📖 Hicr Suresi 8. Ayette “Biz Melekleri Ancak Hak ile İndiririz; O Zaman da Onlara Mühlet Verilmez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 8. Ayette “Biz Melekleri Ancak Hak ile İndiririz; O Zaman da Onlara Mühlet Verilmez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,478
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 8. Ayette “Biz Melekleri Ancak Hak ile İndiririz; O Zaman da Onlara Mühlet Verilmez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 7. ayette inkârcıların Hz. Muhammed’e ‘Eğer doğru söyleyenlerdensen bize melekleri getirsene!’ diyerek meydan okudukları aktarılmıştı. 8. ayet ise bu talebe son derece ciddi bir cevap verir: ‘Biz melekleri ancak hak ile indiririz; o zaman da onlara mühlet verilmez.’ Ayette geçen ‘bi’l-hakk’, meleklerin insanların merakını gidermek veya eğlencelik bir olağanüstülük göstermek için değil, Allah’ın hikmeti ve hükmü doğrultusunda gönderildiğini ifade eder. Tefsirlerde burada özellikle ilahî hüküm veya azap için meleklerin gelişi üzerinde durulmuştur. Böyle bir geliş artık basit bir gösteri değil, kararın kesinleştiği bir aşama olabilir. Bu nedenle ayet, insanın ‘Melekleri görelim, sonra inanırız’ şeklindeki meydan okumasının sandığı kadar masum olmadığını gösterir. Allah’ın gayb âlemi, insanların istediğinde sahneye çıkarabileceği bir gösteri alanı değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 8. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Mâ nunezzilu’l-melâikete illâ bi’l-hakki ve mâ kânû izen munzarîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Biz melekleri ancak hak ile indiririz; o zaman da onlara mühlet verilmez.” diye ifade edilebilir.

Bu ayet, bir önceki ayetteki “Bize melekleri getir” meydan okumasının doğrudan cevabıdır. Muhalifler meleklerin gelmesini peygamberliğin bir gösterisi gibi isterken Kur’an, meleklerin gelişinin insanların keyfî talebine bağlı olmadığını bildirir.

Ayetin ana ekseni şudur: Meleklerin gelişi ilahî hikmet ve hükümle bağlantılıdır; insan merakıyla değil.

2️⃣ “Biz Melekleri İndiririz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette meleklerin gönderilmesi doğrudan Allah’a nispet edilir. Bu, meleklerin Allah’ın emriyle hareket eden kullar olduğunu gösterir.

Hz. Muhammed melekleri kendi gücüyle çağırmaz, onları yönetmez ve istediği anda insanların karşısına çıkarmaz. Peygamberin görevi vahyi tebliğ etmektir; gayb âlemini kişisel gösteri alanına çevirmek değildir.

Bu vurgu tevhid açısından çok önemlidir: Peygamber elçidir, mutlak kudret sahibi değildir.

3️⃣ “Bi’l-Hakk” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “bi’l-hakk” ifadesi “hak ile, haklı bir amaçla, gerçek ve yerinde bir hükümle” gibi anlamlar taşır. Tefsirlerde bu ifade, meleklerin boş yere veya sırf insanların meydan okumasını tatmin etmek için gönderilmediği şeklinde açıklanmıştır.

Bazı tefsirlerde burada özellikle meleklerin azap veya ilahî hükümle gelmesi üzerinde durulur. Yani meleklerin görünmesi, inkârcıların düşündüğü gibi yalnızca şaşırtıcı bir mucize gösterisi olmayabilir.

İlahî fiiller, insanın merakına değil hikmete bağlıdır.

4️⃣ Meleklerin Gelmesi Neden Tehlikeli Bir Aşama Olabilir ❓​

Çünkü Kur’an’ın bazı bağlamlarında meleklerin görünür biçimde gelişi hükmün kesinleşmesiyle ilişkilidir. İnsanlar bunu “Melekleri görelim, sonra karar veririz” şeklinde düşünürken ayet bunun her zaman böyle olmayacağını bildirir.

Eğer meleklerin gelişi artık nihai ilahî hükmün icrası anlamına geliyorsa, o aşamada tercih süresi sona ermiş olabilir.

Bu yüzden ayetin mesajı şudur: Hakikati yalnız geri dönüşün kalmadığı olağanüstü bir sahneye kadar ertelemek tehlikelidir.

5️⃣ “O Zaman Onlara Mühlet Verilmez” Ne Demektir ❓​

Ayette “ve mâ kânû izen munzarîn”, yani “o zaman kendilerine mühlet verilmez” denilir. Buradaki mühlet, insanın dünyada sahip olduğu düşünme, tercih etme, tövbe etme ve yön değiştirme zamanı ile ilgilidir.

İlahî hüküm kesinleştiğinde insanın “Biraz daha zaman ver, şimdi inanacağım” deme imkânı kalmayabilir.

Ayet bu nedenle bugünkü zamanın değerini hatırlatır. İnsan henüz değişebiliyorken değişmelidir.

6️⃣ Bu Ayet Tövbe Kapısının Her Zaman Açık Olmadığını mı Gösteriyor ❓​

Dünya hayatında insan yaşadığı ve gerçek dönüş imkânına sahip olduğu sürece tövbe edebilir. Ancak Kur’an’ın genel öğretisinde, sonuç bütün kesinliğiyle ortaya çıktıktan sonraki zorunlu kabul ile dünyadaki özgür tövbe aynı değildir.

Bir insan tehlikeyi artık kaçınılmaz biçimde gördüğünde “Şimdi inandım” diyebilir; fakat bu, bütün seçenekler açıkken yapılan bilinçli yönelişle aynı konumda değildir.

Bu nedenle ayet tövbeyi ertelememeyi öğretir, umudu yok etmeyi değil.

7️⃣ Melekleri Görmek Neden Otomatik İman Garantisi Değildir ❓​

Çünkü iman yalnız gözle olağanüstü bir şey görmekten ibaret değildir. İnsan gördüğünü farklı yorumlayabilir veya daha önce karar verdiği inkâr tavrını sürdürmek için başka açıklamalar üretebilir.

Kur’an’daki geçmiş toplum anlatılarında da olağanüstü işaretlerin herkesi otomatik biçimde iman ettirmediği görülür. Mucize, insan iradesini zorla ele geçiren bir mekanizma değildir.

Bu yüzden hakikat arayışı yalnız “Ne kadar olağanüstü şey görebilirim?” sorusuna indirgenmemelidir.

8️⃣ Melekler İnsanların Eğlenmesi İçin Gösterilebilir mi ❓​

Ayetin mesajı bunun tam tersidir. Melekler insanların merakını tatmin edecek sahne unsurları değildir.

Gayb âlemini sürekli bir gösteriye dönüştürme isteği, dinin temel amacını gölgeleyebilir. İnsan meleklerin nasıl göründüğünü merak ederken adaleti, tevhidi, ibadeti ve kendi ahlaki sorumluluğunu unutabilir.

Kur’an merakı bütünüyle reddetmez; fakat merakı hakikatin önüne geçirmemeyi öğretir.

9️⃣ Her Olağanüstü Görüntü Melek Olduğunu mu Gösterir ❓​

Hayır. Bir kişinin olağanüstü olduğunu düşündüğü görüntü veya deneyim otomatik biçimde melek olduğunu kanıtlamaz.

İnsan algısı yanılabilir, bazı olayların doğal açıklamaları olabilir ve bazı iddialar yanlış veya manipülatif olabilir. “Ben bir ışık gördüm, kesin melekti” şeklindeki iddia, tek başına dinî kesinlik oluşturmaz.

Gayb konusunda ihtiyat ve tevazu çok önemlidir.

🔟 “Melek Gördüm” Diyen Herkese İnanmak Gerekir mi ❓​

Hayır. Bir insan samimi biçimde böyle bir deneyim yaşadığını düşünüyor olabilir; fakat samimiyet, yorumunun kesin doğru olduğunu göstermez.

Dinî hüküm, kişisel deneyim veya rüya üzerine zorunlu biçimde kurulmaz. Özellikle “Melek bana şunu emretti, herkes bana itaat etmeli” gibi iddialar çok daha ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Vahiy ile kişisel deneyim aynı şey değildir.

1️⃣1️⃣ Meleklerin Gelmesi Her Zaman Azap Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Kur’an’da meleklerin farklı görevlerle gönderildiği anlatılır. Vahiy getirmeleri, müjde vermeleri veya Allah’ın başka emirlerini yerine getirmeleri mümkündür.

Ancak Hicr Suresi 7 ve 8. ayetlerin bağlamında muhaliflerin melek talebine verilen cevap, özellikle hükmün kesinleşmesi boyutunu öne çıkarır. Bu yüzden burada tefsirlerde azap veya kesin ilahî hükümle ilişki kurulmuştur.

Bağlamı genelleştirip “Melek görülen her yerde azap vardır” demek doğru değildir.

1️⃣2️⃣ “Mühlet Verilmez” Sözü Allah’ın Merhametsiz Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Ayetin kendisi zaten insanların mühlet içinde yaşadığını gösterir. Uyarı gelmiş, peygamber tebliğ etmiş ve insanlara düşünme fırsatı verilmiştir.

Sorun, hiçbir fırsat verilmeden ceza verilmesi değildir; verilen fırsatın sürekli ertelenmesidir. Bir noktada hesap ve sonuç aşamasının gelmesi, sürecin hiç merhamet içermediği anlamına gelmez.

Mühletin varlığı rahmettir; mühletin sonsuz olmaması ise sorumluluğun ciddiyetidir.

1️⃣3️⃣ Allah Neden Sonsuza Kadar Mühlet Vermiyor ❓​

Eğer dünya hayatı sınırsız bir erteleme alanı olsaydı hesap kavramının anlamı kalmazdı. İnsan sürekli “Daha sonra değişirim” diyebilir ve hiçbir kararın sonuca ulaşmadığı bir düzen ortaya çıkabilirdi.

Sınırlı zaman, insan seçimine anlam kazandırır. İnsan iyiliği, tövbeyi ve adaleti sonsuz geleceğe atmak yerine belirli bir hayat içinde gerçekleştirmek zorundadır.

Bu nedenle sonluluk yalnız tehdit değil, ahlaki ciddiyetin şartlarından biridir.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet İnsanların Cezalandırılması İçin Örnek Alınabilir mi ❓​

Hayır. Burada anlatılan ilahî hüküm ve meleklerin gelişi, insan hukukuna işkence veya şiddet yöntemi veren bir düzenleme değildir.

Bir kişinin “Allah artık sana mühlet vermiyor” diyerek başka bir insana zarar verme yetkisi yoktur. İlâhî hükmün ne zaman kesinleştiğini insan kendi öfkesiyle belirleyemez.

Ahiret veya özel ilahî hüküm dili, kişisel şiddet ruhsatına dönüştürülemez.

1️⃣5️⃣ “Hak ile İndirmek” İlâhî Cezanın Keyfî Olmadığını mı Gösterir ❓​

Evet. “Bi’l-hakk” ifadesi, ilahî fiilin boş, anlamsız veya keyfî olmadığını düşündürür.

Allah’ın hükmü insanın kontrolsüz öfkesine benzemez. İnsan bazen kızgınlıkla ölçüsüz ceza vermek isteyebilir; Kur’an’ın ilahî adalet anlayışında ise bilgi, hikmet ve hak esastır.

Bu nedenle ayet, güç ile keyfîlik arasında eşitlik kurmamamız gerektiğini de öğretir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Allah’ı Sürekli Test Etme İsteğine Ne Söylüyor ❓​

Bir önceki ayetteki talep “Melekleri getir” şeklindeydi. 8. ayet bu talebe, gaybın insanın istediği anda sergilenen bir deney olmadığını göstererek cevap verir.

İnsan “Şimdi şu olağanüstü olay olursa inanacağım” diyebilir. Fakat böyle bir tutum, her yeni durumda başka şartlar üretmeye dönüşebilir.

Hakikat arayışı, Allah’a sürekli deney şartı koymak yerine mevcut delilleri dürüstçe değerlendirmeyi gerektirir.

1️⃣7️⃣ Ayet Bize Zamanın Değeri Hakkında Ne Öğretiyor ❓​

Ayetin en güçlü mesajlarından biri, insanın bugün sahip olduğu mühletin kalıcı olmadığıdır. Bugün özür dilemek, tövbe etmek, yanlış bir davranışı bırakmak veya bir hakkı iade etmek mümkündür.

İnsan bunları “Bir gün yaparım” diyerek ertelediğinde yarının kendi mülkiyetinde olduğunu varsayar. Oysa ne kadar zamanımız kaldığını bilmiyoruz.

Mühletin değeri, sonsuz olmamasından gelir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 7 ve 8. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 7. ayette muhalifler “Eğer doğru söyleyenlerdensen bize melekleri getir” demişlerdi. 8. ayette ise “Biz melekleri ancak hak ile indiririz; o zaman da onlara mühlet verilmez” cevabı gelir.

İki ayet birlikte okunduğunda insanların talep ettiği olağanüstü olayın düşündükleri kadar masum bir gösteri olmayabileceği anlaşılır. İnsan “Görelim, sonra inanırız” derken, ilahî hükmün kesinleşmesi hâlinde artık “sonra” diye bir zaman bulunmayabilir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 9. ayette, Kur’an’ın en çok bilinen ifadelerinden biri gelecektir: “Şüphesiz Zikr’i biz indirdik; elbette onu biz koruyacağız.” Bu ayeti ele alırken özellikle “Zikir” kelimesinin Kur’an’ı ifade etmesi, Allah’ın vahyi koruma vaadinin ne anlama geldiği, Kur’an metninin aktarımı, ezber ve yazılı gelenek, kıraat farklılıklarının ‘Kur’an bozuldu’ anlamına gelmemesi, mushaf tarihi hakkında abartılı veya basitleştirici iddialardan kaçınma ve Allah’ın koruması ile insan emeğinin birbirine karşıt olmadığı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 8. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 8. ayet, bir önceki ayetteki “Bize melekleri getir” meydan okumasına cevap verirken gayb ile insan arasındaki sınırı çok net biçimde çizer. Melekler insanların talebi üzerine sahneye çıkarılan varlıklar değildir. Onları gönderen Allah’tır ve gönderilişleri ilahî hikmetle bağlantılıdır.

Bu yüzden ayetteki “bi’l-hakk” ifadesi çok önemlidir. Allah’ın fiilleri insan merakına, eğlencesine veya meydan okumasına göre gerçekleşmez. Meleklerin gönderilmesi gerekiyorsa hak, hikmet ve ilahî amaç doğrultusunda gerçekleşir.

Muhaliflerin temel yanılgısı, melekleri bir tür gösteri unsuru gibi istemeleridir. “Melekleri görelim, sonra inanırız” derler. Oysa ayet, bu gelişin kararın kesinleştiği aşamaya denk gelebileceğini ve artık mühletin bulunmayabileceğini bildirir.

Burada çok güçlü bir zaman öğretisi vardır. İnsan bugün şüphe edebilir, araştırabilir, tövbe edebilir, yanlışından dönebilir ve yeni bir yön seçebilir. Bütün bunlar mühletin varlığı sayesinde mümkündür. İnsan bu zamanı değersiz gördüğünde aslında çok büyük bir imkânı küçümsemiş olur.

Bu nedenle “Bana kesin bir mucize gösterilsin, sonra düşünürüm” tavrı risklidir. İnsan bütün kararını sürekli gelecekteki olağanüstü bir olaya bağlarken bugün önündeki delilleri ve kendi sorumluluğunu görmezden gelebilir. Hakikat yalnız şok edici görüntülerle karşılaşınca ciddiye alınacak bir şey değildir.

Ayet aynı zamanda dinî olağanüstülük merakını da sınırlar. İnsanlar melekler, cinler, rüyalar, kerametler veya sıra dışı deneyimlerle çok fazla meşgul olabilir. Fakat dinin merkezinde bunlardan önce Allah’a kulluk, adalet, doğruluk ve sorumluluk vardır.

Bir insan yüzlerce olağanüstü hikâye bilip başkasının hakkını yiyorsa dinin asıl merkezini kaçırmış olabilir. Buna karşılık olağanüstü hiçbir deneyim yaşamamış fakat dürüstlük, ibadet ve merhamet içinde yaşayan insan çok daha sağlam bir kulluk hayatı sürdürebilir.

Bu yüzden olağanüstü olay, manevî değerin zorunlu ölçüsü değildir. Bir insan hiç melek görmeyebilir, hiçbir sıra dışı rüya yaşamayabilir ve yine de güçlü bir iman sahibi olabilir. İman, sürekli olağanüstü deneyim aramak değildir.

Ayet gayb hakkında ortaya atılan iddialara karşı da ihtiyat öğretir. Bir kişi “Melek bana göründü” dediğinde onun deneyimini doğrudan aşağılamak gerekmez; fakat bunu otomatik vahiy seviyesine çıkarmak da doğru değildir. İnsan algısı yanılabilir ve kişisel deneyim başkalarını bağlayan dinî hüküm oluşturmaz.

Özellikle “Melek bana şunu söyledi, dolayısıyla bana itaat edin” türü iddialar çok ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Peygamberlik ve vahiy kavramlarını kişisel mistik deneyimlerle karıştırmak dinî otoritenin kötüye kullanılmasına kapı açabilir.

Hicr 8’in “mühlet verilmez” sözü ise insanı paniğe değil, sorumluluğa götürmelidir. Ayet “Her an korkudan yaşayamaz hâle gel” demiyor. Daha çok, “Değiştirebildiğin şeyi sonsuza kadar erteleme” diyor.

Bu fark son derece önemlidir. Ölümü hatırlamak hayatı değersizleştirmemeli; tam tersine hayatın değerini artırmalıdır. Sevdiklerimize söylememiz gereken iyi sözleri, telafi etmemiz gereken hataları veya bırakmamız gereken yanlışları sürekli bir başka güne atmamak gerekir.

Ayetin ilahî adalet boyutu da önemlidir. “Hak ile” gelen hüküm, kontrolsüz insan öfkisi değildir. Allah’ın bilgisi eksiksizdir; kimin ne yaptığını, hangi şartlarda yaptığını ve gerçek sorumluluğunu bilir. İnsanların yargısı ise bu eksiksizliğe sahip değildir.

Bu nedenle bir insan Hicr 8’i okuyup “Allah artık şu insanlara mühlet vermiyor, onları cezalandıralım” diyemez. Böyle bir yorum ilahî hükmü insanın kişisel şiddetine dönüştürür. Allah’ın meleklerle gerçekleştirdiği özel hüküm, insanların kendilerini ilahî ceza uygulayıcısı ilan etme yetkisi değildir.

Mühlet kavramının rahmet yönünü de unutmamak gerekir. İnsanlara uyarı geliyor, düşünmeleri için zaman veriliyor ve dönüş kapısı açık tutuluyor. Bu başlı başına bir fırsattır. Mühlet, Allah’ın onayladığı anlamına gelmez; dönüş için zaman verilmesi anlamına gelebilir.

Bir zalimin uzun süre rahat yaşaması bu yüzden “Allah ondan razı” demek değildir. Aynı şekilde cezanın hemen gelmemesi de hesabın olmayacağı anlamına gelmez. Gecikme, onay ile eşit değildir.

Hicr 8, insanın “Son anda düzeltirim” hesabını da sarsar. Çünkü insan son anın ne zaman olduğunu bilmez. Tövbe planlanacak bir emeklilik projesi değildir. Doğru olduğunu bildiğimiz bir şeyi bugün yapabileceksek, sürekli geleceğe bırakmak gerçek bir risk taşır.

Ayet aynı zamanda gayb karşısında tevazuyu öğretir. İnsan meleklerin nasıl geldiğini, gayb âleminin bütün yapısını veya ilahî hükmün teknik işleyişini bilmiyor olabilir. Bilmediği yerde ayrıntı uydurmak yerine vahyin söylediği sınırda durmak daha sağlıklıdır.

Bu nedenle meleklerin fiziksel yapısı, hangi boyuttan geldikleri veya modern fizik içinde nasıl hareket ettikleri gibi konularda Kur’an’ın söylemediği teknik açıklamaları kesin gerçek gibi sunmak doğru değildir. Gaybı bilim kurguya çevirmek, onu anlamak değildir.

Hicr Suresi 8. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Melekleri gösteri unsuru sanma. Peygamberi onları istediği anda çağıran bağımsız güç sahibi hâline getirme. Olağanüstü deneyimi imanın tek ölçüsü yapma. Allah’a sürekli ‘şunu göster, sonra inanırım’ diye şart koyma. Mühletin sonsuz olduğunu sanma. İlâhî hükmü insan şiddetine ruhsat yapma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Gayb Allah’ın emrindedir; melekler hak ve hikmetle gönderilir, insanın asıl görevi geri dönüş imkânı varken hakikatle yüzleşmek ve kendisine verilen zamanı sorumlulukla kullanmaktır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 9. ayette, Kur’an’ın korunmasına ilişkin son derece güçlü bir ilahî vaat gelecektir: “Şüphesiz Zikr’i biz indirdik; elbette onu biz koruyacağız.” Bu ayeti ele alırken özellikle “Zikir” kelimesinin burada Kur’an’ı ifade etmesi, Allah’ın koruma vaadinin kapsamı, Kur’an’ın sözlü ve yazılı aktarımı, hafızlık geleneği, erken mushaflar, kıraat farklılıklarının bozulma anlamına gelmemesi, tercüme ile Arapça vahiy arasındaki fark ve ‘Allah koruyor’ sözünün insanların yazma, ezberleme ve aktarma emeğini gereksiz kılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 8. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Hakikati ciddiye almak için neden sürekli olağanüstü bir şey bekliyoruz? Allah’a “Şunu gösterirsen inanırım” diye şart mı koşuyoruz? Olağanüstü hikâyeleri sevdiğimiz için dinin açık ahlaki sorumluluklarını geri plana mı atıyoruz? Birilerinin melek, rüya veya gayb iddialarını sırf etkileyici olduğu için sorgulamadan mı kabul ediyoruz? Düzeltmemiz gereken bir yanlışı “Daha zaman var” diyerek erteliyor muyuz? Ve en önemlisi, mühletin sonsuz olmadığını gerçekten bilseydik bugün hangi davranışımızı değiştirmeyi artık yarına bırakmazdık?

“Hicr 8, ‘Biz melekleri ancak hak ile indiririz; o zaman da onlara mühlet verilmez’ buyurarak gayb âleminin insanların keyfî talebine göre çalışan bir gösteri alanı olmadığını bildirir. Melekler Allah’ın emrindedir; gelişleri hak, hikmet ve ilahî hükümle bağlantılıdır. İnsan ‘Önce melekleri göreyim, sonra inanırım’ diyerek tercihini sürekli erteleyebilir; fakat hüküm kesinleştiğinde artık mühlet bulunmayabilir. Ayetin büyük dersi şudur: Hakikati geri dönüşün kalmadığı olağanüstü bir ana erteleme; bugün hâlâ düşünebilir, tövbe edebilir ve yönünü değiştirebilirken sana verilen mühletin değerini bil.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt