📖 Hicr Suresi 11. Ayette “Onlara Hiçbir Elçi Gelmedi ki Onunla Alay Ediyor Olmasınlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,479
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 11. Ayette “Onlara Hiçbir Elçi Gelmedi ki Onunla Alay Ediyor Olmasınlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 10. ayette, Hz. Muhammed’den önceki toplumlar arasında da elçiler gönderildiği bildirilmişti. 11. ayette ise bu elçilerin sıkça karşılaştıkları ortak tepki anlatılır: ‘Onlara hiçbir elçi gelmedi ki onunla alay ediyor olmasınlar.’ Ayetin dikkat çektiği şey, hakikatin her zaman sakin ve tarafsız bir ortamda karşılanmadığıdır. İnsanlar bazen kendilerini rahatsız eden mesajın delilleriyle yüzleşmek yerine mesajı getiren kişiyi küçümsemeyi, alaya almayı veya itibarsızlaştırmayı tercih edebilirler. Ancak burada önemli bir denge vardır: Bir insanla alay edilmesi onun otomatik olarak haklı olduğunu göstermez; aynı şekilde sert eleştiri de her zaman alay değildir. Hakaret ile eleştiri, mizah ile aşağılama, muhalefet ile düşmanlık birbirinden ayrılmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 11. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Ve mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Onlara hiçbir elçi gelmedi ki onunla alay ediyor olmasınlar.” diye ifade edilebilir.

Bu ayet, bir önceki ayette başlayan tarihsel hatırlatmanın devamıdır. Allah geçmiş toplumlara elçiler gönderildiğini bildirmiş, şimdi ise bu elçilerin önemli bir bölümünün alay ve küçümsemeyle karşılandığını hatırlatmıştır.

Böylece Hz. Muhammed’in yaşadığı alay ve kişisel saldırıların peygamberlik tarihinde tamamen yeni olmadığı gösterilir.

2️⃣ Ayetteki “Yestehziûn” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “yestehziûn” kelimesi alay etmek, küçümsemek, hafife almak ve birini gülünç duruma düşürmeye çalışmak anlam alanına sahiptir.

Burada sıradan bir tebessüm veya masum mizah anlatılmamaktadır. Bağlam, elçilerin getirdikleri mesajın ciddiyetini kırmak ve onları toplum gözünde değersizleştirmek amacıyla yapılan küçümseyici tavrı gösterir.

Bu nedenle ayette eleştirilen şey gülmek değil, hakikati itibarsızlaştırmanın aracı hâline getirilen alaydır.

3️⃣ Peygamberlerle Neden Alay Edildi ❓​

Peygamberlerin çağrıları çoğu zaman toplumların yerleşmiş inançlarını, çıkar düzenlerini ve alışkanlıklarını sorgulatıyordu. İnsanlara yalnızca yeni bilgiler vermiyor, hayat tarzlarını ve ahlaki sorumluluklarını yeniden değerlendirmeleri gerektiğini söylüyorlardı.

Böyle bir çağrı bazı kişiler için rahatsız edici olabilir. Özellikle mesaj mevcut güç dengelerini, ekonomik çıkarları veya ataların sorgulanmadan takip edilmesini eleştiriyorsa karşı tepki daha sert hâle gelebilir.

Bu durumda alay, bazen ciddi bir mesajla yüzleşmekten kaçmanın psikolojik savunması hâline gelebilir.

4️⃣ Bir Fikirle Alay Etmek Onu Çürütür mü ❓​

Hayır. Bir düşünceyi komik göstermek, onun yanlış olduğunu kanıtlamaz.

İnsan bir iddiayı ses tonuyla, karikatürle veya küçümseyici bir ifadeyle gülünç gösterebilir; fakat gülünç görünmek ile mantıksal olarak yanlış olmak aynı şey değildir.

Bir fikrin yanlış olduğunu göstermek için mümkün olduğunca delil, tutarlılık ve gerçeklikle ilişkisi değerlendirilmelidir.

5️⃣ Bir İnsanla Alay Ediliyorsa Bu Onun Haklı Olduğunu mu Gösterir ❓​

Hayır. Bu denge son derece önemlidir. Peygamberlerle alay edilmiş olması, bugün alay edilen her insanın otomatik olarak doğru söylediği anlamına gelmez.

Yanlış fikir savunan biri de alay konusu olabilir, doğru fikir savunan biri de. Alay, ne doğruluk ne de yanlışlık için güvenilir bir ölçüdür.

Dolayısıyla “Benimle dalga geçiyorlar, demek ki peygamberler gibi haklıyım” düşüncesi de sağlam bir çıkarım değildir.

6️⃣ Eleştiri ile Alay Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Eleştiri bir düşüncenin neden yanlış veya eksik olduğunu göstermeye çalışır. Alay ise çoğu zaman karşı tarafı gülünç, küçük veya değersiz göstermek üzerine kuruludur.

Birine “Bu iddianın şu kısmında tarihsel sorun görüyorum” demek eleştiri olabilir. Fakat karşı tarafın görünüşü, aksanı veya kişisel özellikleri üzerinden onu değersizleştirmek tartışılan konuya cevap vermez.

Eleştiri hakikati arayabilir; alay bazen yalnız üstünlük hissi üretir.

7️⃣ Dine Yönelik Her Mizah Bu Ayetteki Alay mıdır ❓​

Hayır. Mizahın türü, amacı ve bağlamı önemlidir. Dinî toplulukların kendi davranışlarıyla ilgili mizah yapılabilir, yanlış uygulamalar eleştirilebilir veya dinî hayatla ilgili gündelik espriler bulunabilir.

Bunların tamamını otomatik olarak peygamberlerle alay etmekle aynı kategoriye koymak doğru değildir. Hicr 11’deki bağlam, elçileri ve mesajlarını küçümseyerek reddetme tavrıdır.

Bu yüzden mizah ile hakaret, eleştiri ile aşağılama arasında dikkatli ayrım yapmak gerekir.

8️⃣ Peygamberler Eleştirilemez mi ❓​

Bir insan tarihsel olarak peygamberlik iddiasını araştırabilir, soru sorabilir veya İslam’ın Hz. Muhammed hakkındaki iddialarını kabul etmeyebilir. Bu durumun kendisi otomatik olarak alay veya hakaret değildir.

İslam kendi açısından Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna inanır; fakat başka bir insanın bunu araştırması veya sorgulaması mümkündür.

Samimi soru ile küçümseyici saldırıyı aynı şey saymak, düşünce alanını gereksiz biçimde daraltabilir.

9️⃣ Bir Peygambere Hakaret Edilmesi Müslümana Şiddet Hakkı Verir mi ❓​

Hayır. Kur’an’ın peygamberlerle alay edildiğini anlatması, bireylere kendi öfkeleriyle şiddet uygulama yetkisi vermez.

Bir insan rahatsız edici veya hakaret içeren bir sözle karşılaştığında cevap verebilir, eleştirebilir, bulunduğu ülkenin hukuk yollarına başvurabilir veya o ortamdan uzaklaşabilir. Fakat kişisel öfkeyi ilahî ceza uygulama yetkisine dönüştürmek başka bir şeydir.

Peygamber sevgisi, kontrolsüz şiddeti kutsallaştırma gerekçesi değildir.

🔟 Alay İnsanları Neden Bu Kadar Etkileyebilir ❓​

İnsan sosyal bir varlıktır ve başkalarının kendisi hakkındaki görüşlerinden etkilenir. Bu nedenle alay, yalnızca sözlü bir tepki değil, kişiyi toplum önünde yalnızlaştırmanın ve mesajını itibarsızlaştırmanın güçlü bir yöntemi olabilir.

Bir insan ciddi bir düşünceyi açıklarken kalabalık ona gülüyorsa, diğer insanlar sırf dışlanmamak için o düşünceyi incelemeden reddedebilir.

Bu yüzden alay bazen delilden çok grup baskısı üzerinden çalışır.

1️⃣1️⃣ Çoğunluğun Gülmesi Bir Şeyi Yanlış Yapar mı ❓​

Hayır. Bir fikir toplumda komik bulunabilir fakat doğru olabilir; başka bir fikir çok saygın görülüp yanlış olabilir.

Hakikat oylama sonucuyla belirlenmez. Çoğunluk, azınlık, popülerlik veya sosyal kabul tek başına doğruluk ölçüsü değildir.

Kur’an’ın geçmiş peygamber anlatılarındaki önemli derslerden biri de budur: Sosyal tepki ile hakikat aynı şey değildir.

1️⃣2️⃣ Sosyal Medyadaki Toplu Alay Bu Ayetle Nasıl İlişkilendirilebilir ❓​

Günümüzde bir insanın sözü birkaç saniye içinde binlerce kişi tarafından alay konusu yapılabilir. Bir cümle bağlamından koparılabilir, görüntü montajlanabilir veya kişi mem hâline getirilebilir.

Bunun sonucunda insanlar asıl iddianın ne olduğunu incelemeden yalnız topluluğun kahkahasına katılabilir. Bu, ayette görülen küçümseme mekanizmasını modern biçimde hatırlatabilir.

Ancak bu yalnızca bir benzetmedir; her internet tartışmasını peygamberlik tarihindeki inkârla birebir eşitlemek doğru değildir.

1️⃣3️⃣ İnanan Bir İnsan Kendisiyle Alay Edildiğinde Nasıl Davranmalıdır ❓​

Her durumda tek bir davranış biçimi yoktur. Bazen cevap vermek gerekir, bazen tartışmayı sürdürmemek daha faydalıdır. Önemli olan öfkenin insanı daha büyük bir haksızlığa sürüklememesidir.

Kişi inancını açıklayabilir, yanlış bilgiyi düzeltebilir ve gerekiyorsa sınır koyabilir. Ancak karşı saldırıya geçip başkasının ailesine, inancına veya kişiliğine hakaret etmek ilk yapılan yanlışı düzeltmez.

Saygınlığı korumak ile intikam almak aynı şey değildir.


1️⃣4️⃣ Peygamberlerin Alaya Uğraması Sabır Hakkında Ne Öğretiyor ❓​

Sabır, hiçbir şey hissetmemek değildir. İnsan hakaret karşısında üzülebilir ve öfkelenebilir. Sabır, bu duyguların insanı adaletsiz davranışa sürüklemesine izin vermemek anlamını da taşır.

Hz. Muhammed’e yapılan alay, onun mesajını bırakması için yeterli olmamıştır. Peygamber görevini sürdürmüştür.

Bu açıdan sabır, hakareti onaylamak değil; hakaretin insanın ahlaki yönünü belirlemesine izin vermemektir.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet Eleştiriyi Susturmak İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır. Bir dinî görüşü eleştiren herkese “Sen peygamberlerle alay edenler gibisin” demek doğru değildir.

Bir insan din adamının yorumunu, bir kurumun uygulamasını veya tarihsel bir yorumu eleştirebilir. Bu eleştiri hakaret içermeden ve delile dayanarak yapılabilir.

Dinî eleştiri ile vahye karşı alaycı saldırıyı aynı kategoriye koymak, insan yorumlarına gereksiz dokunulmazlık kazandırabilir.

1️⃣6️⃣ Müslümanlar Başka İnançlarla Alay Edebilir mi ❓​

Peygamberlerle alay edilmesini yanlış bulan bir Müslümanın, başkalarının kutsal kabul ettiği şeylerle sırf aşağılamak amacıyla alay etmesi ciddi bir çelişki oluşturur.

İslam kendi teolojik iddialarını açıkça savunabilir ve başka inançların belirli görüşlerini yanlış bulabilir. Ancak yanlış bulmak ile insanları aşağılamak aynı şey değildir.

Hakikat iddiası hakaret zorunluluğu doğurmaz.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Bize Tartışma Ahlakı Hakkında Ne Öğretiyor ❓​

En önemli derslerden biri şudur: İddiayı iddiayla, delili delille karşıla. Karşı tarafı gülünçleştirmenin kolay olması, bunun doğru yöntem olduğu anlamına gelmez.

İnsan kendi inancını veya fikrini savunurken karşı tarafın görüşünü mümkün olduğunca doğru aktarmalıdır. Bir düşüncenin zayıf karikatürünü oluşturup onu yıkmak, gerçek düşünceyi cevaplamış olmaz.

Adil tartışma, karşı tarafın sözünü çarpıtmamayı da gerektirir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 10 ve 11. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 10. ayette geçmiş toplumlara da elçiler gönderildiği bildirilmişti. 11. ayette ise bu elçilerin çoğu zaman alayla karşılandığı anlatılır.

İki ayet birlikte Hz. Muhammed’e tarihsel bir perspektif sunar: Peygamberlik yolu daha önce de vardı ve bu yolun karşısında alay, direnç ve küçümseme de daha önce görülmüştü.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 12. ayette, bu reddedişin insanların iç dünyasında nasıl yerleştiğine ilişkin güçlü bir ifade gelecektir: “İşte onu suçluların kalplerine böyle sokarız/geçiririz.” Bu ayeti ele alırken özellikle “neslukuhu” fiilinin anlamı, ‘mücrimlerin kalplerine’ ifadesinin Allah’ın masum insanları zorla inkâra sürüklediği şeklinde anlaşılmaması, insanın ısrarlı reddedişinin kalpte yerleşmesi, hidayet ve dalalet ile özgür sorumluluk arasındaki denge, kalp kavramının biyolojik organla sınırlandırılmaması ve psikolojik hastalıkların manevî suçlulukla karıştırılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 11. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 11. ayet, “Onlara hiçbir elçi gelmedi ki onunla alay ediyor olmasınlar” buyurarak peygamberlerin karşılaştığı tarihsel bir tepki biçimine dikkat çeker. İnsanlar bazen mesajın içeriğini tartışmak yerine mesajı getiren kişiyi küçümsemeyi daha kolay bulabilirler. Alay, bu açıdan düşünsel cevap yerine geçen sosyal bir silaha dönüşebilir.

Bu durum özellikle rahatsız edici hakikatlerde ortaya çıkabilir. İnsan kendisine “Yanlış yapıyorsun” diyen kişiyi dinlemek yerine onu komik göstermek isteyebilir. Çünkü mesajı ciddiye almak davranış değiştirmeyi gerektirebilir; mesajcıyla alay etmek ise insanı bu yükten geçici olarak kurtarır.

Fakat ayeti yalnız geçmiş inkârcıları eleştiren bir metin olarak okumak eksik olur. Müslüman da aynı davranış hatasına düşebilir. Hoşuna gitmeyen bir eleştiriye cevap vermek yerine eleştireni küçümseyebilir, lakap takabilir veya sosyal çevresinin önünde onu itibarsızlaştırmaya çalışabilir.

Bu nedenle Hicr 11’in mesajı yalnız “Peygamberlerle alay etmeyin” değildir; daha geniş anlamda “Hakikatle karşılaştığında alayı delilin yerine koyma” uyarısı da taşır.

Bir insanın söylediklerini komik bulmak mümkündür; fakat bu duygu, onun iddiasının yanlışlığına dair delil oluşturmaz. Gülmek mantıksal kanıt değildir. Kahkaha kalabalığı, hakikatin yerine geçmez.

Aynı şekilde alay edilen kişinin de kendisini otomatik olarak haklı ilan etmemesi gerekir. Peygamberlerin alay edilmiş olması, her dışlanan kişinin haklı olduğu anlamına gelmez. Doğruluk yine delille belirlenir.

Bu denge özellikle çağımızda son derece önemlidir. Sosyal medya, karmaşık fikirleri birkaç saniyelik videolara veya tek cümlelik mizaha indirebilir. Bazen bir insana cevap vermek yerine onu viral bir şakanın konusu yapmak daha kolaydır. Fakat popülerlik bilgi değildir.

Ayet ayrıca insanları ruhsal, fiziksel veya sosyal özellikleri üzerinden aşağılamaya karşı düşünsel bir hassasiyet oluşturur. Hz. Muhammed’e bir önceki ayette “mecnûn” denilmişti; şimdi genel alay tavrı anlatılmaktadır. İki ayet birlikte, kişilik saldırısının vahye karşı kullanılan yöntemlerden biri olduğunu gösterir.

Bu, her sert eleştirinin yasak olduğu anlamına gelmez. İnsan yanlış bir görüşü çok net biçimde eleştirebilir. Sertlik ile hakaret aynı şey değildir. Asıl soru, eleştirinin iddiaya mı yoksa kişinin insanlık onuruna mı yöneldiğidir.

Mizah konusunda da ölçü gereklidir. Mizah güçlü bir toplumsal eleştiri aracı olabilir. Güç sahiplerinin çelişkilerini gösterebilir ve insanların düşünmesini sağlayabilir. Fakat mizah insanı tamamen değersizleştirme ve susturma aracına dönüştüğünde başka bir işlev kazanmaya başlar.

Bu nedenle dinî tartışmalarda her espriyi düşmanlık ilan etmek kadar, “Mizah yapıyorum, istediğim kadar aşağılayabilirim” demek de sorunludur. Özgür ifade ile insan onuru arasında ahlaki bir ilişki vardır.

Hicr 11’in peygamber açısından taşıdığı teselli de güçlüdür. Hz. Muhammed kendi toplumunun alayının karşısında “Demek ki görevim başarısız” sonucuna götürülmez. Ona geçmiş elçiler hatırlatılır. İnsanların ilk tepkisi, hakikatin nihai değerini belirlemez.

Bu bize günlük hayatta da bir ders verebilir. İnsan doğru olduğunu düşündüğü bir şeyi dürüstçe savunduğunda alay görebilir. Bu durumda ne sırf alay edildiği için görüşünü terk etmeli ne de “Bana güldüler, o hâlde kesin haklıyım” demelidir. Yeniden deliline bakmalıdır.

Ayetin başka bir önemli yönü, grup psikolojisidir. İnsan tek başına düşünürken ciddi yaklaşabileceği bir meseleye kalabalık içinde gülebilir. Çünkü gruba ait olma isteği, hakikat arayışının önüne geçebilir.

Bu nedenle akıl sahibi kişi yalnız “Herkes ne diyor?” diye değil, “Gerçekten delil ne gösteriyor?” diye sormalıdır. Kalabalığın küçümsemesi de alkışı da zihni teslim almamalıdır.

Müslümanın başkasına yönelik tavrında da aynı ilke geçerlidir. Kendi peygamberine saygı isteyen insan, farklı inançtan veya düşünceden kişilerin onurunu gereksiz yere çiğnememelidir. Saygı istemek karşılıklı insanlık sorumluluğunu da beraberinde getirir.

Bu, bütün fikirleri doğru kabul etmek demek değildir. İnsan bir dini, ideolojiyi veya düşünceyi ciddi biçimde yanlış bulabilir ve bunu açıkça söyleyebilir. Fakat fikri yanlış bulmak ile insanı küçük görmek arasında önemli fark vardır.

Hicr Suresi 11. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Alayı delil sanma. Bir insanla dalga geçilmesini onun haklılığının veya haksızlığının kanıtı sayma. Eleştiri ile hakareti, mizah ile itibarsızlaştırmayı birbirinden ayır. Sana yapılan küçümsemeyi başkasını küçümsemek için mazeret yapma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Hakikat kahkahayla ortadan kalkmaz; bir düşünceyi değerlendirmenin yolu sahibini küçük düşürmek değil, söylediği şeyin deliline ve gerçekliğine dürüstçe bakmaktır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 12. ayette, insanların sürekli reddedişinin iç dünyalarında nasıl yerleştiğine dair dikkat çekici bir ifade gelecektir: “İşte onu mücrimlerin kalplerine böyle geçiririz.” Bu ayeti ele alırken özellikle “neslukuhu” kelimesinin anlamı, ayetin Allah’ın masum insanları zorla inkârcı yaptığı şeklinde yorumlanmaması, ısrarlı inkârın insanın düşünce ve kalp dünyasında yerleşmesi, hidayet ve dalalet ile insan sorumluluğunun birlikte değerlendirilmesi, ‘kalp’ kavramının yalnız biyolojik organ anlamına indirgenmemesi ve ruhsal hastalıkların manevî suçla karıştırılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 11. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir fikri gerçekten değerlendiriyor muyuz, yoksa önce ona gülecek bir şey mi arıyoruz? Hoşumuza gitmeyen görüşü sahibinin aksanı, görünüşü veya kişiliği üzerinden mi küçümsüyoruz? Kalabalık bir insana güldüğünde biz de düşünmeden kahkahaya mı katılıyoruz? Kendimizle alay edildiğinde karşı tarafı aynı şekilde aşağılamayı hak mı görüyoruz? Bir eleştiriye “Bunlar zaten düşman” diyerek cevap vermekten kaçıyor muyuz? Ve en önemlisi, hakikati topluluğun alkışından veya alayından bağımsız biçimde değerlendirebilecek kadar düşünsel olarak özgür müyüz?

“Hicr 11, ‘Onlara hiçbir elçi gelmedi ki onunla alay ediyor olmasınlar’ buyurarak hakikate karşı kullanılan eski bir yöntemi gösterir: mesajı cevaplamak yerine mesajcıyı küçümsemek. Ancak bir insanla alay edilmesi onun otomatik olarak haklı olduğunu göstermediği gibi, eleştiri de otomatik olarak hakaret değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Kahkaha delil değildir; hakikati bulmak istiyorsak insanları küçük düşürmek yerine söyledikleri sözün deliline, anlamına ve gerçeklikle ilişkisine bakmalıyız.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt