşamış bir kişi, sosyal ilişkiler kurduğunda çevresindeki yalnız insanları fark edebilir.

Böylece geçmişteki zorluklar, başkalarının sıkıntılarını anlamaya yardımcı olan deneyimlere dönüşebilir.

Geçmiş sıkıntıları hatırlamanın en değerli sonuçlarından biri, bugünkü imkânlarla başkalarının hayatına iyilik katabilmektir.

1️⃣4️⃣ Ayetin İnsan Psikolojisi Açısından Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 10. ayet, insanın olumlu gelişmeler karşısında yaşayabildiği psikolojik değişimlere dikkat çekmektedir.

İnsan uzun süren bir sıkıntıdan kurtulduğunda büyük bir rahatlama hissedebilir.

Bu rahatlama bazen gelecekte benzer bir zorlukla karşılaşmayacağına dair aşırı bir güvene dönüşebilir.

Ayrıca insan, başarılarını değerlendirirken kendi katkısını olduğundan fazla, dış şartların ve başkalarının katkılarını ise olduğundan az görebilir.

Psikolojide buna benzer değerlendirme eğilimleri incelenmektedir.

Ancak ayeti doğrudan belirli bir modern psikoloji teorisinin açıklaması olarak değerlendirmek doğru değildir.

Ayetin temel amacı, insanın duygularını ve bu duyguların davranışlarına yansımasını ahlaki açıdan sorgulamasını sağlamaktır.

İnsan başarı kazandığında kendisini sınırsız güçlü, başarısız olduğunda ise tamamen güçsüz görmemelidir.

Her iki yaklaşım da insanın kendisini ve hayatı değerlendirmesinde dengesizlik oluşturabilir.

1️⃣5️⃣ Nimetlere Kavuşan İnsan Nasıl Davranmalıdır ❓​

Kur'an'ın genel ahlaki ilkeleri dikkate alındığında, nimetlere kavuşan insanın şükür, tevazu ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Öncelikle elde ettiği imkânların değerini bilmelidir.

Başarılarını değerlendirirken kendi emeğini inkâr etmemeli, ancak hayatındaki diğer katkıları ve şartları da unutmamalıdır.

İmkânları arttığında çevresindeki insanlara karşı duyarlılığını korumalıdır.

Kendisinden daha zor şartlarda yaşayan insanları küçümsememelidir.

Ayrıca bolluğun sürekli devam edeceğini varsayarak ölçüsüz davranışlarda bulunmamalıdır.

Şükür yalnızca sözle ifade edilen bir teşekkür değildir.

Nimetleri doğru kullanmak, haksızlıktan kaçınmak ve elindeki imkânları faydalı işlerde değerlendirmek de şükür bilincinin davranışlara yansımasıdır.

En değerli nimetlerden biri, insanın sahip oldukları artarken merhametini kaybetmemesidir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet İnsan İlişkilerinde Bize Ne Öğretir ❓​

Hûd Suresi 10. ayetin mesajı, insan ilişkileri açısından da önemli dersler içermektedir.

Bazı insanlar zor zamanlarında ailelerinden, dostlarından ve çevrelerinden destek görebilir.

Ancak şartları iyileştiğinde kendilerine yardım eden insanları unutabilirler.

Hatta bir zamanlar kendileriyle aynı zorlukları yaşamış insanları küçümseyebilirler.

Bu davranış, ayetin eleştirdiği böbürlenme anlayışıyla benzerlik göstermektedir.

Oysa gerçek vefa, insanın hayatındaki değişimlere rağmen gördüğü iyilikleri hatırlamasıdır.

Bir insanın ekonomik durumu, makamı veya toplumsal itibarı değişebilir.

Ancak bu değişim, diğer insanlara saygı gösterme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

İnsan yükseldiğinde geçmişini, güçlendiğinde güçsüzleri, rahatladığında sıkıntı yaşayanları unutmamalıdır.

Çünkü başarıyı anlamlı kılan şeylerden biri, insanın yeni imkânlarıyla çevresine nasıl davrandığıdır.

1️⃣7️⃣ Hûd Suresi 11. Ayet Bu Konuya Nasıl Bir Çözüm Sunuyor ❓​

Hûd Suresi 9 ve 10. ayetlerde insanın nimet kaybı ve nimet kazanımı karşısındaki olumsuz eğilimleri anlatılmaktadır.

Hemen ardından gelen Hûd Suresi 11. ayet, bu eğilimlerin karşısına farklı bir insan modeli koymaktadır.

Ayette, sabreden ve salih amel işleyen kimseler istisna edilerek onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat bulunduğu bildirilmektedir.

Bu ifade, önceki ayetlerin anlaşılması açısından son derece önemlidir.

Çünkü insanın ümitsizliğe veya böbürlenmeye mahkûm olmadığını göstermektedir.

İnsan kendisini geliştirebilir.

Nimetler karşısında şükrünü artırabilir.

Sıkıntılar karşısında sabrını güçlendirebilir.

Davranışlarını iyi ve yararlı işlerle şekillendirebilir.

Sabır, kayıp karşısında insanı ayakta tutarken salih amel, sahip olduğu imkânları doğru kullanmasına yardımcı olur.

Böylece Kur'an, insanın yalnızca duygularını değil, davranışlarını da geliştirmesini öğütlemektedir.

1️⃣8️⃣ Hûd Suresi 10. Ayetin İnsanlığa Verdiği Evrensel Mesaj Nedir ❓​

Bu ayet, insanın hayatındaki değişimlere karşı nasıl bir ahlaki duruş geliştirmesi gerektiğini göstermektedir.

Dünya hayatında bolluk ve sıkıntı, başarı ve başarısızlık, sağlık ve hastalık gibi farklı durumlarla karşılaşmak mümkündür.

Ancak insanın ahlaki değerleri yalnızca içinde bulunduğu şartlara göre değişmemelidir.

Yoksulluk döneminde merhametli olan kişi zenginleştiğinde de merhametli kalabilmelidir.

Güçsüzken adalet isteyen insan, güç sahibi olduğunda da adaletli davranmalıdır.

Yardıma ihtiyaç duyduğu günlerde insanların kendisine iyi davranmasını bekleyen kişi, imkânları arttığında da başkalarına iyi davranmalıdır.

Gerçek karakter, insanın şartları değiştiğinde değerlerini ne ölçüde koruyabildiğinde ortaya çıkar.

Hûd Suresi 10. ayet, özellikle nimetlerin insan üzerinde oluşturabildiği kibir ve şımarıklık tehlikesine dikkat çekmektedir.

Bu uyarı, yalnızca belirli bir döneme veya topluma değil, farklı zamanlarda benzer eğilimler gösterebilen bütün insanlara hitap etmektedir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 10. Ayet Bize Ne Anlatıyor ❓​

Hûd Suresi 10. ayet, insanın sıkıntıdan kurtulduktan sonra karşılaşabileceği önemli bir ahlaki tehlikeyi açıklamaktadır.

İnsan zor zamanlarında yardım isteyebilir, sabır gösterebilir ve yeniden huzura kavuşmayı arzulayabilir.

Ancak nimetlere kavuştuğunda bu günleri unutması, kendisini her şeyin mutlak sahibi gibi görmesi ve başkalarına karşı böbürlenmesi ciddi bir yanılgıdır.

Kur'an, mutluluğu ve nimetlerden yararlanmayı yasaklamamaktadır.

Eleştirilen şey, mutluluğun şımarıklığa, başarının kibre ve bolluğun nankörlüğe dönüşmesidir.

Bu nedenle ayet, insanın hem zor zamanlarda hem de güzel günlerde dengeli davranmasını öğütleyen daha geniş bir Kur'an öğretisinin parçasıdır.

Sıkıntı geldiğinde sabrı korumak önemlidir.

Sıkıntı sona erdiğinde şükrü korumak da aynı derecede önemlidir.

Başarı kazanmak değerlidir; fakat başarı nedeniyle başkalarını küçümsememek daha derin bir ahlaki olgunluk gerektirir.

Hûd Suresi 9, 10 ve 11. ayetler birlikte değerlendirildiğinde, insanın nimet kaybında ümitsizliğe, nimet kazanımında ise böbürlenmeye sürüklenmemesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Bu iki aşırılığın karşısında sabır, şükür, tevazu ve salih amel bulunmaktadır.

Sonuç olarak Hûd Suresi 10. ayetin temel mesajı şudur:

İnsan sıkıntıdan kurtulduğunda yalnızca şartlarının değişmesine sevinmemeli, bu değişimin kendisini daha şükür sahibi, daha merhametli ve daha sorumlu bir insan hâline getirip getirmediğini de sorgulamalıdır.

Çünkü nimetlerin gerçek değeri, yalnızca insana sağladıkları rahatlıkta değil, o nimetlerin insanın davranışlarında oluşturduğu iyiliklerde de ortaya çıkar.

“Zor günlerinde sabrı öğrenen insan, güzel günlerinde şükrü unutmamalıdır. Çünkü gerçek büyüklük, sahip oldukların arttığında kendini başkalarından üstün görmek değil, imkânların çoğaldıkça daha fazla iyilik yapabilmektir. Hayat seni nereye yükseltirse yükseltsin, bir zamanlar nerede durduğunu ve kimlerin elinden tuttuğunu unutma.” — Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt